3. ÂLİ İMRÂN:

‘Rahmetinden kovulan’, taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’.

 

 

3:1          Elif, Lâm, Mîm…

 

3:2          Allâh ki, O’ndan başka İlâh yoktur. O, ebedî ve ezeli diridir, var olan her şeyin kaynağı ve dayanağıdır.

 

3:3          Sana, onların ellerindeki sebebi ‘hakikat bilgisini’ onayan kitabı ‘Kur’ân’ı’ hak ile ‘amaç için’ indirdi. Ve indirdi Tevrât ve İncîl’i.

 

3:4          Daha önceden insanlar için, yönlendirilme ‘olarak indirdiği gibi’ ve indirdi gerçeği, asılsızdan ayıranı. Mutlaka onlar, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ inkâr ettiler. Onlar içindir şiddetli azap. Ve Allâh daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, intikam alandır.

 

3:5          Şüphesiz Allâh… ‘Hiç’ Bir şey gizli değildir O’na, yerde ve gökte.

 

3:6          O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki, sizi şekillendirendir rahimlerde dilediği gibi. O’ndan başka İlâh yoktur. O, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

3:7          O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki, sana kitabı ‘Kur’ân’ı’ indirendir. Onun ‘bir kısmı’ hüküm içeren, manası açık âyetlerdir, onlar kitabın ‘hakikat bilgisinin’ esasıdır ve diğerleri, yoruma açık olanlardır. Fakat kalplerinde eğrilik olanlar ‘anlamak istemedikleri sebebiyle, bu yüzden yorum gerektirenlere uyarlar. Ondan fitne ‘kargaşa’ çıkarmak, ‘tümünü geçersizleştirmek’ için ve onun yorumunu yapmak isterler. Ve onun yorumunu Allâh’tan başka kimse bilemez ve ilimde derinleşmiş olanlar ise derler ki: „Biz O’na inandık, hepsi Rabbimizin katındandır.“. Ve aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinden başkası hatıra getiremez.

 

3:8          ‘Onlar, derler ki’: „Rabbimiz! Yönlendirilmemizden sonra, kalplerimizi şaşırtma, katından bize şefkat et, ‘imkânlar’ lütfet, bizi bağışla. Şüphesiz sen, karşılıksız, her daim bahşedensin.“.

 

3:9          „Rabbimiz! Şüphesiz Sen, insanları, hakkında şüphe olmayan günde toplayacak olan, varlıkları bir araya getiren, birleştirensin.“. Şüphesiz Allâh, verdiği söze karşı olmaz.

 

3:10       Muhakkak, o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlardır’. Asla fayda sağlamaz, onların malları ve evlatları, Allâh’tan ‘gelen’ bir şeye. Ve işte onlar… Onlar ateşin yakıtıdırlar.

 

3:11       ‘Bedirde savaşan Kureyşlilerin hâli’, Firavun ailesi ‘hanedanı’ gibidir. Ve o kimseler ki, onlardan önce yalanladılar âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’. Bunun üzerine Allâh, onları suçları ‘sebebiyle’ aldı ‘kıstırdı’. Ve Allâh’ın cezası şiddetlidir.

 

3:12       ‘Hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlara’ de ki: „Yakında mağlup olacaksınız ve cehennemde toplanacaksınız. Ve ne kötü döşektir ‘o’.“.

 

3:13       ‘Bedir savaşında’ çarpışan iki topluluk, sizin için âyet ‘alâmet’ olmuştur. Bir topluluk Allâh yolunda savaşıyor ve diğeri inkârcılar ise, onları gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Ve Allâh dilediği kimseyi, Kendi yardımıyla destekler. Muhakkak, bunda görenler ‘idrak edenler’ için elbette ibret vardır.

 

3:14       İnsanlara süslendi ‘cazip gösterildi’, kadınlara ve oğullara ve yığınla biriktirilmiş altın ve gümüşe ve saf kan atlara ve ‘sağmal’ hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan tutkuları. Bunlar, dünya hayatının yararlanma imkânlarıdır. Ve Allâh… O’nun katındadır dönülecek barınağın en güzeli.

 

3:15       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? ‘Günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar için, Rableri katında, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kalıcılardır onun içinde ve temiz eşler ve Allâh’ın rızası vardır.“. Ve Allâh, kullarını her hâliyle görendir.

 

3:16       O kimseler ki ‘cennetlikler’, derler ki: „Rabbimiz! Muhakkak, samimiyetle inananlardan olduk, artık suçlarımızı bağışla ve bizi ‘âhirette’ ateş azabından koru.“.

 

3:17       ‘Onlar’ sabredenler ve sözünde samimiler ve Allâhü Teâlâ’ya’ itaat ve ibadet edenler ve hayırseverlik edenler ve seherlerde ‘şafaktan önce’ bağışlanma isteyenlerdir.

 

3:18       Allâh, şahitlik etti. O’ndan başka İlâh olmadığını. Ve melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri de ‘şahit oldular ki’, O’ndan ‘Allâhü Teâlâ’dan’ başka İlâh yoktur. ‘O’, Daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

3:19       Mutlaka Allâh nazarında dîn ‘İlâhi esaslar’ İslâm’dır ‘Allâhü Teâlâ’ya teslimdir’. Ve anlaşmazlığa düşenler, o kimseler ki, aralarındaki çekememezlikten, onlara ilimle gelen şeyin ardından kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ başkası değildir. Ve kim, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örterse, o hâlde mutlaka Allâh’ın hesabı noksansız, çabuktur.

 

3:20       ‘Yâ Muhammed!’, Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o hâlde onlara de ki: „Ben ve bana bağlı olanlar yüzümüzü ‘canımızı’ Allâh’a teslim ettik.“. O kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenlere ve dîn ‘İlâhi esaslar’ adına bir şey bilmeyenlere ‘sor’: „Siz de yüzünüzü ‘canınızı’ teslim ettiniz mi?“. Eğer teslim ettilerse, o hâlde yönlenmişlerdir. Ve eğer dönüp giderlerse, artık sana düşen sadece bildirmektir. Ve Allâh, kullarını her hâliyle görendir.

 

3:21       Mutlaka, o kimseler ki, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtüyorlar ve peygamberleri haksız yere öldürüyorlar. Ve onlar insanlardan adaletle emredenleri öldürüyorlar. Öyleyse müjdele onları elem azap ile.

 

3:22       İşte onlar… O kimseler ki, gayretleri dünyada ve âhirette boşa gitmiştir. Ve onlar için yoktur, ‘azaba karşı’ yardımcıları.

 

3:23       Görmedin mi? O kimseleri ki, kitaptan ‘hakikat bilgisinden’ nasip verildi ‘Yahudiler’. Aralarında hüküm vermek için Allâh’ın kitabına ‘hakikat bilgisine’ davet ediliyorlar, sonra aralarından bir kısmı dönüp gidiyorlar ve onlar ‘ibret almayıp’ kaçınanlardır.

 

3:24       İşte bu, onların ‘Yahudilerin’: „Ateş bize sayılı günler haricinde asla dokunmayacak!“ diyor olmalarındandır. Ve onların dînleri ‘İlâhi esaslar’ hakkında iftira etmiş oldukları şeyler, kendilerini aldattı.

 

3:25       O hâlde hâlleri nasıl olacak? Hakkında şüphe olmayan günde onları topladığımızda… Ve her benliğe, kazandığı şey ‘sevapların, günahların’ karşılığı verilir ve onlar haksızlık edilmezler.

 

3:26       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Tüm saltanatın, hükümranlığın tek sahibi ve dilediğine veren Allâh’ım; saltanatı, hükümdarlığı dilediğin kimseye verirsin ve dilediğin kimseden de saltanatı, hükümdarlığı çekip alırsın. Ve dilediğin kimseyi yüceltirsin ve dilediğin kimseyi alçaltırsın. Hayır, ‘imkân, fayda’, Senin elindedir. Şüphesiz Sen, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirensin.“.

 

3:27       „Geceyi sokarsın gündüzün içine ve gündüzü sokarsın gecenin içine. Ve diriyi çıkarırsın ölüden ve ölüyü çıkarırsın diriden. Ve rızıklandırırsın dilediğin kimseyi hesapsızca.“.

 

3:28       Samimiyetle inananlar, inançlılardan başka, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışları’ dostlar edinmesinler. Ve bunu kim yaparsa, o hâlde Allâh’tan bir şeyin ‘şefkat ve lütfun’ içinde değildir. Onlardan korunmanız için sakınmanız ‘dost olmanız’ başka. Ve Allâh, sizi Zat’ından ‘buyruklarına karşı gelmekten’ sakındırır. Ve Allâh’adır varış.

 

3:29       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: Göğüslerinizde ‘gönüllerinizde’ olanı, gizleseniz veya onu açıklasanız da Allâh onu bilir. Ve göklerdeki şeyleri ve yerdeki şeyleri bilir. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

3:30       O gün her can, hayırdan ne yaptıysa onu hazır olarak bulur. Ve fenalıktan ne yaptıysa, ister ki, keşke onunla ‘günahlarıyla’ kendisi arasında uzak bir mesafe olsa. Ve Allâh, sizi Zat’ından ‘buyruklarına karşı gelmekten’ sakındırır. Ve Allâh, kullarına insaf eden, acıyandır.

 

3:31       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Eğer Allâh’ı seviyorsanız, o hâlde bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın.“. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

3:32       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Allâh’a itaat edin ve elçiye de ‘4:80’.“. Bundan sonra eğer dönüp giderlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışları’ sevmez.

 

3:33       Şüphesiz Allâh, Âdem’i ve Nûh’u ve İbrâhîm’in ailesini ve İmran ailesini, dünya üzerinde seçti ‘yüceltti’.

 

3:34       Ardından ‘birbirlerinden’ gelme bir nesil olarak. Ve Allâh işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

3:35       İmran’ın eşi ‘Hanne’ demişti ki: „Rabbim! Ben, karnımda olanı, hür olarak Senin için adadım. Artık ‘onu’ benden kabul et. Şüphesiz Sen, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edensin, en iyi bilensin.“.

 

3:36       Nihayet onu doğurunca dedi ki: „Rabbim! Gerçekten ben onu kız olarak doğurdum.“. Ve Allâh, onun ne doğurduğunu daha iyi biliyordu. Ve ‘imrendiği’ erkek, ‘lâyık gördüğümüz’ kız gibi değildir. ‘Hanne’ : „Ve bu yüzden ben ona, Meryem adını verdim ve mutlaka ben, onu ve onun neslini, taşlanmış şeytandan Sana sığındırırım.“.

 

3:37       Bunun üzerine Rabbi, onu iyilikle kabulle kabul etti ve ‘çift cinsiyetli’ iyi bir bitki olarak yetiştirdi. Ve Zekeriyyâ’nın himayesine verdi. Zekeriyyâ, onun yanına ibadet ettiği yere her defasında girdiğinde onun yanında bir rızık bulurdu, „Yâ Meryem! Bu sana nasıl, nereden ‘geldi?’ „ deyince de o: „O, Allâh katından.“ diyordu. Şüphesiz Allâh, dilediği ‘isteyen’ kimseyi hesapsız rızıklandırır.

 

3:38       Zekeriyyâ, işte orada Rabbine davet etti ‘dua etti’ dedi ki: „ Rabbim! Bana Senin katından temiz bir nesil bağışla, şüphesiz Sen, her duayı işitensin.“.

 

3:39       Bunun üzerine melekler, ona seslendi ve o ‘Zekeriyyâ a.s.’ ibadet edilen yerde kıyamda ‘Allâhü Teâlâ’nın huzurunda’ ibadetteyken: „Allâh, seni Yahyâ ile ‘Yahyâ a.s.’ın doğumuyla’ müjdeliyor. ‘O’, Allâh’tan bir kelimeyi ‘hakikat bilgisini’ doğrulayan, efendi ve iffetli ve iyi ahlâk sahibi bir peygamberdir.“.

 

3:40       ‘Zekeriyyâ a.s.’ Dedi ki: „Rabbim! Benim oğlum nasıl olur ve ihtiyarlık ulaşmışken ve kadınım da kısırdır.“. ‘Melek’ Dedi ki: „İşte böyle, Allâh dilediğini yapar.“. ‘Diye, Allâh’ın bu söylediklerini iletti’.

 

3:41       ‘Zekeriyyâ a.s.’ Dedi ki: „Rabbim! Bana ‘gerçekleşeceğine dair’ bir âyet ‘alâmet’ ver.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Senin âyetin ‘alâmetin’ üç gün insanlarla işaretleşme haricinde konuşmamandır. Ve Rabbini çok hatırla ve akşam ve sabah her türlü noksanlıktan uzak say.“.

 

3:42       Ve melekler demişlerdi ki: „Yâ Meryem! Şüphesiz Allâh seni seçti ve tertemiz ‘iffetli’ kıldı ve seni dünyada kadınlar üzerine seçkin kıldı ‘yüceltti’.“.

 

3:43       Yâ Meryem! Rabbine itaat ve ibadet et ve secde et ve rükû edenlerle ‘Allâhü Teâlâ’nın huzurunda eğilenlerle’ beraber rükû et.

 

3:44       ‘Yâ Muhammed!’, İşte bu, bilgin dışındaki haberlerdir ki, onu sana vahyediyoruz. Ve sen onların yanlarında değildin, ‘kura çekip’ kalemlerini attıkları zaman, onların hangisi Meryem’e himayeci olacak ‘diye’. Ve onlar tartıştıkları zaman da sen onların yanlarında değildin.

 

3:45       Melekler demişlerdi ki: „Yâ Meryem! Şüphesiz Allâh, Kendinden bir kelimeyle ‘Ol! Kelimesiyle yaratılacak evlat ile’ seni müjdeliyor. Onun adı Mesih, Meryem oğlu Îsâ’dır. Dünyada ve âhirette şereflidir ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ yakınlaştırılmış olanlardandır.“.

 

3:46       Ve beşikteyken ve yetişkin olunca da insanlarla konuşacak. Ve o yararlı, iyi ahlâk sahibi olanlardandır.

 

3:47       ‘Meryem a.s.’ Dedi ki: „ Rabbim! Benim evladım nasıl olur? Ve bana bir insan dokunmadı.“. ‘Cebrâîl a.s.’ Dedi ki: „İşte böyle, Allâh dilediği şeyi yaratandır. Bir buyruğun ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şeyin’ olmasına hükmettiğinde ona sadece „Ol!“ der. ‘O’, hemen olur.“. ‘Diye, Allâh’ın bu söylediklerini iletti’.

 

3:48       „Ve ‘Allâhü Teâlâ’ ona kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümlerini ve Tevrât’ı ve İncîl’i öğretecek.“.

 

3:49       „Ve onu ‘Îsâ a.s.’ı’, İsrail oğullarına elçi olarak gönderecek.“. ‘Îsâ a.s. dedi ki’: „Muhakkak ben, size Rabbinizden âyet ‘alâmet’ getirdim. Ben gerçekten size çamurdan kuş heykeli yaparım, sonra içine üflerim, o hemen Allâh’ın izniyle kuş olur. Doğuştan kör olanı ve alaca ‘tenliyi’ iyileştiririm ve Allâh’ın izniyle ölüyü diriltirim. Ve yediğiniz şeyleri ve evlerinizde biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm.“. Mutlaka bunda, sizin için elbette âyetler ‘alâmetler’ vardır, eğer samimiyetle inanmışlarsanız.

 

3:50       „Ve Tevrât’tan ellerindeki şeyi onayan ve size haram kılınmış ‘yasaklanmış’ olan bazı şeyleri helâl kılmak ‘izin vermek’ için, Rabbinizden size âyet ‘alâmet’ getirdim. Artık Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve bana itaat edin“. ‘4:80’

 

3:51       „Şüphesiz Allâh, benim de Rabbim ve sizin de Rabbinizdir. Öyleyse ‘yalnızca’ O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin. ‘Allâhü Teâlâ’nın, razı olduğu’ yol doğrultusu budur.“.

 

3:52       Ne var ki Îsâ, onlardan nankörlük hissedince dedi ki: „Allâh’a ‘giden yolda’ benim yardımcılarım kimlerdir?“. Havariler ‘Îsâ’nın İlâhi esasları yaymakla görevli yardımcıları’ dediler ki: „Biz Allâh’ın yardımcılarıyız, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ samimiyetle inandık ve bizim Müslüman ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim’ olduğumuza şahit ol.“.

 

3:53       „Rabbimiz! Senin indirdiğin şeye ‘hakikat bilgisine’ inandık ve elçiye uyduk, artık bizi şahitlerle ‘Allâhü Teâlâ’ya ve peygamberlerine tanıklık edenlerle’ beraber yaz.“.

 

3:54       Ve onlar ‘inkârcı Yahudiler’ kurnazca düzen kurdular. Allâh’ta kurnazca düzen kurdu. ‘Yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturdu. 35:43, 52:42’ Ve Allâh, kurnazca düzen kuranların en hayırlısıdır.

 

3:55       Allâh demişti ki: „Yâ Îsâ! Mutlaka seni ‘vaden dolunca’ vefat ettirecek ve seni Kendime ‘katıma’ yükseltecek ve ‘hakikati’ örtenlerden temizleyecek ‘arındıracak’ olan Benim. Sana uyanları kıyâmet gününe kadar, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlardan’ üstün kılacak olan Benim. Sonra ‘dönüş’ mevkiiniz Bana’dır. Artık aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri hüküm vereceğim.“.

 

3:56       Ancak, o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlardır’. Öyleyse onlara dünyada ve âhirette şiddetle azap edeceğim. Ve onlar için yoktur, ‘azaba karşı’ yardımcıları.

 

3:57       Ve o kimselere ise, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar ki. Öyleyse onların mükâfatları onlara fazlasıyla verilir. Ve Allâh, zalimleri sevmez.

 

3:58       Bu sana aktardıklarımız âyetlerden ve adaletle hükmeden hakikat bilgisindendir.

 

3:59       Şüphesiz, Allâh katında Îsâ’nın misali, Âdem’in misali ‘babasız yaratılışı’ gibidir. O’nu topraktan yaratandır. Sonra ona „Ol!“ dedi, ‘o’da hemen oldu’.

 

3:60       ‘Yâ Muhammed!’, Rabbinden gerçek ‘hakikat bilgisi geldi’. O hâlde sakın şüphe edenlerden olma. ‘6:114, 10:94’

 

3:61       ‘Yâ Muhammed!’, Artık kim, sana gelen şey ‘hakikat’ bilgisinin ardından onda, ‘Îsâ’ a.s.’ın’ hakkında seninle tartışırsa, öyleyse de ki: „Gelin çağıralım, oğullarımızı ve oğullarınızı ve kadınlarımızı ve kadınlarınızı ve canlarınızla ve canlarımızla ‘canla başla toplanalım’. Sonra ‘aramızdakilere’ nefret ‘isteyerek’ öyle ki, Allâh’ın lânetini yalancıların üzerine atalım ‘okuyalım’.“.

 

3:62       Muhakkak, bu ‘Îsâ a.s. hakkında anlatılan’, elbette o olayın gerçek haberidir Ve Allâh’tan başka İlâh yoktur. Ve şüphesiz Allâh, gerçekten O, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

3:63       Buna rağmen eğer dönüp giderlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, bozgun çıkaranları en iyi bilendir.

 

3:64       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Sizlerle bizim aramızda aynı olan kelimeye ‘hakikat bilgisine’ gelin. Allâh’tan başkasına kulluk etmeyelim. Ve O’na ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir şeyi benzer, başka şeyleri ilâhlar yakıştırmayalım ve birbirimizden birilerimizi, Allâh’ın yanı sıra rabler edinmeyelim ‘Îsâ a.s. misali’.“. Buna rağmen eğer dönüp giderlerse, o hâlde deyin ki: „Şahit olun, bizim Müslüman ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim’ olduğumuza.“.

 

3:65       Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. İbrâhîm hakkında neden tartışıyorsunuz. Ve Tevrât ve İncîl de illâki ondan ‘önce’ indirilmedi ki, ardından ‘indirildi’. Hâlâ akıl etmez misiniz?

 

3:66       İşte siz bunlarsınız. Kendisine dair bilginiz olan bir şey hakkında tartıştınız. Artık bilginiz olmayan bir şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Ve Allâh bilir ve siz bilmezsiniz.

 

3:67       İbrâhîm, Yahudi ve Hristiyan olmadı. Ve lâkin Hanif ‘tek bir İlâh’a inanan’, bir Müslümandı ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olandı’. Ve o, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıranlardan olmadı.

 

3:68       Muhakkak, İbrâhîm’e insanların en yakın olanı, elbette ona uyanlar ve bu peygamber ‘Muhammed s.a.s.’ ve samimiyetle inananlardır. Ve Allâh, samimiyetle inanmışların samimi dostu, işlerini yoluna koyan, lütfedendir.

 

3:69       Diğer kitapların varislerinden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ bir grup sizi şaşırtmayı arzuladılar. Ve ‘onlar’, kendilerinden başkasını şaşırtamazlar. Ve onlar ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

3:70       Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Ve şahit olduğunuz hâlde neden Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtüyorsunuz?

 

3:71       Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Neden gerçeği, asılsız ile karıştırıyorsunuz ve bildiğiniz hâlde gerçeği gizliyorsunuz?

 

3:72       Diğer kitapların varislerinden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ bir grup ‘diğerlerine’ dediler ki: „Samimiyetle inanmışlara indirilene ‘Kur’ân’a’, gündüz inanın ve ‘günün’ sonunda inkâr edin. Umulur ki, böylelikle onlar ‘inançlarından’ cayarlar.“.

 

3:73       Ve ‘Yahudiler ve Hristiyanlar dediler ki’: „Sizin dîninize ‘dîni algılarınıza’ uyan kimselerden başkasına inanmayın.“. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Şüphesiz, ‘Allâh’ın, razı olduğu yol doğrultusunda’ yönlendirmesi o, ‘tek gerçek’ Allâh’ın yönlendirmesidir. Size verilen şeyin benzeri, ‘başka’ birine de veriliyor veya ‘kıyâmet günü’ Rabbinizin huzurunda, ‘aleyhinize delil getirecekler, diye mi böyle söylüyorsunuz?’.“. ‘Onlara’ De ki: „Şüphesiz lütuf Allâh’ın elindedir, onu dilediği kimseye verir.“. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

3:74       ‘Allâhü Teâlâ’, şefkati, lütfu, bağışlamayı dilediği ‘isteyen’ kimseye nasip eder. ‘6:124’ Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

3:75       Ve diğer kitapların varislerinden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ öyle kimseler var ki, ona yığınla ‘servet’ emanet etsen onu sana iade eder. Ve yine aralarından öyle kimseler var ki, eğer ona bir dinar emanet etsen, illâki başında dikilmedikçe onu sana iade etmez. Bu onların: „Dîn ‘İlâhi esaslar’ adına bir şey bilmeyenler ‘dînimizden olmayanlar’ hakkında bizim üzerimize bir yol ‘vebal’ yoktur.“. diyor olmalarındandır. Ve onlar, Allâh üzerine bilerek yalan söylüyorlar. ‘2:168-169, 7:33’

 

3:76       Aksine kim, taahhüdünü yerine getirir ve ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsa, o hâlde şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanları sever.

 

3:77       Muhakkak, o kimseler ki, Allâh’a taahhütlerini ve yeminlerini az bir bedele satarlar. İşte onlar… Onlar için âhirette bir nasip yoktur. Ve Allâh onlarla konuşmayacak ve kıyâmet günü onlara bakmayacak. Ve onları ‘günahlardan’ arındırmayacak ve onlar içindir elem azap.

 

3:78       Ve muhakkak onlardan ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’, elbette bir kısmı, onu ‘okuduklarını’ kitaptan ‘hakikat bilgisi’ zannetmeniz için kitabı okurken dillerini eğip bükerler ve o şey kitaptan ‘hakikat bilgisi’ değildir. Ve derler ki: „O, Allâh katındandır.“. O şey, Allâh katından değildir. Ve onlar Allâh üzerine bilerek yalan söylüyorlar. ‘2:168-169, 7:33’

 

3:79       Bir insan için, Allâh’ın kendisine kitap ‘hakikat bilgisi’ ve idrak etme yeteneği ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara: „Allâh’ın yanı sıra bana kulluk edin.“ demesi olamaz. Ve lâkin der ki: „Öğrenip öğrettiğiniz kitaptan şeyler ‘hakikat bilgisi’ ve ‘bu’ şeyler sebebiyle, Rabbanî ‘kendini Rabbine adamış, hizmetle, ibadetle kulluk eden’ olun.“.

 

3:80       Ve size melekleri ve peygamberleri rabler ‘ilâhlar’ edinmenizi emretmez. Siz, Müslüman ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim’ olduktan sonra size ‘hakikati’ inkârı emreder mi?

 

3:81       Ve Allâh, peygamberlerden kesin söz aldığında demişti ki: „Size kitap ‘hakikat bilgisini’ ve hükümlerini verdim. Sonra size, beraberinizdeki sebebi ‘hakikat bilgisini’ onayan bir elçi geldiğinde ona elbette inanacak ve ona elbette yardım edeceksiniz. Kabul ettiniz mi? Ve bu ağır ‘görevi’ üzerinize aldınız mı?“. Dediler ki: „Kabul ettik.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Öyleyse şahit olun ve Ben sizlerle beraber şahitlerdenim.“.

 

3:82       Artık bundan sonra, kim dönüp giderse, o hâlde işte onlar… Onlar yoldan çıkmış olanlardır.

 

3:83       Onlar, hâlâ Allâh’ın dîninden ‘İlâhi esaslarından’ başkasını mı arıyorlar? Oysaki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi isteyerek ve istemeyerek O’na teslim oldular ve O’na döndürülecekler.

 

3:84       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Biz Allâh’a ve bize indirilen şeye ‘Kur’ân’a’, İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunlarına indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya verilen şeye ‘Tevrât ve İncîl’e’ ve ‘diğer’ peygamberlere, Rableri tarafından verilen şeylere ‘sahife, kitap ve vahiylere’ samimiyetle inandık. Onların aralarından ‘hiç’ birini ‘diğerlerinden’ ayırmayız. Ve biz, O’na ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olan’ Müslümanlarız.“.

 

3:85       Ve kim İslâm’dan ‘Allâhü Teâlâ’ya teslimden’ başka bir dîn ‘İlâhi esaslar’ ararsa, ondan asla kabul edilmez ve o, âhirette hüsrana uğrayanlardandır.

 

3:86       Allâh ‘nasıl’ yönlendirir ki, inanmışlıktan sonra, ‘hakikati’ örten toplumu. Ve onlar, elçinin gerçek olduğuna şahit oldular ve onlara açık deliller geldi. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez zalimler toplumunu.

 

3:87       İşte onların cezası Allâh’ın ve meleklerin ve tüm insanların lânetinin onların üzerlerine olmasıdır.

 

3:88       Kalıcılardır onlar, onun ‘cehennemin’ içinde. Hafifletilmez onlardan azap ve onlara bakılmaz da.

 

3:89       Ancak, o kimseler ki, bunun ardından tövbe ettiler ve durumlarını düzelttiler. O hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

3:90       Muhakkak, o kimseler ki, inandıktan sonra ‘hakikati’ örtüyorlar, sonra da nankörlüğü arttırdılar. Onların ‘son nefesteki’ tövbeleri asla kabul edilmez. Ve işte onlar, sapanlardır.

 

3:91       Muhakkak, o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlardır’ ve inkârcılar olarak öldüler. Artık asla onların hiçbirinden, yeryüzü dolusu altını olsa ve onu feda edecek olsa da kabul edilmez. İşte onlar… Onlar içindir ‘âhirette’ elem azap. Ve onlar için yoktur, ‘azaba karşı’ yardımcıları.

 

3:92       Asla ulaşamazsınız, samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşama sevdiğiniz şeylerden bağış yapmadıkça. Ve bir şeyden bağış yaptığınız şeyi, artık şüphesiz, Allâh onu en iyi bilendir.

 

3:93       Tevrât indirilmeden önce İsrail’in ‘Yâkub a.s.’ın bir adağı esas alarak’ benliğine haram kıldığı ‘yasakladığı’ şeyler haricinde yiyeceklerin hepsi İsrail oğulları için helâldi ‘izin verilendi’. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Öyleyse Tevrât’ı getirin de okuyun, madem sözünüzde samimisiniz.“.

 

3:94       Artık bunun ‘hakikat bilgisinin’ ardından kim, Allâh üzerine iftira ederse, o hâlde işte onlar… Onlar zalimlerdir. ‘2:168-169, 7:33’

 

3:95       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Allâh doğruyu söyledi. Öyleyse Hanif olarak ‘tek bir İlâh’a inanarak’ İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uyun.“. Ve o, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıranlardan olmadı.

 

3:96       Muhakkak, insanlar için yapılmış ilk Beyt ‘ev, Kâbe’ elbette o, ‘Mekke’nin eski adıyla’ Bekke’dedir. Ve yönlendirmeye ‘vesile olarak’ dünyada bereket kaynağıdır.

 

3:97       Orada açık deliller, İbrâhîm’in mevkii vardır. Ve kim oraya girerse, güvende olur. Ona yol bulmaya ‘Hacca gitmeye’ gücü yeten kimselere ve Allâh için Beyt’in ‘evin, Kâbe’nin’ hac edilmesi, insanların üzerinedir ‘zorunlu kılındı’. Ve kim nankörlük ederse, ancak mutlaka Allâh, var olan hiçbir şeye muhtaç olmayandır.

 

3:98       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Neden Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtüyorsunuz? Ve Allâh, yapmakta olduğunuz şeylere her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında ve şahittir.“. ‘50:16’

 

3:99       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Şahit olduğunuz hâlde Allâh yolunu eğri ve çelişkili göstererek neden inanmış kimseleri ondan ‘hakikat bilgisinden’ alıkoyuyorsunuz? Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerin ‘gayretlerinizin’ farkında olmayan değildir.“.

 

3:100     Ey samimiyetle inananlar! Eğer o kitap verilenlerden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ bir kısmına itaat ederseniz, sizi inandıktan sonra inkârcılığa döndürürler.

 

3:101     Ve size, Allâh’ın âyetleri ‘hakikat bilgisi’ okunurken ve aranızda O’nun elçisi varken nasıl nankörlük edersiniz. Ve kim, Allâh’a sımsıkı tutunursa, artık o, ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu’ yol doğrultusunda yönlendirilmiştir.

 

3:102     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve siz de sakın, Müslümanlar ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olanlar’ haricinde ‘bir inanç üzerinde’ ölmeyin.

 

3:103     Ve hepiniz, Allâh’ın ipine ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu yola’ sımsıkı tutunun ve ayrılığa düşmeyin. Ve Allâh’ın, üzerinizdeki lütfunu hatırlayın. Siz ‘birbirinize’ düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını kaynaştırdı, böylelikle O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ lütfuyla kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarındayken sizi ondan kurtardı. İşte böyle açıklıyor Allâh, size âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle yönlendirilirsiniz.

 

3:104     Ve aranızdan hayra davet eden bir millet olsun ve iyiliği emretsin ve kötülükten vazgeçirsin. Ve işte onlar… Onlar kurtuluşa erenlerdir.

 

3:105     Ve kendilerine açık deliller gelmesinin ardından, ayrılığa ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. Ve işte onlar… Onlar içindir ‘âhirette’ büyük azap.

 

3:106     O gün ‘bazı’ yüzler ağaracak ve ‘bazı’ yüzler kararacak. Artık yüzleri kararan kimselere: „İnandıktan sonra, siz mi ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlandınız’? ‘Âhirette denir ki:’ „O hâlde inkâr ettiğiniz şeyler sebebiyle azabı tadın.“.

 

3:107     Ve fakat o kimseler ki, yüzleri ağardı. Artık Allâh’ın şefkati, lütfu, bağışlaması içindedirler. Onlar, onun ‘cennetin’ içinde kalıcılardır.

 

3:108     Bunlar Allâh’ın âyetleridir ‘hakikat bilgisidir’, O’nu sana, gerçekleriyle aktarıyoruz. Ve Allâh, var olan hiçbir şeye haksızlık dilemez.

 

3:109     Ve Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler. Ve buyruklar ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şey’, Allâh’a döndürülür.

 

3:110     Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı millet oldunuz. İyiliği emredersiniz ve kötülükten vazgeçirirsiniz. Ve siz, Allâh’a samimiyetle inanıyorsunuz. Ve eğer diğer kitapların varisleri de ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’ samimiyetle inansalardı, elbette onlar için hayırlı olurdu. İçlerinden samimiyetle inananlar vardır ve onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

 

3:111     Onlar size eziyet haricinde asla zarar veremezler. Ve eğer sizlerle savaşırlarsa, size arkalarına dönüp kaçarlar. Sonra onlar, ‘azaba karşı’ yardım da olunmazlar.

 

3:112     Üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar aşağılanma ‘damgası’ vuruldu. Allâh’ın ipine ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu yola’ ve insanlardan bir ipe ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu yola yönlendirenlere’ tutunanlar başka. ‘Onlar’ Allâh’tan öfkeye uğradılar ve üzerlerine sefalet ‘damgası’ vuruldu. İşte bu, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmalarındandır. İşte bu, isyan edip ve haddi aşmış olmaları sebebiyledir.

 

3:113     ‘Onların hepsi’ aynı değildir. Diğer kitapların varislerinden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’, gece saatlerinde kıyamda ‘Allâhü Teâlâ’nın huzurunda duran’, Allâh’ın âyetlerini okuyan ve secde eden bir millet vardır.

 

3:114     Onlar, Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inanırlar, iyiliği emreder ve kötülükten vazgeçirirler ve hayırlara koşarlar. Ve işte onlar, iyi ahlâk sahibidirler.

 

3:115     Ve hayır olarak bir şey yaparlarsa, o hâlde o ‘hayır’, asla örtülmez ‘mutlaka mükâfatı verilir’. Ve Allâh, ‘günahlardan’ korunan, ‘azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.

 

3:116     Muhakkak, o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlardır’. Asla fayda sağlamaz, onların malları ve evlatları, Allâh’tan ‘gelen’ bir şeye. İşte onlar, ateş ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

3:117     Onların ‘hakikati örtmeye şartlanmışların’, bu dünya hayatında hayırseverlik ettikleri şeylerin misali, ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine haksızlık eden bir toplumun, kavurucu, dondurucu soğuk bir rüzgârın isabet ettiği, yok edilen ekinlerinin misaline benzer. Ve Allâh, onlara haksızlık etmedi. Ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine haksızlık ediyorlar.

 

3:118     Ey samimiyetle inananlar! Sizlerden başkalarını ‘inancınıza uymayanları’ sırdaş edinmeyin. Onlar sizi bozguna düşürmekten geri kalmazlar ve sizi sıkıntıya düşürecek şeyler isterler. Kin ve öfkeleri ağızlarından ‘sözlerinden’ belli olmuştur. Göğüslerinde ‘gönüllerinde’ gizledikleri şey ‘kinleri’ daha da büyüktür. Size âyetleri ‘hakikat bilgisini’ açıklamıştık, eğer akıl ederseniz.

 

3:119     İşte siz böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler. Ve siz kitabın ‘hakikat bilgisinin’ tamamına samimiyetle inanırsınız. Ve sizlerle karşılaşınca dediler ki: „Biz samimiyetle inandık.“. Ve yalnız kaldıklarında, size öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Öfkenizden ölün.“. Şüphesiz Allâh, göğüslerde ‘gönüllerde’ olanı en iyi bilendir.

 

3:120     Eğer size bir iyilik dokunursa onları hüzünlendirir. Ve eğer size bir fenalık isabet ederse, onunla keyiflenirler. Ve eğer siz sabrederseniz ve ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir şeyle zarar veremez. Şüphesiz Allâh, yaptıkları şeyi kuşatandır.

 

3:121     Ve bir sabah erkenden ailenden ayrılmıştın, inanmışları savaş için ‘Uhud’da’ elverişli yerlere yerleştiriyordun. Ve Allâh işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

3:122     Sizden iki grup korkaklık göstererek bozulmaya yeltenmişti. Ve ‘oysaki’ Allâh, o ikisinin de samimi dostu, işlerini yoluna koyan, lütfeden ‘idi’. Ve artık samimiyetle inanmışlar, Allâh’a itimat etsinler.

 

3:123     Ve ant olsun ki; Bedir’de ‘savaşta’ ve siz ezik hâldeyken, Allâh size yardım etti. Artık Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

3:124     O zaman inanmışlara diyordun ki: „Rabbinizin, indirilen meleklerden üç bini ile size imdada ‘yetişmesi’ size kâfi gelmiyor mu?“.

 

3:125     Aksine, eğer siz sabrederseniz ve ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsanız ve onlar size aniden gelirlerse ‘saldırırlarsa’, Rabbiniz belirlenmiş meleklerden beş bini ile size imdada ‘yetişir’.

 

3:126     Ve Allâh, onu, müjde olması ve kalplerinizin bununla yatışmasından başka ‘bir şey’ için yapmadı. Ve yardım olmaz ki, illâki daima üstün gelen, eşi benzeri olmayan, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmeden Allâh katından ‘olmasın’.

 

3:127     ‘Allâh bu yardımı yaptı ki’, inkârcılardan bir tarafı bölüp ayırsın veya onları perişan etsin, bu yüzden bozguna uğrayarak geri dönsünler.

 

3:128     Senin için bir emir ‘hüküm hususunda sorumluluğun’ yoktur. ‘Allâhü Teâlâ’, ya onların tövbesini kabul eder veya onlara azap eder. Ne var ki, gerçekten onlar zalimlerdir.

 

3:129     Ve Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler. Dilediği ‘isteyen’ kimseyi bağışlar ve dilediği ‘istemeyen’ kimseye de azap eder. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

3:130     Ey samimiyetle inananlar! Faizi, kat kat artırarak yemeyin. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.

 

3:131     Ve ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ki o ateş, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlar’ için hazırlandı.

 

3:132     Ve Allâh’a itaat edin ve elçiye de ‘4:80’. Umulur ki, böylelikle şefkat ‘edilen, imkânlar’ lütfedilen, bağışlananlar olunursunuz.

 

3:133     Ve yarışarak koşun, Rabbinizden bağışlanmaya ve ebadı gökler ve yeryüzü kadar olan cennete. ‘O, günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmıştır.

 

3:134     O kimseler ki, bollukta ve darlıkta hayırseverlik ederler ve onlar öfkelerini yutanlardır ‘tutanlardır’ ve insanları affedenlerdir. Ve Allâh, iyi davranıp, iyilik edenleri sever.

 

3:135     Ve o kimseler ki, yüz kızartıcı işler yaptıkları veya ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine haksızlık ettiklerinde Allâh’ı hatırlarlar, hemen suçları için bağışlanma isterler. Ve kim, Allâh’tan başka günahları örter, bağışlar ki. Ve onlar, yaptıkları şeyler üzerinde ‘hatalarında’ bilerek ısrar etmezler.

 

3:136     İşte onların hak ettikleri Rablerinden bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Kalıcılardır onun içinde. Ve mükâfatları ne güzel, ‘Allâhü Teâlâ’nın yolunda’ gayretler gösterenlerin.

 

3:137     Sizlerden önce uygulanan sünnetler ‘İlâhî hükümler’ gelip geçti. O hâlde yeryüzünde dolaşın, artık bakın, akıbeti nasıl oldu yalanlayanların.

 

3:138     Bu ‘hakikat bilgisi’, insanlar için bir açıklama ve yönlendirilme ve bir nasihattir ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar için.

 

3:139     Ve yılmayın ve üzülmeyin. Üstün olan sizsiniz, eğer samimiyetle inanmışlarsanız.

 

3:140     Eğer size bir ıstırap dokunursa, o hâlde o topluma da onun benzeri bir ıstırap dokunmuştur. Ve bunları ‘sevinçli ve kederli’ günleri, Biz, insanlar arasında döndürüp dolaştırırız. Allâh’ın, samimiyetle inanmışları bilmesi ve aranızdan şahitler edinmesi ‘hayatları pahasına Allâh’a tanıklık edenlerin belirlenmesi’ içindir. Ve Allâh, zalimleri sevmez.

 

3:141     Ve ‘bu’, Allâh’ın samimiyetle inanmışları ‘günahlardan’ arındırması ve inkârcıları yavaş yavaş mahvetmesi içindir.

 

3:142     Yoksa siz, Allâh, aranızdan cihat edenleri ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verenleri’ ve sabredenleri belli etmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?

 

3:143     Ve ant olsun ki; siz, ölümü onunla karşılaşmadan önce arzuluyordunuz. İşte şimdi onu gördünüz ve siz ‘şehit olmaya’ bakınırken.

 

3:144     Ve Muhammed elçiden başkası değildir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o öldüyse veya öldürülse, topuklarınız üzerinde ‘İlâhi esaslardan’ geriye mi döneceksiniz? Ve kim, topukları üzerinde ‘İlâhi esaslardan’ geri dönerse, böylelikle Allâh’a asla bir şeyle zarar veremez. Ve Allâh, şükredenlere yakında ‘âhirette’ hak ettiklerini verecektir.

 

3:145     Ve olamaz bir canın ölmesi, Allâh’ın izni başka. O, süresi belirlenmiş yazıdır ‘kaderdir’. Ve kim, dünya sevabı ‘kazancı’ isterse, kendisine ondan veririz ve kim, âhiret sevabı ‘kazancı’ isterse, kendisine ondan veririz. Ve yakında ‘âhirette’ şükredenlere hak ettiklerini vereceğiz. ‘11:15-16’

 

3:146     Ve nice peygamberler var ki, onlarla beraber birçok kendisini Rabbe adayanlar da savaştı. Allâh yolunda kendilerine isabet eden şeyler ‘zorluklar’ sebebiyle yılmadılar ve zayıflık göstermediler ve boyun eğmediler. Ve Allâh, sabredenleri sever.

 

3:147     Ve olmadı onların sözleri: „Rabbimiz! Bizim suçlarımızı ve işimizdeki israfımızı ‘aşırılığımızı’ bağışla ve ayaklarımızı ‘yolunda’ sağlam tut ve ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlar’ toplumu üzerine bize yardım et.“ demekten başka ‘bir şey’.

 

3:148     Bu yüzden, Allâh onlara dünya sevabını ‘kazancını’ ve âhiret sevabının ‘kazancının’ en güzelini verdi. Ve Allâh, iyi davranıp, iyilik edenleri sever.

 

3:149     Ey samimiyetle inananlar! Eğer ‘hakikati’ örtenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde ‘İlâhi esaslardan’ geri döndürürler. Öyle ki hüsrana uğrayanlara döndürülürsünüz.

 

3:150     Aksine Allâh’tır, sizin sahibiniz, koruyucunuz ‘O’na itaat edin’. Ve O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

 

3:151     Yakında korku vereceğiz kalplerine, o ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmış’ kimselerin; bir delil indirmediği bir şeyi, Allâh’a bir benzer yakıştırdıkları sebebiyle. Ve onların barınağı ateştir. Ve ne kötüdür zalimlerin meskeni.

 

3:152     Ve ant olsun ki; Allâh, vaadinde size samimiydi. ‘Uhud’da’ O’nun izniyle onları perişan edip öldürüyordunuz. ‘Allâhü Teâlâ’nın’ Size hoşlandığınız şeyi ‘galibiyet ve ganimeti’ göstermesinin ardından zayıflık gösterene kadar. Ve verilen emir hakkında ‘birbirinizle’ çekiştiniz ve isyan ettiniz. Sizden kiminiz dünyayı istiyordu ‘görev yerini bırakıp ganimete koştu’ ve sizden kiminiz de âhireti istiyordu ‘emre uyup direndi ve şehit oldu’. Sonra sizi imtihan etmek için, sizi onlardan geri çevirdi ‘yenilgiye uğrattı’. Ve ant olsun ki; ‘buna rağmen’ sizi affetti. Ve Allâh, samimiyetle inanmışlara lütuf sahibidir.

 

3:153     Siz uzaklaşıyor ve dönüp ‘başka’ birine bakmıyordunuz ve elçi sizi arkanızdan çağırıyordu. Bu yüzden size üzüntü üstüne üzüntü isabet etti, elinizden çıkan şeylere ve size isabet eden şeylere ‘galibiyet ve ganimete’ üzülmeyin. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

3:154     Sonra ‘Allâhü Teâlâ’, bu üzüntünün ardından üzerinize sükûnet veren bir uyku indirdi, aranızdan bir grubu bürüyüp örtüyordu ve diğer grup canlarını önemsemişti ‘canlarının derdine düşmüşlerdi’. Allâh’a karşı cahiliye ‘idrak edemeyen’ zannıyla haksız zanda bulunuyorlar: „Bu emirden ‘hükümden’ bize bir şey var mı? ‘Bu işten bize ne?’ „ derler. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Şüphesiz emirlerin hepsi Allâh’ındır.“. İçlerinde sana açıklamadıkları bir şeyi saklıyorlar. „Bu emirden bize bir şey olsaydı burada öldürülmezdik.“. derler. Eğer siz, evlerinizde bile olsaydınız, üzerlerine ölüm yazılmış olanlar, yatacakları ‘ölecekleri’ yere elbette çıkıp giderlerdi. ‘Bu’ sizi, Allâh’ın göğüslerinizdeki ‘gönüllerinizdeki’ şeyi sınaması ve kalplerinizdeki şeyden ‘şüpheden’, arındırması içindir. Şüphesiz Allâh, göğüslerde ‘gönüllerde’ olanı en iyi bilendir.

 

3:155     Muhakkak, o kimseler ki, aranızdan, iki topluluğun karşılaştığı gün, dönüp ‘gittiler’. Fakat şeytan, onları kazandıkları bazı şeyler ‘emre itaatsizlik, ganimete koşmak gibi günahlar’ sebebiyle onların ‘ayaklarını’ kaydırmak istedi. Ve ant olsun ki; Allâh onları affetti. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

3:156     Ey samimiyetle inananlar! Siz, yeryüzünde sefere çıkmış veya gazi olan kardeşleri için „Eğer bizim yanımızda olsaydılar ölmezler ve öldürülmezlerdi.“ diyen nankörlerden olmayın. Allâh, bunu onların kalplerinde bir hasret ‘pişmanlık duygusu’ kılmak için yaptı. Ve Allâh diriltir ve öldürür. Ve Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

3:157     Ve elbette eğer siz, Allâh yolunda öldürülür veya ölürseniz, elbette Allâh’tan bağışlanma ve şefkat, lütuf vardır. Onların topladıkları şeylerden ‘etki ve servetten’ daha hayırlıdır.

 

3:158     Ve elbette, ölseniz veya öldürülseniz de mutlaka Allâh’ın huzurunda toplanacaksınız.

 

3:159     Ancak Allâh’ın şefkati, lütfu, bağışlaması sebebiyle onlara ılıman davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, elbette etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için bağışlanma iste ve işler hakkında onlarla danış ‘görüşlerini al’. Karar verdiğinde artık Allâh’a itimat et. Mutlaka Allâh, itimat edeni sever.

 

3:160     Eğer Allâh size yardım ederse, o hâlde sizi yenilgiye uğratacak yoktur. Ve eğer sizi yardımsız bırakırsa, onun ardından size kim yardım eder. Ve artık samimiyetle inanmışlar, Allâh’a itimat etsinler.

 

3:161     Ve bir peygamber için ganimet malına hıyanet edip ‘aşırması’ olamaz. Ve kim, ganimet malına hıyanet ederse, kıyâmet günü o hıyanet ettiği şeyle gelir. Sonra her benliğe kazandığı şeyler fazlasıyla verilir ve onlar haksızlık edilmezler.

 

3:162     Öyleyse Allâh’ın rızasına uyan kimse, Allâh’tan hiddete uğramış kimse gibi midir? Ve onun barınağı cehennemdir ve ne kötü varış yeridir ‘o’.

 

3:163     Onların kazandıkları dereceler, Allâh katındadır. Ve Allâh, yaptıkları şeyleri her hâliyle görendir.

 

3:164     Ant olsun ki; Allâh, samimiyetle inanmışların üzerine, ‘görevlendirilmek üzere’ lütuf olarak onların kendileri ‘gibi’ aralarından bir elçi gönderdi. Onlara O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ âyetlerini aktarıyor ve onları ‘günahlardan’ arındırıyor ve onlara kitap ‘hakikat bilgisini’ ve hükümlerini öğretiyor. Ve oysaki onlar, daha önceden apaçık şaşkınlık içindeydiler.

 

3:165     Ve iki mislini ‘düşmanlarınıza’ isabet ettirdiğiniz bir musibet, size isabet ettiğinde: „Bu nasıl oldu?“ demiştiniz. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „O sizin bencilliğinizdendir.“. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

3:166     Ve iki topluluğun karşılaştığı gün, size isabet eden şey ‘musibet’ ancak Allâh’ın izniyleydi ve samimiyetle inanmışları bilmesi ‘belirlenmesi’ içindi.

 

3:167     Ve arabozucuları bilmesi ‘belirlenmesi’ içindi. Ve onlara: „Gelin, Allâh yolunda savaşın veya müdafaa edin.“ denildiğinde ‘onlar’ dediler ki: „Biz savaş ‘savaşla sonuçlanacağını’ bilseydik elbette size uyardık ‘sizlerle gelirdik’.“. İzin günü ‘Allâhü Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü’, onlar, inanmışlıktan çok inkârcılığa yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar. Ve Allâh, onların gizledikleri şeyi en iyi bilendir.

 

3:168     O kimseler ki ‘arabozucular’, ve kendileri oturdukları hâlde ‘savaşa katılan, şehit’ kardeşleri için dediler ki: „Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi.“. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Eğer sözünüzde samimi kimselerseniz, haydi ölümü canlarınızdan savın.“.

 

3:169     Ve Allâh yolunda öldürülenleri sakın ölüler zannetmeyin. Aksine, diridirler, Rableri katında rızıklandırılıyorlar.

 

3:170     Allâh’ın onlara kendi lütfundan verdiği şeyle keyiflenirler. Ve arkalarından henüz kendilerine katılmayan ‘henüz şehit olmamış’ kimselere, onlara bir korku olmayacağını ve üzüntü çekmeyeceklerini müjdelemek isterler.

 

3:171     Allâh’tan iyi hâl ve lütfu ve Allâh’ın samimiyetle inanmışların mükâfatını zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.

 

3:172     O kimseler ki, ‘Uhud’da samimiyetle inanmışlar’ kendilerine isabet eden şeyden yaralanmasının ardından bile Allâh’ın ve elçinin davetine icabet ettiler. Onlardan en iyi ‘davrananlar’ ve ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar için büyük mükâfat vardır.

 

3:173     O kimseler ki, insanlar onlara: „Mutlaka insanlar, sizin için ‘size karşı’ toplandılar, bu yüzden onlardan korkun.“ dediklerinde ‘bu söz’ onların inancını arttırdı. Ve dediler ki: „Yeter bize Allâh ve ‘O’ ne güzel her hususta yeterlidir, idareyi üstlenen, itimat edilendir.“.

 

3:174     Bu yüzden onlara bir fenalık dokunmadan, Allâh’tan bir iyi hâl ve lütufla ‘savaştan’ geri döndüler. Ve Allâh’ın rızasına uydular. Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

3:175     Fakat şeytan, bununla ‘gelen haber ile’ ancak kendi dostlarını korkutur. Artık onlardan korkmayın ve Ben’den korkun, eğer sizler samimiyetle inanmışlarsanız.

 

3:176     Ve ‘hakikati’ örtmeye koşanlar ‘yarışanlar’ seni üzmesin. Gerçekten onlar, Allâh’a asla bir şeyle zarar veremezler. Allâh, onlara âhirette bir nasip vermemeyi diliyor. Ve onlar içindir büyük azap.

 

3:177     Muhakkak, o kimseler ki, inanç karşılığında ‘hakikati’ örtmeyi satın aldılar. Allâh’a asla bir şeyle zarar veremezler. Ve onlar içindir elem azap.

 

3:178     Ve sakın zannetmesinler, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış o kimseler… Onlara süre veriyor olmamız, benlikleri için hayırdır. Sadece günahlarını artırmaları için onlara süre veriyoruz. Ve onlar içindir alçaltıcı azap.

 

3:179     Allâh, samimiyetle inanmışları, bulunduğunuz şey üzerinde ‘bir arada’ bırakacak değildir. Pisi ‘kötüyü, ikiyüzlülük yapanı’ temiz olandan ‘samimiyetle inanmıştan’ ayıracaktır. Ve Allâh, size gizliyi bildirecekte değildir. Ve lâkin Allâh, elçilerden dilediği kimseyi seçer ‘ona bildirir’. O hâlde Allâh’a ve O’nun elçilerine samimiyetle inanın. Ve eğer samimiyetle inanır ve ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsanız, artık sizin için büyük mükâfat vardır.

 

3:180     Ve sakın zannetmesinler, cimrilik eden o kimseler, Allâh’ın kendi lütfundan verdiği şeyler onlar için hayırdır. Aksine, o, onlar için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyâmet günü boyunlarına dolanacak. Ve göklerin ve yerin mirası Allâh’ındır. Ve Allâh, yaptığınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

3:181     Ant olsun ki; „Doğrusu Allâh fakirdir ve biz zenginiz.“ diyen o kimselerin sözünü Allâh işitti. Biz onların söylediklerini ve peygamberlerini haksız yere öldürmelerini yakında yazacağız. ‘50:16’ Ve ‘âhirette’ diyeceğiz ki: „Yakıcı azabı tadın!“.

 

3:182     İşte bu ‘azap’, ellerinizle sunduğunuz şeyler ‘günahlar’ sebebiyledir. Ve gerçekten Allâh, kullara eziyet edici olduğundan değil.

 

3:183     O kimseler ki ‘Yahudiler’, dediler ki: „Mutlaka Allâh, taahhüt etti bize, ateşin yiyeceği ‘yakacağı’ bir kurbanı getirinceye kadar hiçbir elçiye inanmamamız için.“. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Benden önce elçiler, açık deliller ve sizin söylediğiniz o, şeyle size gelmişlerdi. O hâlde onları neden öldürdünüz, madem sözünüzde samimiydiniz? “.

 

3:184     Artık, eğer artık seni yalanlıyorlarsa ‘bil ki’, bu yüzden senden önceki açık deliller ve yazılı sayfalar ve aydınlatıcı kitap ‘hakikat bilgisini’ getiren elçilerde yalanlanmıştı.

 

3:185     Her can ölümü tadacaktır. Ve gayretlerinizin karşılığı ancak kıyâmet verilir. Artık kim, ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa işte o hâlde kurtulmuştur. Ve dünya hayatı, aldatıcı yararlandırılmadan başka ‘bir şey’ değildir.

 

3:186     Elbette mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan edileceksiniz. Sizden önce kitap verilenlerden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıranlardan elbette ve birçok eziyetli ‘gönül inciten sözler’ duyacaksınız. Ve eğer sabreder ve ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsanız ki, bu muhakkak işlerin kararlılık olanlarındandır ‘belirtilerindendir’.

 

3:187     Ve Allâh, kitap verilenlerden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ kesin söz almıştı: „Onu ‘hakikat bilgisini’ elbette insanlara açıklayacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz.“. Fakat onu sırt ‘çevirip’ artlarına attılar ‘sözlerinde durmadılar’ ve onu ‘hakikat bilgisini’ az bir bedele sattılar. Oysaki yaptıkları alışveriş ne kötüdür.

 

3:188     Sakın zannetme ki, ‘bu hakikat bilgisidir diye’ getirdikleri şeyle ‘gerçeği gizleyip, yaptıklarıyla’ keyiflenen ve yapmadıkları şeylerle de ‘inanmışlığı yaşıyorum diye’ övünmeyi seven o kimseler ki, artık onlara azaptan kurtulacak bir yer olabileceğini zannetme. Ve onlar içindir elem azap.

 

3:189     Ve Allâh’ındır göklerin saltanatı, hükümranlığı ve yerin de. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

3:190     Muhakkak, göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ve gündüzün karşılıklı ‘oluşunda’, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri için elbette âyetler ‘alâmetler’ vardır.

 

3:191     O kimseler ki, ayaktayken ve otururken ve yan üstü uzanmışken Allâh’ı hatırlarlar. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler ‘ve derler ki’: „Rabbimiz! Sen bunları gerekçesiz yaratmadın. Sen, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaksın, artık bizi ‘âhirette’ ateşin azabından koru.“.

 

3:192     „Rabbimiz! Şüphesiz Sen, kimi ateşe sokarsan artık onu rezil etmişsindir.“. Ve zalimler için yoktur, ‘azaba karşı’ yardımcıları.

 

3:193     „Rabbimiz! Mutlaka biz, „Rabbinize samimiyetle inanın.“ diyerek samimi inanca davet eden davetçiyi ‘peygamberi’ işittik ve samimiyetle inandık. Rabbimiz! Artık suçlarımızı bağışla ve ört fenalıklarımızı. Ve bize iyiler, özü sözü bir kullarınla beraber ‘onlara verdiğin kıymetle’ vefat etmeyi nasip eyle.“.

 

3:194     „Rabbimiz! Ve elçilerin aracılığıyla bize vadettiğin şeyi bize ver ve kıyâmet günü bizi rezil etme. Şüphesiz Sen, verdiğin söze karşı olmazsın.“.

 

3:195     Nihayet Rableri, ‘dualarına’ icabet etti. ‘2:186, 50:16, Allâhü Teâlâ’: „Sizden erkek veya kadın, gayretler edenin gayretlerini, Ben kesinlikle zayi etmem. Siz birbirinizdensiniz ‘birbirinizin soylarındansınız’. Hicret ‘göç’ edenlerin ve yurtlarından çıkarılanların ve Ben’im yolumda eziyet edilenlerin ve savaşanların ve öldürülenlerin fenalıklarını ‘günahlarını’ elbette örteceğim. Ve onları elbette, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım, Allâh katından sevap ‘mükâfat’ olarak.“. Ve Allâh… O’nun katındadır sevapların ‘mükâfatların’ en güzeli.

 

3:196     ‘Hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışların’, şehirlerde ‘rahatça’ dolaşmaları sakın seni aldatmasın.

 

3:197     ‘Bu’ az bir yararlandırılmadır. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ve ne kötü döşektir ‘o’.

 

3:198     Lâkin Rablerine karşı ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlara, onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kalıcılardır onun içinde. Allâh katından ağırlanma vardır. Ve Allâh katındaki şeyler ‘mükâfatlar’, iyiler, özü sözü bir kullar için hayırlıdır.

 

3:199     Ve muhakkak, diğer kitapların varislerinden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ öyle kimseler var ki, Allâh’a ve size indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’ ve kendilerine indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’ elbette samimiyetle inanırlar. Allâh karşısında tutkuyla ürperirler. Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ az bir bedele satmazlar. İşte onlar… Onların mükâfatları, Rableri katındadır. Mutlaka Allâh’ın hesabı noksansız, çabuktur.

 

3:200     Ey samimiyetle inananlar! Sabredin ve sabır sahibi olun. Ve dayanıklı, iman nöbetinde olun. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.