12. YÛSUF:

‘Rahmetinden kovulan’, taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’.

 

 

12:1      Elif, Lâm, Râ… Bunlar, apaçık kitabın ‘Kur’ân’ın’ âyetleridir.

 

12:2      Şüphesiz Biz, O’nu Arapça Kur’ân ‘olarak’ indirdik. Umulur ki, böylelikle akıl edersiniz.

 

12:3      Sana anlatıyoruz en iyi kıssaları, vahyettiğimiz şeyle, sana bu Kur’ân’ı. Ve sen ise, ondan önce elbette habersizdin.

 

12:4      Yûsuf babasına demişti ki: „Yâ babacığım, gerçekten de ben, ‘rüyamda’ gördüm on bir Gezegen ve Güneş ve Ay. Onları gördüm ki bana secde ediyorlar.“.

 

12:5      ‘Babası, Yâkub a.s.’ Dedi ki: „Yâ oğlum, anlatma rüyanı kardeşlerine. Çünkü sana hileli tuzak kurarlar. Muhakkak şeytan, insan için apaçık ‘bir’ düşmandır.“.

 

12:6      „Ve böylelikle, Rabbin seni seçecek ve sana öğretecek hadiselerin sonucunu. Ve tamamlayacak lütfunu sana ve Yâkub ailesi üzerine. Daha önceden de ebeveynlerinin üzerine İbrâhîm’e ve İshâk’a tamamladığı gibi. Şüphesiz Rabbin, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.“

 

12:7      Ant olsun ki; Yûsuf ve kardeşlerinde, ‘hakikati arayıp’ soranlar için âyetler ‘ibretler’ vardır.

 

12:8      ‘Yûsuf a.s.’ın diğer kardeşleri’ Demişlerdi ki: „Yûsuf ve ‘öz’ kardeşi ‘Bünyâmin’, babamıza gerçekten bizden daha hoş ‘geliyor’. Ve biz kalabalık ‘olmamıza rağmen’, doğrusu babamız, mutlaka apaçık ‘bir’ şaşkınlık içindedir.“.

 

12:9      ‘İçlerinden biri dedi ki’: „Öldürün Yûsuf’u veya onu ‘uzak’ bir yere atın ki, babanızın yüzü ‘ilgisi’ hep size kalsın. Ve ardından ‘tövbe eder’ iyi ahlâk sahibi toplum olursunuz.“

 

12:10    Aralarından konuşan birisi ‘Yehûda’ dedi ki: „Öldürmeyin Yûsuf’u. Ve onu bir kuyunun dibine bırakın ki, yolcu kafilesinden birileri onu bulur, eğer ‘bir şey’ yapacaksanız ‘böyle yapın’ “.

 

12:11    Dediler ki: „Yâ babamız; sana ne oluyor da bize emanet etmiyorsun Yûsuf’u. Ve gerçekten biz, ona elbette iyi bakarız.“.

 

12:12    „Onu gönder bizimle beraber yarın, bol bol yesin içsin ve oynasın. Ve gerçekten biz, onu elbette koruruz.“.

 

12:13    ‘Babaları Yâkub a.s.’ Dedi ki: „Doğrusu ben, onunla gitmenize mutlaka üzülürüm. Ve korkuyorum onu bir kurt yer ‘diye’ ve siz ondan habersizken.“.

 

12:14    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Elbette eğer onu bir kurt yerse ve biz kalabalık ‘olmamıza rağmen’, gerçekten öyle olursa, mutlaka hüsrana uğrayanlarızdır.“.

 

12:15    Artık onu götürdüklerinde ve hep beraber, onu kuyunun dibine atmak için. Ve Biz, vahyettik ona ‘Yûsuf a.s.’a’: „Mutlaka onlara ‘kardeşlerine’, onların ‘sana yaptıkları’ bu işlerini bildireceksin onlar, farkında değillerken.“.

 

12:16    Ve geldiler babalarına yatsı vakti ağlayarak.

 

12:17    Dediler ki: „Yâ babamız; gerçekten biz, yarış yapmak için gittik ve bıraktık Yûsuf’u eşyamızın yanında. Fakat onu kurt yemiş. ‘Biliyoruz’ Sen bize inanacak değilsin ve olsak ta sözümüzde samimi.“.

 

12:18    Ve getirdiler üzerindeki yalandan kanlı gömleğini. ‘Babaları’ Dedi ki: „Hayır, sizi, nefsaniyetiniz ‘bu’ işe sevk etti. Ne var ki, ‘yapmam gereken’ güzelce sabretmektir. Ve ‘ancak’ Allâh, yardımı istenecek ‘konumdadır’ anlattığınız şey üzerine.“.

 

12:19    Ve geldi bir yolcu kafilesi ‘kervan’. O zaman gönderdiler sakalarını ‘sucularını kuyuya’. Hemen kovasını sarkıttı. Dedi ki: „Ey, müjde… Bu bir oğlan!“. Ve onu sermaye ‘amaçlı’ gizlediler. Ve Allâh, yaptıkları şeyleri en iyi bilendir.

 

12:20    Ve onu ‘Yûsuf a.s.’ı’ sattılar az bir fiyatla, sayılı ‘birkaç’ dirheme. Ve ona değer vermeyenlerdiler.

 

12:21    Ve dedi ki, Mısır’da onu satın alan kimse ‘hazine bakanı Kıtfir’, karısı ‘Zeliha’ya’: „Onun meskenini özenle hazırla, ikramda bulun. Belki bize faydası olur veya onu evlât ediniriz.“. Ve böylelikle yerleştirdik Yûsuf’u yeryüzünde ve ona hadiselerin sonucunu öğretelim ‘diye’. Ve Allâh, buyruğu ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şey’ üzerinde mutlak galiptir. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler ‘idrak edemezler’.

 

12:22    Ve olgunluk çağına ulaştığında ona verdik idrak etme yeteneği ve bilgi. Ve işte böyle, iyi davranıp, iyilik edenlere hak ettiklerini ‘veririz’.

 

12:23    Evinde kaldığı ki, o ‘kadın’, onun nefsaniyetinden yararlanmak istedi. Ve kapıları sıkıca kapattı ve dedi ki: „Hadi gel, senin için…“. ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „Allâh’a sığınırım. Şüphesiz O, Rabbimdir. Meskenimi en iyi yaptı.“. Muhakkak o, zalimler kurtuluşa eremezler.

 

12:24    Ve ant olsun ki; ‘kadın’ ona yeltendi. Rabbinin delilini görmeseydi, o ‘Yûsuf a.s.’da’, ona yeltenecekti. İşte böyle onu kötülükten ve zinadan çevirmemiz için ‘ona delilimizi gösterdik’. Muhakkak o, içtenlikle yönelen kullarımızdandır.

 

12:25    Ve koşuştular kapıya. ‘Kadın’ onun gömleğini arkadan ‘çekip’ yırttı. Ve karşılaştılar onun ‘kadının’ efendisi ile kapının yanında. Ve ‘kadın’ dedi ki: „Nedir cezası, halkına ‘ailene’ kötülük yapmak isteyen kimsenin, zindana atılmak veya elem azaptan başka?“.

 

12:26    ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „O nefsaniyetimden yararlanmak istedi.“. Ve şahitlik etti bir şahit, onun ‘kadının’ ailesinden: „Eğer onun ‘erkeğin’ gömleği önünden yırtılmışsa, öyleyse o ‘kadın’, doğru söylüyor ve o ‘Yûsuf ’, yalancılardandır.“.

 

12:27    „Ve eğer onun ‘erkeğin’ gömleği arkasından yırtılmışsa, öyleyse o ‘kadın’, yalan söylüyor ve o ‘erkek’, sözünde samimilerdendir.“.

 

12:28    Nihayet ‘Yûsuf a.s.’ın’ gömleğinin arkasından yırtılmış olduğunu gördüğünde, ‘evin efendisi’ dedi ki: „Doğrusu, ‘bu, siz kadınların’ hilelerinizdendir. Sizin hileniz geçekten büyüktür.“.

 

12:29    „Yûsuf, sen bundan ‘bahsetmekten’ kaçın. Ve ‘karısına da sen de’ suçuna bağışlanma iste. Gerçekten sen, hata yaptın.“.

 

12:30    Ve dediler ki, şehirdeki kadınlar: „Vezirin karısı, genç uşağının nefsaniyetinden yararlanmak istemiş. ‘Yûsuf ‘a olan’ sevdası onun kalbine işlemiş. Doğrusu, biz, onu apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz.“.

 

12:31    Nihayet ‘kadınların, dedikodu yaparak kendisini dile düşürme’ düzenlerini işittiğinde, onlara ‘davetiye’ gönderdi. Ve hazırladı onlara karşılıklı oturup yaslanacakları yer. Ve verdi onlardan her birine ‘meyve soymaları için’ bir bıçak. Ve ‘Yûsuf a.s.’a’ dedi ki: „Çık! Onlara ‘görün.’ “. Öyle ki, ‘kadınlar’ onu gördüklerinde ‘gözlerinde’ büyüttüler ve ‘meyve keserken, şaşkınlıklarından’ kestiler kendi ellerini. Ve dediler ki: „Hâşâ! Allâh için, bu bir insan değil, olsa olsa illâki kıymetli ‘bir’ melektir.“.

 

12:32    ‘Zeliha’ Dedi ki: „Hakkında beni kınadığınız o kimse ki… İşte bu! Ve yemin ederim ki, onun nefsaniyetinden yararlanmak istedim. Ama o, şiddetle sakındı. Ve eğer ona emrettiğim şeyi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacak.“.

 

12:33    ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „Rabbim, zindan bana, beni ona davet ettikleri şeyden daha hoş. Ve uzaklaştırman haricinde benden onların ‘Zeliha ve hizmetçilerinin’ hilelerini, onlara meyleder ve cahillerden ‘idrak edemeyenlerden’ olurum.“.

 

12:34    Nihayet Rabbi, ‘duasına’ icabet etti. ‘2:186, 50:16’ Artık onların ‘Zeliha ve hizmetçilerinin’ hilesini ondan savdı. Şüphesiz O, ‘Allâhü Teâlâ’… O, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

12:35    Sonra uygun geldi onlara, ‘bunca’ delilleri görmelerinin ardından ‘bile’ onu mutlaka bir müddet zindana atmaları.

 

12:36    Ve onunla beraber iki genç adam da zindana girdiler. Onlardan biri dedi ki: „Mutlaka ben, kendimi ‘rüyamda’ görüyorum ki, şaraplık üzüm sıkıyorum.“. Ve diğeri de dedi ki: „Gerçekten bende, kendimi ‘rüyamda’ görüyorum ki, tepemde ekmek taşıyorum da kuşlar ondan yiyorlar. Bize haber ver onun yorumunu. Doğrusu biz, seni iyi davranıp, iyilik edenlerden görüyoruz.“.

 

12:37    ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „Size, rızıklandırılacağınız bir yemek gelmez ki o, size gelmeden önce ben, size onun yorumunu yapmış, size haber vermiş olmayayım. İşte bunlar, Rabbimin öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, terk ettim Allâh’a inanmayan milletin ‘aynı inancı paylaşanların’ toplumunu. Ve onlar ahiretlerini inkâr edenlerdir.“.

 

12:38    „Ve ben, uydum atalarımın İbrâhîm ve İshâk ve Yâkub ‘un dînine. Bizim, Allâh’a bir şeyi bir benzer yakıştırmamız olamaz. İşte bu, Allâh’ın lütfudur üzerimize ve insanların üzerine. Ve lâkin insanların çoğu şükretmezler.“.

 

12:39    ‘Yûsuf a.s. dedi ki’: „Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa yegâne, mutlak galip Allâh mı?“.

 

12:40    „Sizin O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ yanı sıra kulluk ettikleriniz ‘tapındıklarınız’, Allâh’ın ona bir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın onu ‘uydurarak’ isimlendirdiğiniz isimlerden ‘putlardan’ başka bir şey değildir. Hüküm illâki Allâh’ındır. Sizin yalnızca O’na, ‘Allâhü Teâlâ’ya ve O’nun dışında’ başka ‘hiçbir şeye ve hiç kimseye hizmetle, ibadetle’ kulluk etmemenizi emretti.“. İşte bu ‘esaslar’, kaynak ve dayanak olan dîndir ‘İlâhi esaslardır’. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler ‘idrak edemezler’.

 

12:41    ‘Yûsuf a.s. dedi ki’: „Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biriniz ise, artık rab edindiğine şaraplık üzüm içirecek. Ve diğeri ise asılacak. Öyle ki, kuşlar yiyecek onun tepesinden. ‘Allâhü Teâlâ’nın’ emriyle ‘oluşacak hüküm, böylece’ yerine getirilir. O ki, hakkında fetva ‘açıklama’ istediniz.“.

 

12:42    Ve o, ikisinden kurtulacağını tahmin ettiği kimseye dedi ki: „Rab edindiğinin yanında beni hatırla ‘suçsuzluğumu anlat’.“ Fakat unutturdu şeytan, rab edindiğinin ‘yanında’ hatırlamayı. Böylece ‘Yûsuf a.s.’ senelerce zindanda kaldı.

 

12:43    Ve Hükümdar dedi ki: „Gerçekten de ben, ‘rüyamda’ görüyorum ki, yedi cılız inekler, yedi semiz ‘inekleri’ yiyorlar. Ve yedi yeşil başaklar ve diğerleri de kupkuru. Ey ‘toplumun’ ileri gelenleri! Bu rüyam hakkında bana bir fetva ‘açıklama’ verin, madem siz rüya yorumlayanlarsınız.“.

 

12:44    Dediler ki: „ ‘Bunlar’ Karmakarışık rüyalardır. Ve biz ‘böyle’ rüyaların yorumunu bilemeyiz.“.

 

12:45    Ve dedi ki o, ikisinden ‘hayatı’ kurtulanı ve ‘unuttuğunu’ idrak etti de: „Bir süre sonra ben size onun yorumunu haber veririm. Hemen beni ‘zindana’ gönderin.“.

 

12:46    „Yûsuf, ey sözünde samimi, hakikati kabul eden! Bize ‘bir şey’ hakkında fetva ‘açıklama’ ver ki, yedi cılız inekler, yedi semiz ‘inekleri’ yiyorlar. Ve yedi yeşil başaklar ve diğerleri de kupkuru. Umarım insanlara dönerim de böylelikle onlar, ‘yorumunla senin değerini’ bilirler.“.

 

12:47    ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „Yedi sene her zamanki gibi ekin ekersiniz. Ne var ki, hasat ettiğiniz şeyleri artık başağında bırakın. Yiyeceğiniz şeyler ‘kadar’ azı hariç.“.

 

12:48    „Sonra, gelir bunun ardından şiddetli yedi ‘kurak geçen seneler’ ki, onlar için ‘bu seneler için’ sunduklarınızı ‘hazırladıklarınızı’ yiyip ‘tüketecekler’. Sakladıklarınız şeyler ‘kadar’ azı hariç.“.

 

12:49    „Sonra, gelir bunun ardından bir yıl ki, onda ‘o yıl’ insanlar sıkıp sağacaklar.“.

 

12:50    ‘Yûsuf a.s.’ın yorumu kendisine ulaşınca’ Ve dedi ki Hükümdar: „Bana getirin onu!“. Ancak ona, elçi geldiğinde ‘Yûsuf a.s.’ dedi ki: „Geri dön rab edindiğine, o hâlde sorsun ellerini kesen kadınlara ‘içinde bulunduğum’ vaziyetin sebebini. Şüphesiz Rabbim, onların ‘Zeliha ve hizmetçilerinin’ hilelerini en iyi bilendir.“.

 

12:51    ‘Meseleyi öğrenen Hükümdar, Zeliha’nın hizmetçilerine’ Dedi ki: „Neydi amacınız, Yûsuf ‘a, onun nefsaniyetinden yararlanmak istediğinizde?“. Dediler ki: „Hâşâ! Allâh için, ondan bir kötülük görmedik.“. Vezirin karısı ‘Zeliha’ dedi ki: „Şimdi gerçek açığa çıktı. Ben, onun nefsaniyetinden yararlanmak istedim. Ve gerçekten o, mutlaka sözünde samimilerdendir.“.

 

12:52    „Bunu ‘Yûsuf’un’ bilmesi için ‘söyledim’ ki, gerçekten ben ona ‘iftira ile’ gıyabında hainlik etmedim.“. ‘12:32’ Ve Allâh, başarıya ulaştırmaz hainlerin hilesini.

 

12:53    „Ve arındıramam kendimi ‘kötü huylarımdan’. Doğrusu bencillik, mutlaka kötü huyu emreder. Rabbimin inançlıları esirgemesi hariç. Şüphesiz Rabbim, fazlalığına bakmaksızın günahları örtendir, bağışlayan inançlıları esirgeyen, bahşedendir.“.

 

12:54    Ve dedi ki Hükümdar: „Bana getirin onu! Onu kendime tahsis ettim.“. Nihayet onunla konuşunca dedi ki: „Mutlaka sen, bugün yanımızda mühimsin, emniyettesin.“.

 

12:55    ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „Beni bu yerin hazineleri üzerine sorumlu yap. Gerçekten ben, ‘onları iyi’ muhafaza eder, ‘yönetmesini de iyi’ bilirim.“.

 

12:56    Ve böylelikle otorite verdik Yûsuf’a yeryüzünde. Orada yerleşti istediği yere. Nasip ederiz şefkatimizi, lütfumuzu, bağışlamamızı dilediğimiz kimseye. Ve iyi davranıp, iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.

 

12:57    Ve elbette âhiret mükâfatı daha hayırlıdır, o kimselere ki… ‘Onlar’ Samimiyetle inanmışlardır ve ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlardır.

 

12:58    Ve ‘kurak geçen sene’ gelip Yûsuf’un kardeşleri nihayet girdiler onun huzuruna. Hemen onları tanıdı ve onlar onu tanıyamadılar.

 

12:59    Ve onların ‘tahıl’ yüklerini hazırladığında dedi ki: „ ‘Bir dahaki sefere’ Bana getirin babanızdan olan diğer kardeşinizi ‘Bünyâmin’i’. Görmüyor musunuz ‘kardeşinizin payını da vermekle’ mutlaka ölçüyü tam uyguladığımı ve ben, en hayırlıyım konaklayanlara.“.

 

12:60    „Ancak, eğer onu bana getirmezseniz, o hâlde yoktur katımdan size ‘verilecek hiç’ bir miktar. Ve bana da ‘bir daha’ yaklaşmayın.“.

 

12:61    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Onu babasından isteyip getirmeye çalışacağız. Ve biz elbette ‘bu isteğini’ mutlaka yaparız.“.

 

12:62    ‘Yûsuf a.s., emrindeki’ Gençlere dedi ki: „Onların sermayelerini, yüklerinin içine koyun. Umulur ki, onlar onu fark ederler geri döndükleri zaman ‘aile’ halkına. Böylelikle ‘buraya’ geri dönerler.“.

 

12:63    Artık döndüklerinde babalarına dediler ki: „Yâ babamız; bizden ‘bir dahaki sefere’ bir ölçek ‘dahi tahıl’ engellendi. Ancak, kardeşimiz ‘Bünyâmin’i’ bizimle beraber gönderirsen, ‘onun sayesinde bir’ miktar alabileceğiz. Ve gerçekten biz, onu elbette muhafaza ederiz.“.

 

12:64    ‘Yâkub a.s.’ Dedi ki: „ ‘Bir daha’ Size inanır mıyım onun için? İllâ ki daha önceden kardeşi ‘Yûsuf’ için sizden emin olduğum gibi.“. Ancak Allâh, muhafaza eden, koruyanların en hayırlısıdır ve O, inançlıları esirgeyenlerin en esirgeyeni, bahşedenidir.

 

12:65    Ve yararlandırıldıkları ‘yükü’ açtıklarında, sermayelerini kendilerine geri verilmiş buldular. Dediler ki: “Yâ babamız; ‘daha’ ne isteriz? Bunlar sermayemiz, bize geri verilmiş. Ve ‘tekrar’ yiyecek getiririz ‘aile’ halkımıza. Ve muhafaza ederiz kardeşimizi de ve bir deve yükü miktarı da fazladan alırız. İşte bu miktarı almamız ‘kardeşimizle gidersek’ kolaydır.“.

 

12:66    ‘Yâkub a.s.’ Dedi ki: „Kuşatılmanız hariç onu mutlaka bana getireceğinize dair, Allâh ‘adına’ kesin söz verinceye kadar onu sizinle göndermem.“. Hemen ona kesin sözlerini verdiklerinde dedi ki: „Allâh söylediklerimiz üzerine her hususta yeterli ve idareyi üstlenen, itimat edilendir.“.

 

12:67    Ve dedi ki: „Ey oğullarım! ‘Şehre’ Tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ve benim faydam olmaz size, Allâh’tan ‘gelen’ bir şeye. Hüküm illâki Allâh’ındır. Ben, O’na itimat ettim.“. Ve ancak O’na itimat etsinler itimat edenler de.

 

12:68    Ve babalarının onlara emrettiği yerden girdiklerinde de faydası olmaz onlara, Allâh’tan ‘gelen’ bir şeye. ‘Bu’ Yâkub’un gerçekleştirdiği içindeki bir hacetten başka ‘bir şey’ değildi. Ve elbette o, bilgiliydi ‘tecrübeliydi’ ona öğrettiğimiz için. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler ‘idrak edemezler’.

 

12:69    Ve ‘Kardeşleri’ Yûsuf ‘un huzuruna girdiklerinde, kardeşi ‘Bünyâmin’i’ çekip kucakladı. Ona dedi ki: „Gerçekten ben, senin kardeşinim, artık ‘onların bize’ yaptıklarına üzülme.“.

 

12:70    Nihayet onların ‘tahıl’ yüklerini hazırladığında, ‘altın’ su tasını kardeşi ‘Bünyâmin’in’ yüklerinin içine koydu. Sonra bir duyurucu seslendi: „Ey kafile, muhakkak sizler, elbette hırsızlarsınız!“.

 

12:71    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Ve onlara dönüp, dediler ki: „Ne kaybettiniz de arıyorsunuz?“.

 

12:72    ‘Görevli adamlar’ Dediler ki: „Kaybettiğimiz hükümdarın ‘altın’ su tasını arıyoruz. Ve onu getiren kimseye bir deve yükü ‘ödül’ var.“. ‘Haberi duyurucuya ulaştıran dedi ki’: „Ve ben, bununla zimmetliyim.“.

 

12:73    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Vallâhi; siz de biliyorsunuz, biz bu yere bozgun çıkarmak için gelmedik. Ve biz, hırsızlık yapmadık.“.

 

12:74    ‘Görevli adamlar’ Dediler ki: „Eğer yalan söylüyorsanız, ‘adetlerinize göre’ o zaman onun cezası nedir?“.

 

12:75    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Onun cezası… ‘Kayıp eşya’ Kimin yükünün içinde bulunursa, o zaman ‘köle olarak alıkonmasıyla’ kişinin kendisidir onun cezası. İşte böyle cezalandırırız biz zalimleri.“.

 

12:76    ‘Yûsuf a.s.’ Böylelikle ‘aramaya, öz’ kardeşinin heybesinden önce, onların ‘diğer kardeşlerinin’ heybeleri ile başladı. Sonra onu çıkardı kardeşinin heybesinden. Yûsuf için işte böyle bir hile hazırladık. ‘Yoksa’ Hükümdarın medeniyetinde kardeşini alıkoymak olmazdı. Allâh’ın dilemesi hariç. Dilediğimiz ‘isteyen’ kimselerin derecelerini arttırırız. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi ‘bir’ bilen vardır.

 

12:77    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Öyleyse o çalmışsa ‘çok görülmez’, ondan önce onun kardeşi de hırsızlık yapmıştı.“ Fakat Yûsuf içinde gizledi ve onu ‘gerçeği’ onlara açmadı. ‘İçinden’ Dedi ki: „Sizin konumunuz daha şerli, Allâh anlattıklarınızı çok iyi bilir.“.

 

12:78    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Ey muhterem! Gerçekten onun büyük, ihtiyar bir babası var. Bu yüzden onun yerine bizden birisini al. Doğrusu biz, seni iyi davranıp, iyilik edenlerden görüyoruz.“.

 

12:79    ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan Allâh’a sığınırız. Değilse, o zaman elbette zalimlerden oluruz.“.

 

12:80    Artık ondan ümitlerini kestiklerinde, bir kenara çekildiler. Büyükleri, fısıldaşarak dedi ki: „Bilmiyor musunuz, babamızın sizden, Allâh adına misak aldığını ve daha önce de Yûsuf’a yaptığınız kusuru. Artık bu yerden asla ayrılmayacağım, babam bana izin verinceye kadar veya Allâh hüküm verir benim için.“. Ve O ‘Allâhü Teâlâ’, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedenlerin en hayırlısıdır.

 

12:81    „Dönün babanıza artık deyin ki“. : “Yâ babamız; oğlun gerçekten hırsızlık yaptı. Ve biz bildiğimizden başka bir şeye şahit olmadık. Ve bilgimiz dışındaki ‘bir şeye karşı da onu’ koruyamazdık.“.

 

12:82    „Ve ‘inanmazsan’ orada ki o, bulunduğumuz şehir ‘ahalisine’ ve onlarla ki o, döndüğümüz kafileye sor. Gerçekten biz, mutlaka doğru söyleyenleriz.“.

 

12:83    ‘Yâkub a.s.’ Dedi ki: „Hayır, sizi, nefsaniyetiniz ‘bu’ işe sevk etti. Ne var ki, ‘yapmam gereken’ güzelce sabretmektir. Ola ki Allâh, bana getirir onları topluca.“. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’… O, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmeden, en iyi bilendir.

 

12:84    Ve dönüp gitti onlardan ve dedi ki: „Vah Yûsuf’a yazık oldu vah.“. Ve ağardı gözleri hüzünden. Ne var ki o, kahrından yutkunur durur.

 

12:85    ‘Halkı’ Dediler ki: „Vallâhi; hâlâ Yûsuf’u hatırlayıp duracaksın, ölümcül hasta oluncaya veya mahvoluncaya kadar.“.

 

12:86    ‘Yâkub a.s.’ Dedi ki: „Ben kederimi ve hüznümü ancak Allâh’a şikâyet ‘havale’ ederim. Ve biliyorum, Allâh’tan ‘gelen ilimle’ bilmediğiniz şeyleri.“.

 

12:87    Ve dedi ki: „Ey oğullarım! Gidin hemen, Yûsuf’u ve onun kardeşini ‘Bünyâmin’i’ iyice araştırın. Ve umut kesmeyin Allâh’ın vereceği ‘gönül’ aydınlığından. Mutlaka o, Allâh’ın vereceği ‘gönül’ aydınlığından, nankör toplumundan başkası umut kesmez.“.

 

12:88    Nihayet girdiklerinde onun huzuruna ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Ey muhterem! Bize ve ailemize darlık dokundu ve geldik az biz sermaye ile. Bu yüzden bize ölçeği tam ver ve bize sadaka ver.“. Şüphesiz Allâh, sadaka verenlerin hak ettiklerini verir.

 

12:89    ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „Bildiniz mi, neler yaptınız Yûsuf’a ve onun kardeşi ‘Bünyâmin’e’, cahilliğinizde?“.

 

12:90    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Gerçekten sen misin? Mutlaka sen Yûsuf’sun!“. Dedi ki: „Ben Yûsuf’um ve bu da kardeşim. Allâh bize ‘kavuşmayı’ lütfetti.“. Muhakkak kim ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allâh, iyi davranıp, iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez.

 

12:91    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Vallâhi ant olsun ki; Allâh seni bize tercih etmiştir. Ve biz, elbette hataya ‘düşenlerden’ olduk.“.

 

12:92    ‘Yûsuf a.s.’ Dedi ki: „Bugün üzerinize kınanma yoktur. Allâh’ın bağışlaması sizin içindir.“. Ve O ‘Allâhü Teâlâ’, inançlıları esirgeyenlerin en esirgeyeni, bahşedenidir.

 

12:93    ‘Babasının durumunu öğrenince dedi ki:’ „Bu gömleğimle gidin, hemen onu babamın yüzü üstüne koyun ki, görmesi ‘geri’ gelir. Ve ‘sonra da’ bana getirin ailenizin hepsini.“.

 

12:94    Ve kafile ‘Mısır’dan’ ayrıldığında babaları dedi ki: „Bana bunadı deyip ‘sözlerime inanmasanız da’ gerçekten ben, Yûsuf’un hoş kokusunu ‘burnumda tüter’ buluyorum.“.

 

12:95    ‘Halkı’ Dediler ki: „Vallâhi; gerçekten sen ‘hâlâ o’ eski şaşkınlığın içindesin.“.

 

12:96    Artık müjdeci gelip onu ‘gömleği’ onun ‘Yâkub a.s.’ın’ yüzü üstüne koyduğunda, görmesi hemen geri döndü. ‘Yâkub a.s.’ Dedi ki: „Ben demedim mi size? Gerçekten ben, biliyorum Allâh’tan ‘gelen ilimle’, sizin bilmediğiniz şeyleri.“.

 

12:97    ‘Yûsuf a.s.’ın kardeşleri’ Dediler ki: „Yâ babamız; bağışlanma iste bizim için suçlarımız ‘sebebiyle’. Gerçekten biz… Biz, hataya ‘düşenlerden’ olduk.“.

 

12:98    ‘Yâkub a.s.’ Dedi ki: „Yakında bağışlanma isteyeceğim sizin için Rabbimden.“. Şüphesiz O, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

12:99    Artık Yûsuf ‘un huzuruna girdiklerinde, ebeveynlerini çekip kucakladı. Ve dedi ki: „Girin Mısır’a, eğer Allâh dilerse, emniyetle.“.

 

12:100  Ve çıkardı ebeveynlerini tahtın üstüne. Ve eğildiler ‘kardeşleri’ ona secde ederek. Ve ‘Yûsuf a.s.’ dedi ki: „Yâ babacığım; Bu, daha önce ‘gördüğüm’ rüyamın yorumudur; Rabbim onu gerçekleştirdi. ’12:4’ Ve bana en iyisini yaptı. Beni zindandan çıkardı. Ve sizi çölden getirdi. Şeytan, benim aramla ve kardeşlerimin arasını açmasının ardından. Şüphesiz Rabbim, dilediğine lütufkârdır.“. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’… O, en iyi bilen, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

12:101  „Rabbim bana saltanat, hükümranlık verdin. Ve öğrettin ‘rüyadaki’ hadiselerin sonucunu. Gökleri ve yeri ‘örneksiz, sanat inceliği bakımından üstün’ yaratan; Sen samimi dostumsun dünyada ve âhirette. Beni Müslüman ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olmuş’ olarak vefat ettir. Ve beni iyi ahlâk sahiplerine dâhil et.“.

 

12:102  ‘Yâ Muhammed!’, İşte bu, bilgin dışındaki haberlerdir ki, onu sana vahyediyoruz. Ve sen onların yanlarında değildin, karar verdikleri zaman işleri için. Ve onlar, tuzak hazırlıyorken de sen onların yanlarında değildin.

 

12:103  Ve olmazlar insanların çoğu, samimiyetle inananlardan. Ve hırslanasıya istesen de. ’6:109-110’

 

12:104  Ve onlardan Ona ‘tebliğine karşılık’ bir ücret istemiyorsun. O ‘Kur’ân’ ise, illâki herkese hakikat bilgisidir.

 

12:105  Nice âyet ‘alâmet’ vardır göklerde ve yerde. Üzerinden geçer giderler ve onlar, ondan ‘ibret almayıp’ kaçınanlardır.

 

12:106  Ve inanmazlar onların çoğu Allâh’a, illâki bir benzer yakıştırmadan.

 

12:107  Öyleyse emin mi oldular, onlara gelmesinden sarıp sarmalayan Allâh’ın ‘o’ azabından veya onlara gelmesinden o saatin, ansızın ve onlar farkında olmadan.

 

12:108  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Bu yolda, ben ve bana uyan kimseler, görerek ‘idrak etmişlik’ üzerine Allâh’a davet ‘dua’ ederiz. Ve Allâh’ı, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzak tutarım. Ve ben, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıranlardan değilim.“.

 

12:109  Ve senden önce de ‘elçiler olarak’ kendilerine vahyettiğimiz, şehirler halkının erkeklerinden başkasını göndermedik. ’25:7’ Onlar yeryüzünde dolaşmazlar mı? Artık baksınlar, akıbeti nasıl oldu onlardan öncekilerin. Ve âhiret yurdu daha hayırlıdır, ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar için. Hâlâ akıl etmez misiniz?

 

12:110  Ta ki elçiler, ‘inanmaya yaklaşmayan halkından’ umutlarını kestikleri zaman ve kendilerinin yalancı durumunda oldukları zannına kapıldıklarında, onlara yardımımız geldi. Bu yüzden kurtarıldı dilediğimiz kimseler. Ve geri döndürülemez azabımız, suçlu ‘günahkâr’ toplumdan.

 

12:111  Ant olsun ki; onların kıssalarında aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri için bir ibret vardır. Uydurulmuş bir söz değildir ‘bu Kur’ân’. Ve lâkin onayandır ellerindekini ‘diğer mukaddes kitapları’ ve ayrı ayrı açıklar her şeyi. Ve yönlendiren ve şefkat, lütuf, bağışlama ‘olarak’ samimiyetle inanmış bir toplum için.