2. BAKARA:

‘Rahmetinden kovulan’, Taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla….

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’…

 

 

2:1          Elif, Lâm, Mîm…

 

2:2          İşte bu kitap ki ‘Kur’ân-ı Kerim’… O’nda şüphe yoktur. ‘Günahlardan’ Korunanlar için yönlendirilmedir.

 

2:3          O kimseler ki, inananlardır algılayamadıklarına ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar ve onları rızıklandırdığımız şeylerden ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaparlar.

 

2:4          Ve o kimseler ki, sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ inanırlar ve senden önce indirilen şeye de ‘diğer mukaddes kitaplara da’. Ve onlar âhirete kati inananlardır.

 

2:5          İşte onlar… Rablerinden yönlendirilme üzeredirler. Ve işte onlar… Onlar kurtuluşa erenlerdir.

 

2:6          Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır. Onları korkutup korkutmaman ‘kıyâmet ile uyarman’ onlar için eşittir, inanmazlar.

 

2:7          Allâh onların kalplerinin üzerini ve kulaklarının üzerini mühürlemiştir. Ve onların görmelerine de perde gerilmiştir. ‘Anlamak istemedikleri sebebiyle idrak kuvveleri kilitlidir. Ve onlaradır ‘âhirette’ büyük azap.

 

2:8          Ve insanlardan kimileri der ki: „Allâh’a ve âhiret gününe inandık.“. Ve onlar inanmış değillerdir.

 

2:9          ‘Sözde’ Allâh’ı ve samimiyetle inananları kandırırlar. Ve onlar, kendilerinden başkasını kandırmıyorlar ve ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

2:10       Onların kalplerinde hastalık ‘şüphe, inkâr’ vardır. Allâh, bu yüzden hastalıklarını daha da artırdı. Ve yalanlıyor olmaları sebebiyle onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

2:11       Ve denildiği zaman onlara: „Yeryüzünde bozgun çıkarmayın! “. Derler ki: „Biz sadece ‘gidişatı’ düzeltenleriz.“.

 

2:12       Gerçekte onlar değil mi bozgun çıkaranlar? Onlar… Ve lâkin ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

2:13       Ve denildiği zaman onlara: „İnsanların samimiyetle inandığı gibi siz de inanın! “. Derler ki: „Akıl erdirmekten yoksunların inandığı gibi mi inanalım? “. Gerçekten akıl erdirmekten yoksunlar, onların kendileri değil mi? Ve lâkin bilmezler. ‘Anlamak istemedikleri sebebiyle idrak kuvveleri kilitlidir.

 

2:14       Ve samimiyetle inananlarla karşılaştıklarında derler ki: „Samimiyetle inandık.“. Ve şeytanlarıyla ‘onları şaşırtanlarla’ baş başa olduklarında ise derler ki: „Doğrusu biz, sizlerle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz.“.

 

2:15       ‘Oysaki’, Allâh onlarla alay eder. Ve onlara ‘süre’ ekler ki, azgınlıkları içinde ‘yaptıklarıyla keyiflenip’ bocalasınlar.

 

2:16       İşte onlar ‘ikiyüzlüler’… O kimseler ki, yönlendirilme ile ‘karşılığında’ sapkınlığı alanlardır. Alışverişleri kâr sağlamadı ve ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmişte değillerdi.

 

2:17       Onların misali, ateş yakıp böylelikle çevresindeki şeyleri aydınlattığında Allâh’ın ışığını giderdiği ve onları karanlıklar içinde bıraktığı kimselerin emsali gibidir. Artık onlar görmezler.

 

2:18       Onlar ‘anlamak istemedikleri sebebiyle’, sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar cayamazlar.

 

2:19       Veya gökten zifiri karanlıklar içinde ve gök gürültüsü ve şimşekle gelen şiddetli sağanağa benzer, ölüm korkusuyla yıldırımlardan korunmak için parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Ve Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları kuşatandır.

 

2:20       Şimşek neredeyse gözlerini kamaştırır. Onları her defasında aydınlattığında onda ‘ışığında’ yürürler. Ve üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Ve eğer Allâh dileseydi, onların duymalarını da görmelerini de elbette giderirdi. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

2:21       Ey insanlar! Yalnızca Rabbinize ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin, O ‘Allâhü Teâlâ’ ki; sizi ve sizden önceki o kimseleri yaratandır. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:22       O ‘Allâhü Teâlâ’ ki; yeryüzünü sizin için döşek ve göğü bina var edendir. Ve indirdi gökten su; böylelikle çıkardı onunla mahsullerden sizin için rızık. Ve öyleyse bunları bildiğiniz hâlde kimseyi Allâh’a denk tutmayın.

 

2:23       Ve eğer kulumuza indirdiğimiz şeyden ‘Kur’ân-ı Kerim’den’ tereddüt içindeyseniz, haydi onun benzeri bir sûre getirin. Allâh’ın yanı sıra ‘taptıklarınız’ şahitlerinizi de çağırın, eğer sözünde samimilerseniz.

 

2:24       Ama eğer yapamadıysanız ve asla yapamayacaksınız, o hâlde yakıtı insanlar ve taşlar olan, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar için hazırlanmış ateşten korkun.

 

2:25       ‘Yâ Muhammed!’ Ve müjdele, o kimseleri ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Onlar için zemininden ırmaklar akan cennetler olduğunu. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla her defasında nasiplendirildiklerinde derler ki: „İşte bu daha önce rızıklandırıldığımız şey.“. Ve bu rızık onlara, ona benzeri verildi. Ve onlaradır orada hoş eşler ve onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:26       Şüphesiz Allâh, çekinmez vurgularla misal şeyler vermekten. Öyle ki, sivrisineği ‘ve sanat inceliği bakımından’, onun üstündeki şeyi de ‘daha değersizini de’. Böylelikle, samimiyetle inananlar bilirler, onun ‘ancak’ Rablerinden bir gerçek olduğunu. Ve fakat ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ise derler ki: „Allâh, bunu emsal vermekle ne demek istedi? “. ‘Allâhü Teâlâ’ Onunla birçoğunu şaşırtır ve birçoğunu da ‘ilimle’ yönlendirir. Ve onunla yoldan çıkmış olanlardan başkasını saptırmaz.

 

2:27       O kimseler ki ‘yoldan çıkmışlar’, kesin sözlerinin ardından Allâh’ın ‘aldığı’ taahhüdü bozarlar. Allâh’ın, ‘O’na’ ulaştırılmasını emrettiği şeyi ‘iyilik ve sevap kazanmayı’ keserler ve yeryüzünde bozgun çıkarırlar. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

 

2:28       Allâh’a nasıl inkâr edersiniz? Ve siz ‘ruhen’ ölüler idiniz; O sizi diriltti. Yine öldürecek, yine diriltecek. Sonra O’na döndürüleceksiniz.

 

2:29       O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki; yaratandır sizin için yeryüzünde olanları topluca. Sonra göğe kurulup onları da yedi gök olarak düzenledi. Ve O, her şeyi en iyi bilendir.

 

2:30       Ve bir zamanlar dedi ki Rabbin, meleklere: „Mutlaka Ben, yeryüzünde bir halife ‘varis’ var edeceğim.“. ‘Melekler’ Dediler ki: „Orada bozgun çıkaracak ve kan dökecek kişi mi var edeceksin? Ve biz, her türlü noksanlıktan uzak sayıyor, Seni yücelterek övüyor ve hürmet ediyoruz Sana.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Şüphesiz Ben, sizin bilmediklerinizi en iyi bilenim.“.

 

2:31       Ve ‘Allâhü Teâlâ, Âdem a.s.’a ‘varlıkların’ isimlerini hepsini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek dedi ki: „Haydi Bana bunların isimlerini bildirin, eğer sözünde samimilerseniz.“.

 

2:32       ‘Melekler’ Dediler ki: „Seni noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzak tutarız. Senin bize öğrettiğin şey dışında bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen… Sen en iyi bilen, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedensin.“.

 

2:33       ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Yâ Âdem! Bunları onlara isimleriyle bildir.“. İsimlerini onlara bildirince dedi ki: „Dememiş miydim size, göklerin ve yerin bilginiz dışında olanını mutlaka Ben bilirim, açıkladığınız şeyi ve gizlediğiniz şeyleri de bilmekteyim? “.

 

2:34       Ve o zaman Biz meleklere dedik ki: „Âdem’e secde edin!“. İblis hariç ‘her biri’ hemen secde ettiler. ‘O’ Direndi ve büyüklendi ve nankörlerden oldu.

 

2:35       Ve Biz dedik ki: „Yâ Âdem! Sen ve eşin cennete oturun ve ondan bol bol istediğiniz yerden yiyin ve bu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ ikinizde zalimlerden olursunuz.“.

 

2:36       Fakat şeytan, ikisinin ‘ayağını’ oradan kaydırdı. Böylelikle ikisini de içinde bulundukları yerden çıkardı. Ve Biz dedik ki: „Birileriniz birilerinize düşman olarak aşağıya ‘yeryüzüne’ inin! Ve sizin için bir müddet yeryüzünde kararlaştırılmış ‘yer’ ve menfaat ‘vardır’.“.

 

2:37       Ne var ki Âdem, Rabbinden ‘tövbe’ kelimeleri aldı. Bunun üzerine, onun tövbesini kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’… O, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:38       Biz dedik ki: „Hepiniz oradan inin. Ben’den, size yönlendirilme gelecektir. Ancak kim, razı olduğum yola uyarsa, artık onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.“.

 

2:39       Ve o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve yalanladılar âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’. İşte onlar, ateş ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:40       Ey İsrail oğulları! Hatırlayın, üzerinize lütfumu ki onu Ben bağışladım. Ve taahhüdünüze vefa edin ki, Ben de taahhüdümü yerine getireyim. Ve artık yalnızca Ben’den korkun.

 

2:41       Beraberinizde olanı ‘Tevrât’ı’ onayan, indirdiğim şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ inanın ve onun gerçekliğini inkâr edenlerin öncüsü olmayın. Ve âyetlerimi ‘hakikat bilgisini’ az bir bedel karşılığı satmayın. Ve artık, yalnızca Bana karşı ‘gelmekten’ korunun.

 

2:42       Ve gerçeği, asılsız ile karıştırmayın. Ve bildiğiniz hâlde gerçeği gizliyorsunuz.

 

2:43       Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın ve zekât verin. Ve rükû edenlerle beraber rükû edin.

 

2:44       İnsanlara samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşamı emrediyorsunuz ve kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz, kitabı ‘Tevrât’ı’ okuduğunuz hâlde hâlâ akıl etmez misiniz?

 

2:45       Ve sabır ve ibadetle ‘namazla’ yardım isteyin. Ve muhakkak ürperenden başkasına elbette büyük ‘zor’ gelir.

 

2:46       O kimseler ‘ürperenler’, ümit ederler ki, ‘ancak’ Rablerine kavuşacak olduklarını ve O’na dönece olduklarını.

 

2:47       Ey İsrail oğulları! Hatırlayın, üzerinize lütfumu ki onu Ben bağışladım. Ve Benim olduğumu, sizi milletler üzerine üstün kılanın.

 

2:48       Ve korkun bir günden ki, bir candan diğer bir cana bir şey ödenmeyecek ve ondan şefaat kabul edilmeyecek ve ondan ‘azabı uzaklaştırmak için’ fidye alınmayacak ve onlara yardım olunmayacak.

 

2:49       Ve sizi kurtardığımız zaman Firavun ailesinden ‘hanedanından’, size azabın en kötüsünü tattırıyorlardı. Oğullarınızı boğazlayıp ve kadınlarınızı ‘kızlarınızı faydalanmak için’ sağ bırakıyorlardı. Ve işte bu, Rabbinizin büyük imtihanıdır.

 

2:50       Ve sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış ve siz bakınırken Firavun ailesini ‘hanedanını’ boğmuştuk.

 

2:51       Ve Mûsâ’ya kırk gece vadetmiştik. Sonra siz, onun ardından buzağıyı ‘ilâh’ edinmiştiniz. Ve siz zalimlersiniz.

 

2:52       Sonra sizi bunun ardından affettik. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

2:53       Ve Mûsâ’ya kitabı ‘Tevrât’ı’ ve gerçeği, asılsızdan ayırma kavrayış kabiliyeti verdik. Umulur ki, böylelikle yönlendirilirsiniz.

 

2:54       Ve bir zamanlar dedi ki Mûsâ toplumuna: „Ey halkım! Buzağıyı ‘ilâh’ edinmenizle doğrusu siz, benliklerinize zulmettiniz. Bu yüzden, ne yapacağını önceden bilen, ahenkle kusursuz türler yaratana tövbe edin, böylelikle benliğinizi ‘kötü huylarınızı’ öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlıdır.“. Bu yüzden ‘Allâhü Teâlâ’, tövbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’… O, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:55       Ve bir zamanlar demiştiniz ki: „Yâ Mûsâ! Biz, Allâh’ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız.“. Bunun üzerine ve siz bakınırken sizi bayıltan çarpılma aldı.

 

2:56       Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

2:57       Ve gölge yaptık üzerlerinize bulutu. Ve size ‘katımızdan’ lütuf ve acıyıp esirgenme indirdik. ’Dedik ki’: „Sizi rızıklandırdığımız şeylerden temizinden yiyin.“. Ve ‘onlar’, Bize zulmetmediler. Ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine zulmedenler oldular.

 

2:58       Ve o zaman demiştik ki: „Bu şehre girin artık ondan ‘imkânlarından’ istediğiniz yerden bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve „hıtta“ ‘bizi affet’ deyin ki; Biz de hatalarınızı bağışlayalım. Ve iyi davranıp, iffetli olanlara ‘mükâfatlarını’ yakında daha da artıracağız.“.

 

2:59       Ne var ki, değiştirdiler ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmeden o kimseler, onlara söylenen ’bağışlanma diliyoruz manasındaki „hıtta’yı“ başka bir sözle ‘buğday manasındaki „hınta“ ile’. Bu yüzden Biz de, indirdik yoldan çıkanlar olmaları sebebiyle, ‘benliklerine’ zulmeden kimselerin üzerlerine gökten murdarlık.

 

2:60       Ve Mûsâ, toplumu için su istemişti. Bunun üzerine dedik ki: „Asanla taşa vur!“. Hemen ondan on iki pınar fışkırdı. İnsanların her biri kendi içeceği yeri bilmişti. ‘Dedik ki’: „Allâh’ın rızkından yiyin ve için ve sakın azıp yeryüzünde bozgun çıkaranlar olmayın.“.

 

2:61       Ve bir zamanlar demiştiniz ki: „Yâ Mûsâ! Biz bir tek yemeğe asla sabredemeyiz. Artık bizim için Rabbine davet et ‘dua et’. Bize yerin yetiştirdiği şeylerden, baklasından ve acurundan ve sarımsağından ve mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.“. ‘Mûsâ a.s.’ dedi ki: „O hayırlı olanı, o ki daha değersiz olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Mısır’a inin, sizin istediğiniz şeyler muhakkak orada var.“. Ve üzerlerine aşağılanma ve miskinlik ‘damgası’ vuruldu ve Allâh’tan öfkeye uğradılar. İşte bu, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmalarındandır. İşte bu, isyan edip ve haddi aşmış olmaları sebebiyledir.

 

2:62       Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inanırlar ve onlardan Yahudi olanlar ve Hristiyanlar ve Sâbiîlerden ‘Yahudi ve Hristiyan karışımı dîn’ kim, Allâh’a ve âhiret gününe inanır ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaparsa, artık onların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:63      Ve sizden kesin söz almıştık ve Tur’u ‘Sînâ’daki Tur dağını’ üstünüze yükseltmiştik. ‘Dedik ki’: „Size verdiğimiz şeye ‘Tevrât’a’ kuvvetle alın ‘uygulayın’ ve içinde olan şeyleri ‘hakikat bilgisini’ yâd edin.“. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:64       Sonra bunun ardından ‘eskiye’ döndünüz. Oysaki eğer, Allâh’ın lütfu üzerlerinize olmasaydı ve şefkati, bağışlaması, elbette hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

 

2:65       Ve andolsun ki; biliyorsunuz aranızdan cumartesi gününde ‘kutsal şabat, tatilini’ çiğneyenleri. Bu yüzden onlara dedik ki: „Aşağılık maymunlar olun!“

 

2:66       Artık bunu ibretlik ikaz yaptık önündekilere ve arkasındakilere ve ‘günahlardan’ korunanlar için.

 

2:67       Ve bir zamanlar dedi ki Mûsâ toplumuna: „Muhakkak Allâh, sizin bir sığır kesmenizi emrediyor.“. Dediler ki: „Bizimle alay mı ediyorsun? “. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „Cahillerden ‘idrak edemeyenlerden’ olmaktan Allâh’a sığınırım.“.

 

2:68       Dediler ki: „Bizim için Rabbine davet et ‘dua et’, onun ne ‘cins’ olduğunu bize açıklasın.“. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „Şüphesiz O, der ki; mutlaka o, bir sığır ki ne yaşlı ve ne de genç, bu ‘ikisinin’ arasında ‘orta yaşta’. Artık emrolunduğunuz şeyi yapın.“.

 

2:69       Dediler ki: „Bizim için Rabbine davet et ‘dua et’, onun rengi nedir, bize açıklasın.“. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Şüphesiz O, der ki; mutlaka o, sarı bir sığır ve parlak renkte, bakanlara neşe verir.“.

 

2:70       Dediler ki: „Bizim için Rabbine davet et ‘dua et’, onun nasıl olduğunu ‘daha açık’ bize açıklasın. Gerçekten o sığır, bize göre, diğerlerine benziyor. Ve eğer Allâh dilerse, gerçekten elbet ‘emredilen ineğe’ mutlaka ulaşırız.“.

 

2:71       ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Şüphesiz O, der ki; mutlaka o, bir sığır ki, henüz boyunduruk altına alınmamıştır; toprak sürmez ve ekin sulamaz, çifte koşulmamış, onda leke yoktur.“. Dediler ki: „İşte şimdi tam gerçeği ‘tarifini’ getirdin! “. Böylelikle onu ‘tanımlanan ineği bulup’ kestiler. Ve neredeyse yapmayacaklardı.

 

2:72       Ve siz, bir can ‘kıymış’ öldürmüştünüz, sonra da ondaki ‘suçu’ başınızdan savdınız. Ve Allâh gizlemiş olduğunuz şeyi açığa çıkarandır.

 

2:73       Bunun üzerine Biz dedik ki: „Onun ‘ineğin’ bir parçasıyla ona ‘maktule’ vurun.“. Allâh ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini ‘alâmetlerini’ gösterir. Umulur ki, böylelikle akıl edersiniz.

 

2:74       Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı taş gibi, hatta daha şiddetlice. Ve gerçekten taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır ve muhakkak onlardan öyleleri vardır ki yarılır, bu yüzden içinden su çıkar. Ve muhakkak öyleleri de vardır ki, yuvarlanır aşağı düşer Allâh korkusuyla. Ve Allâh yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.

 

2:75       Umuyor musunuz onların size inanmalarını? Ve onlardan topluluk vardı ki, Allâh’ın kelâmını ‘hakikat bilgisini’ işitirler ve o şeyi anlayıp ardından, bildikleri hâlde değiştirirlerdi.

 

2:76       Ve onlar samimiyetle inananlarla buluştuklarında, derler ki: „Samimiyetle inandık.“. Ve birbirleriyle yalnız kaldıklarında derler ki: „Allâh’ın size açtığı şeyleri Rabbinizin katında aleyhinize onu delil göstersinler diye mi onlara anlatıyorsunuz, hâlâ akıl etmez misiniz? “

 

2:77       Ve bilmezler mi ki, sırlarını ve açıkladıklarını Allâh’ın biliyor olduğunu.

 

2:78       Ve aralarından kimileri okuma yazma bilmeyenlerdir, kitabı ‘hakikat bilgisini’ bilmezler, hurafe başka. Ve onlar sadece zannederler.

 

2:79       Bu yüzden vay haline o kimselerin ki, kitabı ‘hakikat bilgisini’ kendi elleriyle yazarlar, sonra da onu az bir bedel karşılığında satmak için derler ki: „Bu Allâh katındandır.“. Bu yüzden vay haline onların, ellerinin yazdıkları şeyler ‘sebebiyle’; ve vay haline onların, kazandıkları şeyler ‘günahları sebebiyle’.

 

2:80       Ve ‘Yahudiler’ derler ki: „Ateş, bize sayılı günler dışında asla dokunmayacak.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Allâh katından taahhüt mü edindiniz? O hâlde Allâh, taahhüdüne asla ters düşmez.“. Yoksa Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

 

2:81       Aksine kim, kötülükle ‘günah’ kazanmış ve hataları kendisini kuşatmışsa, o hâlde işte onlar ateş ahalisidir. Onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:82       Ve o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. İşte onlar, cennet ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:83       Ve İsrail oğullarından kesin söz almıştık: „Allâh’tan başkasına kulluk etmeyin! ‘Tapmayın!’ Ve anne-babaya, akrabaya ve yetimlere ve yoksullara iyi davranın. Ve insanlara güzel söz söyleyin. Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın ve zekât verin. Sonra, aranızdan birazınız hariç ‘eskiye’ döndünüz ve siz umursamayanlarsınız.“.

 

2:84       Ve kesin söz almıştık: „Kanlarınızı dökmeyin ve çıkarmayın canlarınıza ‘kıyıp’ yurtlarınızdan.“. Sonra bunu kabul etmiştiniz. Ve sizler ‘buna Tevrât ile’ şahitsiniz.

 

2:85       Sonra siz ‘işte’ busunuz; ‘birbirinizin’ canlarınıza ‘kıyıp’ öldürüyorsunuz ve aranızdan bir kısmını yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı şaibe ve saldırganlıkta yardımlaşıyorsunuz. Ve onlar size esir olarak geldiklerinde ise, onların yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış ‘yasaklanmış’ olduğu hâlde fidye karşılığı değiştirirsiniz. Yoksa kitabın ‘hakikat bilgisinin’ bir kısmına inanıyor bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık aranızdan böyle yapan kimselerin cezası dünya hayatında rezillikten başka ‘bir şey’ değildir. Ve kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine döndürülürler. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.

 

2:86       İşte onlar… O kimseler ki, âhiret karşılığında dünya hayatını ‘geçici bir menfaati’ satın aldılar. Bu yüzden hafifletilmez onlardan azap ve onlara edilmez yardım da.

 

2:87       Ve andolsun ki; Mûsâ’ya kitap ‘Tevrât’ verdik ve ardından art arda elçiler gönderdik. Ve Meryem’in oğlu Îsâ’ya açıkça deliller verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs’le ‘Cebrâîl a.s. ile’ destekledik. Öyle ki, canlarınızın ‘istemeyip’ hoşlanmadığı şeylerle size gelen elçiye her defasında büyüklendiniz. Bu yüzden bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.

 

2:88       Ve derler ki: „Bizim kalplerimiz kılıflı. ‘Bize ne söylersen kâr etmez’ “. Aksine Allâh, onları, ‘hakikati’ örttükleri sebebiyle lânetledi. Bu yüzden pek azı samimiyetle inanırlar.

 

2:89       Ve onlara, Allâh katından onların beraberinde olan sebebi ‘Tevrât’ı’ onayan bir kitap, ‘Kur’ân-ı Kerim’ geldiğinde ‘kabul etmediler’. Daha önce ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar üzerine ‘Allâhü Teâlâ’dan’ zafer istiyorlardı. Ne var ki tanıdıkları şey ‘hakikat bilgisi’ onlara gelince onu inkâr ettiler. Bu yüzden, Allâh’ın lâneti, hakikat inkârcılarının üzerinedir.

 

2:90       Ne kötü satın aldıkları şey, onunla benliklerini inkâr etmeleri ‘uğruna’ Allâh’ın, kullarından dilediği kimse üzerine lütfuyla indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ azgınlaşmaları. Bu yüzden öfke üstüne öfkeye uğradılar. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlaradır alçaltıcı azap.

 

2:91       Ve denildiği zaman onlara: „Allâh’ın indirdiği sebebe ‘hakikat bilgisine’, inanın.“. Derler ki: „Biz, bize indirilen şeye ‘Tevrât’a’ inanırız.“. Ve onun ardındaki şeyi ‘İncîl’i ve Kur’ân-ı Kerim’i’ inkâr ederler. Ve o ‘İncîl ve Kur’ân-ı Kerim’ gerçektir ve onların beraberindeki şeyi ‘Tevrât’ı’ onayandır. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Daha önce neden Allâh’ın peygamberlerini öldürüyordunuz? Eğer samimiyetle inananlarsanız.“.

 

2:92       Ve andolsun ki; Mûsâ size açıkça delillerle geldi. Sonra siz onun ardından buzağıyı ‘ilâh’ edindiniz. Ve siz zalimlersiniz.

 

2:93       Ve sizden kesin söz almıştık ve Tur’u ‘Sînâ’daki Tur dağını’ üstünüze yükseltmiştik. ‘Dedik ki’: „Size verdiğimiz şeye ‘Tevrât’a’ kuvvetle alın ‘uygulayın’ ve dinleyin.“. Dediler ki: „Dinledik ve isyan ettik.“. Ve nankörlükleri sebebiyle buzağı ‘sevgisi’ onların kalplerine sindirildi. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „İnancınızın size emrettiği ne kötü şey, eğer samimiyetle inananlarsanız.“.

 

2:94       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Allâh katındaki âhiret yurdu, başka insanlara değil de sadece size özgü ise, o hâlde ölümü dileyin, eğer sözünde samimilerseniz.“.

 

2:95       Ve asla onu dilemezler ebedî. Ellerinin sundukları şeyler ‘günahları’ sebebiyle. Ve Allâh, en iyi bilendir zalimleri.

 

2:96       Ve onları, hayat üzerine insanların en hırslısı bulursun ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlardan bile… Onların her biri eğer bin sene ömürlendirilse, ‘yaşamayı’ arzularlar. Ve onun ömrünün uzatılması, onu azaptan uzaklaştırıcı değildir. Ve Allâh, yaptıkları şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:97       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Kim Cebrâîl’e düşman olursa ‘bilsin ki’, muhakkak O ‘Cebrâîl a.s.’, Allâh’ın izniyle senin kalbine indirdi onların ellerindekini onayan sebebi ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ ve yönlendiren ve müjde olarak samimiyetle inananlara.“.

 

2:98       Kim Allâh’a ve meleklerine ve elçilerine ve Cebrâîl’e ve Mîkâîl’e düşman olursa, o hâlde şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara düşmandır.

 

2:99       Ve andolsun ki; sana açıkça delillerle âyetler ‘hakikat bilgisi’ indirdik. Ve bunları yoldan çıkmış olanlardan başkası inkâr etmez.

 

2:100     Ve defasında taahhüt ettiler de aralarından bir topluluk o taahhüdü ‘kaldırıp’ atmadılar mı? Aksine onların, birçoğu samimiyetle inanmazlar.

 

2:101     Ve onlara ‘Yahudilere’, Allâh katından, beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’ onayan bir elçi geldiğinde kitap verilenlerden ‘Yahudilerden’ bir topluluk, Allâh’ın kitabını ‘hakikat bilgisini’, kendilerinin ‘gerçekte ne’ olduğunu bilmezlermiş gibi sırt ‘çevirip’ artlarına attılar.

 

2:102     Ve Süleymân’ın saltanatı, hükümdarlığı üzerine, şeytanların peşinden gittiği şeye ‘büyü yaparak kazandığı iddiasına’ uydular. Ve Süleymân nankörlük etmedi ‘büyü yapıp ‘hakikati’ inkâr edenlerden olmadı’. Ve lâkin şeytanlar, insanlara büyüyü ve Babil şehrindeki iki Melek üzerine, Hârût ve Mârût’a indirilen şeyi öğretmekle nankörlük ettiler. Ve ancak o ikisi: „Biz sadece sizin için bir fitneyiz ‘sınamayız’, o hâlde ‘hakikati’ inkâra yeltenmeyin.“ demedikçe ‘başka’ birine bunu öğretmiyorlardı. Fakat o ikisinden, bir erkek ve karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ve ne var ki onlar, Allâh’ın izni olmaksızın onunla ‘büyüyle’ ‘başka’ birine zarar verebilecek değillerdi. Ve onlara zarar veren şeyleri ve fayda sağlamayanları ‘büyüyü’ öğrendiler. Ve andolsun ki; onlar, onu ‘büyüyü’ satın alan kimsenin âhirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. Ve elbette ne kötü, canlarına ‘karşılık’ sattıkları şey. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:103     Ve eğer onlar samimiyetle inananlar olsalardı ve ‘günahlardan’ korunsalardı, elbette Allâh katında kesinleşmiş kazanç daha hayırlı olurdu. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:104     Ey samimiyetle inananlar! „Râinâ; bizi gözet“, ‘İbranicede: ahmak, davar gibi güdülmek’ demeyin ve „unzurnâ; bize bak“ deyin ve dinleyin. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar içindir ‘âhirette’ elem azap.

 

2:105     Arzulamazlar, ne diğer kitapların varislerinden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan, hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ve ne de ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlar, Rabbinizden, üzerlerinize ‘gelen ilimle’ bir iyilik gelmesini. Ve Allâh, şefkati, lütfu, bağışlamayı dilediği kimseye nasip eder. Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

2:106     ‘Biz’ Bir âyetten ‘hakikat bilgisiyle vazifelendirmekten, İslâm hukukundan, yaşam ortamı ve şartlarına göre kurallarından bir şeyi unutturursak veya onu ertelersek, ondan daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Bilmez misin ki, Allâh’ın, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetiren olduğunu.

 

2:107     Bilmez misin ki, ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu, göklerin saltanatının, hükümranlığının ve yerin de? Ve yoktur sizin için Allâh’tan başka samimi dostlardan ‘kimse’ ve yardımcı.

 

2:108     Yoksa siz de daha önceden Mûsâ’ya sorulduğu gibi, elçinizi ‘itaat etmeyerek’ sorguya mı çekmek istiyorsunuz. Ve kim, inancı inkâr ile değiştirirse, düzgün yoldan sapmıştır.

 

2:109     Diğer kitapların varislerinin ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ birçoğu, sizi inancınızın ardından ‘hakikat’ inkârcılığına döndürmek isterler. Gerçek olan şey ‘hakikat bilgisi’ onlara açıkça belli olmasının ardından, bencilliklerinin çekememezliğinden. Artık, Allâh emrini ‘kıyâmeti’ getirinceye kadar bağışlayın ve hoşgörün. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

2:110     Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın ve zekât verin. Ve benlikleriniz için hayır olarak sunduğunuz şeyleri ‘sevapları’, onu Allâh katında bulursunuz. Şüphesiz Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:111     Ve derler ki: „Asla girmeyecektir cennete, Yahudi veya Hristiyan olan kimseden başkası.“. Bunlar, onların hurafesidir. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Delillerinizi getirin, eğer sözünde samimilerseniz.“.

 

2:112     Aksine kim, yüzünü ‘canını’ Allâh’a teslim eder ve iyi davranıp, iffetli olursa, artık onun Rabbi katında mükâfatı vardır. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:113     Ve Yahudiler derler ki: „Hristiyanlar bir şey üzere değildir ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksunlar’.“. Ve Hristiyanlar derler ki: „Yahudiler bir şey üzere değildir ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksunlar’.“. Ve oysaki onlar kitabın ‘hakikat bilgisinin’ izinden gidiyorlar. Bunun gibi bilmeyenler de onların sözleri gibi sözler söylediler. Artık Allâh, aralarında anlaşmazlığa düşüyor oldukları şey hakkında, kıyâmet günü hükmedecektir.

 

2:114     Ve Allâh’ın ibadethanelerinde O’nun adının yâd edilmesini engelleyen ve onların yıkımı için uğraşan kimseden daha zalim kimdir? İşte onların, oraya korkuları olmaksızın girmeleri olamaz. Ve onlaradır dünyada rezillik, âhirette de büyük azap.

 

2:115     Ve doğu da Allâh’ındır ve batı da. Hangi tarafa dönerseniz dönün, Allâh’ın yüzü ‘Zat’ı’ işte oradadır. Şüphesiz Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

2:116     Ve derler ki: „Allâh evlat edindi.“. O, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır. Aksine, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de O’nun dur, hepsi de O’na boyun eğmiştir.

 

2:117     ‘Allâhü Teâlâ’ Gökleri ve yeri, örneksiz, yoktan var edendir. Ve bir buyruğun ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şeyin’ olmasına hükmettiğinde ona sadece „Ol!“ der; ‘O’, hemen olur.

 

2:118     Ve ‘gerçeği’ bilmeyenler dedi ki: „Allâh bizimle konuşsa veya bize bir âyet ‘alâmet’ gelseydi ya? “. Bunun gibi onlardan öncekiler de onların sözlerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri ‘anlamak istemedikleri sebebiyle’ birbirine benzedi. Biz âyetleri ‘hakikat bilgisini’, kati inanan bir toplum için açıkça belli ettik.

 

2:119     Muhakkak Biz, seni gönderdik hak ile ‘amaç için, hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyici ve korkutucu ‘kıyâmet ile uyaran olarak’. Ve cehennem ahalisinden sual olunmayacaksın.

 

2:120     Ve asla razı olmazlar senden ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar, sen onların milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uymadıkça. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Şüphesiz, Allâh’ın ‘razı olduğu yol doğrultusunda’ yönlendirmesi o, ‘tek gerçek’ yönlendirilmedir.“. Ve elbette ki o, sana gelen ‘hakikat bilgisi’ ilminden sonra, onların isteklerine uyarsan, yoktur senin için Allâh’tan başka samimi dostlardan ‘kimse’ ve yardımcı.

 

2:121     Kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, onu hakkıyla okur uygularlar. İşte onlar, ona samimiyetle inananlardır. Ve kim onu inkâr ederse, o hâlde işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

 

2:122     Ey İsrail oğulları! Hatırlayın, üzerinize lütfumu ki onu Ben bağışladım. Ve Benim olduğumu, sizi milletler üzerine üstün kılanın.

 

2:123     Ve korkun bir günden ki, bir candan diğer bir cana bir şey ödenmeyecek ve ondan ‘azabı uzaklaştırmak için’ fidye kabul edilmeyecek ve ona şefaat fayda sağlamayacak ve onlara yardım olunmayacak.

 

2:124     Ve İbrâhîm’i, Rabbi kelimelerle ‘hükümlerle’ imtihan etmişti. Nihayet tamamladı da ‘Allâhü Teâlâ’: „Mutlaka Ben, seni insanlara öncü kılacağım.“. ‘İbrâhîm a.s.’: „Ve benim soyumdan da.“ deyince. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Ulaşmaz ‘geçmez’ taahhüdüm zalimlere.“.

 

2:125     Ve Biz Beyt’i ‘evi, Kâbe’yi’, insanlar için sevap ‘kazanılan’ ve güvenli ‘bir merkez’ kılmıştık. Ve siz de İbrâhîm’in mevkiinden bir ibadet yeri edinin. Ve taahhüt ettik İbrâhîm ve İsmâîl ile: „Ziyaret edenler ve kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi temizleyin.“.

 

2:126     Ve bir zamanlar dedi ki İbrâhîm: „Rabbim! Burayı güvenli bir şehir kıl. Onun halkından Allâh’a ve âhiret gününe inananları çeşitli mahsullerle rızıklandır.“. ‘Allâh’ Dedi ki: „Ve kim, ‘hakikati’ inkâr ederse, kısa bir süre ‘dünya yaşamı’ boyunca menfaatlendirir ve sonra onu, ateşin azabına mahkûm ederim. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’.“.

 

2:127     Ve İbrâhîm ve İsmâîl, ‘dua ederek’ Beyt’in ‘evin, Kâbe’nin’ temellerini yükseltiyorlardı: „Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz Sen… Sen işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edensin, en iyi bilensin.“.

 

2:128     „Rabbimiz! Ve bizi, sana teslim olmuş iki Müslüman ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olan’ kıl. Ve soyumuzdan da sana Müslüman bir millet oluştur. Ve bize ibadet yerlerimizi ‘ve usullerini’ göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz Sen… Sen itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçensin, inançlıları esirgeyen, bahşedensin.“.

 

2:129     „Rabbimiz! Ve çıkar aralarından onlara bir elçi ki, onlara âyetlerini aktarsın, kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümler öğretsin ve onları ‘günahlardan’ arındırsın. Şüphesiz Sen… Sen daima üstün gelen, eşi benzeri olmayansın, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedensin.“.

 

2:130     Ve kim, rağbet etmez İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’. Nefsaniyetini akıl erdirmekten yoksun ‘kılandan’ başka kim?’. Ve andolsun ki; Biz onu dünyada seçtik ‘yücelttik’, ve muhakkak o, âhirette de yararlı, iyi ahlâk sahibidir.

 

2:131     Bir zamanlar dedi ki Rabbi ona: ‘Müslüman olup Bana’ „Teslim ol!“. ‘İbrâhîm a.s.’ Dedi ki: „Teslim oldum var olan her şeyin Rabbine.“.

 

2:132     Ve İbrâhîm onu kendi oğullarına vasiyet etti. Ve ‘torunu’ Yâkub da: „Ey oğullarım! Şüphesiz Allâh, bu dîni ‘İlâhi esasları’ sizin için seçti. Ve siz de sakın, Müslümanlar ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olanlardan’ başka ‘bir inanç üzerine’ ölmeyin.“.

 

2:133     Yoksa siz Yâkub öleceği zaman şahit mi oldunuz? O, oğullarına dediği zaman: „Neye ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceksiniz ‘benim’ ardımdan? “. ‘Onlar’ Dediler ki: „Senin İlâh’ına ve senin ataların İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk’ın İlâh’ı ve yegâne İlâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceğiz. Ve biz, O’na ‘Allâhü Teâlâ’ya’ Müslümanlarız ‘teslim olanlarız’.“.

 

2:134     Bunlar bir milletti geldi geçti. Onların kazandığı şeyler ‘sevapları, günahları’ kendilerine ve sizin kazandığınız şeyler sizedir. Ve size sorulmaz, yapmış oldukları şeylerden.

 

2:135     Ve derler ki: „Yahudi veya Hristiyan olun ki, yönlendirilesiniz.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Aksine, İbrâhîm’in milleti ‘aynı inancı paylaşanlar’ Hanif’tir ‘tek bir İlâh’a inananlardır ve bizde aynı inancı paylaşırız’. Ve o, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlardan olmadı.“.

 

2:136     Deyin ki: „Biz Allâh’a ve bize indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’, İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunlarına indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya verilen şeye ‘Tevrât ve İncîl’e’ ve ‘diğer’ peygamberlere, Rableri tarafından verilen şeylere ‘sahife, kitap ve vahiylere’ inandık. Onların aralarından ‘hiç’ birini ‘diğerlerinden’ ayırmayız. Ve biz, O’na ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olan’ Müslümanlarız.“.

 

2:137     Eğer onlar da sizin O’na samimiyetle inandığınız gibi inanmış olsalardı, yönlendirilirlerdi. Ve eğer dönüp giderlerse, artık onlar sadece bir ayrılık içinde olurlar. Allâh, ‘onlara karşı’ sana yeter. Ve O, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:138     Allâh’ın boyası ‘İlâhi esasları’… Ve kimdir Allâh’ın boyasından ‘İlâhi esaslarından’ daha iyisi? Ve biz, O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenleriz.

 

2:139     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Bizimle mücadele mi ediyorsunuz Allâh hakkında? Ve O, bizim Rabbimizdir ve sizin de Rabbinizdir. Ve bizim gayretlerimiz bize ve sizin gayretleriniz sizedir. Ve biz O’na içtenlikle yönelenleriz.“.

 

2:140     Yoksa siz: „Gerçekten İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunları Yahudi veya Hristiyan olanlar mı? “ diyorsunuz. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allâh mı? “. Ve Allâh katından ‘ulaşan’ şahitliği, ‘gerçeği’ yanında gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.

 

2:141     Bunlar bir milletti geldi geçti. Onların kazandığı şeyler ‘sevapları, günahları’ kendilerine ve sizin kazandığınız şeyler sizedir. Ve size sorulmaz, yapmış oldukları şeylerden.

 

2:142     ‘Evvelce Müslümanların namazda Kudüs’e yöneldiğinden’ İnsanlardan akıl erdirmekten yoksunlar yakında derler ki: „Onları yönlendiren nedir? Ki o, üzerinde oldukları kıblelerinden.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Doğu ve batı da Allâh’ındır. ‘Allâhü Teâlâ’, Dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi ‘razı olduğu’ doğru yola yönlendirir.“.

 

2:143     Ve işte bunun gibi, insanlar üzerine şahitler ‘örnek’ olmanız için Biz, sizi orta ‘ılımlı’ bir millet yaptık. Elçi de üzerlerinize şahit ‘inancınıza tanıklık eden ve örnek’ olsun. Ve Biz, üzerine olduğunuz ‘Kâbe’yi yine’ kıble yapmadık ki, elçiye uyan kimseyi, topukları üzerinde geri dönenden ayırıp bilmemiz haricinde. Ve bu, elbette zor bir iştir, Allâh’ın, yönlendirdiği kimselerden başkasına. Ve Allâh inancınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allâh, insanlara insaf eden, acıyandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:144     ‘Yâ Muhammed!’ Biz, yüzünün göğe dolaştığını ‘vahiy beklediğini’ görüyoruz. Artık elbette seni razı olacağın kıbleye döndüreceğiz. Bundan sonra yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ tarafına yönelt. Ve nerede olursanız ‘namazda’ yüzlerinizi o tarafa yöneltin. Ve muhakkak kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenler, bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Ve Allâh, yaptıkları şeylerden bihaber değildir.

 

2:145     Ve gerçekten kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenlere ‘Yahudiler ve Hristiyanlara’ âyetlerin ‘alâmetlerin’ hepsini getirsen senin kıblene uymazlar. Ve sen de onların kıblesine uymayacaksın. Ve onların birileri de birilerinin kıblesine uymazlar. Ve elbette, sana gelen şey ‘hakikat bilgisi’ ilminden sonra, onların isteklerine uyarsan, o zaman mutlaka ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ zalimlerden olursun.

 

2:146     Kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, onu ‘Muhammed a.s.’ı’ kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler. Ve muhakkak aralarından bir topluluk bildikleri hâlde gerçeği gizliyorlar.

 

2:147     ‘Yâ Muhammed!’ Rabbinden gerçek ‘hakikat bilgisi geldi’. O hâlde sakın şüphe edenlerden olma.

 

2:148     Ve her ‘millet’ için yöneldikleri bir yönü vardır. O hâlde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allâh sizin hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

2:149     Ve nereden çıkarsan çık, yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ tarafına yönelt. Ve o, ‘emir’, şüphesiz Rabbinden gelen elbette gerçektir. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.

 

2:150     Ve nereden çıkarsan çık, bundan sonra yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ tarafına yönelt. Ve nerede olursanız olun, yüzlerinizi ‘namazda’ o tarafa yöneltin ki, insanların aleyhinize delili olmasın. Aralarından illâki zulmedenler ‘olacaktır’. Ve üzerinizdeki lütfumu tamamlamam için, artık onlardan korkmayın ve Ben’den korkun. Ve umulur ki, böylelikle yönlendirilirsiniz.

 

2:151     Öyle ki gönderdik size, ‘görevlendirilmek üzere’ sizden bir elçi. Ve size âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’ aktarıp açıklasın ve sizi ‘günahlardan’ arındırsın, size kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümler öğretsin ve bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

 

2:152     O hâlde Beni hatırda tutun ki, Ben de sizi ‘lütuflarımla’ hatırlayım. Ve Bana şükredin ve Bana nankörlük etmeyin!

 

2:153     Ey samimiyetle inananlar! Sabır ve ibadetle ‘namazla’ yardım isteyin. Şüphesiz Allâh, sabredenlerle beraberdir.

 

2:154     Ve Allâh yolunda öldürülen kimseler için „ölüler“ demeyin. Aksine onlar, diridirler ve lâkin siz ‘bunun’ farkında olmazsınız.

 

2:155     Ve sizi elbette korku ve açlıkla ve mallardan ve canlardan ve mahsuller gibi şeyleri eksilterek imtihan ederiz. Ve cennet ile’ müjdele sabredenleri.

 

2:156     O kimseler ki, ‘sabredenler’ kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman derler ki: „Biz şüphesiz Allâh için ‘teslim olmuşlarız’ ve muhakkak O’na döneceğiz.“.

 

2:157     İşte onlar ki… Üzerlerinedir Rablerinden tecelli ve şefkat, lütuf, bağışlama. Ve işte onlar… Onlar, ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmişlerdir.

 

2:158     Muhakkak Safa ve Merve, ‘ibadet tepeleri’ Allâh’ın alâmetlerindendir. Artık kim, Beyt’i ‘evi, Kâbe’yi’, hacceder veya umre ziyareti yaparsa, o hâlde ikisini de tavaf ‘etrafında yürüyerek yerine getirilen ibadet’ etmesinde üzerine vebal yoktur. Ve kim, isteyerek hayır olarak ‘zorunlu olmadığı hâlde fazladan tavaf’ yaparsa, mutlaka Allâh, şükrün karşılığını cömertçe veren, en iyi bilendir.

 

2:159     Muhakkak o kimseler ki, indirdiğimiz açıkça delilleri ve yönlendirilmeyi kitapta ‘hakikat bilgisinde’ insanlara açıklamamızın ardından gizlerler. İşte onlara Allâh lânet eder ve lânet ediciler de ‘bilgilendirilme şansı olmadığı için sapan ve neticelerine katlanan herkes’ onlara lânet ederler.

 

2:160     Ancak, o kimseler ki, tövbe ettiler ve durumlarını düzelttiler ve ‘gerçeği’ açıkladılar. O hâlde işte onların tövbelerini kabul ederim. Ve Ben, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçenim, inançlıları esirgeyen, bahşedenim.

 

2:161     Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve inkârcılar olarak öldüler. İşte onlar… Allâh’ın ve meleklerin ve ‘insanların topluca lâneti onların üzerinedir.

 

2:162     Kalıcılardır onun ‘cehennemin’ içinde. Hafifletilmez onlardan azap ve onlara bakılmaz da.

 

2:163     Ve sizin İlâh’ınız yegâne İlâh’tır. O’ndan başka İlâh yoktur. O, sonsuz şefkatle merhamet edendir, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:164     Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün karşılıklı ‘oluşunda’ ve gemilerde, ki, o yüzer denizde insanlara faydalı şeylerle ‘yüklü gemiler’. Allâh’ın, gökten suyu indirip böylelikle onunla, ölümünden sonra yeryüzünü diriltip, orada her türlü hareket eden mahlûk yaymasında ve rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne estirmesinde ve yeryüzüyle gök arasında itaat ettirilen bulutlarda, elbette âyetler ‘alâmetler’ vardır; akıl eden bir toplum için.

 

2:165     Ve insanlardan kimileri, Allâh’ın yanı sıra ‘O’na’ denk ‘putlar’ edinirler, onları Allâh’ı severcesine severler. İman etmişlerin ise Allâh’a olan sevgileri çok daha şiddetlidir. Ve ‘benliklerine’ zulmeden o kimseler bilincinde olsalardı, azap gördüklerinde kuvvetin tamamen ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu ve Allâh’ın azabının şiddetli olduğunu.

 

2:166     O zaman kendilerine uyulanlar, ‘kutsallaştırılanlar’ kendilerine uyanlardan uzaklaştılar ve azabı gördüler. Aralarındaki her türlü bağ kesildi.

 

2:167     Ve o kimseler ki, ‘Allâhü Teâlâ’ya benzer yakıştıranlara’ uydular, dedi ki: „Keşke bizim için ‘dünyaya’ bir kere daha ‘dönüş’ olsaydı. O hâlde bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.“. Allâh, böylelikle onlara gayretlerini hasretlerle ‘pişmanlık duygusuyla’ gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak ta değiller.

 

2:168     Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helâl hoş ‘olarak’ yiyin ve şeytanın ayak izlerinin peşine düşmeyin. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

 

2:169     O, size sadece kötülüğü, hayâsızlığı ve Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

 

2:170     Ve denildiği zaman onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ uyun! “. Derler ki: „Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye ‘inancımıza’ uyarız.“. Ve onların ataları ‘gerçeklere ait’ bir şey akıl etmiyor ve ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirilmedilerse?

 

2:171     Ve o ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların misali, bağırıp çağırmadan başka ‘bir şey’ işitmeyen ve haykıranın ‘ancak çobanın bağırmasını algılayan ama anlamını bilmeyen sürünün’ emsali gibidir. ‘Onlar, anlamak istemedikleri sebebiyle’, Sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden, onlar akıl etmezler.

 

2:172     Ey samimiyetle inananlar! Sizi rızıklandırdığımız şeylerden helâl hoş ‘olarak’ yiyin. Ve Allâh’a şükredin, eğer yalnızca O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenlerseniz.

 

2:173     Ne var ki, size sadece leşi ve kanı ve domuz etini haram kıldı ‘yasakladı’. Ve Allâh’tan başkası için ‘kesilmiş’ olanı helâl kılmadı ‘izin verilmedi’. Artık kim darda kalırsa, hakka ‘başkasının hakkına’ tecavüz etmeksizin ve haddi aşmadan ‘yiyebilir’, onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:174     Muhakkak o kimseler ki, Allâh’ın indirdiği kitaptan bir şeyleri gizlerler ve onu az bir bedelle satarlar. İşte onların yedikleri, karınlarında ateşten ‘bir şey’ değildir. Ve kıyâmet günü Allâh, onlarla konuşmayacak ve onları ‘günahlarından’ arındırmayacak. Ve onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

2:175     İşte onlar… O kimseler ki, yönlendirilme ile ‘karşılığında’ sapkınlığı ve bağışlanma ile ‘âhirette’ azabı alanlardır. Onları ateş üzerine bu kadar sabırlı kılan nedir?

 

2:176     İşte bu ‘azap’, Allâh’ın, kitabı ‘hakikat bilgisini’ adalet gereğince indirdiği, ‘onların da bunu inkâr ediyor’ olmasındandır. Ve muhakkak kitap ‘Kur’ân-ı Kerim’ hakkında anlaşmazlığa düşenler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler.

 

2:177     Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne yöneltmeniz, samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam değildir. Ve lâkin hakiki samimiyetle inanmışlığı yaşamak, kişinin Allâh’a ve âhiret gününe ve meleklere ve kitap ‘hakikat bilgisi’ ve peygamberlere inanmasıdır. Ve sevdiği maldan, akrabalara ve yetimlere ve çaresizlere ve yolda kalmışlara ve yoksullara ve özgürlüğüne kavuşma çabasında olanlara vermesi. Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulaması, zekât vermesidir. Ve taahhüt ettiklerinde taahhütlerini vefa edenler, sıkıntıda ve darlıkta ve şiddetli savaş hâlinde sabredenler, işte onlar, o kimseler ki… Sözünde samimilerdir. Ve işte onlar, o kimseler ki… ‘Günahlardan’ Korunanlardır.

 

2:178     Ey samimiyetle inananlar! Öldürülme hususunda kısas üzerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’. Hüre hür ve köleye köle ve dişiye dişi, ancak kim, onun ‘maktulün’ kardeşi tarafından bir şeyle affolunursa, o hâlde geleneklere uygun olarak ve affedene iyi davranarak ‘diyetini’ ödemelidir. İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve şefkat, lütuf, bağışlamadır. Buna karşın kim, bundan sonra saldırıya kalkarsa, o hâlde onun içindir ‘âhirette’ elem azap.

 

2:179     Ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Ve kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:180     Sizden birinize ölüm geldiğinde miras bırakırsa anne-babaya ve akrabalarına, iyilikle vasiyet etmek ‘günahlardan’ korunanlar üzerine yazıldı ‘zorunlu kılındı’.

 

2:181     Artık kim, onu ‘vasiyeti’ işittikten sonra değiştirirse, o hâlde onun günahı sadece onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:182     Ne var ki kim, vasiyet edenin hataya meyletmesinden veya günaha gireceğinden korkar da bu yüzden, onların durumlarını düzeltirse, o hâlde onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:183     Ey samimiyetle inananlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı ‘zorunlu kılındığı’ gibi sizin üzerinize de yazıldı. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:184     Sayılı günlerdir ‘oruç’. Fakat aranızdan kim, hasta veya yolculukta olursa, o hâlde ‘tutamadığı günleri’, diğer günlerde tamamlar. Ve ona güç yetiremeyenlerin ‘sağlığı elvermeyenlerin’, bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermesi gerekir. Artık kim, isteyerek bir hayır yaparsa, o hâlde o, kendisi için bir hayırdır. Ve oruç tutmak sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

 

2:185     Ramazan o ay ki, onda indirildi Kur’ân. Yönlendirenden, insanlara ve açıkça delillerle ve gerçeği, asılsızdan ayıranla yönlendirilmeleri için. Artık aranızdan kim bu aya şahit olursa ‘ulaşırsa’, o hâlde onu oruçlu geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, O hâlde ‘tutamadığı günleri’ diğer günlerde tamamlasın. Allâh sizin için kolaylık diler ve zorluk dilemez. Ve sayıyı tamamlamanız ve yüceltmeniz içindir Allâh’ı. Sizi yönlendirdiği şey üzerine. Ve umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

2:186     Ve kullarım sana, Ben’den sorduğunda, şüphesiz Ben, ‘onlara’ yakınım. Beni davet edince ‘dua edilince’, davet edenin ‘dua edenin’ davetine ‘duasına’ icabet ederim. O hâlde onlar da Bana ‘Benim davetime’, icabet etsinler ve Bana samimiyetle inansınlar. Umulur ki, böylelikle onlar gafletten uyanıp, olgunluğa ulaşırlar.

 

2:187     Oruç gecesi kadınlarınıza ‘cinsel arzu ile’ yaklaşmanız size helâl kılındı ‘izin verildi’. Onlar sizin ‘günahlardan koruyan’ elbisenizdir ve siz de onların ‘günahlardan koruyan’ elbisesisiniz. Allâh, mutlaka nefsaniyetinize ihanet ediyor olduğunuzu bildi. Bunun üzerine tövbelerinizi kabul etti ve sizi affetti. Şimdi artık onlara yaklaşın ve Allâh’ın sizin için yazdığı şeyleri isteyin. Şafak vaktinde beyaz iplik ‘aydınlık’, siyah iplikten ‘karanlıktan’ sizce açıkça belli oluncaya kadar yiyin ve için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Ve ibadethanelerde ibadete çekilmişseniz onlara ‘kadınlara, cinsel arzu ile’ yaklaşmayın. Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır, artık ona yaklaşmayın. Allâh, âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara işte böyle açıklıyor. Umulur ki, böylelikle onlar ‘günahlardan’ korunurlar.

 

2:188     Ve birbirinizin mallarınızı kendi aranızda gerekçesiz yemeyin. Ve insanların mallarından bir kısmını, ‘haksız yere’ bildiğiniz hâlde şaibeyle yemeniz için, onu hâkimlere ‘rüşvet olarak’ vermeyin.

 

2:189     Sana hilâllerden ‘ay takviminden’ soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „O, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.“. Ve samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam, evlere ‘asılsız inançlara uyarak’ arkalarından girmek değildir. Ve lâkin hakiki samimiyetle inanmışlığı yaşamak, kişinin ‘günahlardan’ korunmasıdır. Ve evlere kapılarından girin. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.

 

2:190     Ve sizlerle savaşanlarla, Allâh yolunda savaşın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allâh, haddi aşanları sevmez.

 

2:191     Ve onları ‘sizlerle savaşanları’, bulduğunuz yerde öldürün. Ve sizi çıkardıkları yerden ‘Mekke’den’ siz de onları çıkarın. Ve fitne ‘sapma’, öldürmekten daha şiddetlidir. Ve Mescid-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ yanında, onlar sizlerle savaşmadıkça siz de onlarla orada savaşmayın. Fakat eğer sizlerle savaşırlarsa, o hâlde onları öldürün. İşte böyledir cezası inkârcıların.

 

2:192     Artık eğer ‘savaşmaktan ve inkârdan’ vazgeçerlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:193     Ve fitne ‘sapkınlık’ kalmayıncaya ve dîn ‘İlâhi esaslar’ Allâh için oluncaya kadar onlarla savaşın. Bundan sonra eğer vazgeçerlerse, o hâlde zalimlerden başkası üzerine düşmanlık yoktur.

 

2:194     Haram ay, haram aya karşılıktır ‘saldırmanın yasak olduğu aylar’ ve hürmetler ‘saygı gösterilmesi gereken şeyler’ karşılıklıdır. Ne var ki, kim size saldırırsa o hâlde onun size saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve bilin, Allâh’ın ‘günahlardan’ korunanlarla beraber olduğunu.

 

2:195     Ve Allâh yolunda ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapın! Ve kendi elinizle ‘kendinizi’ tehlikeye atmayın. Ve ‘yaptığınız işleri’ en iyi yapın. Şüphesiz Allâh, iyi davranıp, iffetli olanları sever.

 

2:196     Ve hac ve um­re­yi Allâh için ta­mam­layın. Fakat eğer alıkonursanız, o hâlde kolayınıza gelen şeyi kurban edin. Ve kurban mahalline ulaşıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. Fakat aranızdan hasta veya başından rahatsızlığı olan ‘kurban yerine varmadan tıraş olan’ kimsenin o hâlde oruçtan, sadakadan veya kurbandan fidye ‘vermesi gerekir’. Artık emniyette olduğunuzda artık kim, hacca kadar umreden menfaatlenirse, o hâlde kolayına gelen kurbandan ‘keser’. Fakat kim bunu bulamazsa, o zaman üç gün hacda, döndüğünüzde de yedi ‘gün’ oruç tutması gerekir ki bunların tamamı on ‘gündür’. Bu, ailesi Mescid-i Haram ’da ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethanede’ hazır ‘yerleşik’ olmayan kimseler içindir. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve bilin, Allâh’ın cezasının şiddetli olduğunu.

 

2:197     Hac, bilinen aylardır. O hâlde kim, onlarda haccı ‘kendisine’ zorunlu kılarsa, artık hacda kadına yaklaşmak ve yoldan çıkmak ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne yaparsanız Allâh onu bilir. Ve ‘hayırlarla kendinize’ azık hazırlayın. Fakat azığın en hayırlısı, muhakkak ‘günahlardan’ korunmaktır. „Ve ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Bana karşı ‘gelmekten’ korunun!“.

 

2:198     Rabbinizden, ‘hacda ticaret yaparak’ bir lütuf ve bereket istemenizde üzerinize vebal yoktur. Artık Arafat’tan akın akın geldiğiniz zaman ve Meş’ar-i Haram yanında Allâh’ı yâd edin. Ve sizi yönlendirdiği gibi ‘içtenlikle’ O’nu yâd edin. Ve sizler, ondan önce elbette şaşkınlık içindeydiniz.

 

2:199     Sonra insanların akın akın dönüp geldikleri yerden siz de akın akın gelin ‘Arafat’tan’ ve Allâh’tan bağışlanma isteyin. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:200     Nihayet ‘hac’ ibadetlerinizi tamamladığınızda, artık atalarınızı hatırladığınız gibi veya daha şiddetli bir hatırlamayla Allâh’ı hatırlayın. Fakat insanlardan kim, derse ki: „Rabbimiz! Bize dünyada ver.“. Âhirette onun bir nasibi yoktur.

 

2:201     Ve onlardan kim, derse ki: „Rabbimiz! Bize dünyada iyilikler ve âhirette de iyilikler ver, bizi ateşin azabından koru.“.

 

2:202     İşte onlar ki… Onlara kazandıkları şeyden ‘sevaplarından’ nasip vardır. Ve Allâh, hesabı tez ‘noksansız görendir’.

 

2:203     Ve sayılı günlerde ‘teşrik günlerinde’ Allâh’ı ‘tekbirlerle’ yâd edin. Fakat kim, iki gün içinde ‘Mina’dan dönmek için’ acele ederse, bundan sonra onun üzerine günah yoktur. Ve kim ertelerse, o hâlde onun üzerine de günah yoktur. ‘Bu günahlardan’ Korunanlar içindir. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve bilin, mutlaka ‘ancak’ O’na ‘huzurunda’ toplanacak olduğunuzu.

 

2:204     Ve insanlardan, dünya hayatında sözü senin hoşuna giden kimseler vardır. Ve kalbinde olana Allâh’ı şahit tutar ve o, düşmanlıkta en amansızıdır.

 

2:205     Ve dönüp ‘gittiğinde’, yeryüzünde bozgun çıkarmak, ekini ve nesli mahvetmek için çalışır. Ve Allâh fesadı sevmez.

 

2:206     Ve denildiği zaman ona: „Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korun! “. Üstünlük ‘kibir’ onu şaibeye alır ‘sürükler’. Artık yeter ona, cehennem ve mutlaka ne kötü döşektir ‘o’.

 

2:207     Ve insanlardan, Allâh’ın rızasını isteyerek canını satan ‘feda eden’ kimseler vardır. Ve Allâh, kullarına insaf eden, acıyandır.

 

2:208     Ey samimiyetle inananlar! Topluca barışa ‘İslâm’a, Allâh’a teslime’ girin. Ve şeytanın ayak izlerinin peşine düşmeyin. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

 

2:209     Artık size açıkça delillerle gelen şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından eğer yine de sürçerseniz o hâlde bilin, Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

2:210     Onlar ‘şeytana uyanlar’, illâki Allâh’ın ‘azabının’ bulutlardan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve meleklerin de ve emrin bitirilmesine mi ‘kıyâmet hükmünün yerine getirilmesine mi’ bakınırlar? Ve buyruklar ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şey’ Allâh’a döndürülür.

 

2:211     Nice açıkça delillerle âyetler ‘hakikat bilgisi’ verdiğimiz İsrail oğullarına sor. Ve kim, kendisine gelen şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından Allâh’ın lütfunu değiştirirse, o hâlde şüphesiz Allâh’ın cezası şiddetlidir.

 

2:212     ‘Hakikati’ Örtmeye şartlanmışlara, dünya hayatı süslendi ‘cazip gösterildi’ ve onlar, inançlıların bazılarıyla alay ediyorlar. Ve ‘günahlardan’ korunanlar, kıyâmet günü onların üstündedir. Ve Allâh, dilediği ‘isteyen’ kimseyi hesapsız rızıklandırır.

 

2:213     İnsanlar, bir tek millet idiler. Sonra Allâh, ‘hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyici ve korkutan ‘kıyâmet ile uyaran’ peygamberler çıkardı. Ve onlarla beraber, insanların aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey hakkında hükmetmeleri için adalet gereğince kitap ‘hakikat bilgisi’ indirdi. Ve onda ‘hakikat bilgisinde’ anlaşmazlığa düşenler o kimseler ki, onlara, açıkça delillerle gelen şeyin ardından kendilerine ‘hakikat bilgisi’ verilen, aralarından azgınlaşan ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ başkası değildir. Bu yüzden Allâh, izniyle yönlendirdi samimiyetle inanan o kimseleri, onda ‘hakikat bilgisinde’ anlaşmazlığa düştükleri şeyde. Ve Allâh dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi, ‘razı olduğu’ doğru yola yönlendirir.

 

2:214     Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin emsali, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Ve onlara ‘öyle’ sıkıntı ve darlık dokundu ki, elçi ve onunla beraber samimiyetle inananlar: „Allâh’ın yardımı ne zaman? “ diyecek kadar sarsıldılar. Allâh’ın yardımı mutlaka yakın değil mi?

 

2:215     Sana ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yapacaklarını soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Hayır olarak ne bağış yaparsanız işte o, anne-baba ve akrabalar ve yetimler ve yoksullar ve yolcular ‘yolda kalmışlar’ içindir.“. Ve hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

2:216     Üzerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’ savaş ve o, sizi tiksindirse de. Ve tiksineceğiniz bir şey olur ki, o sizin için hayırdır. Ve hoşlanacağınız bir şey olur ki, o sizin için şerdir. Ve Allâh bilir ve siz bilmezsiniz ‘kaderinizi’.

 

2:217     Sana haram aydan ‘saldırmanın yasak olduğu aydan’ ve onda savaşmayı soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Onda savaş büyük ‘günah’. Allâh yolundan alıkoymak ve O’nu ‘Allâhü Teâlâ’yı’ inkâr etmek ve Mescid-i Haram’ı ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane ziyaretini engellemek’ ve halkını oradan çıkarmak ise Allâh katında daha büyüktür ‘daha büyük günah’. Ve fitne ‘ara bozuculuk’, öldürmekten daha büyüktür ‘günahtır’.“. Eğer onların güçleri yetse, sizi dîninizden ‘İlâhi esaslardan’ döndürünceye kadar sizlerle savaşmaktan geri kalmazlar. Ve aranızdan kim, dîninden dönerse, o hâlde o, inkârcı olarak ölür. O hâlde işte onlar… Gayretleri dünyada ve âhirette boşa gitmiş olanlardır. Ve işte onlar, ateş ahalisidir ve onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:218     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve o kimseler ki, hicret ‘göç’ ettiler ve Allâh yolunda cihat ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verdiler’. İşte onlar, Allâh’ın şefkatini, lütfunu, bağışlamasını ümit ederler. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:219     Sana, sarhoşluk veren şeyler ve kumardan soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „O ikisinde de hem büyük günah ve insanlar için ‘bazı’ faydalar vardır. Onların günahları, faydalarından daha büyüktür.“. Ve sana ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yapacaklarını soruyorlar. De ki: „Affedileni ‘ihtiyaçtan artanını’ “. İşte böyle açıklıyor Allâh, size âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:220     Dünya ve âhiret hakkında ‘inceden inceye düşünürsünüz’… Ve yetimlerden sana soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Ve eğer onlara karışırsanız ‘onlarla yaşarsanız’, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.“. Ve Allâh, bozgun çıkaranı, düzelteni bilir. Ve eğer Allâh dileseydi, elbette sizi zora sokardı. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

2:221     Ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıran kadınları, samimiyetle inanıncaya kadar nikâhlamayın. Ve samimiyetle inanan savaş esiri ki, imrendirse de ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıran ‘hür’ bir kadından elbette hayırlıdır. Ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıran erkekleri, samimiyetle inanıncaya kadar nikâhlamayın. Ve samimiyetle inanan bir köle ki, imrendirse de ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıran ‘hür birinden’ elbette hayırlıdır. İşte onlar, ateşe davet ederler. Allâh ise sizi, izniyle cennete ve bağışlanmaya davet ediyor. Ve insanlara âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ açıklıyor. Umulur ki, böylelikle hatırda tutarlar.

 

2:222     Ve sana regl hâlinden ‘kadınların adet günlerinden’ soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „O bir eziyettir. Bu yüzden regl hâlinde kadınlardan ‘ilişkiden’ uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde artık Allâh’ın emrettiği yerden onlarla bir araya gelin.“. Şüphesiz Allâh, tövbe edenleri sever ve temizlenenleri sever.

 

2:223     Kadınlarınız sizin için ‘evlat veren’ tarladır. O hâlde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve benlikleriniz için ‘sevaplar’ sunun. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve bilin, mutlaka ‘ancak’ O’na kavuşacak olduğunuzu. Ve ‘cennet ile’ müjdele samimiyetle inananları.

 

2:224     İyilerden olmanız ve ‘günahlardan’ korunmanız ve insanların arasını düzeltmeniz ‘için’, yeminleriniz sebebiyle Allâh’ı siper edinmeyin ‘yemin bahane olmasın’. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:225     Allâh sizi, yeminlerinizdeki boş sözlerinizden sorumlu tutmaz. Ve lâkin kalplerinizin kazandığı şeyler ‘günahlar’ sebebiyle ‘bilinçli yeminlerden’ sizi sorumlu tutar. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:226     Kadınlarına ‘yaklaşmamaya’ yemin edenler, dört ay sabrederler. Ancak eğer ‘süre dolmadan’ geri dönerlerse, öyleyse şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:227    Ve eğer boşamaya kesin karar verirlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:228     Ve boşanmış kadınlar üç dönem regl hâlini ‘kadınların adet günlerini’ kendi başına sabrederler. Eğer Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inananlar iseler, rahimlerinde Allâh’ın yaratmış olduğu şeyi gizlemeleri onlara helâl olmaz ‘izin verilmez’. Ve eğer onların kocaları durumlarını düzeltmek isterlerse, bu ‘süre’ içinde onlara geri dönmeye daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınları üzerinde ‘hakları’ olduğu gibi, kadınların da erkekleri üzerinde geleneklere uygun ‘hakları’ vardır. Erkeklerin, kadınların üzerindeki ‘hakkı’ bir derece daha üstündür. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

2:229     Boşanma iki defadır. Bundan sonra ‘kadını’ ya iyilikle tutmak veya iyi davranarak serbest bırakmak gerekir. Allâh’ın sınırlarına gereğince adil davranamamaktan korkmaları olmaksızın, onlara verdikleriniz şeyden bir şey almanız sizin için helâl olmaz ‘izin verilmez’. Fakat eğer korkarsanız, Allâh’ın bu sınırlarına gereğince adil davranamamaktan, o hâlde kadının ‘ayrılmak için’ verdiği fidye hakkında her ikisinin de üzerine vebal yoktur. Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Artık onları aşmayın. Ve kim, Allâh’ın sınırlarını aşarsa, o hâlde işte onlar… Onlar, zalimlerdir.

 

2:230     Buna rağmen ardından eğer onu ‘karısını, üçüncü kez’ boşarsa artık o kadın başka bir eşle nikâhlanmadıkça kendisi için helâl olmaz ‘izin verilmez’. Eğer ‘ikinci eş de’ onu boşarsa, Allâh’ın sınırlarına gereğince adil davranacaklarına inanırlarsa o hâlde onların ‘ilk karı-kocanın’ birbirine dönmelerinde her ikisinin de üzerine vebal yoktur. Ve bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Allâh onu, ‘anlaya’ bilen bir toplum için açıklıyor.

 

2:231     Ve kadınları boşadığınızda, vadelerine ulaştıktan sonra, artık onları geleneklere uygun olarak tutun veya onları geleneklere uygun olarak serbest bırakın. Ve zarar vermek amacıyla haklarını çiğneyerek onları tutmayın. Ve kim bunu yaparsa, ancak benliğine zulmetmiştir. Ve Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ alay ‘konusu’ edinmeyin. Ve hatırlayın, Allâh’ın üzerinizdeki lütfunu ve size indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’, kitaptan size onunla nasihat olması için verdiği hükümleri. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve bilin, Allâh, en iyi bilendir.

 

2:232     Ve kadınları boşadığınızda, vadelerine ulaştıktan sonra, artık onlar kendi aralarında geleneklere uygun olarak razı olurlarsa, o hâlde onların ‘ilk’ eşleriyle nikâhlanmalarına ‘karşı’ baskı yapmayın. Bununla, aranızdan Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inanan kimselere nasihat veriliyor. İşte bu, sizin ‘günahlardan’ daha çok arındırılmanız ve ‘şartlanmalardan’ daha iyi temizlenmeniz içindir. Ve Allâh bilir ve siz bilmezsiniz.

 

2:233     Ve Anneler evlatlarını tam iki yıl emzirirler. ‘Bu hüküm’ süt emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler içindir. Ve onların ‘annelerin’ rızıkları ve giyecekleri geleneklere uygun olarak, kendisi için doğurulmuş olanın ‘babanın’ üzerinedir. ‘Hiçbir’ Can gücünün yettiğinin dışında sorumlu tutulamaz. Ne anne evladıyla ve ne de kendisi için doğurulmuş olan ‘baba’, evladıyla mağduriyete uğratılmasın. Ve mirasçının üzerindeki de ‘sorumluluk ve görev’ bunun gibidir ‘baba öldüğünde nafaka temini’. Eğer ikisi de ve rızalarıyla evladı sütten kesmek isterlerse, o hâlde her ikisinin de üzerine vebal yoktur. Ve eğer evlatlarınızı ‘sütanne tutup’ emzirtmek isterseniz, vereceğinizi ‘ücretini’, geleneklere uygun olarak teslim ettiğinizde artık sizin üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve bilin, Allâh’ın yaptığınız şeyleri her hâliyle gören olduğunu.

 

2:234     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri dört ay ve on gün kendi başına sabrederler. Böylelikle vadelerine ulaştıklarında, artık canlarının ‘istediği gibi’ geleneklere uygun ‘gördükleri’, yaptıkları şeylerden ‘yeniden evlenmesinde’, sizin üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh, yaptığınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

2:235     Ve ‘kocaları ölen’ kadınlara, onlarla evlenme istediğinizi ima etmenizde veya içinizde gizlemenizde sizin üzerinize vebal yoktur. Allâh, sizin onları daima hatırda tutacak olduğunuzu bildi. Ve lâkin onlara geleneklere uygun olarak bir söz söylemeniz hariç, sakın onlarla gizlice sözleşmeyin. Kitapta yazılı vadesi sona erinceye kadar nikâh akdine karar vermeyin. Ve bilin, Allâh’ın içinizde olanı biliyor olduğunu. O hâlde O’ndan sakının. Ve bilin, Allâh’ın, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayan, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranan olduğunu.

 

2:236     Henüz kendilerine dokunmadığınız veya kendileri için zorunlu kılınan evlilik bağışı taahhüt etmediğiniz kadınları boşarsanız, sizin üzerinize vebal yoktur. ‘İmkânları’ Geniş olanın kendi kudretince ve ‘imkânları’ dar olanın da kendi kudretince, geleneklere uygun olarak bir menfaatlendirme, iyi davranıp, iffetli olanlar üzerine uygun olandır.

 

2:237     Ve onlara evlilik bağışı taahhüt ettiyseniz ve eğer onlara dokunmadan ‘birlikte olmadan’ önce boşarsanız, artık onlar için zorunlu kılınan taahhüt edilen evlilik bağışının yarısını vermek size zorunlu kılınmıştır. Ancak, ‘kadının’ affetmesi ‘vazgeçmesi’ veya nikâh bağı elinde bulunanın ‘erkeğin’ affetmesi ‘hepsini kadına bağış yapması’ hariç ve sizin affetmeniz ‘diğer yarısını da vermeniz, günahlardan’ korunanlara daha yakındır. Ve aranızdaki üstünlüğü unutmayın. Şüphesiz Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:238     İbadeti ‘namazı’ ve orta ibadeti ‘namazı’ koruyun. Ve kıyam edin ‘Allâhü Teâlâ’nın huzurunda durun’ Allâh’a itaat ve ibadet edin.

 

2:239     Fakat eğer ‘bir tehlikeden’ korkarsanız, o hâlde ‘namazı’ yürürken veya binekteyken ‘kılın’. Nihayet emniyette olduğunuzda, sizin bilmediğiniz şeyi ‘nasıl kılacağınızı’ size öğrettiği gibi artık Allâh’ı ‘namazla’ yâd edin.

 

2:240     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri için, ‘evlerinden’ çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlik vasiyet etmesi gerekir. Fakat eğer kendileri çıkarlarsa, o hâlde canlarının ‘istediği gibi’ geleneklere uygun ‘gördükleri’ şeylerde artık sizin üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

2:241     Ve boşanmış kadınların, geleneklere uygun olarak menfaatlendirilmesi, ‘günahlardan’ korunanlar üzerine uygun olandır.

 

2:242     İşte böyle açıklıyor Allâh, size âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle akıl edersiniz.

 

2:243     Görmedin mi? O kimseleri ve onlar binlerce ‘kişi’, ölüm korkusuyla kendi yurtlarından çıktılar. Bu yüzden Allâh onlara dedi ki: „Ölün.“. Sonra da onları diriltti ‘tekrar türeterek yaşama hakkı verdi’. Şüphesiz Allâh, insanlar üzerine elbette lütuf sahibidir. Ve lâkin insanların birçoğu şükretmezler.

 

2:244     Ve Allâh yolunda savaşın. Ve bilin, Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:245     Kim Allâh’a iyilikle bir borç verirse, o hâlde o, ona kat kattır. Ve Allâh, ‘adaleti gereği rızkı’ sıkar, daraltır ve yayar, uzatır ‘genişletir’. Ve O’na döndürüleceksiniz.

 

2:246     Görmedin mi? Mûsâ’nın ardından İsrail oğullarından ileri gelenlerini. Peygamberlerine bir zamanlar dediler ki: „Bizim için bir hükümdar çıkar ki, Allâh yolunda savaşalım.“. ‘Peygamberleri’ Dedi ki: „Eğer savaş sizin üzerinize yazılırsa ‘zorunlu kılınırsa’ sizin savaşmamanızdan korkulur.“. ‘İleri gelenler’ Dediler ki: „Biz neden Allâh yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılmıştık ‘uzaklaştırılmıştık’.“. Nihayet savaş üzerlerine yazılınca aralarından pek azı hariç, dönüp ‘gittiler’. Ve Allâh, en iyi bilendir zalimleri.

 

2:247     Ve dedi ki onlara peygamberleri: „Şüphesiz Allâh, sizin için hükümdar olarak Talut’u çıkardı.“. Dediler ki: „Bizim üzerimize onun hükümdarlığı nasıl olur? Ve hükümdarlığa biz ondan daha çok hak sahibiyiz ‘lâyığız’. Ve ona maldan geniş bir servet verilmedi.“. ‘Peygamberleri’ Dedi ki: „Şüphesiz Allâh, onu sizin üzerinize seçti ve onun bilgisini ve kuvvetini artırdı.“. Ve Allâh, saltanatı, hükümdarlığı dilediği kimseye verir. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

2:248     Ve peygamberleri onlara dedi ki: „Mutlaka onun hükümdarlığının âyeti ‘alâmeti’, bir tabutun ‘ahit sandığının’ size gelmesidir. Onun içinde Rabbinizden sükûnet ve Mûsâ ailesinin ve Hârûn ailesinin bıraktığı şeylerden kalıntılar vardır, onu melekler taşıyacaklar. Muhakkak işte bu, sizin için elbette âyettir ‘alâmettir’, eğer samimiyetle inananlarsanız.“.

 

2:249     Böylelikle Talut, orduyla ayrıldığında dedi ki: „Mutlaka Allâh, sizi bir ırmak ile imtihan edecek. Bundan sonra, kim ondan içerse, o hâlde benden değildir. Ve kim ondan içmezse, sadece eliyle bir avuç avuçlayıp içen dışında ki o, mutlaka bendendir.“. Fakat aralarından ancak pek azı hariç, içtiler. Nihayet o ‘Talut’, ve onunla beraber inançlılar, ‘nehri’ geçtiklerinde ‘sudan rahatsızlanıp ve geride kalanlar’ dediler ki: „Bugün bizim, Calut ve onun ordusuna karşı gücümüz yok.“. O kendilerinin mutlak Allâh’a kavuşacak olduklarını ümit edenler dedi ki: „Nice az topluluk, Allâh’ın izniyle ‘sayıca’ çok topluluğa galip gelmiştir. Ve Allâh, sabredenlerle beraberdir.“.

 

2:250     Ve Calut ve onun ordusunun karşısına çıktıklarında dediler ki: „Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabitle ‘sağlamlaştır’ ve inkârcı toplum üzerine bize yardım et.“.

 

2:251     Nihayet Allâh’ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar. Ve Dâvûd, Calut’u öldürdü. Ve Allâh ona, hükümdarlık ve idrak ‘yetisi’ verdi ve ona, dilediği şeylerden öğretti. Ve Allâh’ın, insanlardan birilerinin birileriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzünde elbette bozgun çıkardı. Lâkin Allâh, var olan her şeyin üzerine lütuf sahibidir.

 

2:252     Bunlar Allâh’ın âyetleridir ‘hakikat bilgisidir’, onu sana, gerçekleriyle aktarıp açıklıyoruz. Ve muhakkak sen, elbette gönderilen elçilerdensin.

 

2:253     Bunlar elçiler ki, Biz, onların bazılarını bazılarından üstün kıldık. Allâh, onlardan kimileriyle konuştu ve kimini de derecelerle yükseltti. Ve Biz, Meryem’in oğlu Îsâ’ya açıkça deliller verdik. Ve onu Ruh’ûl Kudüs’le ‘Cebrâîl a.s. ile’ destekledik. Ve eğer Allâh dileseydi, onların ardından gelenler, kendilerine açıkça deliller gelmesinin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin ayrılığa düştüler, bu yüzden aralarından kimileri samimiyetle inandı ve onlardan kimileri de ‘hakikati’ inkâr etti. Ve eğer Allâh dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin Allâh, dilediği şeyi yapar.

 

2:254     Ey samimiyetle inananlar! Sizi rızıklandırdığımız şeylerden ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapın! Öyle bir gün gelmeden önce ki, onda ne alışveriş vardır ve ne dostluk vardır ve ne de şefaat. Ve ‘hakikati’ örtenler, onlar zalimlerdir.

 

2:255     Allâh ki, O’ndan başka İlâh yoktur. O, ebedî ve evveli diridir, var olan her şeyin kaynağı ve dayanağıdır. O’nu ne uyuklama ve ne de uyku hâli almaz. Göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler Onun’dur. O’nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olan şeyleri ‘geçmiş ve geleceklerini’ bilir. Ve O’nun ilminden, O’nun dilediğinden başka ‘bir şeyi’ kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeryüzünü kapsamıştır. Ve o ikisini koruyup, kollamak O’na zor gelmez. O, kudretli, yücedir, ölçüsüz büyüktür.

 

2:256     Dînde ‘İlâhi esaslarda’ zorlama yoktur. Olgunluk, sapkınlıktan ayrılıp, açıkça belli olmuştur. Artık kim, tâğut’u ‘Allâh’a sırt çeviren herkesi’ inkâr eder ve Allâh’a samimiyetle inanırsa, o hâlde o, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa tutunmuştur. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:257     Allâh, samimiyetle inananlara samimi dost, işlerini yoluna koyan, lütfedendir. Onları karanlıklardan ‘hakikat bilgisizliğinden’ aydınlığa ‘İlâhi esasları görmeye’ çıkarır. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların dostları ise tâğut’tur ‘Allâh’a sırt çeviren herkestir’, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateş ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:258     Görmedin mi? O kimse ki, Allâh’ın kendisine saltanat, hükümdarlık vermesi sebebiyle ‘kibirlenip’ Rabbi hakkında İbrâhîm’le mücadele etti. İbrâhîm dediği zaman: „Benim Rabbim ki, diriltir ve öldürür.“. ‘O’ Dedi ki: „Ben de diriltir ve öldürürüm.“. İbrâhîm dedi ki: „Şüphesiz ancak Allâh, Güneş’i doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir.“. Bu yüzden inkâr eden kimse şaşakaldı. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez zalimler toplumunu.

 

2:259     Veya çatıları üzerine çökmüş bir şehre uğrayan kimsenin, „Allâh bu ‘şehri’ ölümünden sonra nasıl diriltecek ki? “ demesi gibi. Bunun üzerine Allâh, onu yüz yıl süreliğine öldürdü; sonra da diriltti. ‘Ona’ Dedi ki: „Ne kadar kaldın? “. ‘O’ Dedi ki: „Bir gün veya günün bir kısmı kadar.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Aksine, yüz yıl kaldın. Haydi, yiyecek ve içeceğine bak, bozulup kokuşmadı. Ve merkebine bak. Ve ‘bu’ seni insanlara bir âyet ‘alâmet’ kılmamız içindir. Ve kemiklere bak, onları nasıl inşa ediyoruz, sonra ona et giydiriyoruz.“. Artık ona açıkça belli olunca dedi ki: „Biliyorum, Allâh’ın, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetiren olduğunu.“.

 

2:260     Ve İbrâhîm bir zamanlar dedi ki: „Rabbim! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Ve inanmıyor musun? “. ‘İbrâhîm a.s.’: „Aksine!“ dedi. „Ve lâkin kalbimin huzur bulması için.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „O hâlde kuşlardan dört tane tut sonra onları kendine alıştır, her dağın ‘tepenin’ üzerine onlardan birer parçayı koy, sonra da onları çağır. Sana koşarak ‘süratle uçarak’ gelirler. ‘Ben çağırdığımda işte bunun gibi gelirsiniz e istinaden’. Ve bil, Allâh’ın, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmeden olduğunu.“.

 

2:261     Mallarını Allâh yolunda bağış yapanların misali, yedi başak yetiştiren bir tohum emsaline benzer ki, her başakta yüz tohum vardır. Ve Allâh, dilediği ‘isteyen’ kimseye ‘rızkını’ arttırır. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

2:262     O kimseler ki, mallarını Allâh yolunda bağış yaparlar, sonra verdikleri şeyi minnete uğratmazlar ‘başa kakmazlar’ ve onlara eziyet etmezler ‘gönül incitmezler’. Onların mükâfatları Rableri katındadır ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:263     Güzel bir söz ve bağış yapmak, ardından eziyet gelen ‘gönül inciten’ bir sadakadan hayırlıdır. Ve Allâh hiçbir şeye muhtaç olmayandır, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:264     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a ve âhiret gününe inanmayarak, malını insanlara gösteriş için harcayan kimse gibi, sadakalarınızı minnetle ‘başa kakarak’ ve eziyetle ‘gönül inciterek’ asılsız kılmayın. İşte onun misali, üzerinde toprak olan sert bir kaya emsali ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince, böylelikle onu sert bir kaya hâlinde bırakması gibidir. Kazandıkları şeylerden ‘sevaplarından’ bir şey elde edemezler. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez nankörler toplumunu.

 

2:265     Allâh’ın rızasını isteyerek ve benliklerinde sabitleyerek ‘gönülden’ mallarını bağış yapanların misali, verimli bir tepe üzerinde olan bahçenin emsaline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince, böylelikle ürününü iki kat verir. Öyle ki şiddetli bir yağmur ona isabet etmese, çiselese bile. Ve Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:266     Arzular mı ki, sizden biriniz onun zemininden ırmaklar akan hurmalık ve üzümlerden bir bahçesi olsun, orada her türlü mahsuller olsun ve ona yaşlılık isabet etsin ve onun zayıf ‘aciz’ soyu olsun. Sonra da ona ‘bahçeye’, içinde ateş ‘şimşek’ olan bir kasırga isabet etsin, bu yüzden onu yaksın. İşte böyle açıklıyor Allâh, size âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:267     Ey samimiyetle inananlar! Kazandıklarınız şeylerden ve yerden sizin için çıkardığımız şeylerden ‘mahsullerin’ temizinden ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapın! Ve sakın onun kötüsünden ve kendiniz için gözü kapalı almayacağınızdan başkasını bağış yapmaya kalkışmayın. Ve bilin, Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmadığını, yüceltilmeye, övgüye lâyık olduğunu.

 

2:268     Şeytan size fakirlik vadediyor ‘bağışa engel olup, sevabı önlüyor’ ve size hayâsızlığı emreder ‘kolay kazançla günaha teşvik ediyor’. Ve Allâh ise, size bağışlama ve lütuf vadediyor. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

2:269     ‘Allâhü Teâlâ’, İdrak ‘yetisini’ dilediği ‘O’na yönelen’ kimseye verir. Ve kime idrak verilmişse, o hâlde ona çok hayır verilmiştir. Ve aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinden başkası hatırda tutmaz.

 

2:270     Ve nafakadan ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yaptıysanız veya adaktan ne adaysanız, o hâlde mutlaka Allâh onu bilir. Ve yoktur zalimler için yardımcılardan ‘kimse’.

 

2:271     Eğer sadakaları açıktan verirseniz, işte o ne iyi. Ve eğer o ‘sadakaları’ gizleyerek ve ‘böyle’ fakirlere verirseniz, o hâlde o, sizin için hayırlıdır. Ve ‘Allâhü Teâlâ’ kötülüklerinizden ‘günahlarınızdan, bir kısmını’ örter. Ve Allâh, yaptığınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

2:272     Onların yönlendirilmeleri senin üzerine değildir. Ve lâkin Allâh, dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi yönlendirir. Ve hayır olarak ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yaptıysanız, işte o kendi benliğiniz içindir. Siz sadece Allâh’ın yüzünü isteyerek ‘rızası için’ bağış yaparsınız. Ve hayır olarak ne bağış yaptıysanız, size tastamam ödenir ve zulmedilmezsiniz.

 

2:273     ‘Sadakalarınız’, Kendilerini Allâh yoluna adayan, yeryüzünde ‘geçimlik için’ dolaşmaya gücü yetmeyen fakirler içindir. Onların durumlarını bilmeyen, onları iffetlerinden ‘ahlâklarından’ zengin zanneder. Onları sen, yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Ve hayır olarak ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yaptıysanız, o hâlde şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

2:274     O kimseler ki, mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaparlar. Artık onların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:275     O kimseler ki, faiz yerler. İllâki şeytan çarpmasından hırpalanmış bir kimsenin kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka ‘bir biçim’ kalkmazlar. İşte bu, onların: „Alışveriş de ancak faiz gibidir.“ diyenler olmalarındandır. Ve Allâh, alışverişi helâl ‘izin verilen’ ve faizi haram kılmıştır ‘yasaklamıştır’. Bundan sonra, Rabbinden kendisine nasihat gelen kimse, artık ‘faizden’ vazgeçerse, o hâlde geçmiş olan onun dur ve onun işi ‘hükmü’ Allâh’a aittir ‘kalmıştır’. Ve kim de ‘eskiye’ dönerse, o hâlde işte onlar, ateş ahalisidir ve onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:276     Allâh, faizi eksiltir ‘bereketsiz kılar’ ve sadakayı arttırır ‘bereketlendirir’. Ve Allâh günahkâr, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların hiçbirini sevmez.

 

2:277     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uyguladılar ve zekât verdiler. Onların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:278     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Faizden arta kalan şeyi bırakın ve ‘henüz alınmayandan vazgeçin’. Eğer samimiyetle inananlarsanız.

 

2:279     Buna rağmen eğer yapmazsanız, o hâlde bilin, Allâh ve O’nun elçisinden ‘size karşı’ savaş ‘ilan olunduğunu’. Ve eğer tövbe ederseniz o hâlde ana malınız ‘sermayeniz’ sizindir. Ne zulmetmiş ve ne de zulmedilmiş olursunuz.

 

2:280     Ve eğer ‘borçlu’ zor durumdaysa, o hâlde kolaylaşıncaya kadar beklenmelidir. Ve ‘borcu’ sadaka olarak bağış yapmanız, sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

 

2:281     Ve korkun bir günden ki, onda, Allâh’a döndürüleceksiniz. Sonra ödenir her benliğe, kazandığı şeyler. Ve onlar zulmedilmezler.

 

2:282     Ey samimiyetle inananlar! Birbirinize adlandırılmış bir vadeye kadar borç verdiğinizde onu yazın. Aranızda bir yazıcı onu adaletle yazsın. Ve yazıcı, Allâh’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, öylece yazsın. Ve üzerinde hak bulunan ‘borçlu’ da yazdırsın. Ve Rabbi, Allâh’a, karşı ‘gelmekten’ korunsun ve ondan bir şey eksiltmesin. Ancak üzerinde hak olan kimse ‘borçlu’, akıl erdirmekten yoksun veya zayıf ‘aciz’ veya yazdıramaya gücü yetmiyorsa velisi onu adaletle yazdırsın. Ve erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. Fakat eğer iki erkek bulunamıyorsa, o hâlde şahitlerden razı olacağınız bir erkek ve iki kadını tutun ki ikisinden biri şaşırırsa o hâlde diğeri ona hatırlatır. Ve şahitler çağrıldıklarında çekinmesinler. Ve borç büyük olsun, küçük olsun vadesine kadar onu yazmaktan usanmayın. Ve işte bu, Allâh katında en adil ve şahitlik için en sağlam, şüphe etmemeniz için en yakın olandır. Kendi aranızda devretmeye hazır olan bir ticaret ‘bunun’ dışında, o zaman yazmamanızda sizin üzerinize vebal yoktur. Ve alım-satım yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazıcıya ve şahitlere bir mağduriyet verilmesin. Ve eğer bunu yaparsanız, o hâlde o mutlaka sizin için yoldan çıkmak olur. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve Allâh size öğretiyor. Ve Allâh, en iyi bilendir.

 

2:283     Ve eğer siz, yolculuktaysanız ve bir yazıcı da bulamazsanız, o hâlde alınmış rehinler ‘yeter’, birbirinizden emin olduğunuzda, ‘rehin alınmayıp itimat edildiğinde’ o hâlde güven duyulan kişi onun emanetini ödesin. Ve Rabbi, Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve şahitliği de gizlemeyin. Ve kim onu gizlerse, o hâlde mutlaka onun kalbi günahkârdır. Allâh yaptığınız şeyleri en iyi bilendir.

 

2:284     Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler. Ve eğer içinizde olanı açıklasanız veya onu gizleseniz de Allâh, sizi onunla hesaba çeker. Artık dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi bağışlar ve dilediği ‘inkâr eden’ kimseye de azap eder. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

2:285     Elçi, Rabbinden kendisine indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ inandı ve samimiyetle inananlar da. Hepsi Allâh’a ve O’nun meleklerine ve O’nun kitaplarına ‘diğer mukaddes kitaplara’ ve O’nun elçilerine inandılar. Ve derler ki: „Biz, O’nun elçileri arasından ‘hiç’ birini, ‘diğerinden’ ayırmayız. İşittik ve itaat ettik. Ve Rabbimiz! Senin bağışlamanı ‘dileriz’. Ve Sana’dır varış.“.

 

2:286     Allâh, ‘hiçbir’ canı gücünün yettiği dışında sorumlu tutmaz. Onundur kazandığı şeyler ‘sevaplar’ ve aleyhinedir kazandığı şeyler ‘günahlar’. „Rabbimiz! Eğer unuttuysak veya hata yaptıysak bizi sorumlu tutma. Ve Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme ‘güç yetiremeyeceğimiz şeyde sabır, yetirebildiğimizde güç ver’. Ve bizi affet ve bağışla ve bize şefkat et, ‘imkânlar’ lütfet, bizi bağışla. Sen bizim sahibimiz, koruyucumuzsun. Artık inkârcılar toplumu üzerine bize yardım et.“.