2. BAKARA:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm…’

 

Sığınırım Allâh’a, ‘rahmetinden kovulmuş’ taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’. >16:98<

Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

 

2:1          Elif, Lâm, Mîm…

 

2:2          İşte bu Kitap ki ‘Kur’ân-ı Kerim’… O’nda şüphe yoktur. ‘Günahlardan’ Korunanlara yönlendirilmedir.

 

2:3          O kimseler ki, inananlardır ‘açıklanmadıkça’ algılanamayana ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaparlar.

 

2:4          Ve o kimseler ki, sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ inanırlar ve senden önce indirilen şeye de ‘diğer mukaddes Kitaplara da’. Ve onlar âhirete kati inananlardır.

 

2:5          İşte onlar… Rablerinden yönlendirilme üzeredirler. Ve işte onlar… Onlar, kurtuluşa erenlerdir.

 

2:6          Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır. Eşittir, onları ‘kıyâmet ile’ uyardın ya da onları uyarmadın; inanmazlar. >6:109, 6:110, 6:111<

 

2:7          Allâh onların kalplerinin üzerini ve kulaklarının üzerini mühürlemiştir. Ve görmelerine de perde gerilmiştir. ‘Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir’ >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve onlaradır ‘âhirette’ büyük azap.

 

2:8          Ve insanlardan kimileri der ki: „ Allâh’a ve âhiret gününe inandık. “. Ve onlar inanmış değiller.

 

2:9          ‘Sözde’ Allâh’ı ve samimiyetle inananları kandırırlar. Ve onlar, kendilerinden başkasını kandırmıyorlar ve ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

2:10       Onların kalplerindedir hastalık ‘şüphe, inkâr’. Allâh, bu yüzden hastalıklarını daha da arttırdı. Ve onlaradır ‘âhirette’ elem azap; yalanlıyor olmaları sebebiyle.

 

2:11       Ve denildiği zaman onlara: „ Yeryüzünde bozgun çıkarmayın! “. Derler ki: „ Bizler sadece ‘gidişatı’ düzeltenleriz. “.

 

2:12       Gerçekte onlar değil mi bozgun çıkaranlar? Onlar… Ve lâkin ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

2:13       Ve denildiği zaman onlara: „ İnsanların samimiyetle inandığı gibi sizler de inanın! “. Derler ki: „ Akıl erdirmekten yoksunların inandığı gibi mi inanalım? “. Gerçekten akıl erdirmekten yoksunlar, onların kendileri değil mi? >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve lâkin bilmezler.

 

2:14       Ve samimiyetle inananlarla karşılaştıkları zaman derler ki: „ Samimiyetle inandık. “. Ve şeytanlarıyla ‘onları şaşırtanlarla’ baş başa olduklarında ise derler ki: „ Doğrusu bizler, sizlerle beraberiz. Bizler ancak onlarla alay ediyoruz. “.

 

2:15       ‘Oysaki’, Allâh onlarla alay eder. Ve onlara ‘süre’ ekler ki, azgınlıkları içinde ‘yaptıklarıyla keyiflenip’ bocalasınlar. >7:101, 10:11, 10:12, 39:49<

 

2:16       İşte onlar ‘ikiyüzlüler’… O kimseler ki, yönlendirilme ile ‘karşılığında’ sapkınlığı alanlardır. Alışverişleri kâr sağlamadı. Ve ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmiş de olmadılar.

 

2:17       Onların misali, ateş yakıp böylelikle etrafındaki şeyleri aydınlattığında Allâh’ın ışığını giderdiği ve onları karanlıklar içinde bıraktığı kimselerin emsali gibidir. Artık onlar görmezler.

 

2:18       Onlar ‘anlamak istemedikleri için’, sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar cayamazlar.

 

2:19       Veya gökten zifiri karanlıklar içinde ve gök gürültüsü ve şimşekle gelen şiddetli sağanağa benzer, ölüm korkusuyla yıldırımlardan korunmak için parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Ve Allâh, kuşatandır; ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları.

 

2:20       Şimşek neredeyse gözlerini kamaştırır. Onları her defasında aydınlattığında onda ‘ışığında’ yürürler. Ve üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Ve eğer dileseydi Allâh, onların duymalarını da görmelerini de elbette giderirdi. >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:21       Ey insanlar! Yalnızca Rabbinize ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin, O ‘Allâh’ ki; sizleri ve sizlerden önceki o kimseleri yaratandır. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:22       O ‘Allâh’ ki; var edendir, yeryüzünü sizlere döşek ve göğü bina. Ve indirendir gökten su; böylelikle çıkardı onunla mahsullerden sizlere rızık. Ve öyleyse bunları bildiğiniz hâlde kimseyi Allâh’a denk tutmayın.

 

2:23       Ve eğer kulumuza indirdiğimiz şeyden ‘Kur’ân-ı Kerim’den’ tereddüt içindeyseniz, haydi onun benzeri bir sûre getirin. Allâh’ın yanı sıra ‘taptıklarınız’ şahitlerinizi de çağırın, eğer sözünde samimilerseniz.

 

2:24       Ama eğer yapamadıysanız ve asla yapamayacaksınız, o hâlde korunun ateşten ki, o… Onun yakıtı insanlar ve taşlardır’ lavlardır’; hazırlandı ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara.

 

2:25       ‘Yâ Muhammed!’ Ve müjdele, o kimseleri ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar; onlaradır mutlaka cennetler. ‘Cennetin’ Zemininden ırmaklar akar. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla her defasında nasiplendirildiklerinde derler ki: „ İşte bu daha önce rızıklandırıldığımız şey. “. Ve bu rızık onlara, ona benzeri verildi. Ve onlaradır orada hoş eşler ve onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:26       Şüphesiz Allâh, çekinmez vurgularla emsal şeyler vermekten. Öyle ki, dişi sivrisineği ‘ve sanat inceliği bakımından’, onun üstündeki şeyi de ‘daha değersizini de’. Böylelikle, samimiyetle inananlar bilirler, onun ‘ancak’ Rablerinden bir gerçek olduğunu. Ve fakat ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ise derler ki: „ Allâh, bunu emsal vermekle ne demek istedi? “. ‘Allâh’ Onunla birçoğunu şaşırtır ve birçoğunu da ‘ilhamla, ilim tanıklığında’ yönlendirir. >4:162< Ve onunla yoldan çıkmış olanlardan başkasını saptırmaz. >7:178, 13:27, 64:11<

 

Sivrisineğin bulaşıcı hastalıklara yol açan virüs taşıdığı: – ıkra.com

 

2:27       O kimseler ki ‘yoldan çıkmışlar’, kesin sözlerinin ardından Allâh’ın ‘adıyla verdikleri’ taahhüdünü bozarlar. Allâh’ın, ‘O’na’ ulaştırılmasını emrettiği şeyi ‘iyiliği, sevap kazanmayı’ keserler ve yeryüzünde bozgun çıkarırlar. İşte onlar… Onlar, hüsrana uğrayanlardır.

 

2:28       Allâh’a nasıl inkâr edersiniz? Ve sizler ‘ruhen’ ölülerdiniz; O, sizleri diriltti. Yine öldürecek, yine diriltecek. Sonra O’na döndürüleceksiniz.

 

2:29       O ‘Allâh’, O ki… Yaratandır, sizlere yeryüzünde olanları topluca. Sonra göğe kurulup onları da yedi gök olarak düzenledi. Ve O, her şeyi en iyi bilendir.

 

2:30       Ve bir zamanlar dedi ki Rabbin, meleklere: „ Mutlaka Ben, yeryüzünde bir halife ‘vâris’ var edeceğim. “. ‘Melekler’ Dediler ki: „ Orada bozgun çıkaracak ve kan dökecek kişi mi var edeceksin? Ve bizler, her türlü noksanlıktan uzak sayıyor, Seni yücelterek övüyor ve hürmet ediyoruz Sana. “. ‘Allâh’ Dedi ki: „ Şüphesiz Ben, sizlerin bilmediklerinizi en iyi bilenim. “.

 

2:31       Ve ‘Allâh, Âdem a.s.’a ‘varlıkların’ isimlerini hepsini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek dedi ki: „ Haydi Bana bunların isimlerini bildirin, eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

Hz. Âdem a.s’a veya insana, dil öğrenme yeteneği verilmesi: – ıkra.com

 

2:32       ‘Melekler’ Dediler ki: „ Seni noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzak tutarız. Senin bizlere öğrettiğin şey olmaksızın, bilgimiz olamaz. Şüphesiz Sen… Sen en iyi bilensin; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedensin. “.

 

2:33       ‘Allâh’ Dedi ki: „ Yâ Âdem! Bunları onlara isimleriyle bildir. “. İsimlerini onlara bildirince dedi ki: „ Dememiş miydim sizlere, şüphesiz Ben bilirim ‘açıklanmadıkça’ algılanamayanını göklerin ve yerin. Ve bilirim açıkladığınız şeyi ve gizlemiş olduğunuzu da? “.

 

2:34       Ve o zaman meleklere dedik ki: „ Âdem’e secde edin! “. İblis dışında ‘her biri’ hemen secde ettiler. ‘O’ Direndi ve büyüklendi ve nankörlerden oldu.

 

2:35       Ve dedik ki: „ Yâ Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan bol bol istediğiniz yerden yiyin ve bu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ ikinizde zalimlerden olursunuz. “.

 

2:36       Fakat şeytan, onların ‘ayağını’ oradan kaydırdı. Böylelikle onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Ve dedik ki: „ Birileriniz birilerinize düşman olarak aşağıya ‘yeryüzüne’ inin! Ve sizlere, bir müddet yeryüzünde kararlaştırılmış ‘yer’ ve menfaat ‘vardır’. “. >17:18: 17:19, 17:20, 57:20<

 

2:37       Ne var ki Âdem, Rabbinden ‘tövbe’ kelimeleri aldı. Bunun üzerine, onun tövbesini kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâh’… O, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:38       Biz dedik ki: „ Hepiniz oradan inin. Benden, sizlere yönlendirilme gelecektir. Ancak kim, razı olduğum yola uyarsa, artık onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler. “.

 

2:39       Ve o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve yalanladılar âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’. İşte onlar, ateş ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:40       Ey İsrail oğulları! Hatırlayın, üzerinize lütfumu ki onu Ben bağışladım. Ve taahhüdünüze vefa edin ki, Ben de taahhüdümü yerine getireyim. Ve artık, yalnızca Benden korkun!

 

2:41       Beraberinizde olanı ‘Tevrât’ı’ onayan, indirdiğim şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ inanın ve onun gerçekliğini inkâr edenlerin öncüsü olmayın. Ve satmayın âyetlerimi ‘hakikat bilgisini’ az bir bedele. Ve artık, yalnızca Bana karşı ‘gelmekten’ korunun!

 

2:42       Ve gerçeği, asılsızlık ile karıştırmayın. Ve bildiğiniz hâlde gerçeği gizliyorsunuz.

 

2:43       Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın. Ve zekâtı verin. Ve rükû edenlerle beraber rükû edin.

 

2:44       İnsanlara samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşamı emrediyorsunuz ve kendinizi unutuyor musunuz? Ve kitabı ‘Tevrât’ı’ okuduğunuz hâlde hâlâ akıl etmez misiniz?

 

2:45       Ve sabır ve ibadetle ‘namaz ile, idrak etmek için ve zorluklara karşı’ yardım isteyin. Ve muhakkak ürperenden başkasına elbette büyük ‘zor’ gelir.

 

2:46       O kimseler ‘ürperenler’, kabul ederler ki, ‘ancak’ Rablerine kavuşacak olduklarını ve O’na dönece olduklarını.

 

2:47       Ey İsrail oğulları! Hatırlayın, üzerinize lütfumu ki onu Ben bağışladım. Ve Benim olduğumu, sizleri milletler üzerine üstün kılanın.

 

2:48       Ve korunun bir günden ki, bir candan diğer bir cana bir şey ödenmeyecek ve ondan şefaat kabul edilmeyecek ve ondan ‘azabı uzaklaştırmak için’ fidye alınmayacak ve onlara yardım olunmayacak.

 

2:49       Ve sizleri kurtardığımız zaman Firavun hanedanından, sizlere azabın en kötüsünü tattırıyorlardı. Oğullarınızı boğazlayıp ve kadınlarınızı ‘kızlarınızı faydalanmak için’ sağ bırakıyorlardı. Ve işte bu, Rabbinizin büyük imtihanıdır.

 

2:50       Ve denizi yardığımız zaman sizler için; sizleri kurtarmış ve boğmuştuk Firavun hanedanını ve sizler görüyorken.

 

2:51       Ve Mûsâ’ya kırk gece vadetmiştik. Sonra onun ardından buzağıyı ‘ilâh’ edinmiştiniz. Ve sizler zalimlersiniz.

 

2:52       Sonra sizleri bunun ardından affettik. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

2:53       Ve Mûsâ’ya kitabı ‘Tevrât’ı’ ve gerçeği, asılsızlıktan ayırma kavrayış kabiliyeti verdik. Umulur ki, böylelikle yönlendirilirsiniz.

 

2:54       Ve bir zamanlar dedi ki Mûsâ halkına: „ Ey halkım! Buzağıyı ‘ilâh’ edinmenizle doğrusu sizler, benliklerinize zulmettiniz. Bu yüzden, ne yapacağını önceden bilen, ahenkle kusursuz türler yaratanınıza tövbe edin, böylelikle benliğinizi ‘kötü huylarınızı’ öldürün, ‘bu, daha’ hayırlıdır sizlere, ne yapacağını önceden bilen, ahenkle kusursuz türler yaratıcınız; katında. “. Bu yüzden ‘Allâh’, tövbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâh’… O, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:55       Ve bir zamanlar demiştiniz ki: „ Yâ Mûsâ! Bizler, Allâh’ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız. “. Bunun üzerine ve sizler bakınırken sizleri bayıltan çarpılma aldı.

 

2:56       Sonra ölümünüzün ardından sizleri dirilttik. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

2:57       Ve gölgelik yaptık üzerlerinize bulutu. Ve indirdik üzerlerinize ‘katımızdan’ kudret helvası ve bıldırcın. ’Dedik ki’: „ Sizleri rızıklandırdığımız şeylerden temizinden yiyin. “. Ve ‘onlar’, Bize zulmetmediler. Ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine zulmedenler oldular.

 

2:58       Ve o zaman demiştik ki: „ Bu şehre girin artık ondan ‘imkânlarından’ istediğiniz yerden bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve „ hıtta “ ‘bizleri affet’ deyin ki hatalarınızı bağışlayalım. Ve iyi davranıp, iffetli olanlara ‘mükâfatlarını’ yakında daha da arttıracağız. “.

 

2:59       Ne var ki, değiştirdiler ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmeden o kimseler, onlara söylenen ’bağışlanma diliyoruz manasındaki „ hıtta’yı “ başka bir sözle ‘buğday manasındaki „ hınta “ ile’. Bu yüzden indirdik ‘benliklerine’ zulmeden kimselerin üzerlerine gökten murdarlık; yoldan çıkanlar olmaları sebebiyle.

 

2:60       Ve Mûsâ, halkı için su istemişti. Bunun üzerine dedik ki: „ Asanla taşa vur! “. Hemen ondan on iki pınar fışkırdı. İnsanların her biri kendi içeceği yeri bilmişti. ‘Dedik ki’: „ Allâh’ın rızkından yiyin ve için ve sakın azıp yeryüzünde bozgun çıkaranlar olmayın. “.

 

2:61       Ve bir zamanlar demiştiniz ki: „ Yâ Mûsâ! Bizler bir tek yemeğe asla sabredemeyiz. Artık bizler için Rabbine davet ‘dua’ et. Bizler için yerin yetiştirdiği şeylerden, baklasından ve acurundan ve sarımsağından ve mercimeğinden ve soğanından çıkarsın. “. ‘Mûsâ a.s.’ dedi ki: „ O, ‘daha’ hayırlı olanı, o ki daha değersiz olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Mısır’a inin, sizler istediğiniz şeyler muhakkak orada var. “. Ve üzerlerine aşağılanma ve miskinlik ‘damgası’ vuruldu ve Allâh’tan öfkeye uğradılar. İşte bu, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmalarındandır. İşte bu, isyan edip ve haddi aşmış olmaları sebebiyledir.

 

2:62       Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inanırlar ve onlardan Yahudi olanlar ve Hristiyanlar ve Sâbiîlerden ‘Yahudi ve Hristiyan karışımı dîn’ kim, Allâh’a ve âhiret gününe inanır ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaparsa, artık mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:63      Ve sizlerden kesin söz almıştık ve Tur’u ‘Sînâ’daki Tur dağını’ üstünüze yükseltmiştik. ‘Dedik ki’: „ Sizlere verdiğimiz şeye ‘Tevrât’a’ kuvvetle alın ‘uygulayın’; ve içinde olan şeyleri ‘hakikat bilgisini’ yâd edin. “. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:64       Sonra bunun ardından ‘eskiye’ döndünüz. Oysaki eğer, Allâh’ın lütfu üzerlerinize olmasaydı ve şefkati, bağışlaması, elbette hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

 

2:65       Ve andolsun ki; biliyorsunuz aranızdan Cumartesi ‘kutsal şabat tatilinin hürmetini ihlâl ederek’ çiğneyen ‘Yahudileri’. >4:154< Bu yüzden onlara dedik ki: „ Aşağılık maymunlar olun! “.

 

2:66       Artık bunu ibretlik ikaz yaptık önündekilere ve arkasındakilere ve ‘günahlardan’ korunanlara.

 

2:67       Ve bir zamanlar dedi ki Mûsâ halkına: „ Muhakkak Allâh, sizlerin bir sığır kesmenizi emrediyor. “. Dediler ki: „ Bizlerle alay mı ediyorsun? “. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Cahillerden ‘idrak edemeyenlerden’ olmaktan Allâh’a sığınırım. “.

 

2:68       Dediler ki: „ Bizler için Rabbine davet ‘dua’ et, onun ne ‘cins’ olduğunu bizlere açıklasın. “. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Şüphesiz O, der ki; mutlaka o, bir sığır ki ne yaşlı ve ne de genç, bu ‘ikisinin’ arasında ‘orta yaşta’. Artık emrolunduğunuz şeyi yapın. “.

 

2:69       Dediler ki: „ Bizler için Rabbine davet ‘dua’ et, onun rengi nedir, bizlere açıklasın. “. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Şüphesiz O, der ki; mutlaka o, sarı bir sığır ve parlak renkte, bakanlara neşe verir. “.

 

2:70       Dediler ki: „ Bizler için Rabbine davet ‘dua’ et, onun nasıl olduğunu ‘daha açık’ bizlere açıklasın. Gerçekten o sığır, bizlere göre, diğerlerine benziyor. Ve eğer dilerse Allâh, gerçekten elbet ‘emredilen ineğe’ mutlaka ulaşırız. “.

 

2:71       ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Şüphesiz O, der ki; mutlaka o, bir sığır ki, henüz boyunduruk altına alınmamıştır; toprak sürmez ve ekin sulamaz, çifte koşulmamış, onda leke yoktur. “. Dediler ki: „ İşte şimdi tam gerçeği ‘tarifini’ getirdin! “. Böylelikle onu ‘tanımlanan ineği bulup’ kestiler. Ve neredeyse yapmayacaklardı.

 

2:72       Ve sizler, bir cana ‘kıyıp’ öldürmüştünüz, sonra da ondaki ‘suçu’ başınızdan savdınız. Ve Allâh gizlemiş olduğunuz şeyi ‘ortaya’ çıkarandır.

 

2:73       Bunun üzerine dedik ki: „ Onun ‘ineğin’ bir parçasıyla ona ‘maktule’ vurun. “. Allâh, ölüleri işte böyle diriltir ve sizlere âyetlerini ‘alâmetlerini’ gösterir. Umulur ki, böylelikle akıl edersiniz.

 

2:74       Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı taş gibi, hatta daha şiddetlice. Ve gerçekten taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır ve muhakkak onlardan öyleleri vardır ki yarılır, bu yüzden içinden su çıkar. Ve muhakkak öyleleri de vardır ki, yuvarlanır aşağı düşer Allâh korkusuyla. Ve Allâh yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.

 

2:75       Umuyor musunuz onların sizlere inanmalarını? Ve onlardan topluluk vardı ki, Allâh’ın kelâmını ‘hakikat bilgisini’ işitirler ve o şeyi anlayıp ardından, bildikleri hâlde değiştirirlerdi.

 

2:76       Ve onlar samimiyetle inananlarla buluştuklarında, derler ki: „ Samimiyetle inandık. “. Ve birbirleriyle yalnız kaldıklarında derler ki: „ Onlara anlatıyor musunuz? Allâh’ın sizlere açtığı şeyleri, Rabbinizin katında aleyhinize çekişirlerken ‘delil getirecekler ya’ hâlâ akıl etmez misiniz? “.

 

2:77       Ve bilmezler mi ki, şüphesiz Allâh, bilir sırları ve açıklanan şeyleri.

 

2:78       Ve aralarından kimileri okuma yazma bilmeyenlerdir, kitabı ‘hakikat bilgisini’ bilmezler. ‘Bildikleri’ Hurafeden başka ‘bir şey’ değildir. Ve onlar sadece zannederler.

 

2:79       Bu yüzden vay haline o kimselerin ki, kitabı ‘hakikat bilgisini’ kendi elleriyle yazarlar, sonra da onu az bir bedel karşılığında satmak için derler ki: „ Bu Allâh katındandır. “. Bu yüzden vay haline ellerinin yazdıkları şeyler sebebiyle ‘cezalandırılacak olmalarına’; ve vay haline kazandıkları şeyler sebebiyle ‘cezalandırılacak olmalarına’.

 

2:80       Ve ‘Yahudiler’ derler ki: „ Ateş, bizlere sayılı günler haricinde asla dokunmayacak. “. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Allâh katından taahhüt mü edindiniz? O hâlde Allâh, taahhüdüne asla ters düşmez. “. Yoksa Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? >2:168, 2:169, 7:33<

 

2:81       Aksine kim, kötülükle ‘ceza’ kazanmış ve hataları kendisini kuşatmışsa, o hâlde işte onlar ateş ahalisidir. Onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:82       Ve o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. İşte onlar, cennet ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:83       Ve İsrail oğullarından kesin söz almıştık: „ Allâh’ın yanı sıra ‘başkasına’ kulluk etmeyin ‘tapmayın’! Ve anne-babaya, akrabaya ve yetimlere ve yoksullara iyi davranın. Ve insanlara güzel söz söyleyin. Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın. Ve zekâtı verin. Sonra, aranızdan azınız müstesna ‘eskiye’ döndünüz ve sizler umursamayanlarsınız. “.

 

2:84       Ve kesin söz aldığımızda: „ Dökmeyin kanlarınızı; ve çıkarmayın canlarınıza ‘kıyıp’ yurdunuzdan. “. Sonra bunu kabul etmiştiniz. Ve sizler ‘buna Tevrât ile’ şahitsiniz.

 

2:85       Sonra sizler ‘işte’ busunuz; ‘birbirinizin’ canlarınıza ‘kıyıp’ öldürüyorsunuz ve aranızdan bir kısmını yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı ‘şaibe ve saldırganlıkta’ yardımlaşıyorsunuz. Ve sizlere esir olarak geldiklerinde ise, onların yurtlarından çıkarılmaları sizlere haram ‘yasaklanmış’ edildiği hâlde onları fidye ile değiştirirsiniz. Yoksa kitabın ‘hakikat bilgisinin, fidyeye ait’ kısmına inanıyor ‘kötülükte yardımlaşmama’ kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık aranızdan böyle yapan kimselerin cezası dünya hayatında rezillikten başka ‘bir şey’ değildir. Ve kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ gününde ise onlar azabın en şiddetlisine döndürülürler. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.

 

2:86       İşte onlar… O kimseler ki, dünya hayatını ‘geçici bir menfaati’ satın aldılar âhiret ile ‘karşılığında’. >17:18: 17:19, 17:20, 57:20< Bu yüzden hafifletilmez onlardan azap ve onlara edilmez yardım da.

 

2:87       Ve andolsun ki; Mûsâ’ya Kitap ‘Tevrât’ verdik ve ardından art arda elçiler gönderdik. >2:127, 2:128, 2:129< Ve Meryem’in oğlu Îsâ’ya açıkça deliller verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs’le ‘Cebrâîl a.s. ile’ destekledik. Öyle ki, canlarınızın ‘istemeyip’ hoşlanmadığı şeylerle sizlere gelen elçiye her defasında büyüklendiniz. Bu yüzden bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.

 

2:88       Ve derler ki: „ Kalplerimiz kılıflı. ‘Bizlere ne söylersen kâr etmez’ “. Aksine Allâh, onları lânetledi; ‘hakikati’ örttükleri sebebiyle. Bu yüzden pek azı samimiyetle inanırlar.

 

2:89       Ve onlara, Allâh katından onların beraberinde olan şeyi ‘Tevrât’ı’ onayan bir Kitap, ‘Kur’ân-ı Kerim’ geldiğinde ‘kabul etmediler’. Daha önce ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar üzerine ‘Allâh’tan’ zafer istiyorlardı. Ne var ki tanıdıkları şey ‘hakikat bilgisi’ onlara gelince onu inkâr ettiler. Bu yüzden, Allâh’ın lâneti, hakikat inkârcılarının üzerinedir.

 

2:90       Ne kötü satın aldıkları şey, onunla benliklerini inkâr etmeleri ‘uğruna’ Allâh’ın, kullarından dilediği kimse üzerine lütfuyla indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ azgınlaşmaları. Bu yüzden öfke üstüne öfkeye uğradılar. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlaradır alçaltıcı azap.

 

2:91       Ve denildiği zaman onlara: „ Allâh’ın indirdiği sebebe ‘hakikat bilgisine’, inanın. “. Derler ki: „ Bizler, bizlere indirilen şeye ‘Tevrât’a’ inanırız. “. Ve onun ardındaki şeyi ‘İncîl’i ve Kur’ân-ı Kerim’i’ inkâr ederler. Ve o ‘İncîl ve Kur’ân-ı Kerim’ gerçektir ve onların beraberindeki şeyi ‘Tevrât’ı’ onayandır. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Daha önce neden Allâh’ın peygamberlerini öldürüyordunuz? Eğer samimiyetle inananlarsanız. “.

 

2:92       Ve andolsun ki; Mûsâ sizlere açıkça delillerle geldi. Sonra sizler onun ardından buzağıyı ‘ilâh’ edindiniz. Ve sizler zalimlersiniz.

 

2:93       Ve sizlerden kesin söz almıştık ve Tur’u ‘Sînâ’daki Tur dağını’ üstünüze yükseltmiştik. ‘Dedik ki’: „ Sizlere verdiğimiz şeye ‘Tevrât’a’ kuvvetle alın ‘uygulayın’; ve dinleyin. “. Dediler ki: „ Dinledik ve isyan ettik. “. Ve buzağı ‘sevgisi’ onların kalplerine sindirildi; nankörlükleri sebebiyle. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ İnancınızın sizlere emrettiği ne kötü şey, eğer samimiyetle inananlarsanız. “.

 

2:94       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Allâh katındaki âhiret yurdu, başka insanlara değil de sadece sizlere özgü ise, o hâlde ölümü dileyin, eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

2:95       Ve asla onu dilemezler ebedî; ellerinin sundukları şeyler ‘günahları’ sebebiyle. Ve Allâh, en iyi bilendir zalimleri.

 

2:96       Ve onları, hayat üzerine insanların en hırslısı bulursun ve ‘Allâh’a’ ortak yakıştıranlardan bile… Onların, her biri eğer bin sene ömürlendirilse, ‘yaşamayı’ arzularlar. Ve onun ömrünün uzatılması, onu azaptan uzaklaştırıcı değildir. Ve Allâh, yaptıkları şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:97       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Kim Cebrâîl’e düşman olursa ‘bilsin ki’, muhakkak Allâh’ın izniyle senin kalbine O ‘Cebrâîl a.s.’, azar azar indirdi; >16:102, 17:106< onların ellerindekini onayan sebebi ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ ve yönlendiren ve müjde olarak samimiyetle inananlara. “.

 

2:98       Kim, Allâh’a ve meleklerine ve elçilerine ve Cebrâîl’e ve Mîkâîl’e düşman olursa, o hâlde şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara düşmandır.

 

2:99       Ve andolsun ki; sana açıkça delillerle âyetler ‘hakikat bilgisi’ indirdik. Ve bunları yoldan çıkmış olanlardan başkası inkâr etmez.

 

2:100     Ve defasında taahhüt ettiler de aralarından bir topluluk o taahhüdü ‘kaldırıp’ atmadılar mı? Aksine onların, birçoğu samimiyetle inanmazlar. >6:109, 6:110, 6:111<

 

2:101     Ve onlara ‘Yahudilere’ geldiğinde bir elçi, Allâh katından; beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’ onayan Kitap verilenlerden ‘Yahudilerden’ bir topluluk, Allâh’ın kitabını ‘hakikat bilgisini’, kendilerinin ‘gerçekte ne’ olduğunu bilmezlermiş gibi sırt ‘çevirip’ artlarına attılar.

 

2:102     Ve Süleymân’ın saltanatı, hükümdarlığı üzerine, şeytanların peşinden gittiği şeye ‘büyü yaparak kazandığı iddiasına’ uydular. Ve Süleymân nankörlük etmedi ‘büyü yapıp ‘hakikati’ inkâr edenlerden olmadı’. Ve lâkin şeytanlar, insanlara büyüyü ve Babil şehrindeki iki Melek üzerine, Hârût ve Mârût’a indirilen şeyi öğretmekle nankörlük ettiler. Ve ancak o ikisi: „ Biz, sadece bir fitneyiz ‘sınama vesilesiyiz’, o hâlde ‘hakikati’ inkâra yeltenmeyin! “ demedikçe ‘başka’ birine bunu öğretmiyorlardı. Fakat onlardan, bir erkek ve karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ve ne var ki onlar, Allâh’ın izni olmaksızın onunla ‘büyüyle’ ‘başka’ birine zarar verebilecek değillerdi. Ve onlara zarar veren ve fayda sağlamayan şeyleri ‘büyüyü’ öğrendiler. Ve andolsun ki; onlar, onu ‘büyüyü’ satın alan kimsenin âhirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. >7:16, 7:17, 7:18< Ve elbette ne kötü, canlarına ‘karşılık’ sattıkları şey. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:103     Ve eğer onlar samimiyetle inananlar olsalardı ve ‘günahlardan’ korunsalardı, elbette Allâh katında kesinleşmiş kazanç ‘sevap, daha’ hayırlı olurdu. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:104     Ey samimiyetle inananlar! „ Râinâ; bizleri gözet “, ‘İbranicede: ahmak, davar gibi güdülmek’ demeyin ve „ unzurnâ; bizlere bak “ deyin ve dinleyin. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

2:105     Arzulamazlar, ne ‘diğer’ Kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan, hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ve ne de ‘Allâh’a’ ortak yakıştıranlar, Rabbinizden, üzerlerinize bir iyilik gelmesini. Ve Allâh, şefkati, lütfu, bağışlamayı dilediği kimseye nasip eder. Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

2:106     ‘Biz’ Bir âyetten ‘hakikat bilgisiyle vazifelendirmekten, İslâm hukukundan, yaşam ortamı ve şartlarına göre kurallarından’ bir şeyi unutturursak veya onu ertelersek, ondan ‘daha’ hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Bilmez misin ki, şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:107     Bilmez misin ki, şüphesiz Allâh’ındır, saltanatı, hükümranlığı, göklerin ve yerin de. Ve yoktur sizlere Allâh’ın dışında bir dost; ve yardım edici.

 

2:108     Yoksa sizler de daha önceden Mûsâ’ya sorulduğu gibi, elçinizi ‘itaat etmeyerek’ sorguya mı çekmek istiyorsunuz. >4:80, 4:153< Ve kim, inancı inkâr ile değiştirirse, düzgün yoldan sapmıştır.

 

2:109     ‘Diğer’ Kitapların erbaplarının ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ birçoğu, sizleri inancınızın ardından ‘hakikat’ inkârcılığına döndürmek isterler. Gerçek olan şey ‘hakikat bilgisi’ onlara açıkça belli olmasının ardından, bencilliklerinin çekememezliğinden. Artık, Allâh emrini ‘kıyâmeti’ getirinceye kadar bağışlayın ve hoşgörün. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:110     Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın. Ve zekâtı verin. Ve benlikleriniz için hayırdan ‘Allâh’ın rızası için’ sunduğunuz şeyleri onu, Allâh katında bulursunuz. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:111     Ve derler ki: „ Asla girmeyecektir cennete, Yahudi veya Hristiyan olan kimseden başkası. “. Bunlar, onların hurafesidir. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Delillerinizi getirin, eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

2:112     Aksine kim, yüzünü ‘canını’ Allâh’a teslim eder ve iyi davranıp, iffetli olursa, artık onun, Rabbi katındadır mükâfatı. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:113     Ve Yahudiler derler ki: „ Hristiyanlar bir şey üzere değildir ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksunlar’. “. Ve Hristiyanlar derler ki: „ Yahudiler bir şey üzere değildir ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksunlar’. “. Ve oysaki onlar kitabın ‘hakikat bilgisinin’ izinden gidiyorlar. Bunun gibi bilmeyenler de onların sözleri gibi sözler söylediler. Artık Allâh, hükmedecektir aralarında; kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü ihtilâf ediyor oldukları şeyleri.

 

2:114     Ve Allâh’ın ibadethanelerinde, O’nun adının yâd edilmesine mâni olan ve onların yıkımı için uğraşan kimseden daha zalim kimdir? İşte onların, oraya korkuları olmaksızın girmeleri olamaz. Ve onlaradır dünyada rezillik, âhirette de büyük azap.

 

2:115     Ve doğu da Allâh’ındır ve batı da. Hangi tarafa dönerseniz dönün, Allâh’ın yüzü ‘Zât’ı’ işte oradadır. Şüphesiz Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş ‘olandır’; en iyi bilendir.

 

2:116     Ve derler ki: „ Allâh evlat edindi. “. O ‘Allâh’, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır. Aksine O’nundur, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de. Hepsi de O’na itaat ve ibadet ederler.

 

2:117     ‘Allâh’ İlk başlatandır, örneksiz yoktan var etmeye, gökleri ve yeri. Ve bir emrin ‘oluşan her şeyin’ olmasına hükmettiği zaman, sadece ona der ki: „ Ol! “; ‘o’, hemen olur.

 

2:118     Ve ‘gerçeği’ bilmeyenler dedi ki: „ Allâh bizlerle konuşsa veya bizlere bir âyet ‘alâmet’ gelseydi ya? “. Bunun gibi onlardan öncekiler de onların sözlerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri ‘anlamak istemedikleri için’ birbirine benzedi. Âyetleri ‘hakikat bilgisini’, kati inanan bir topluma açıkça belli ettik.

 

2:119     Muhakkak Biz, seni gönderdik hak ile ‘amaç için, hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyici ve ‘kıyâmet ile’ uyaran. >2:127, 2:128, 2:129< Ve cehennem ahalisinden sual olunmayacaksın.

 

2:120     Ve asla razı olmazlar senden ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar, sen onların milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uymadıkça. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Şüphesiz, Allâh’ın ‘razı olduğu yol doğrultusunda’ yönlendirmesi o, ‘tek gerçek’ yönlendirilmedir. “. Ve elbette ki o, sana gelen ‘hakikat bilgisi’ ilminden sonra, onların isteklerine uyarsan, yoktur senin için Allâh’tan bir dost; ve yardım edici.

 

2:121     Kendilerine Kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’ onu hakkıyla okur, uygularlar. İşte onlar, ona samimiyetle inananlardır. Ve kim onu inkâr ederse, o hâlde işte onlar… Onlar, hüsrana uğrayanlardır.

 

2:122     Ey İsrail oğulları! Hatırlayın, üzerinize lütfumu ki onu Ben bağışladım. Ve Benim olduğumu, sizleri milletler üzerine üstün kılanın.

 

2:123     Ve korunun bir günden ki, bir candan diğer bir cana bir şey ödenmeyecek ve ondan ‘azabı uzaklaştırmak için’ fidye kabul edilmeyecek ve ona şefaat fayda sağlamayacak ve onlara yardım olunmayacak.

 

2:124     Ve İbrâhîm’i, Rabbi kelimelerle ‘hükümlerle’ imtihan etmişti. Nihayet tamamladı da ‘Allâh’: „ Mutlaka Ben, seni insanlara öncü kılacağım. “. ‘İbrâhîm a.s.’: „ Ve benim soyumdan da. “ deyince. ‘Allâh’ Dedi ki: „ Ulaşmaz ‘geçmez’ taahhüdüm zalimlere. “.

 

2:125     Ve Beyt’i ‘evi, Kâbe’yi’, insanlar için sevap ‘kazanılan’ ve güvenli ‘bir merkez’ kılmıştık. Ve sizler de İbrâhîm’in mevkiinden bir ibadet yeri edinin. Ve taahhüt ettik İbrâhîm ve İsmâîl ile: „ Ziyaret edenler ve kendini ibadete verenlere, rükû ve secde edenlere evimi temizleyin. “.

 

2:126     Ve bir zamanlar dedi ki İbrâhîm: „ Rabbim! Burayı güvenli bir şehir kıl. Onun halkından Allâh’a ve âhiret gününe inananları çeşitli mahsullerle rızıklandır. “. ‘Allâh’ Dedi ki: „ Ve kim, ‘hakikati’ inkâr ederse, kısa bir süre ‘dünya yaşamı’ boyunca menfaatlendirir ve sonra onu, ateşin azabına mahkûm ederim. >17:18: 17:19, 17:20, 57:20< Ve ne kötü varış yeridir ‘o’. “.

 

2:127     Ve İbrâhîm ve İsmâîl, ‘dua ederek’ Beyt’in ‘evin, Kâbe’nin’ temellerini yükseltiyorlardı: „ Rabbimiz! Bizden kabul eyle. Şüphesiz Sen… Sen işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edensin; en iyi bilensin. “.

 

2:128     „ Rabbimiz! Ve bizi, sana teslim olmuş iki Müslüman ‘Allâh’a teslimiyeti onayanlar’ kıl. Ve soyumuzdan da sana Müslüman bir millet oluştur. Ve bizlere ibadet yerlerimizi ‘ve usullerini’ göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz Sen… Sen itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçensin; inançlıları esirgeyen, bahşedensin. “.

 

2:129     „ Rabbimiz! Ve çıkar aralarından bir elçi. Onlara okuyup açıklar âyetlerini ‘alâmetlerini’. Ve öğretir kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri. Ve onları ‘cehaletten, günahlardan’ arındırır. Şüphesiz Sen… Sen daima üstün gelen, eşi benzeri olmayansın; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedensin. “.

 

2:130     Ve kim, rağbet etmez İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’. Nefsaniyetini akıl erdirmekten yoksun ‘kılandan’ başka kim?’. Ve andolsun ki; Biz, onu dünyada seçtik ‘yücelttik’, ve muhakkak o, âhirette de yararlı, iyi ahlâk sahibidir.

 

2:131     Bir zamanlar dedi ki Rabbi ona: ‘Müslüman olup, Bana’ „ Teslimiyeti onayla! “. ‘İbrâhîm a.s.’ Dedi ki: „ Teslimiyeti onayladım var olan her şeyin Rabbine. “.

 

2:132     Ve İbrâhîm onu kendi oğullarına vasiyet etti. Ve ‘torunu’ Yâkub da: „ Ey oğullarım! Şüphesiz Allâh, bu dîni ‘İlâhi esasları’ sizlere seçti. Ve sizler de sakın, Müslümanlar ‘Allâh’a teslimiyeti onayanlardan’ başka ‘bir inanç üzerine’ ölmeyin. “.

 

2:133     Yoksa sizler şahit mi oldunuz? Hazır olduğu zaman Yâkub ölüme. Oğullarına dediği zaman: „ Neye ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceksiniz ‘benim’ ardımdan? “. ‘Onlar’ Dediler ki: „ Senin İlâh’ına ve senin ataların İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk’ın İlâh’ı ve tek; İlâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceğiz. Ve bizler, O’na Müslümanlarız ‘Allâh’a teslimiyeti onayanlarız’. “.

 

2:134     Bunlar bir milletti geldi geçti. Kazandıkları şeyler ‘sevapları, günahları’ kendilerine ve sizlerin kazandıklarınız şeyler sizleredir. Ve sizlerden sorulmaz, yapmış oldukları şeyler.

 

2:135     Ve derler ki: „ Yahudi veya Hristiyan olun ki, yönlendirilesiniz. “. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Aksine İbrâhîm’in milleti ‘aynı inancı paylaşanlar’, Hanif’tir ‘yegâne İlâh’a inananlardır ve bizde aynı inancı paylaşırız’. >3:95, 6:79< Ve ‘İbrâhîm a.s. , Allâh’a’ ortak yakıştıranlardan olmadı. “.

 

2:136     Deyin ki: „ Bizler, Allâh’a ve bizlere indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’, İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunlarına indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya verilen şeye ‘Tevrât ve İncîl’e’ ve ‘diğer’ peygamberlere, Rableri tarafından verilen şeylere ‘sahife, Kitap ve vahiylere’ inandık. Onların aralarından ‘hiç’ birini ‘diğerlerinden’ ayırmayız. Ve bizler, O’na Müslümanlarız ‘Allâh’a teslimiyeti onayanlarız’. “.

 

2:137     Eğer onlar da, sizlerin O’na, samimiyetle inandığınız gibi inanmış olsalardı, yönlendirilirlerdi. Ve eğer dönüp giderlerse, artık onlar sadece bir uzlaşmazlık içinde olurlar. Allâh, ‘onlara karşı’ sana yeterlidir. Ve O, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:138     Allâh’ın boyası ‘İlâhi esasları’… Ve kimdir Allâh’ın boyasından ‘İlâhi esaslarından’ daha iyisi? Ve bizler, O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenleriz.

 

2:139     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Bizimle çekişiyor musunuz Allâh hakkında? Ve O, Rabbimizdir ve sizlerin de Rabbidir. Ve bizim gayretlerimiz bizlere ve sizlerin gayretleriniz sizleredir. Ve bizler, O’na, içtenlikle yönelenleriz. “.

 

2:140     Yoksa sizler: „ Gerçekten İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunları Yahudi veya Hristiyan olanlar mı? “ diyorsunuz. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Sizler mi bilirsiniz yoksa Allâh mı? “. Ve Allâh katından ‘ulaşan’ şahitliği, ‘gerçeği’ yanında gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.

 

2:141     Bunlar bir milletti geldi geçti. Kazandıkları şeyler ‘sevapları, günahları’ kendilerine ve sizlerin kazandıklarınız şeyler sizleredir. Ve sizlerden sorulmaz, yapmış oldukları şeyler.

 

2:142     ‘Evvelce Müslümanların namazda Kudüs’e yöneldiğinden’ İnsanlardan akıl erdirmekten yoksunlar yakında derler ki: „ Onları yönlendiren nedir? Ki o, üzerinde oldukları kıblelerinden. “. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Doğu ve batı da Allâh’ındır. ‘Allâh’, Dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi ‘razı olduğu’ doğru yola yönlendirir. “. >7:178, 13:27, 64:11<

 

2:143     Ve işte bunun gibi, insanlar üzerine şahitler ‘örnek’ olmanız için Biz, sizleri orta ‘ılımlı’ bir millet yaptık. Elçi de üzerlerinize şahit ‘inancınıza tanıklık eden ve örnek’ olsun. Ve Biz, üzerine olduğunuz ‘Kâbe’yi yine’ kıble yapmadık ki, elçiye uyan kimseyi, topukları üzerinde geri dönenden ayırıp bilmemiz haricinde. Ve bu, elbette zor bir iştir, Allâh’ın, yönlendirdiği kimselerden başkasına. Ve Allâh inancınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allâh, mutlaka insanlara insaf eden, acıyandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:144     ‘Yâ Muhammed!’ Biz, yüzünü göğe çevirdiğini ‘vahiy beklediğini’ görüyoruz. Artık elbette seni razı olacağın kıbleye döndüreceğiz. Bundan sonra yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Harâm ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ tarafına yönelt. Ve nerede olursanız ‘namazda’ yüzlerinizi o tarafa yöneltin. Ve muhakkak kendilerine Kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenler, bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Ve Allâh, yaptıkları şeylerden bihaber değildir.

 

2:145     Ve gerçekten kendilerine Kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenlere ‘Yahudiler ve Hristiyanlara’ âyetlerin ‘alâmetlerin’ hepsini getirsen senin kıblene uymazlar. Ve sen de onların kıblesine uymayacaksın. Ve onların birileri de birilerinin kıblesine uymazlar. Ve elbette, sana gelen şey ‘hakikat bilgisi’ ilminden sonra, onların isteklerine uyarsan, o zaman mutlaka ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ zalimlerden olursun.

 

2:146     Kendilerine Kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, onu ‘Muhammed a.s.’ı’ kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler. >29:48< Ve muhakkak aralarından bir topluluk bildikleri hâlde gerçeği gizliyorlar.

 

2:147     ‘Yâ Muhammed!’ Gerçek ‘hakikat bilgisi’ Rabbindendir. O hâlde, sakın kuşkulananlardan olma.

 

2:148     Ve her ‘millet’ için yöneldikleri bir yönü vardır. O hâlde hayırlarda ‘Allâh’ın rızası için’ yarışın. Nerede olursanız olun, Allâh sizlerin hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:149     Ve nereden çıkarsan çık, yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Harâm ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ tarafına yönelt. Ve o, ‘emir’, şüphesiz Rabbinden gelen elbette gerçektir. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.

 

2:150     Ve nereden çıkarsan çık, bundan sonra yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Harâm ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ tarafına yönelt. Ve nerede olursanız olun, yüzlerinizi ‘namazda’ o tarafa yöneltin ki, insanların aleyhinize delili olmasın. Aralarından illâki zulmedenler ‘olacaktır’. Ve üzerinizdeki lütfumu tamamlamam için, artık onlardan korkmayın ve Benden korkun. Ve umulur ki, böylelikle yönlendirilirsiniz.

 

2:151     Nasıl ki gönderdik içinizde, ‘görevlendirilmek üzere’ aranızdan bir elçi. Sizlere okuyup açıklar âyetlerimizi ‘alâmetlerimizi’. >2:127, 2:128, 2:129< Ve sizleri ‘cehaletten, günahlardan’ arındırır. Ve sizlere öğretir kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri ve sizlere öğretir bilmediğiniz şeyleri.

 

2:152     O hâlde Beni yâd edin ki, Ben de sizleri ‘lütuflarımla’ yâd edeyim. Ve Bana şükredin ve Bana nankörlük etmeyin!

 

2:153     Ey samimiyetle inananlar! Sabır ve ibadetle ‘namaz ile, idrak etmek için ve zorluklara karşı’ yardım isteyin. Şüphesiz Allâh, sabredenlerle beraberdir.

 

2:154     Ve Allâh yolunda öldürülen kimselere „ ölüler “ demeyin. Aksine onlar, diridirler ve lâkin sizler ‘bunun’ farkında olmazsınız.

 

2:155     Ve sizleri elbette korku ve açlıkla ve mallardan ve canlardan ve mahsuller gibi şeyleri eksilterek imtihan ederiz. Ve cennet ile’ müjdele sabredenleri.

 

2:156     O kimseler ki, ‘sabredenler’ kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman derler ki: „ Biz şüphesiz Allâh için ‘teslim olmuşlarız’ ve muhakkak O’na döneceğiz. “.

 

2:157     İşte onlar ki… Üzerlerinedir Rablerinden tecelli ve şefkat, lütuf, bağışlama. Ve işte onlar… Onlar, ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmişlerdir.

 

2:158     Muhakkak Safa ve Merve, ‘ibadet tepeleri’ Allâh’ın alâmetlerindendir. Artık kim, Beyt’i ‘evi, Kâbe’yi’, hacceder veya umre ziyareti yaparsa, o hâlde onları da tavaf ‘etrafında yürüyerek yerine getirilen ibadet’ etmesinde üzerine vebal yoktur. Ve kim, isteyerek ‘Allâh’ın rızası için’ bir hayır ‘zorunlu olmadığı hâlde fazladan tavaf’ yaparsa, mutlaka Allâh, itaati mükâfatlandırandır; en iyi bilendir.

 

2:159     Muhakkak o kimseler ki, indirdiğimiz açıkça delilleri ve yönlendirilmeyi Kitap’ta ‘hakikat bilgisinde’ insanlara açıklamamızın ardından gizlerler. İşte onlara Allâh lânet eder ve lânet ediciler de ‘bilgilendirilme şansı olmadığı için sapan ve neticelerine katlanan herkes’ onlara lânet ederler.

 

2:160     Ancak, o kimseler ki, tövbe ettiler ve durumlarını düzelttiler ve ‘gerçeği’ açıkladılar. O hâlde işte onların, tövbelerini kabul ederim. Ve Ben, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçenim; inançlıları esirgeyen, bahşedenim.

 

2:161     Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve inkârcılar olarak öldüler. İşte onlar… Onlaradır, Allâh’ın lâneti ve meleklerin ve insanların topluca.

 

2:162     Kalıcılardır ‘onlar’ onun ‘cehennemin’ içinde. Hafifletilmez onlardan azap ve onlara göz açtırılmaz ‘süre verilmez’.

 

2:163     Ve İlâh’ınız tek; İlâh’tır. O’ndan başka İlâh yoktur. O, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:164     Muhakkak yaratılışında göklerin ve yerin; karşılıklı ‘oluşunda’ gece ve gündüzün ve gemilerde, ki o, yüzer denizde insanlara faydalı şeylerle. İndirdi Allâh, gökten suyu; böylelikle onunla, ölümünden sonra yeryüzünü diriltti, orada her türlü hareket eden mahlûk yaydı. Ve rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne esmesi ve yeryüzüyle gök arasında itaat ettirilen bulutlar, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’; akıl eden bir topluma.

 

2:165     Ve insanlardan kimileri, Allâh’ın yanı sıra ‘O’na’ denk ‘ilâhlar’ edinirler, onları Allâh’ı severcesine severler. İman etmişlerin ise Allâh’a olan sevgileri çok daha şiddetlidir. Ve ‘benliklerine’ zulmeden o kimseler, bilincinde olsalar, azap gördükleri zaman, kuvvet tamamen şüphesiz Allâh’ındır. Ve şüphesiz Allâh’ın azabı azametli, şiddetlidir.

 

2:166     O zaman ‘kendilerine’ uyulanlar, ‘kutsallaştırılan zât, put kendilerine’ uyanlardan uzaklaştılar. Ve ‘uyanlar ise’ azabı gördüler. Onlarla bağlar lime lime koparıldı.

 

2:167     Ve o kimseler ki, ‘Allâh’a ortak yakıştıranlara’ uydular, dedi ki: „ Keşke bizim için ‘dünyaya’ bir kere daha ‘dönüş’ olsaydı. O hâlde bizden uzaklaştıkları gibi, bizler de onlardan uzaklaşırdık. “. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< Allâh, böylelikle onlara gayretlerini hasretlerle ‘pişmanlık duygusuyla’ gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.

 

2:168     Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helâl hoş ‘olarak’ yiyin. Ve ‘Allâh’ın yasaklamadıklarını yemeyerek’ şeytana ayak uydurmayın; >6:119< mutlaka o, sizlere apaçık düşmandır.

 

2:169     O, sizlere sadece emreder; kötülüğü, hayâsızlığı ve Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri söylemenizi. >2:168, 2:169, 7:33<

 

2:170     Ve denildiği zaman onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „ Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ uyun! “. Derler ki: „ Hayır! Bizler, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye ‘inancımıza’ uyarız. “. Ve onların ataları ‘gerçeklere ait’ bir şey akıl etmiyor ve ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirilmedilerse?

 

2:171     Ve o ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların misali, bağırıp çağırmadan başka ‘bir şey’ işitmeyen ve haykıranın ‘ancak çobanın bağırmasını algılayan ama anlamını bilmeyen sürünün’ emsali gibidir. ‘Onlar, anlamak istemedikleri için’, Sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden, onlar akıl etmezler.

 

2:172     Ey samimiyetle inananlar! Sizleri rızıklandırdığımız şeylerden helâl hoş ‘olarak’ yiyin. Ve Allâh’a şükredin; eğer yalnızca O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenlerseniz.

 

2:173     Ne var ki, sizlere sadece leşi ve kanı ve domuz etini haram kıldı ‘yasakladı’. Ve Allâh’tan başkası için boğazlanmış ‘kesilmiş hayvanı’ helâl kılmadı ‘izin verilmedi’. Artık kim darda kalırsa, ‘başkasının hakkına’ saldırmaksızın ve aşırı gitmeksizin ‘yiyebilir’, onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:174     Muhakkak o kimseler ki, Allâh’ın indirdiği Kitap’tan bir şeyleri gizlerler ve onu az bir bedelle satarlar. İşte onların yedikleri, karınlarında ateşten ‘bir şey’ değildir. Ve kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü Allâh, onlarla konuşmayacak ve onları ‘günahlarından’ arındırmayacak. Ve onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

2:175     İşte onlar… O kimseler ki, yönlendirilme ile ‘karşılığında’ sapkınlığı ve bağışlanma ile ‘âhirette’ azabı alanlardır. Onları ateş üzerine bu kadar sabırlı kılan nedir?

 

2:176     İşte bu ‘azap’, şüphesiz Allâh’ın, kitabı ‘hakikat bilgisini’ hak ile ‘amaç için’ indirdiğinden ‘onların da bunu inkârından’. Ve muhakkak Kitap ‘Kur’ân-ı Kerim’ hakkında ihtilâf edenler, elbette uzak bir uzlaşmazlık içindedirler.

 

2:177     Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne yöneltmeniz, samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam değildir. Ve lâkin hakiki samimiyetle inanmışlığı yaşamak, kişinin Allâh’a ve âhiret gününe ve meleklere ve Kitap ‘hakikat bilgisi’ ve peygamberlere inanmasıdır. Ve sevdiği maldan, akrabalara ve yetimlere ve yoksullara ve yolda kalmış yolculara ve arayıştakilere ve özgürlüğüne kavuşma çabasındakilere vermesi. Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulamasıdır; zekâtı vermesidir. Ve taahhüt ettiklerinde taahhütlerini vefa edenler, sıkıntıda ve darlıkta ve şiddetli savaş hâlinde sabredenler, işte onlar, o kimseler ki… Sözünde samimilerdir. Ve işte onlar… Onlar, ‘günahlardan’ korunanlardır.

 

2:178     Ey samimiyetle inananlar! Öldürülme hususunda kısas üzerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’. Hüre hür ve köleye köle ve dişiye dişi, ancak kim, onun ‘maktulün’ kardeşi tarafından bir şeyle affolunursa, o hâlde, meşru olarak ve affedene iyi davranarak ‘diyetini’ ödemelidir. İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve şefkat, lütuf, bağışlamadır. Buna karşın kim, bundan sonra saldırıya kalkarsa, o hâlde onadır ‘âhirette’ elem azap.

 

2:179     Ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Ve kısasta sizlere hayat vardır. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:180     Üzerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’, hazır olduğu zaman sizlerden birinize ölüm. Eğer bırakırsa hayır ‘imkân, miras’ anne-babaya ve akrabalara. Makul vasiyet taahhüttür ‘günahlardan’ korunanlar üzerine.

 

2:181     Artık kim, onu ‘vasiyeti’ işittikten sonra değiştirirse, o hâlde onun günahı sadece onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:182     Ne var ki kim, vasiyet edenin hataya meyletmesinden veya günaha gireceğinden korkar da bu yüzden, onların durumlarını düzeltirse, o hâlde onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:183     Ey samimiyetle inananlar! Oruç, sizlerden öncekilerin üzerine yazıldığı ‘zorunlu kılındığı’ gibi sizlerin de üzerinize yazıldı. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:184     Sayılı günlerdir ‘oruç’. Fakat aranızdan kim, hasta veya yolculukta olursa, o hâlde ‘tutamadığı günleri’, diğer günlerde tamamlar. Ve ona derman yetiremeyenlerin ‘sağlığı elvermeyenlerin’, bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermesi gerekir. Artık kim, isteyerek ‘Allâh’ın rızası için’ bir hayır yaparsa, o hâlde o, kendisi için bir hayırdır. Ve oruç tutmak ‘daha’ hayırlıdır sizlere, eğer bilirseniz.

 

2:185     Ramazan o ay ki, onda indirildi Kur’ân. Yönlendirenden, insanlara; ve açıkça delillerle ve gerçeği, asılsızlıktan ayıranla yönlendirilmeleri için. Artık aranızdan kim bu aya şahit olursa ‘ulaşırsa’, o hâlde onu oruçlu geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, O hâlde ‘tutamadığı günleri’ diğer günlerde tamamlasın. Allâh sizler için kolaylık diler ve zorluk dilemez. Ve sayıyı tamamlamanız ve yüceltmeniz içindir Allâh’ı. Sizleri yönlendirdiği şey üzerine. Ve umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

2:186     Ve kullarım sana, Benden sorduğunda, şüphesiz Ben ‘onlara’ yakınım. Beni davet edince ‘Bana, dua edince’, davet edenin, davetine ‘duasına’ icabet ederim. >2:153, 2:186, 6:102, 7:128, 50:16< O hâlde onlar da Bana ‘Benim davetime’, icabet etsinler ve Bana samimiyetle inansınlar. Umulur ki, böylelikle onlar gafletten uyanıp, olgunluğa ulaşırlar.

 

2:187     Oruç gecesi kadınlarınıza ‘cinsel arzu ile’ yaklaşmanız sizlere helâl kılındı ‘izin verildi’. Onlar sizlerin ‘günahlardan koruyan’ elbisenizdir ve sizler de onların ‘günahlardan koruyan’ elbisesisiniz. Allâh, mutlaka nefsaniyetinize ihanet ediyor olduğunuzu bildi. Bunun üzerine tövbelerinizi kabul etti ve sizleri affetti. Şimdi artık onlara yaklaşın ve Allâh’ın sizlere yazdığı şeyleri talep edin. Şafak vaktinde beyaz iplik ‘aydınlık’, siyah iplikten ‘karanlıktan’ sizlerce açıkça belli oluncaya kadar yiyin ve için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Ve ibadethanelerde ibadete çekilmişseniz onlara ‘kadınlara, cinsel arzu ile’ yaklaşmayın. Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır, artık ona yaklaşmayın. Allâh, âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara işte böyle açıklıyor. Umulur ki, böylelikle onlar ‘günahlardan’ korunurlar.

 

2:188     Ve birbirinizin mallarınızı kendi aranızda gerekçesiz yemeyin. Ve insanların mallarından bir kısmını, ‘haksız yere’ bildiğiniz hâlde şaibeyle yemeniz için, onu hâkimlere ‘rüşvet olarak’ vermeyin.

 

2:189     Sana hilâllerden ‘ay takviminden’ soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ O, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. “. Ve samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam, evlere ‘asılsız inançlara uyarak’ arkalarından girmek değildir. Ve lâkin hakiki samimiyetle inanmışlığı yaşamak, kişinin ‘günahlardan’ korunmasıdır. Ve evlere kapılarından girin. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.

 

2:190     Ve sizlerle savaşanlarla, Allâh yolunda savaşın ve haddi aşmayın. >9:29, 9:36, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9< Şüphesiz Allâh, haddi aşanları sevmez.

 

2:191     Ve onları ‘sizlerle savaşanları’, bulduğunuz yerde öldürün. Ve sizleri çıkardıkları yerden ‘Mekke’den’ sizler de onları çıkarın. Ve fitne ‘sapma’, öldürmekten daha şiddetlidir. Ve Mescid-i Harâm ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ yanında, onlar sizlerle savaşmadıkça sizler de onlarla orada savaşmayın. Fakat eğer sizlerle savaşırlarsa, o hâlde onları öldürün. İşte böyledir cezası inkârcıların.

 

2:192     Artık eğer ‘savaşmaktan ve inkârdan’ vazgeçerlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:193     Ve fitne ‘sapkınlık’ kalmayıncaya ve dîn ‘İlâhi esaslar’ Allâh için oluncaya kadar onlarla savaşın. >9:29, 9:36, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9< Bundan sonra eğer vazgeçerlerse, o hâlde zalimlerden başkası üzerine düşmanlık yoktur.

 

2:194     Haram ay, haram aya karşılıktır ‘saldırmanın yasak olduğu aylar’ ve hürmetler ‘saygı gösterilmesi gereken şeyler’ karşılıklıdır. Ne var ki, kim sizlere saldırırsa o hâlde onun sizlere saldırdığı gibi sizler de ona saldırın. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanlarla beraberdir.

 

2:195     Ve Allâh yolunda ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yapın! Ve kendi elinizle ‘kendinizi’ tehlikeye atmayın. Ve ‘yaptıklarınız işleri’ en iyi yapın. Şüphesiz Allâh, iyi davranıp, iffetli olanları sever.

 

2:196     Ve hac ve um­re­yi Allâh için ta­mam­layın. Fakat eğer alıkonursanız, o hâlde kolayınıza gelen şeyi kurban edin. Ve kurban mahalline ulaşıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. Fakat aranızdan hasta veya başından rahatsızlığı olan ‘kurban yerine varmadan tıraş olan’ kimsenin o hâlde oruçtan, sadakadan veya kurbandan fidye ‘vermesi gerekir’. Artık emniyette olduğunuzda artık kim, hacca kadar umreden menfaatlenirse, o hâlde kolayına gelen kurbandan ‘keser’. Fakat kim bunu bulamazsa, o zaman üç gün hacda, döndüğünüzde de yedi ‘gün’ oruç tutması gerekir ki bunların tamamı on ‘gündür’. Bu, ailesi Mescid-i Harâm ’da ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethanede’ hazır ‘yerleşik’ olmayan kimseleredir. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve bilin ki, şüphesiz Allâh’ın cezası azametli, şiddetlidir.

 

2:197     Hac, bilinen aylardır. O hâlde kim, onlarda haccı ‘kendisine’ zorunlu kılarsa, artık hacda kadına yaklaşmak ve yoldan çıkmak ve kavga etmek yoktur. Sizler ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan ne yaparsanız Allâh, onu bilir. Ve ‘hayırlarla kendinize’ azık hazırlayın. Fakat azığın en hayırlısı, muhakkak ‘günahlardan’ korunmaktır. „ Ve ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Bana karşı ‘gelmekten’ korunun! “.

 

2:198     Rabbinizden, ‘hacda ticaret yaparak’ bir lütuf talep etmenizde üzerinize vebal yoktur. Artık Arafat’tan akın akın geldiğiniz zaman ve Meş’ar-i Harâm yanında Allâh’ı yâd edin. Ve sizleri yönlendirdiği gibi ‘içtenlikle’ O’nu yâd edin. Ve sizler, ondan önce elbette şaşkınlık içindeydiniz.

 

2:199     Sonra insanların akın akın dönüp geldikleri yerden sizler de akın akın gelin ‘Arafat’tan’ ve Allâh’tan bağışlanma isteyin. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:200     Nihayet ‘hac’ ibadetlerinizi tamamladığınızda, artık atalarınızı yâd ettiğiniz gibi veya daha şiddetli bir yâd etmeyle Allâh’ı yâd edin. Fakat insanlardan kim, derse ki: „ Rabbimiz! Bizlere dünyada ver. “. Âhirette onun bir nasibi yoktur. >17:18, 17:19, 17:20<

 

2:201     Ve onlardan kim, derse ki: „ Rabbimiz! Bizlere dünyada iyilikler ve âhirette de iyilikler ver, bizleri ateşin azabından koru. “.

 

2:202     İşte onlar ki… Onlaradır, kazandıkları şeyden nasip. Ve Allâh, tez, noksansız hesaplayandır.

 

2:203     Ve sayılı günlerde ‘teşrik günlerinde’ Allâh’ı ‘tekbirlerle’ yâd edin. Fakat kim, iki gün içinde ‘Mina’dan dönmek için’ acele ederse, bundan sonra onun üzerine günah yoktur. Ve kim ertelerse, o hâlde onun üzerine de günah yoktur. ‘Bu günahlardan’ Korunan kimseler içindir. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve bilin ki, şüphesiz O’na ‘huzurunda’ toplanacaksınız.

 

2:204     Ve insanlardan, dünya hayatında sözü senin hoşuna giden kimseler vardır. Ve kalbinde olana Allâh’ı şahit tutar ve o, düşmanlıkta en amansızıdır.

 

2:205     Ve dönüp ‘gittiğinde’, yeryüzünde bozgun çıkarmak, ekini ve nesli mahvetmek için çalışır. Ve Allâh, fesadı sevmez.

 

2:206     Ve denildiği zaman ona: „ Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korun! “. Üstünlük ‘kibir’, onu şaibeye alır ‘sürükler’. Artık yeter ona, cehennem ve mutlaka ne kötü döşektir ‘o’.

 

2:207     Ve insanlardan, Allâh’ın rızasını isteyerek ‘rızası için’ canını satan ‘feda eden’ kimseler vardır. Ve Allâh, kullarına insaf eden, acıyandır.

 

2:208     Ey samimiyetle inananlar! Topluca barışa ‘İslâm’a, Allâh’a teslime’ girin. Ve şeytana ayak uydurmayın; mutlaka o, sizlere apaçık düşmandır.

 

2:209     Artık sizlere, açıkça delillerle gelen şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından eğer yine de sürçerseniz o hâlde bilin ki, şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

2:210     ‘Şeytana uyanlar’, İllâki Allâh’ın ‘azabının’ ve meleklerin ‘Azrâîl a.s. ve yardımcılarının’, bulutlardan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve emrin bitirilmesini mi ‘kıyâmet hükmünün yerine getirilmesini mi’ gözlerler? 15:8, 25:25, 25:26< Ve ‘O’nun’ emirleriyle ‘oluşan her şey’ Allâh’a döndürülür.

 

2:211     Nice açıkça delillerle âyetler ‘hakikat bilgisi’ verdiğimiz İsrail oğullarına sor. Ve kim, kendisine gelen şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından Allâh’ın lütfunu değiştirirse, o hâlde şüphesiz Allâh’ın cezası azametli, şiddetlidir.

 

2:212     Gösterişli ‘gösterildi, hakikati’ örtmeye şartlanmış o kimselere dünya hayatı ve onlar, inançlıların bazılarıyla alay ediyorlar. Ve ‘günahlardan’ korunanlar, kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü onların üstündedir. Ve Allâh, dilediği ‘isteyen’ kimseyi hesapsız rızıklandırır. >17:18, 17:19, 17:20<

 

2:213     İnsanlar, bir tek millettiler. Sonra Allâh, ‘hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyici ve ‘kıyâmet ile’ uyaran peygamberler çıkardı. Ve onlarla beraber, insanların aralarında ihtilâf ettikleri şeyde, hakkaniyetle hükmetmeleri için, Kitap ‘hakikat bilgisi’ indirdi. Ve onda ‘Kur’ân-ı Kerim’de’, ihtilâf eden o kimseler ki, onlara, açıkça delillerle gelen şeyin ardından kendilerine ‘hakikat bilgisi’ verilen, aralarından azgınlaşan ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ başkası değildir. Bu yüzden Allâh, izniyle yönlendirdi samimiyetle inanan o kimseleri, onda ‘hakikat bilgisinde’, ihtilâf ettikleri şeyde. Ve Allâh dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi, ‘razı olduğu’ doğru yola yönlendirir. >7:178, 13:27, 64:11<

 

2:214     Yoksa sizler, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin emsali, sizlerin de başınıza gelmedikçe cennete dâhil edileceğinizi mi zannettiniz? Ve onlara ‘öyle’ sıkıntı ve darlık dokundu ki, elçi ve onunla beraber samimiyetle inananlar: „ Allâh’ın yardımı ne zaman? “ diyecek kadar sarsıldılar. Allâh’ın yardımı mutlaka yakın değil mi?

 

2:215     Sana ne bağış yapacaklarını soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ ‘Allâh’ın rızası için’ Hayırdan ne bağış yaparsanız işte o, anne-baba ve akrabalar ve yetimler ve yoksullar ve yolda kalmış yolcularadır. “. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan ne yaparsanız, şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

2:216     Üzerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’ savaş ve o, sizleri nefret ettirse de. Ve hoşlanmadığınız bir şey olur ki o, sizlere hayırdır. Ve hoşlanacağınız bir şey olur ki o, sizlere şerdir. Ve Allâh, bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’.

 

2:217     Sana haram aydan ‘saldırmanın yasak olduğu aydan’ ve onda savaşmayı soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Onda savaş büyük ‘günah’. Allâh yolundan alıkoymak ve O’nu ‘Allâh’ı’ inkâr etmek ve Mescid-i Harâm’ı ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane ziyaretini engellemek’ ve halkını oradan çıkarmak ise Allâh katında daha büyüktür ‘daha büyük günah’. Ve fitne ‘ara bozuculuk’, öldürmekten daha büyüktür ‘günahtır’. “. Eğer güçleri yetse, sizleri dîninizden ‘İlâhi esaslardan’ döndürünceye kadar sizlerle savaşmaktan geri kalmazlar. Ve aranızdan kim, dîninden dönerse, o hâlde o, inkârcı olarak ölür. O hâlde işte onlar… Gayretleri dünyada ve âhirette boşa gitmiş olanlardır. Ve işte onlar, ateş ahalisidir ve onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:218     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve o kimseler ki, hicret ‘göç’ ettiler ve Allâh yolunda cihâd ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi verdiler’. İşte onlar, Allâh’ın şefkatini, lütfunu, bağışlamasını ümit ederler. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:219     Sana, sarhoşluk veren şeyler ve kumardan soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ İkisinde de, hem büyük günah ve insanlar için ‘bazı’ faydalar vardır. Onların günahları, faydalarından daha büyüktür. “. Ve sana ‘Allâh’ın rızası için’ ne bağış yapacaklarını soruyorlar. De ki: „ Affedileni ‘ihtiyaçtan artanını’ “. İşte böyle açıklıyor Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:220     Dünya ve âhiret hakkında ‘inceden inceye düşünürsünüz’… Ve yetimlerden sana soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Onların durumlarını düzeltmek ‘daha’ hayırlıdır. Ve eğer onlara karışırsanız ‘onlarla yaşarsanız’, artık onlar kardeşlerinizdir. “. Ve Allâh, bozgun çıkaranı, düzelteni bilir. Ve eğer dileseydi Allâh, elbette sizleri zora sokardı. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

2:221     Ve ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran kadınları, samimiyetle inanıncaya kadar nikâhlamayın. Ve samimiyetle inanan savaş esiri ki, imrendirse de ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran ‘hür’ bir kadından elbette ‘daha’ hayırlıdır. Ve ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran erkekleri, samimiyetle inanıncaya kadar nikâhlamayın. Ve samimiyetle inanan bir köle ki, imrendirse de ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran ‘hür birinden’ elbette ‘daha’ hayırlıdır. İşte onlar, ateşe davet ederler. Allâh ise sizleri, izniyle cennete ve bağışlanmaya davet ediyor. Ve insanlara âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ açıklıyor. Umulur ki, böylelikle hatırda tutarlar.

 

2:222     Ve sana regl hâlinden ‘kadınların adet günlerinden’ soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ O bir eziyettir. Bu yüzden regl hâlinde kadınlardan ‘cinsel ilişkiden’ uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde artık Allâh’ın emrettiği yerden onlarla bir araya gelin. “. Şüphesiz Allâh, tövbe edenleri sever ve temizlenenleri sever.

 

2:223     Kadınlarınız, sizlere ‘evlat veren’ tarladır. O hâlde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve benlikleriniz için ‘sevaplar’ sunun. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve bilin ki, şüphesiz O’na kavuşacaksınız. Ve ‘cennet ile’ müjdele samimiyetle inananları.

 

2:224     İyilerden olmanız ve ‘günahlardan’ korunmanız ve insanların arasını düzeltmeniz ‘için’, yeminlerinize Allâh’ı siper edinmeyin ‘yemin bahane olmasın’. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:225     Allâh, sizleri, yeminlerinizdeki boş sözlerinizden sorumlu tutmaz. Ve lâkin kalplerinizin kazandığı şeylerden ‘bilinçli yeminlerden’ sizleri sorumlu tutar. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:226     Kadınlarına ‘yaklaşmamaya’ yemin edenler, dört ay beklerler. Ancak eğer ‘süre dolmadan’ geri dönerlerse, öyleyse şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:227    Ve eğer boşamaya kesin karar verirlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:228     Ve boşanmış kadınlar, kendi başına beklerler üç dönem regl hâlini ‘adet günlerini’. Eğer Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inananlar iseler, rahimlerinde Allâh’ın yarattığı şeyi gizlemeleri onlara helâl olmaz ‘izin verilmez’. Ve eğer kocaları durumlarını düzeltmek isterlerse, bu ‘süre’ içinde onlara geri dönmeye daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınları üzerinde ‘hakları’ olduğu gibi, kadınların da erkekleri üzerinde meşru ‘hakları’ vardır. Erkeklerin, kadınların üzerindeki ‘hakkı’ bir derece daha üstündür. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

2:229     Boşanma iki defadır. Bundan sonra ‘kadını’ ya makul olarak tutmak veya iyi davranarak serbest bırakmak gerekir. Allâh’ın sınırlarına gereğince adil davranamamaktan korkmaları olmaksızın, onlara verdikleriniz şeyden bir şey almanız sizlere helâl olmaz ‘izin verilmez’. Fakat eğer korkarsanız, Allâh’ın bu sınırlarına gereğince adil davranamamaktan, o hâlde kadının ‘boşanmak isteğiyle, aldığı evlilik bağışını iade yoluyla’ verdiği fidye hakkında üzerlerine vebal yoktur. Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Artık onları aşmayın. Ve kim, Allâh’ın sınırlarını aşarsa, o hâlde işte onlar… Onlar, zalimlerdir.

 

2:230     Buna rağmen ardından eğer onu ‘karısını, üçüncü kez’ boşarsa artık o kadın başka bir eşle nikâhlanmadıkça kendisine helâl olmaz ‘izin verilmez’. Eğer ‘ikinci eş de’ onu boşarsa, Allâh’ın sınırlarına gereğince adil davranacaklarına inanırlarsa o hâlde onların ‘ilk karı-kocanın’ birbirine dönmelerinde üzerlerine vebal yoktur. Ve bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Allâh onu, ‘anlaya’ bilen bir topluma açıklıyor.

 

2:231     Ve kadınları boşadığınızda, vadelerine ulaştıktan sonra, artık onları makul olarak tutun veya onları meşru olarak serbest bırakın. Ve zarar vermek amacıyla haklarını çiğneyerek onları tutmayın. Ve kim bunu yaparsa, ancak benliğine zulmetmiştir. Ve Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ alay ‘konusu’ edinmeyin. Ve hatırlayın Allâh’ın, üzerinizdeki lütfunu ve sizlere indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’, Kitap’tan sizlere onunla nasihat olması için verdiği hükümleri. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, her şeyi en iyi bilendir.

 

2:232     Ve kadınları boşadığınızda, vadelerine ulaştıktan sonra, artık onlar kendi aralarında makul olarak razı olurlarsa, o hâlde onların ‘ilk’ eşleriyle nikâhlanmalarına ‘karşı’ baskı yapmayın. Bununla, aranızdan Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inanan kimselere nasihat veriliyor. İşte bu, sizlerin ‘günahlardan’ daha çok arındırılmanız ve ‘şartlanmalardan’ daha iyi temizlenmeniz içindir. Ve Allâh, bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’.

 

2:233     Ve Anneler evlatlarını tam iki yıl emzirirler. ‘Bu hüküm’ süt emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseleredir. Ve onların ‘annelerin’ rızıkları ve giyecekleri meşru olarak, kendisi için doğurulmuş olanın ‘babanın’ üzerinedir. ‘Hiçbir’ Can gücünün yettiğinin haricinde sorumlu tutulamaz. Ne anne evladıyla ve ne de kendisi için doğurulmuş olan ‘baba’, evladıyla mağduriyete uğratılmasın. Ve mirasçının üzerindeki de ‘sorumluluk ve görev’ bunun gibidir ‘baba öldüğünde nafaka temini’. Eğer isterlerse ‘anne ve baba’ ve rızalarıyla evladı sütten kesmeyi, o hâlde üzerlerine vebal yoktur. Ve eğer evlatlarınızı ‘sütanne tutup’ emzirtmek isterseniz, vereceğinizi ‘ücretini’, makul olarak teslim ettiğinizde artık üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, yaptıklarınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:234     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri dört ay ve on gün kendi başına beklerler. Böylelikle vadelerine ulaştıklarında, artık canlarının ‘istediği gibi’ makul ‘gördükleri’, yaptıkları şeylerden ‘yeniden evlenmesinde’ üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

2:235     Ve ‘kocaları ölen’ kadınlara, onlarla evlenme istediğinizi ima etmenizde veya içinizde gizlemenizde üzerinize vebal yoktur. Allâh, nefsaniyetinizde, onları daima hatırda tutacak olduğunuzu bildi. Ve lâkin onlara makul olarak bir söz söylemeniz müstesna, sakın onlarla gizlice sözleşmeyin. Kitap’ta yazılı vadesi sona erinceye kadar nikâh akdine karar vermeyin. Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, içinizde olanı biliyor. O hâlde O’ndan sakının. Ve bilin ki, Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranan olduğunu.

 

2:236     Vebal yoktur üzerinize, eğer boşarsanız henüz kendilerine dokunmadığınız veya kendileri için zorunlu kılınan evlilik bağışı taahhüt etmediğiniz kadınları. ‘İmkânları’ Geniş olanın kendi gücü yettiğince ve dar olanın da kendi gücü yettiğince, meşru olarak bir menfaatlendirme, taahhüttür iyi davranıp, iffetli olanlar üzerine.

 

2:237     Ve onlara evlilik bağışı taahhüt ettiyseniz ve eğer onlara dokunmadan ‘birlikte olmadan’ önce boşarsanız, artık onlara zorunlu kılınan taahhüt edilen evlilik bağışının yarısını vermek sizlere zorunlu kılınmıştır. Ancak, ‘kadının’ affetmesi ‘vazgeçmesi’ veya nikâh bağı elinde bulunanın ‘erkeğin’ affetmesi ‘hepsini kadına bağış yapması’ müstesna ve affetmeniz ‘diğer yarısını da vermeniz, günahlardan’ korunanlara daha yakındır. Ve aranızdaki üstünlüğü unutmayın. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:238     İbadeti ‘namazı’ ve orta ibadeti ‘namazı’ koruyun. Ve kıyam edin ‘Allâh’ın huzurunda durun’ Allâh’a itaat, ibadet edin.

 

2:239     Fakat eğer ‘bir tehlikeden’ korkarsanız, o hâlde ‘namazı’ yürürken veya binekteyken ‘kılın’. Nihayet emniyette olduğunuzda, bilmediğiniz şeyi ‘nasıl kılacağınızı’ sizlere öğrettiği gibi artık Allâh’ı ‘namazla’ yâd edin.

 

2:240     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri için, ‘evlerinden’ çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlik vasiyet etmesi gerekir. Fakat eğer kendileri çıkarlarsa, o hâlde canlarının ‘istediği gibi’ makul ‘gördükleri’ şeylerde artık üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

2:241     Ve boşanmış kadınların, meşru olarak menfaatlendirilmesi, taahhüttür ‘günahlardan’ korunanlar üzerine.

 

2:242     İşte böyle açıklıyor Allâh, sizlere âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle akıl edersiniz.

 

2:243     Görmedin mi? O kimseleri ki ve onlar binlerce ‘kişi’, ölüm korkusuyla yurtlarından ‘terk edip’ çıktılar. Bu yüzden Allâh onlara dedi ki: „ Ölün. “. Sonra da onları diriltti ‘tekrar türeterek yaşama hakkı verdi’. Şüphesiz Allâh, elbette insanlar üzerine lütuf sahibidir. Ve lâkin insanların birçoğu şükretmezler.

 

2:244     Ve Allâh yolunda savaşın. Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:245     Kim Allâh’a iyilikle bir borç verirse, o hâlde o, ona kat kattır. Ve Allâh, ‘adaleti gereği rızkı’ kapatır ve yayar, uzatır ‘genişletir’. Ve O’na döndürüleceksiniz.

 

2:246     Görmedin mi? Mûsâ’nın ardından İsrail oğullarından ileri gelenlerini. Peygamberlerine bir zamanlar dediler ki: „ Bizlere bir hükümdar çıkar ki, Allâh yolunda savaşalım. “. ‘Peygamberleri’ Dedi ki: „ Eğer savaş üzerinize yazılırsa ‘zorunlu kılınırsa’ savaşmamanızdan korkulur. “. ‘İleri gelenler’ Dediler ki: „ Biz neden Allâh yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan ve oğullarımızdan çıkarılmıştık ‘uzaklaştırılmıştık’. “. Nihayet savaş üzerlerine yazılınca dönüp ‘gittiler’; aralarından azı müstesna. Ve Allâh, en iyi bilendir zalimleri.

 

2:247     Ve dedi ki onlara peygamberleri: „ Şüphesiz Allâh, sizlere hükümdar olarak Talut’u çıkardı. “. Dediler ki: „ Üzerimize onun hükümdarlığı nasıl olur? Ve hükümdarlığa bizler ondan daha çok hak sahibiyiz ‘lâyığız’. Ve ona maldan geniş bir servet verilmedi. “. ‘Peygamberleri’ Dedi ki: „ Şüphesiz Allâh, onu üzerinize seçti ve onun bilgisini ve kuvvetini arttırdı. “. Ve Allâh, saltanatı, hükümdarlığı dilediği kimseye verir. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş ‘olandır’; en iyi bilendir.

 

2:248     Ve peygamberleri onlara dedi ki: „ Mutlaka onun hükümdarlığının âyeti ‘alâmeti’, bir tabutun ‘ahit sandığının’ sizlere gelmesidir. Onun içinde Rabbinizden sükûnet ve Mûsâ ailesinin ve Hârûn ailesinin bıraktığı şeylerden kalıntılar vardır, onu melekler taşıyacaklar. Muhakkak işte bu, sizlere elbette âyettir ‘alâmettir’; eğer samimiyetle inananlarsanız. “.

 

2:249     Böylelikle Talut, ‘cihâd için’ orduyla ‘yola’ çıktığında dedi ki: „ Mutlaka Allâh, sizleri bir ırmak ile imtihan edecek. Bundan sonra, kim ondan içerse, o hâlde benden değildir. Ve kim ondan içmezse, sadece eliyle bir avuç avuçlayıp içen müstesna ki o, mutlaka bendendir. “. Fakat aralarından ancak azı haricinde, içtiler. Nihayet o ‘Talut’, ve onunla beraber inançlılar, ‘nehri’ geçtiklerinde ‘sudan rahatsızlanıp ve geride kalanlar’ dediler ki: „ Bugün, Calut ve onun ordusuna karşı dermanımız yok. “. O kendilerinin mutlak Allâh’a kavuşacak olduklarını kabul edenler, dedi ki: „ Nice az topluluk, Allâh’ın izniyle ‘sayıca’ çok topluluğa galip gelmiştir. Ve Allâh, sabredenlerle beraberdir. “.

 

2:250     Ve Calut ve onun ordusunun karşısına çıktıklarında dediler ki: „ Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabitle ‘sağlamlaştır’ ve inkârcı toplum üzerine, bizlere yardım et. “.

 

2:251     Nihayet Allâh’ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar. Ve Dâvûd, Calut’u öldürdü. Ve Allâh ona, hükümdarlık ve idrak ‘yetisi’ verdi ve ona, dilediği şeylerden öğretti. Ve Allâh’ın, insanlardan birilerinin birileriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzünde elbette bozgun çıkardı. Lâkin Allâh, var olan her şeyin üzerine lütuf sahibidir.

 

2:252     Bunlar Allâh’ın âyetleridir ‘hakikat bilgisidir’, onu sana, gerçekleriyle aktarıp açıklıyoruz. Ve muhakkak sen, elbette gönderilen elçilerdensin.

 

2:253     Bunlar elçiler ki; onları üstün kıldık bazılarını bazılarının üzerine. Allâh, onlardan kimileriyle konuştu ve kimini de derecelerle yükseltti. Ve Biz, Meryem’in oğlu Îsâ’ya açıkça deliller verdik. Ve onu Ruh’ûl Kudüs’le ‘Cebrâîl a.s. ile’ destekledik. Ve eğer dileseydi Allâh, onların ardından gelenler, kendilerine açıkça deliller gelmesinin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin ihtilâf ettiler, bu yüzden aralarından kimileri samimiyetle inandı ve onlardan kimileri de ‘hakikati’ inkâr etti. Ve eğer dileseydi Allâh, birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin Allâh, dilediği şeyi yapar.

 

2:254     Ey samimiyetle inananlar! sizleri rızıklandırdığımız şeylerden ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yapın! Öyle bir gün gelmeden önce ki, onda ne alışveriş ve ne dostluk ve ne de şefaat mümkün olmaz. Ve ‘hakikati’ örtenler, onlar zalimlerdir.

 

2:255     Allâh ki, O’ndan başka İlâh yoktur. O, ebedî ve evveli diridir; var olan her şeyin kaynağı, dayanağıdır. O’nu ne uyuklama ve ne de uyku hâli almaz. O’nundur, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. O’nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat eder? Onların önlerinde ve arkalarında olan şeyleri ‘geçmiş ve geleceklerini’ bilir. Ve O’nun ilminden, O’nun dilediğinden başka ‘bir şeyi’ kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kapsamıştır. Ve onları koruyup, kollamak O’na zor gelmez. O, yüce, kudretli, uludur; ihtişamlı, ölçüsüz büyüktür.

 

2:256     Dînde ‘İlâhi esaslarda’ zorlama yoktur. Olgunluk, sapkınlıktan ‘ayrılıp’ açıkça belli olmuştur. Artık kim, tâğut’u ‘Allâh’a sırt çeviren herkesi’ inkâr eder ve Allâh’a samimiyetle inanırsa, o hâlde o, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa tutunmuştur. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:257     Allâh, samimiyetle inananların dostudur. Onları karanlıklardan ‘hakikat bilgisizliğinden’ aydınlığa ‘İlâhi esasları görmeye’ çıkarır. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların dostları ise tâğut’tur ‘Allâh’a sırt çeviren herkestir’, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateş ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:258     Görmedin mi? O kimse ki, Allâh’ın kendisine saltanat, hükümdarlık verdiği için ‘büyüklenip’ Rabbi hakkında İbrâhîm’le çekişti. İbrâhîm dediği zaman: „ Benim Rabbim ki, diriltir ve öldürür. “. ‘O’ Dedi ki: „ Ben de diriltir ve öldürürüm. “. İbrâhîm dedi ki: „ Şüphesiz ancak Allâh, Güneş’i doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir. “. Bu yüzden inkâr eden kimse şaşakaldı. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez zalimler toplumunu. >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

2:259     Veya çatıları üzerine çökmüş bir şehre uğrayan kimsenin, „ Allâh bu ‘şehri’ ölümünden sonra nasıl diriltecek ki? “ demesi gibi. Bunun üzerine Allâh, onu yüz yıl süreliğine öldürdü; sonra da diriltti. ‘Ona’ Dedi ki: „ Ne kadar kaldın? “. ‘O’ Dedi ki: „ Bir gün veya günün bir kısmı kadar. “. ‘Allâh’ Dedi ki: „ Aksine yüz yıl kaldın. Haydi, yiyecek ve içeceğine bak, bozulup kokuşmadı. Ve merkebine bak. Ve ‘bu’ seni insanlara bir âyet ‘alâmet’ kılmamız içindir. Ve kemiklere bak, onları nasıl inşa ediyoruz, sonra ona et giydiriyoruz. “. Artık ona açıkça belli olunca dedi ki: „ Biliyorum, şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir. “.

 

2:260     Ve İbrâhîm bir zamanlar dedi ki: „ Rabbim! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster. “. ‘Allâh’ Dedi ki: „ Ve inanmıyor musun? “. ‘İbrâhîm a.s.’: „ Aksine! “ dedi. „ Ve lâkin kalbimin huzur bulması için. “. ‘Allâh’ Dedi ki: „ O hâlde kuşlardan dört tane tut sonra onları kendine alıştır, her dağın ‘tepenin’ üzerine onlardan birer parçayı koy, sonra da onları çağır. Sana koşarak ‘süratle uçarak’ gelirler. ‘Ben çağırdığımda işte bunun gibi gelirsiniz e istinaden’. Ve bil ki, şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir. “.

 

2:261     Mallarını Allâh yolunda bağış yapanların misali, yedi başak yetiştiren bir dâne emsaline benzer ki, her başakta yüz dâne vardır. Ve Allâh, dilediği ‘isteyen’ kimseye ‘rızkını’ katlar. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş ‘olandır’; en iyi bilendir.

 

2:262     O kimseler ki, mallarını Allâh yolunda bağış yaparlar, sonra verdikleri şeyi minnete uğratmazlar ‘başa kakmazlar’ ve onlara eziyet etmezler ‘gönül incitmezler’. Onların mükâfatları Rableri katındadır ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:263     Makul, güzel bir söz ve bağışlama, ardından eziyet gelen ‘gönül inciten’ bir sadakadan ‘daha’ hayırlıdır. Ve Allâh hiçbir şeye muhtaç olmayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:264     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a ve âhiret gününe inanmayarak, malını insanlara gösteriş için harcayan kimse gibi, sadakalarınızı minnetle ‘başa kakarak’ ve eziyetle ‘gönül inciterek’ asılsız kılmayın. İşte onun misali, üzerinde toprak olan sert bir kaya emsali ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince, böylelikle onu sert bir kaya hâlinde bırakması gibidir. Değerlendiremezler bir şeye karşı kazandıkları şeyleri ‘sevaplarını’. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez nankörler toplumunu. >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

2:265     Allâh’ın rızasını isteyerek ‘rızası için’ ve benliklerinde sabitleyerek ‘gönülden’ mallarını bağış yapanların misali, verimli bir tepe üzerinde olan bahçenin emsaline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince, böylelikle ürününü iki kat verir. Öyle ki şiddetli bir yağmur ona isabet etmese, çiselese bile. Ve Allâh, yaptıklarınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:266     Arzular mı ki, sizlerden biriniz onun bir bahçesi olsun, hurmalıktan ve üzümlerle ‘dolu’, zemininden ırmaklar akan, orada her türlü mahsuller olsun; ve ona yaşlılık isabet etsin ve onun zayıf ‘aciz’ soyu olsun. Sonra da ona ‘bahçeye’, ateşli ‘şimşekli’ bir fırtına isabet etsin, bu yüzden onu yaksın. İşte böyle açıklıyor Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:267     Ey samimiyetle inananlar! Kazandığınız şeylerden ve yerden sizlere çıkardığımız şeylerden ‘mahsullerin’ temizinden ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yapın! Ve sakın onun kötüsünden ve kendinizin gözü kapalı almayacağınızdan başkasını bağış yapmaya kalkışmayın. Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayandır; yüceltilmeye, övgüye lâyıktır.

 

2:268     Şeytan, sizlere fakirlik vadeder ‘bağışa engel olup, sevabı önler’ ve sizlere hayâsızlığı emreder ‘kolay kazançla günaha teşvik eder’. Ve Allâh ise, sizlere Zât’ından, bağışlama ve lütuf vadediyor. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş ‘olandır’; en iyi bilendir.

 

2:269     ‘Allâh’, İdrak ‘yetisini’ dilediği ‘O’na yönelen’ kimseye verir. Ve kime idrak ‘yetisi’ verilmişse, o hâlde ona çok hayır verilmiştir. Ve aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinden başkası hatırda tutmaz.

 

2:270     Ve nafakadan ‘Allâh’ın rızası için’ ne bağış yaptıysanız veya adaktan ne adaysanız, o hâlde mutlaka Allâh onu bilir. Ve yoktur zalimlere yardımcılardan ‘kimse’.

 

2:271     Eğer sadakaları açıktan verirseniz, işte o ne iyi. Ve eğer o ‘sadakaları’ gizleyerek ve fakirlere ‘böyle’ verirseniz, o hâlde o, ‘daha’ hayırlıdır sizlere. Ve ‘Allâh’ kötülüklerinizden ‘günahlarınızdan, bir kısmını’ örter. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

2:272     Onların yönlendirilmeleri senin üzerine değildir. Ve lâkin Allâh, dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi yönlendirir. >7:178, 13:27, 64:11< Ve ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan ne bağış yaptıysanız, işte o kendi benliğiniz içindir. Sizler sadece Allâh’ın yüzünü isteyerek ‘rızası için’ bağış yaparsınız. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan ne bağış yaptıysanız, sizlere tastamam ödenir ve zulmedilmezsiniz.

 

2:273     ‘Sadakalarınız’, Kendilerini Allâh yoluna adayan, yeryüzünde ‘geçimlik için’ çıkmaya gücü yetmeyen fakirleredir. Onların durumlarını bilmeyen, onları iffetlerinden ‘ahlâklarından’ zengin zanneder. Onları sen, yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan ne bağış yaptıysanız, o hâlde şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

2:274     O kimseler ki, mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaparlar. Artık onların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:275     O kimseler ki, faiz yerler. İllâki şeytan çarpmasından hırpalanmış bir kimsenin kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka ‘bir biçim’ kalkmazlar. İşte bu, onların: „ Alışveriş de ancak faiz gibidir! “ diyenler olmalarındandır. Ve Allâh, alışverişi helâl ‘izin verilen’ ve faizi haram kılmıştır ‘yasaklamıştır’. Bundan sonra, Rabbinden kendisine nasihat gelen kimse, artık ‘faizden’ vazgeçerse, o hâlde geçmiş olan onun dur ve onun işi ‘hükmü’ Allâh’a aittir ‘kalmıştır’. Ve kim de ‘eskiye’ dönerse, o hâlde işte onlar, ateş ahalisidir ve onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:276     Allâh, faizi eksiltir ‘bereketsiz kılar’ ve sadakayı çoğaltır ‘bereketlendirir’. Ve Allâh günahkâr, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların hiçbirini sevmez.

 

2:277     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uyguladılar. Ve zekâtı verdiler. Onların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:278     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Faizden arta kalan şeyi bırakın ve ‘henüz alınmayandan vazgeçin’. Eğer samimiyetle inananlarsanız.

 

2:279     Buna rağmen eğer yapmazsanız, o hâlde bilin ki, savaş ‘ilan olunduğunu’ Allâh’tan ve O’nun elçisinden. >4:80, 33:36< Ve eğer tövbe ederseniz o hâlde ana malınız ‘sermayeniz’ sizlerindir. Ne zulmetmiş ve ne de zulmedilmiş olursunuz.

 

2:280     Ve eğer ‘borçlu’ zor durumdaysa, o hâlde kolaylaşıncaya kadar beklenmelidir. Ve ‘borcu’ sadaka olarak bağış yapmanız, ‘daha’ hayırlıdır sizlere, eğer bilirseniz.

 

2:281     Ve korunun bir günden ki, onda, Allâh’a döndürüleceksiniz. Sonra tastamam ödenir her benliğe, kazandığı şeyler ‘ödül, ceza’. Ve onlar zulmedilmezler.

 

2:282     Ey samimiyetle inananlar! Birbirinize adlandırılmış bir vadeye kadar borç verdiğinizde onu yazın. Aranızda bir yazıcı onu adaletle yazsın. Ve yazıcı, Allâh’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, öylece yazsın. Ve üzerinde hak bulunan ‘borçlu’ da yazdırsın. Ve Rabbi, Allâh’a, karşı ‘gelmekten’ korunsun ve ondan bir şey eksiltmesin. Ancak üzerinde hak olan kimse ‘borçlu’, akıl erdirmekten yoksun veya zayıf ‘aciz’ veya yazdırmaya gücü yetmiyorsa velisi onu adaletle yazdırsın. Ve erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. Fakat eğer iki erkek bulunamıyorsa, o hâlde şahitlerden razı olacağınız bir erkek ve iki kadını tutun ki, onlardan birisi şaşırırsa, o hâlde diğeri ona hatırlatır. Ve şahitler çağrıldıklarında çekinmesinler. Ve borç büyük olsun, küçük olsun vadesine kadar onu yazmaktan usanmayın. Ve işte bu, Allâh katında en adil ve şahitlik için en dayanıklı, şüphe etmemeniz için en yakın olandır. Kendi aranızda devretmeye hazır olan bir ticaret müstesna ki, o zaman yazmamanızda üzerinize vebal yoktur. Ve alım-satım yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazıcıya ve şahitlere bir mağduriyet verilmesin. Ve eğer bunu yaparsanız, o hâlde mutlaka o, yoldan çıkmanızdır. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve Allâh, sizlere öğretiyor. Ve Allâh, en iyi bilendir.

 

2:283     Ve eğer yolculuktaysanız ve bir yazıcı da bulamazsanız, o hâlde alınmış rehinler ‘yeter’, birbirinizden emin olduğunuzda, ‘rehin alınmayıp itimat edildiğinde’ o hâlde güven duyulan kişi onun emanetini ödesin. Ve Rabbi, Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve şahitliği de gizlemeyin. Ve kim onu gizlerse, o hâlde mutlaka onun kalbi günahkârdır. Ve Allâh, yaptıklarınız şeyleri en iyi bilendir.

 

2:284     Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Ve eğer nefsaniyetinizdekini açıklasanız veya onu gizleseniz de Allâh, sizleri onunla hesaba çeker. Artık dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi bağışlar ve dilediği ‘inkâr eden’ kimseye de azap eder. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:285     Elçi, Rabbinden kendisine indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ inandı ve samimiyetle inananlar da. Hepsi Allâh’a ve O’nun meleklerine ve O’nun Kitaplarına ‘diğer mukaddes Kitaplara’ ve O’nun elçilerine inandılar. Ve derler ki: „ Biz, O’nun elçileri arasından ‘hiç’ birini, ‘diğerinden’ ayırmayız. İşittik ve itaat ettik. >4:80, 33:36< Ve Rabbimiz! Senin bağışlamanı ‘dileriz’. Ve Sana’dır varış. “.

 

2:286     Allâh, ‘hiçbir’ canı gücünün yettiği haricinde sorumlu tutmaz. Onundur kazandığı şeyler ‘ödüller’ ve aleyhinedir kazandığı şeyler ‘cezalar’. „ Rabbimiz! Eğer unuttuysak veya hata yaptıysak bizleri sorumlu tutma. Ve Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz! Derman edemeyeceğimiz şeyi bizlere yükleme. ‘Güç yetiremeyeceğimiz şeyde sabır, yetirebildiğimizde güç ver.’ Ve bizleri affet ve bağışla ve bizlere şefkat et, ‘imkânlar’ lütfet, bizleri bağışla. Sen sahibimiz, koruyucumuzsun. Artık inkârcılar toplumu üzerine, bizlere yardım et. “.