2. BAKARA:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.’

 

„ Sığınırım Allâh’a, taşlanmış ‘rahmetinden kovulmuş’ şeytanın ‘şerrinden’. >15:34, 16:98<

Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir. “

 

 

2:1          Elif, Lâm, Mîm…

 

2:2          İşte bu kitap ki ‘Kur’ân-ı Kerim’… Onda ‘hiçbir’ şüphe yoktur. Yönlendirilmedir ‘günahlardan’ korunanlara.

 

2:3          O kimseler ki, inanırlar algılanamayana ve uygularlar ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaparlar.

 

2:4          Ve o kimseler ki, samimiyetle inanırlar sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve senden önceki indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’. Ve onlar âhirete kati inananlardır.

 

2:5          İşte onlar… Rablerinden yönlendirilme üzeredirler. Ve işte onlar ki… Onlar, kurtuluşa erenlerdir.

 

2:6          Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır. Eşittir, onları ‘kıyâmetle’ uyardın ya da onları uyarmadın; inanmazlar. >6:109, 6:110, 6:111<

 

2:7          Mühürlemiştir Allâh, onların kalplerinin üzerini ve kulaklarının üzerini. Ve görme ‘idrak kuvveleri de’ örtülüdür. ‘Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir’ >2:86, 2:88, 2:89, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve onlaradır ‘cehennemde’ büyük azap.

 

2:8          Ve insanlardan kimileri der ki: „ İnandık samimiyetle Allâh’a ve âhiret gününe. “. Ve değillerdir onlar inanmışlar.

 

2:9          ‘Güya’ Allâh’ı ve samimiyetle inananları kandırırlar. Ve kendilerinden başkasını kandırmıyorlar ve ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

2:10       Kalplerindedir hastalık ‘şüphe, inkâr’. Bu yüzden ki arttırdı Allâh, hastalıklarını. Ve onlaradır ‘cehennemde’ elem azap; yalanlıyor olmaları sebebiyle.

 

2:11       Ve denildiği zaman onlara: „ Yeryüzünde bozgun çıkarmayın! “. Derler ki: „ Bizler sadece gidişatı düzeltenleriz. “.

 

2:12       Değil mi ki gerçekten de onlar… Onlar, bozgun çıkaranlardır? Ve lâkin ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

2:13       Ve denildiği zaman onlara: „ İnanın, insanların samimiyetle inandığı gibi! “. Derler ki: „ İnanalım mı? Akıl erdirmekten yoksunların inandığı gibi değil mi! “. Gerçekte onlar… Onlar, akıl erdirmekten yoksunlardır. >2:86, 2:88, 2:89, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve lâkin ‘bunu’ bilmezler.

 

2:14       Ve karşılaştıkları zaman, samimiyetle inanan kimselerle derler ki: „ Samimiyetle inandık. “. Ve baş başa kaldıkları zaman, ‘onları şaşırtan’ şeytanlarıyla, derler ki: „ Doğrusu bizler, sizlerle beraberiz. Bizler, ancak onlarla alay ediyoruz. “.

 

2:15       ‘Oysaki’ Allâh, alay eder onlarla. Ve onlara ‘süre’ ekler ki, azgınlıkları içinde ‘yaptıklarıyla keyiflenip’ bocalasınlar. >7:101, 10:11, 10:12, 39:49<

 

2:16       İşte onlar ‘ikiyüzlüler’… O kimseler ki, alışverişleri sapkınlık ile yönlendirilme ‘karşılığındadır’. Fakat kâr getirmedi ticaretleri. Ve ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmiş de değillerdi.

 

2:17       Onların emsali ‘şu’ misal gibidir: Ki o, ateş yakıp böylelikle etrafındaki şeyleri aydınlattığında, Allâh, giderdi onların ışığını ve onları karanlıklar içinde bıraktı. Artık onlar görmezler.

 

2:18       ‘İsteksiz oldukları için’ Sağır, dilsiz ve körlerdir. Artık onlar cayamazlar.

 

2:19       Veya sağanakta gibidirler gökten ‘inen’; zifiri karanlıklar içinde ve gök gürültüsü ve şimşekli. Tıkarlar parmaklarıyla kulaklarını yıldırımlardan, ölüm korkusuyla. Ve Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları kuşatan, kavrayandır.

 

2:20       Neredeyse şimşek gözlerini alır. Her defasında onları aydınlattığında, onda ‘ışığında’ yürürler. Ve karanlık çöktüğü zaman üzerlerine, dikilip kalırlar. Ve eğer dileseydi Allâh, elbette giderirdi onların duymalarını da görmelerini de. >2:86, 2:88, 2:89, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:21       Ey insanlar! ‘Yalnızca, hizmetle, ibadetle’ Rabbinize kulluk edin! >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< O ki ‘Allâhû Teâlâ’, yaratandır; sizleri ve sizlerden önceki kimseleri. Belki ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:22       O ki ‘Allâhû Teâlâ’, var edendir, yeryüzünü sizlere döşek ve göğü bina. Ve indirendir gökten su; böylelikle çıkardı onunla mahsullerden sizlere rızık. Ve öyleyse uydurmayın Allâh’a denkler; ve sizler bildiğiniz ‘hâlde’.

 

2:23       Ve eğer şüphe içindeyseniz kulumuza indirdiğimiz şeyden ‘Kur’ân-ı Kerim’den’, haydi getirin onun benzeri bir sûre. Ve çağırın Allâh’ın yanı sıra ‘taptıklarınız’ şahitlerinizi de, eğer sözünde samimilerseniz.

 

2:24       Ama eğer uygulamadıysanız ve asla uygulayamazsınız, o hâlde korunun ateşten ki, o… Onun yakıtı insanlar ve taşlardır’ lavlardır’. Hazırlandı ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara.

 

2:25       ‘Yâ Muhammed!’, Ve müjdele, o kimseleri ki, samimiyetle inandılar ve erdemli gayretler ettiler. Onlaradır mutlaka cennetler ki, akar tabanından ırmaklar. Her defasında rızıklandırıldıklarında oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla, derler ki: „ İşte bu daha önce rızıklandırıldığımız şey. “. Ve verildi ona ‘öncekinin’ benzeri. Ve onlaradır orada tertemiz eşler; ve onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:26       Şüphesiz Allâh, çekinmez vurgularla emsal şeyler vermekten. Öyle ki, dişi sivrisineği ‘ve sanat inceliği bakımından’, onun üstündeki şeyi de ‘daha değersizini de’. Böylelikle, samimiyetle inananlar bilirler, onun ‘ancak’ Rablerinden bir gerçek olduğunu. Ve ama onlar ki ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır hemen derler ki: „ Ne diledi Allâh bu misalle? “. ‘Allâh’ Onunla birçoğunu şaşırtır ve birçoğunu da ‘ilhamla, idrak ettirerek’ yönlendirir. Ve saptırmaz onunla yoldan çıkmış olanlardan başkasını. >7:178, 13:27, 64:11, 81:29<

 

Sivrisineğin bulaşıcı hastalıklara yol açan virüs taşıdığı: – ıkra.com

 

2:27       O kimseler ki ‘yoldan çıkmışlar’, bozarlar Allâh’ın ‘adıyla verilen’ taahhüdü, kesin sözlerinin ardından. Ve keserler Allâh’ın, ‘O’na’ ulaştırılmasını emrettiği şeyi ‘iyiliği, sevap kazanmayı’. Ve bozgun çıkarırlar yeryüzünde. İşte onlar… Onlar hüsrana uğrayanlardır.

 

2:28       Nasıl inkâr edersiniz Allâh’ı? Ve sizler ‘ruhen’ ölülerdiniz; Ancak O, sizleri diriltti. Sonra sizleri öldürecek, sonra sizleri diriltecek. Sonra O’na döndürüleceksiniz.

 

2:29       O ‘Allâhû Teâlâ’, O ki… Yaratandır; sizlere yeryüzündeki şeyleri topluca. Sonra kuruldu göğe, öyle ki onları da düzenledi yedi gökler ‘olarak’. Ve O, her şeyi en iyi bilendir.

 

2:30       Ve demişti ki Rabbin, meleklere: „ Mutlaka Ben, ‘vâris’ var edeceğim yeryüzünde bir halifeyi. “. ‘Melekler’ Dediler ki: „ Var mı edeceksin orada bozgun çıkaracak ve kan dökecek kimseyi? Ve bizler, her türlü noksanlıktan uzak sayıyor, Seni yücelterek övüyor ve hürmet ediyoruz Sana. “. ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ Şüphesiz Ben, sizlerin bilmediklerinizi en iyi bilenim. “.

 

2:31       Ve öğretti ‘Allâh’, Âdem’e, isimlerin hepsini. Sonra onların tümünü arz edip meleklere, dedi ki: „ Haydi Bana bunların isimlerini bildirin, eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

Hz. Âdem a.s’a veya insana, dil öğrenme yeteneği verilmesi: – ıkra.com

 

2:32       ‘Melekler’ Dediler ki: „ Seni noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzak tutarız. Bizim bir bilgimiz olamaz, Senin bizlere öğrettiğin şey haricinde. Şüphesiz Sen… Sen en iyi bilensin; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedensin. “.

 

2:33       ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ Yâ Âdem! Bunları onlara isimleriyle bildir. “. İsimlerini onlara bildirince dedi ki: „ Dememiş miydim sizlere? Şüphesiz Ben, bilirim algılanamayanını göklerin ve yerin. Ve bilirim açıkladığınız şeyi ve gizlemiş olduğunuzu da? “.

 

2:34       Ve dediğimiz zaman meleklere: „ ‘Saygı ile’ Yere kapanın, Âdem’e! “. Hemen ‘her biri, saygı ile’ yere kapandılar; İblis dışında, ‘o’ direndi ve büyüklendi ve nankörlerden oldu.

 

2:35       Ve dedik ki: „ Yâ Âdem! Yerleş, sen ve eşin cennete; ve yiyin ondan bol bol istediğiniz yerden ve yaklaşmayın bu ağaca. Yoksa ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ zalimlerden olursunuz. “.

 

2:36       Fakat onların ‘ayağını’ oradan kaydırdı şeytan. Böylelikle çıkardı onları içinde bulundukları yerden. Ve dedik ki: „ İnin, birbirinize düşmanca! Ve sizlere, yeryüzünde kararlaştırılmış ‘yer’ ve menfaat ‘vardır’ bir müddet. “. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

2:37       Ne var ki ‘hatasını’ kabullenip aldı Âdem, Rabbinden ‘tövbe’ kelimelerini. Bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâh’… O, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:38       Dedik ki: „ İnin, oradan hepiniz. Ancak Benden, sizlere yönlendirilme geldiğinde artık kim, uyarsa razı olduğum yola, o hâlde korku yoktur onlara; ve onlar üzüntü çekmezler. “.

 

2:39       Ve o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve yalanladılar âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’. İşte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:40       Ey İsrail oğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım. Ve vefa edin ki, taahhüdümü yerine getireyim taahhüdünüze ‘karşılık’. Ve yalnızca Benden korkun artık!

 

2:41       Ve inanın, indirdiğim şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’; ki, tasdikleyendir beraberinizdeki sebebi ‘Tevrât’ı’. Ve olmayın öncüsü onu inkâr edenlerin. Ve alışveriş yapmayın âyetlerimle ‘hakikat bilgisiyle’ az bir bedel ‘karşılığı’. Ve yalnızca Benden ‘korkun’ artık! Korunun Bana ‘karşı gelmekten’!

 

2:42       Ve karıştırmayın gerçeği, asılsızla. Ve gizliyorsunuz gerçeği; ve sizler bildiğiniz ‘hâlde’.

 

2:43       Ve titizlikle, gereğince uygulayın ibadeti ‘namazı’. Ve verin zekâtı. Ve ‘Allâh’ın huzurunda’ eğilin, ‘Allâh’ın huzurunda’ eğilenlerle beraber.

 

2:44       Emrediyorsunuz insanlara samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşamı ve unutuyor musunuz benliğinizi? Ve okuduğunuz hâlde kitabı ‘Tevrât’ı’, hâlâ akıl etmez misiniz?

 

2:45       Ve medet umun, sabırla ve ibadetle. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< Ve muhakkak o, elbette büyük ‘zor gelir, Allâh’tan’ ürperenden başkasına.

 

2:46       O kimseler ‘ürperenler’, umarlar ki, kavuşacak olduklarını ‘ancak’ Rablerine ve O’na dönecek olduklarını.

 

2:47       Ey İsrail oğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım. Ve doğrusu sizleri üstün kıldım milletler üzerine ‘yücelttim’.

 

2:48       Ve korunun bir günden ki, ödenmez bir candan bir cana bir şey. Ve ondan şefaat kabul edilmez; ve ondan ‘kurtulması için’ fidye alınmaz. Ve onlara yardım olmaz.

 

2:49       Ve sizleri kurtardığımız zaman Firavun hanedanından, sizlere azabın en kötüsünü tattırıyorlardı. Boğazlıyorlar oğullarınızı ve sağ bırakıyorlardı kadınlarınızı ‘kızlarınızı faydalanmak için’. Ve işte bu, büyük sınavdır Rabbinizden.

 

2:50       Ve denizi yardığımız zaman sizler için, artık sizleri kurtardık ve boğduk Firavun hanedanını; ve sizler görüyorken.

 

2:51       Ve vaat ettiğimiz zaman Mûsâ’ya kırk gece. Sonra edindiniz buzağıyı onun ardından ‘ilâh’. Ve sizler zalimlersiniz.

 

2:52       Sonra affettik sizlerden ‘günahlarınızı’ bunun ardından. Belki şükredersiniz.

 

2:53       Ve vermiştik Mûsâ’ya kitap ‘Tevrât’. Ve gerçeği, asılsızlıktan ayırma kavrayış kabiliyeti. Belki ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlenirsiniz.

 

2:54       Ve demişti ki Mûsâ halkına: „ Ey halkım! Doğrusu zulmettiniz benliklerinize, edinmenizle Buzağıyı ‘ilâh’. Bu yüzden tövbe edin, ne yapacağını önceden bilen, ahenkle kusursuz türler yaratanınıza ki, böylelikle öldürün benliğinizi ‘kötü huylarınızı’. İşte bu ‘daha’ hayırlıdır sizler için, ne yapacağını önceden bilen, ahenkle kusursuz türler yaratıcınız; yanında. “. Bu yüzden ki ‘Allâh’, tövbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâh’… O, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:55       Ve demiştiniz ki: „ Yâ Mûsâ! Bizler, asla inanmayız sana Allâh’ı açıkça görmedikçe. “. Bunun üzerine sizleri aldı bir bayıltan çarpılma ve sizler bakınırken.

 

2:56       Sonra sizleri dirilttik ardından ölümünüzün. Belki şükredersiniz.

 

2:57       Ve gölgeledik üzerlerinize bulutu. Ve indirdik üzerlerinize kudret helvası ve bıldırcın. Ki, yiyin temizinden sizleri rızıklandırdığımız şeylerin. Ve ‘onlar’ Bize zulmetmediler. Ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine zulmedenler oldular.

 

2:58       Ve bir zaman (Tîh sahrasından çıktıktan sonra) demiştik ki: „ Girin bu şehre, artık yiyin ondan ‘imkânlarından’ istediğiniz yerden bol bol ve girin kapıdan ‘Allâh’ın huzurunda’ yere kapanarak ve deyin ki: „ Hıtta ‘Günahlardan istiğfar et’. “ ki, bağışlayalım sizlere hatalarınızı. Ve ahlâklılara ‘mükâfatlarını’ daha da arttıracağız. “.

 

2:59       Ne var ki, değiştirdiler ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmeden o kimseler, (hıtta, günahlardan istiğfar et) sözünü, ki o, onlara söylenenden başkasıyla (buğday manasındaki hınta ile). Bu yüzden indirdik üzerlerine ‘benliklerine’ zulmeden kimselerin, gökten murdarlık, yoldan çıkanlar olmaları sebebiyle. >2:75, 7:162, 14:28<

 

2:60       Ve su istediği zaman Mûsâ, halkı için. Bunun üzerine dedik ki: „ Vur! Asanla taşa “. Hemen fışkırdı ondan on iki pınar olarak. Bilmişti insanların her biri kendi içeceği yeri. Ki, yiyin ve için Allâh’ın rızkından; ve azıp yeryüzünde bozgun çıkarmayın.

 

2:61       Ve demiştiniz ki: „ Yâ Mûsâ! Asla sabredemeyiz bir tek yemeğe. Artık davet ‘dua’ et bizler için Rabbine, çıkarsın bizlere yerin yetiştirdiği şeylerden, baklasından ve acurundan ve sarımsağından ve mercimeğinden ve soğanından. “. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Değiştiriyor musunuz? Ki o, değersiz olanla o, ‘daha’ hayırlı olanı; inin ‘Mısır’ şehrine o hâlde, muhakkak ‘orada var’ sual ettiğiniz şeyler. “. Ve vuruldu üzerlerine aşağılanma ve miskinlik ‘damgası’; ve uğradılar Allâh’tan öfkeye. İşte bu, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtüyor olmalarındandır. Ve öldürüyorlar peygamberleri hak dışı. >2:89, 2:91, 3:81, 5:46, 5:68, 5:70< İşte bu şey, isyan etmeleri sebebiyledir ve haddi aşmış olmalarındandır.

 

2:62       Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inanırlar ve onlardan Yahudi olanlar ve Hristiyanlar ve Sâbiîlerden (Yahudi ve Hristiyan karışımı) kim, inanır da samimiyetle Allâh’a ve âhiret gününe ve erdemli gayretler eder, artık mükâfatları Rablerinin yanındadır. Ve korku yoktur onlara; ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:63      Ve aldığı zaman sizlerden kesin söz ve kaldırdık üstünüze Tur’u (Sînâ’daki Tur dağını). Ki, alın ‘uygulayın’ sizlere verdiğimiz şeyleri ‘Tevrât’ı’ kuvvetle; ve yâd edin içindeki şeyleri ‘hakikat bilgisini’. Belki ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:64       Sonra ‘eskiye’ döndünüz bunun ardından. Oysaki eğer, Allâh’ın lütfu üzerlerinize olmasaydı ve bahşetmesi, merhametle esirgemesi, elbette hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

 

2:65       Ve andolsun ki, biliyorsunuz o kimseleri aranızdan, ‘kutsal şabat tatilinin hürmetini ihlâl ederek’ çiğnediler Cumartesileri. >4:154< Bu yüzden onlara dedik ki: „ ‘Aşırmayı seven, şehvet düşkünü’ Aşağılık maymunlar olun! “.

 

2:66       Artık bunu ibretlik bela yaptık önündekilere ve arkasındakilere ve nasihat ‘günahlardan’ korunanlara.

 

2:67       Ve demişti ki Mûsâ halkına: „ Muhakkak Allâh, sizlere emrediyor ki kesmenizi bir sığır. “. Dediler ki: „ Bizlerle alay mı ediyorsun? “. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Sığınırım Allâh’a, cahillerden olmamdan. “.

 

2:68       Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki beyan etsin bizlere, onun ne ‘cins olduğunu’. “. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Muhakkak O, diyor ki, mutlaka o, bir sığırdır ne yaşlı ve ne de genç, orta yaşta bu ‘ikisinin’ arası. Artık uygulayın emrolunduğunuz şeyi. “.

 

2:69       Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki beyan etsin bizlere, onun rengi nedir. “. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Muhakkak O, diyor ki, mutlaka o, sarı bir sığırdır parlak renkli, bakanların beğendiği. “.

 

2:70       Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki ‘daha açık’ beyan etsin bizlere, onun ne ‘cins olduğunu’. Gerçekten o sığır, diğerlerine benziyor bizlerce. Ve gerçekten de bizler yönlendiriliriz, eğer dilerse Allâh. “.

 

2:71       ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Muhakkak O, diyor ki, mutlaka o, bir sığır ki, boyunduruk altına alınmamış, toprak sürmez ve ekin sulamaz, tarlaya sürülmemiş, leke yoktur onda. “. Dediler ki: „ İşte şimdi tam gerçek ‘tarifini’ getirdin! “. Böylelikle onu ‘tanımlanan sığırı bulup’ kestiler. Ve neredeyse uygulamayacaklardı.

 

2:72       Ve öldürmüştünüz bir cana ‘kıyıp’, sonra da ondaki ‘suçu başınızdan’ savdınız. Ve Allâh, gizlemiş olduğunuz şeyi ‘ortaya’ çıkarandır.

 

2:73       Bunun üzerine dedik ki: „ Ona ‘maktule’ vurun, onun ‘ineğin’ bir parçasıyla! “. İşte böyle Allâh, diriltir ölüleri ve sizlere gösterir âyetlerini ‘alâmetlerini’. Belki akıl edersiniz.

 

2:74       Sonra katılaştı kalpleriniz ardından bunun, hatta o ki, taş gibi veya daha şiddetlice ‘bir’ katılıkta. Ve gerçekten taşlardan öyleleri ‘vardır ki’, fışkırır ondan ırmaklar; ve muhakkak onlardan öyleleri de ‘vardır ki’, yarılır da, bu yüzden çıkar içinden su. Ve muhakkak öyleleri de ‘vardır ki’, aşağı yuvarlanır düşer Allâh korkusuyla. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden bihaber değildir.

 

2:75       Umuyor musunuz ki onların, inanmalarını sizlere? Ve olmuştu bir topluluk onlardan ki, işitirlerdi kelâmını Allâh’ın, sonra da değiştirirlerdi ‘yönlendirilmenin’ ardından o şeyi ‘hakikat bilgisini’; ve bildikleri ‘hâlde’. >2:75, 7:162, 14:28<

 

2:76       Ve karşılaştıkları zaman, samimiyetle inanan kimselerle de, derlerdi ki: „ Bizler samimiyetle inandık! “. Ve yalnız kaldıkları zaman ve birbirlerine derlerdi ki: „ Onlara anlatıyor musunuz? Allâh’ın sizlere açtığı şeyleri ‘Tevrât bilgilerini’. Ki, ‘aleyhinize kullanıp’ tartışsınlar onunla ‘kıyâmet günü’ Rabbinizin yanında. >2:76, 3:73, 42:13, 42:14, 42:15, 42:16< Hâlâ akıl etmez misiniz? “.

 

2:77       Ve bilmezler mi ki, şüphesiz Allâh, iyi bilir sırları ve açıklanan şeyleri.

 

2:78       Ve onlardan okuma yazma bilmeyenler, kitabı ‘hakikat bilgisini’ bilmezler. ‘Bildikleri’ Hurafeden başka ‘bir şey’ değildir. Ve onlar sadece zanna uyarlar.

 

2:79       Bu yüzden vay hallerine onların ki, yazarlar kitabı ‘hakikat bilgisini’ elleriyle, sonra da derler ki: „ Bu Allâh’ın yanındandır. “. Alışveriş yapmak için onu az bir bedel ‘karşılığı’. Bu yüzden vay hallerine onların ki, elleriyle yazdıkları şeylerden ‘cezalandırılacak olmalarına’. Ve vay hallerine onların ki, kazandıkları şeylerden ‘cezalandırılacak olmalarına’.

 

2:80       Ve ‘Yahudiler’ derler ki: „ Asla bizlere dokunmaz ateş, sayılı günler haricinde. “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Edindiniz mi de Allâh’ın yanından taahhüt? O hâlde asla ters düşmez Allâh taahhüdüne. Yoksa Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? “. >2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

2:81       Aksine kim, kazandı kötülük ‘günah’ ve kuşattı onun hataları onunla ‘günahla kendisini’, o hâlde işte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:82       Ve o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve erdemli gayretler ettiler. İşte onlar, cennet sahabeleridir; onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:83       Ve almıştık kesin söz İsrail oğullarından ki, Allâh’tan başkasına kulluk etmeyin ‘tapmayın’! >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< Ve anne-babaya ahlâklı davranın; ve yakınlık sahiplerine ve yetimlere ve yoksullara da; ve söyleyin insanlara ‘konuşunca’ güzellikle. Ve titizlikle, gereğince uygulayın ibadeti ‘namazı’. Ve verin zekâtı. Sonra ‘eskiye’ döndünüz, aranızdan azınız müstesna. Ve sizler umursamayanlarsınız.

 

2:84       Ve aldığı zaman sizlerden kesin söz, dökmeyin kanlarınızı ve çıkarmayın birbirinizi canlarınıza ‘kıyıp’ yurdunuzdan. Sonra kabul ettiniz. Ve sizler ‘buna Tevrât ile’ şahitlerken.

 

2:85       Sonra sizler ‘işte’ busunuz; öldürüyorsunuz birbirinizi canlarınıza ‘kıyıp’. Ve çıkarıyorsunuz aranızdan bir kısmını yurtlarından; ve dayanışıyorsunuz aleyhlerine şaibe ve saldırganlıkta. Ve sizlere geldiklerinde ise esir olarak, onları fidyeyle değiştirirsiniz; ve o, haram ‘yasaklı’ edildiği hâlde üzerlerinize, onların çıkarılmaları ‘yurtlarından’. Yoksa kitabın ‘Tevrât’ın, fidyeye ait’ kısmına inanıyor ve ‘kötülükte dayanışmama’ kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık cezası ki, kim ifa ederse işte böyle aranızdan, rezillikten başka ‘bir şey’ değildir dünya hayatında. Ve kıyâmet gününde döndürülürler azabın en şiddetlisine. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden bihaber değildir.

 

2:86       İşte onlar… O kimseler ki, alışverişleri dünya hayatının ‘geçici menfaati’ ile âhiret ‘karşılığındadır’. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20< Bu yüzden hafifletilmez onlardan azap. Ve onlara yardım olmaz.

 

2:87       Ve andolsun ki, vermiştik Mûsâ’ya kitap ‘Tevrât’. Ve gönderdik ardından elçileri. Ve verdik Meryem’in oğlu Îsâ’ya ayan beyan ‘deliller’. Ve kuvvetlendirdik onu, Ruh’ûl Kudüs (Cebrâîl a.s.) ile. Öyle ki, her defasında sizlere gelen elçiye, canlarınızın ‘istemeyip’ emellerine uymayan şeylerle büyüklendiniz. Bu yüzden bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.

 

2:88       Ve derler ki: „ Kalplerimiz katmanlı ‘lâzım değil’. “. Aksine Allâh, onları lânetledi; ‘hakikati’ örttükleri sebebiyle. Bu yüzden pek azı samimiyetle inanırlar.

 

2:89       Ve ‘kabul etmediler’ geldiğinde onlara ‘Yahudilere’ bir kitap ‘Kur’ân-ı Kerim’, Allâh’ın yanından; ki, tasdikleyendir beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’. >2:89, 2:91, 3:81, 5:46, 5:68, 5:70< Ve daha önceden de, ‘Allâh’tan’ zafer istiyorlardı inkârcıların üzerine. >2:246, 8:19< Ne var ki tanıdıkları şey ‘hakikat bilgisi’ onlara gelince onu inkâr ettiler. Bu yüzden, Allâh’ın lâneti, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların üzerinedir. >2159, 2:161, 3:85, 3:86<

 

2:90       Ne kötü şey alışverişleri ki, onunla benliklerini inkâr etmeleri ‘uğruna’, Allâh’ın, indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ azgınlaşmaları. Ki, Allâh’ın, lütfuyla indirdiğine kullarından dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimse üzerine. Bu yüzden öfke üstüne öfkeye uğradılar. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlaradır alçaltıcı azap.

 

2:91       Ve denildiği zaman onlara: „ İnanın, Allâh’ın indirdiği şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’. “. Derler ki: „ İnanıyoruz, ‘yalnızca’ bizlere indirilen şeye ‘Tevrât’a’. “. Ve onun ardındaki şeyi ‘diğer mukaddes kitapları’ inkâr ederler. >2:89, 2:91, 3:81, 5:46, 5:68, 5:70< Ve o ‘Kur’ân-ı Kerim’, gerçektir ve tasdikleyendir beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Öyleyse neden öldürüyordunuz Allâh’ın peygamberlerini daha önceleri, eğer samimiyetle inananlarsanız? “.

 

2:92       Ve andolsun ki, Mûsâ geldi sizlere ayan beyan ‘delillerle’. Sonra sizler buzağıyı ‘ilâh’ edindiniz onun ardından. Ve sizler zalimlersiniz.

 

2:93       Ve aldığı zaman sizlerden kesin söz ve kaldırdık üstünüze Tur’u (Sînâ’daki Tur dağını). Ki, alın ‘uygulayın’ sizlere verdiğimiz şeyleri ‘Tevrât’ı’ kuvvetle; ve dinleyin. Dediler ki: „ Dinledik ve isyan ettik. “. Ve sindirildi kalplerine buzağı ‘sevgisi’, nankörlükleri sebebiyle. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ne kötü şey emrediyor inancınız, eğer samimiyetle inananlarsanız. “.

 

2:94       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ki, sizler için olduysa Allâh’ın yanındaki âhiret yurdu, insanlara değil de ‘yalnızca sizlere’ özgü; o hâlde ölümü dileyin, eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

2:95       Ve asla onu dilemezler ebedîyen, ellerinin sunduğu ‘günahlar’ sebebiyle. Ve Allâh, zalimleri en iyi bilendir.

 

2:96       Ve mutlaka onları bulursun en hırslısı insanlardan, hayata karşı ‘düşkün’; ve ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran kimselerden bile. ‘Yaşamayı’ Arzularlar onların, her biri eğer ömürlendirilseler, bin sene. Ve değildir onu azaptan kurtarıcı, onun ömürlendirilmesi. Ve Allâh, gayret ettikleri şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:97       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Kim olduysa düşman Cebrâîl’e, artık ‘bilsin ki’, muhakkak o ‘Cebrâîl a.s.’, onu azar azar indirdi; kalbinin üzerine Allâh’ın izniyle. “. >16:102, 17:106< Ki, ‘Kur’ân-ı Kerim’ tasdikleyendir onların elleri arasındaki sebebi ‘diğer mukaddes kitapları’ ve yönlendirendir ve müjdedir, samimiyetle inananlara.

 

2:98       Kim olduysa düşman, Allâh’a ve meleklerine ve elçilerine ve Cebrâîl’e ve Mîkâîl’e, o hâlde şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara düşmandır.

 

2:99       Ve andolsun ki, Biz indirdik sana, ayan beyan âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Ve inkâr etmezler bunları yoldan çıkmış olanlardan başkası.

 

2:100     Ve defasında taahhüt ettiler de taahhüdü aralarından bir topluluk ‘kaldırıp’ atmadılar mı? Aksine, birçoğu samimiyetle inanmazlar. >6:109, 6:110, 6:111<

 

2:101     Ve ‘kabul etmediler’ onlara ‘Yahudilere’ geldiğinde bir elçi, Allâh’ın yanından; ki, tasdikleyendir beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’. >2:89, 2:91, 3:81, 5:46, 5:68, 5:70< Kitap verilen kimselerden ‘Yahudilerden’ bir topluluk, Allâh’ın kitabını ‘hakikat bilgisini’ artlarına ‘atıp’ sırt ‘çevirdiler’, onun ‘gerçekte ne’ olduğunu bilmezlermiş gibi.

 

2:102     Ve peşine düştüler şeytanların okuduğu şeylerin ki, ‘büyü yaparak kazanıyor’ Süleymân saltanatı, hükümdarlığı üzerine ‘diyerek’. Ve Süleymân ‘büyü yapıp, hakikati’ inkâr etmedi. Ve lâkin şeytanlar nankörlük ettiler, büyüyü insanlara öğretmekle ve indirilen şeyle Babil’deki iki Melek üzerine, Hârût ve Mârût’a. Ve o ikisi de öğretmezlerdi ‘hiç’ bir ‘kimseye’ demedikçe ki: „ Biz ancak bir fitne ‘sınama vesilesiyiz’, buna rağmen ‘hakikati’ inkâr etmeyin! “. Buna rağmen öğreniyorlardı onlardan, onunla ‘büyüyle’ arasını açacak şeyleri, bir erkek ve karısının. Ve zarar verebilecek değillerdi onlar, onunla ki, Allâh’ın izni olmaksızın ‘hiç’ bir ‘kimseye’. Ve öğreniyorlardı onlara zarar veren şeyleri ve fayda sağlamayan ‘büyüyü’. Ve andolsun ki, bildiler elbet onu ‘büyü’ alışverişi yapan kimsenin âhirette bir payı olmadığını. >7:16, 7:17, 7:18< Ve elbette ne kötü, canlarına ‘karşılık’ alışverişleri. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:103     Ve eğer onlar samimiyetle inananlar olsalardı ve ‘günahlardan’ korunsalardı, elbette Allâh’ın yanında kesinleşmiş kazanç ‘sevap, daha’ hayırlı olurdu. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:104     Ey samimiyetle inananlar! Demeyin ki: „ ‘Râi-nâ’ Gözet bizleri! “. (İbranicede: ahmak, davar gibi güdülmek) Ve deyin ki: „ ‘Unzur-nâ’ Bak bizlere! “. Ve dinleyin. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlaradır ‘cehennemde’ elem azap.

 

2:105     Arzulamazlar, ne ‘diğer’ kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan, hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ve ne de ‘Allâh’a’ ortak yakıştıranlar, indirilmesini üzerlerinize Rabbinizden hayırdan. Ve Allâh, bahşetmesini, merhametle esirgemesini, dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseye tahsis eder. Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

2:106     Bir şeyi feshedersek âyetten (hakikat bilgisiyle vazifelendirme, İslâm hukuku, yaşam ortamı ve şartlarına göre kuralları) veya onu unutturursak, getiririz ondan ‘daha’ hayırlısını veya onun benzerini. Bilmez misin ki, şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:107     Bilmez misin ki, şüphesiz Allâh’ındır, saltanatı, hükümranlığı, göklerin ve yerin de. Ve yoktur sizlere Allâh’ın dışında bir dost; ve destekçi.

 

2:108     Yoksa sorguya mı çekmek istiyorsunuz elçinizi, Mûsâ’ya sorulduğu gibi daha önceden de. >4:80, 4:153< Ve kim değiştirirse inkârı, inanç ile, o hâlde düzgün yoldan sapmış olur.

 

2:109     İsterler ki ‘diğer’ kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ birçoğu, döndürebilseler sizleri inancınızın ardından ‘hakikati’ inkâra. Bencillik çekememezlik yanından ‘yüzünden’ ki, benliklerine ayan beyan ‘olmasının’ ardından onlara, hakkın ‘İlâhi esasların’. Artık affedin ve hoş görün, Allâh getirinceye kadar emrini ‘kıyâmeti’. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:110     Ve titizlikle, gereğince uygulayın ibadeti ‘namazı’. Ve verin zekâtı. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ sunduğunuz şeyi, benlikleriniz için hayırdan ‘ne ise’, onu bulursunuz Allâh’ın yanında. Şüphesiz Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:111     Ve derler ki: „ Asla giremez cennete, Yahudi veya Hristiyan olan kimse dışında. “. Bunlar, onların hurafesidir. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Delillerinizi getirin, eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

2:112     Aksine kim, teslim eder yüzünü ‘canını’ Allâh’a ve o, ahlâklıdır, artık onun mükâfatı Rabbi yanındadır. Ve korku yoktur onlara; ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:113     Ve derler ki Yahudiler: „ Hristiyanlar bir şey ‘tutarlı bir inanç’ üzerinde değiller. “. Ve derler ki Hristiyanlar: „ Yahudiler bir şey ‘tutarlı bir inanç’ üzerinde değiller. “. Ve onlar, okuyorlar ‘ve biliyorlar’ kitabı ‘hakikat bilgisini’. Bunun gibi söylediler, ‘kitap erbabı olmayıp ta’ bilmeyen kimseler de onların sözleri gibi. Artık Allâh, hükmedecektir aralarında, kıyâmet günü ihtilâf ediyor oldukları şeyleri.

 

2:114     Ve kimdir daha zalim, o kimseden ki, mâni oldu Allâh’ın ibadethanelerinde yâd edilmesini O’nu, adının; ve uğraştı onların yıkımı için. İşte onlar ki… Olamaz onlara, oraya girmeleri korkuları olmaksızın. Onlaradır dünyada rezillik ve onlaradır âhirette de büyük azap. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

2:115     Ve Allâh’ındır doğu ve batı. Öyle ki, her nereye dönerseniz artık oradadır Allâh’ın yüzü ‘Zât’ı, rızası’. Şüphesiz Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir.

 

2:116     Ve derler ki: „ Allâh, evlat edindi. “. O, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır. Aksine O’nundur, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de. Hepsi de O’na âmâdedirler.

 

2:117     ‘Allâhû Teâlâ’ İlk başlatandır, örneksiz yoktan var etmeye, gökleri ve yeri. Ve gerçekleşmesine hükmettiğinde, artık sadece der ki ona: „ Ol! “; ‘o şey’, hemen olur.

 

2:118     Ve derler ki ‘gerçeği’ bilmeyen kimseler: „ Bizlerle konuşsa ya Allâh, veya bizlere bir âyet ‘alâmet’ gelse! “. Bunun gibi söylemiştiler, onlardan önceki kimseler de onların sözleri gibi. Kalpleri birbirine benzedi. Âyetleri ‘hakikat bilgisini’, kati inanan bir topluma belli ettik.

 

Ayna nöronlar: – ıkra.com

 

2:119     Şüphesiz Biz, seni gönderdik hak ile ‘amaç için, hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyici ve ‘kıyâmetle’ uyaran. Ve sual olunmayacaksın cehennem sahabesinden.

 

2:120     Ve asla razı olmazlar senden, ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar ki, sen onların milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uymadıkça. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Şüphesiz, Allâh’a ‘razı olduğu doğru yola’ yönlendirilme, ki o, ‘tek gerçek’ yönlendirilmedir. “. >7:178, 13:27, 64:11, 81:29< Ve elbette eğer uyarsan onların emellerine ki o, sana gelen ‘hakikat bilgisi’ ilmi ardından, yoktur senin için Allâh’tan bir dost; ve destekçi.

 

2:121     Kendilerine kitap verdiklerimiz onu hakkı ‘İlâhi esasları’ okurlar, onu uygularlar. İşte onlar ki…Ona samimiyetle inananlardır. Ve kim onu inkâr ederse, o hâlde işte onlar ki… Onlar, hüsrana uğrayanlardır.

 

2:122     Ey İsrail oğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım. Ve doğrusu sizleri üstün kıldım milletler üzerine ‘yücelttim’.

 

2:123     Ve korunun bir günden ki, ödenmez bir candan bir cana bir şey. Ve ondan ‘kurtulması için’ fidye kabul edilmez; ve ona şefaat fayda sağlamaz. Ve onlara yardım olmaz.

 

2:124     Ve sınamıştı İbrâhîm’i Rabbi, kelimelerle ‘hükümlerle, o’ nihayet onları tamamladı da. ‘Rabbi de ona’ Dedi ki: „ Mutlaka Ben, seni kılacağım insanlara öncü. “. ‘İbrâhîm a.s. da’ Dedi ki: „ Ve benim soyumdan da. “. ‘Rabbi’ Dedi ki: „ Ulaşmaz ‘geçmez’ taahhüdüm zalimlere. “.

 

2:125     Ve kıldığımızda evi (Kâbe), insanlar için sevap ‘kazanılan’ ve emniyetli, ve edinin mahallînden İbrâhîm’in, bir ibadet yeri. Ve taahhüt ettik İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ki: „ Temizleyin evimi ‘Kâbe’yi, ibadet için’, etrafını dolaşanlara ve kendini ibadete verenlere, ‘Allâh’ın huzurunda’ eğilenlere ve ‘Allâh’ın huzurunda’ yere kapananlara. “.

 

2:126     Ve demişti ki İbrâhîm: „ Rabbim, bu şehri ‘Mekke’yi’ güvenilir yap. >3:96, 3:97< Ve rızıklandır çeşitli mahsullerle halkını. Ki, kim inandıysa samimiyetle onlardan Allâh’a ve âhiret gününe. “. ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ Ve kim, ‘hakikati’ inkâr ederse, artık onu menfaatlendiririz biraz ‘dünya yaşamı boyunca’ sonra mahkûm ederim onu, ateş azabına ‘cehenneme’. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20< Ve ne kötü varış yeridir ‘o’. “.

 

2:127     Ve yükselttikleri zaman İbrâhîm, evin (Kâbe) temellerini ve İsmâîl: „ Rabbimiz, bizden kabul eyle. Şüphesiz Sen… Sen işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edensin; en iyi bilensin. “.

 

2:128     „ Rabbimiz, ve bizi kıl, sana iki Müslümanlar (Allâh’a teslimiyeti benimseyen). Ve soyumuzdan da sana teslim olmuş bir millet ‘yetiştir’. Ve bizlere göster ‘hac, kurban’ usullerimizi ve tövbemizi kabul eyle. Şüphesiz Sen… Sen itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçensin; inançlıları esirgeyen, bahşedensin. “.

 

2:129     „ Rabbimiz, ve çıkar onların içlerinden bir elçi. Onlara okuyacak âyetlerini ‘alâmetlerini’. Ve öğretecek kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri. Ve onları arındırır ‘cehaletten, günahlardan’. Şüphesiz Sen… Sen daima üstün gelen, eşi benzeri olmayansın; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedensin. “.

 

2:130     Ve kim, rağbet etmez İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’; nefsaniyetini akıl erdirmekten yoksun ‘kılandan’ başka kim?’. Ve andolsun ki, Biz, onu seçtik ‘yücelttik’ dünyada ve muhakkak o, âhirette de erdemlilerdendir.

 

2:131     Demişti ki ona Rabbi: „ Teslimiyeti benimse! “. ‘İbrâhîm a.s.’ Dedi ki: „ Teslimim var olan her şeyin Rabbine. “.

 

2:132     Ve vasiyet etti İbrâhîm onu oğullarına. Ve (torunu) Yâkub da: „ Ey oğullarım! Şüphesiz Allâh seçti sizlere bu dîni ‘İlâhi esasları’. Öyleyse ölmeyin ve sizler, Müslümanlar (Allâh’a teslimiyeti benimseyen) kalmaksızın. “.

 

2:133     Yoksa sizler oldunuz mu şahitler? Hazırlandığı zaman Yâkub ölüme. Dediği zaman oğullarına ki: „ Neye ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceksiniz sonradan? “. Dediler ki: „ ‘Hizmetle, ibadetle’ Kulluk edeceğiz, senin İlâhına ve İlâhına, ataların İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk’ın tek; İlâha. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< Ve bizler, O’na Müslümanlarız (Allâh’a teslimiyeti benimseyen). “.

 

2:134     Bunlar bir milletti geldi geçti. Kazandıkları şeyler ‘ödül, ceza kendilerine’ ve sizlerin kazandıklarınız şeyler ‘kendinizedir’. Ve sizlerden sorulmaz, gayret ediyor oldukları şeylerden.

 

2:135     Ve derler ki: „ Yahudi veya Hristiyan olun ki, belki ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlenirsiniz. “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Aksine İbrâhîm’in milleti ‘aynı inancı paylaşanlar’, Hanif’tir (yegâne İlâh’a inanan ki, bizde aynı inancı paylaşırız). “. Ve olmadı ‘İbrâhîm a.s. , Allâh’a’ ortak yakıştıranlardan.

 

2:136     Deyin ki: „ Bizler samimiyetle inandık Allâh’a ve bizlere indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’; indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’, İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ve İshâk’a ve Yâkub’a (İbrâhîm a.s.’ın torunu) ve ‘onun’ torunlarına; ve verilen şeye Mûsâ’ya ve Îsâ’ya ‘Tevrât ve İncîl’e’; ve verilen şeye ‘sahife, kitap ve vahiylere, diğer’ peygamberlere, Rablerinden. Ayırt etmeyiz ‘hiç’ birini aralarından. Ve bizler, O’na Müslümanlarız (Allâh’a teslimiyeti benimseyen). “.

 

2:137     Ancak eğer inanırlarsa sizlerin ona samimiyetle inandığınız kadar ki, o hâlde yönlenmiş olurlar. Ve eğer ‘eskiye’ dönerlerse, artık onlar sadece bir uzlaşmazlık içinde olurlar. Allâh, ‘onlara karşı’ sana yeterlidir. Ve O, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:138     ‘Deyin ki’: „ Allâh’ın boyası ‘İlâhi ahlâkı’… Ve kim, ‘daha’ ahlâklıdır ki, Allâh’ın boyasından ‘İlâhi ahlâkından’? Ve bizler, O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenleriz. “. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102<

 

2:139     ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Bizimle tartışıyor musunuz Allâh hakkında? Ve O, Rabbimizdir ve sizlerin de Rabbidir. Ve bizim gayretlerimiz ‘bizleredir’ ve sizlerin gayretleriniz ‘sizleredir’. Ve bizler, O’na, içtenlikle yönelenleriz. “.

 

2:140     Yoksa diyor musunuz ki: „ Gerçekten de İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve Yâkub (İbrâhîm a.s.’ın torunu) ve ‘onun’ torunları Yahudi veya Hristiyan idiler! “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Sizler mi bilirsiniz yoksa Allâh mı? “. Ve kimdir daha zalim, o kimseden ki, gizledi ‘kendisine ulaşan’ şahitliği, ‘gerçeği’ Allâh’ın yanından. Ve Allâh, bihaber değildir gayret ettiğiniz şeylerden.

 

2:141     Bunlar bir milletti geldi geçti. Kazandıkları şeyler ‘ödül, ceza kendilerine’ ve sizlerin kazandıklarınız şeyler ‘kendinizedir’. Ve sizlerden sorulmaz, gayret ediyor oldukları şeylerden.

 

2:142     Diyecekler ki, insanlardan akıl erdirmekten yoksunlar: „ Onları döndüren nedir kıblelerinden? (Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan, Mescid-i Harâm’a, Kâbe’ye) Ki o, üzerinde oldukları. “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Allâh’ındır, doğu ve batı. ‘Allâhû Teâlâ’, Dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseyi ‘razı olduğu’ doğru yola yönlendirir. “. >7:178, 13:27, 64:11, 81:29<

 

2:143     Ve işte bunun gibi, yaptık sizleri orta ‘mütevazi, kıymetli olan’ bir millet ki, insanlar üzerine ‘İlâhi esasların’ şahitleri olun. Ve olsun elçi de sizlerin üzerinize ‘inancınıza tanıklık eden’ şahit. Ve yapmadık üzerinde olduğun kıbleyi bilmemiz haricinde ki, kim elçiye uyar kim de geri döner topukları üzerinde. Ve eğer ‘uyacak’ olsa da, elbette büyük ‘zor iştir’ Allâh’ın yönlendirdiği dışındaki kimseler üzerine. Ve ‘uymayacaklara da’ değildir Allâh, zayi edecek inancınızı. Şüphesiz Allâh, mutlaka insanlara insaf eden, acıyandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:144     ‘Yâ Muhammed!’, Görüyoruz ki, ’sürekli’ çeviriyorsun yüzünü göğe ‘vahiy bekleyerek’. Artık elbette seni döndüreceğiz razı olacağın bir kıbleye. Bundan sonra döndür yüzünü ‘namazda’ hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane tarafına. Ve nerede olursanız artık döndürün ‘namazda’ yüzlerinizi o tarafa. Ve muhakkak kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen kimseler, elbette bilirler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu. Ve Allâh değildir bihaber, gayret ettikleri şeylerden.

 

2:145     Ve elbette eğer getirsen kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen kimselere ‘Yahudiler ve Hristiyanlara’ âyetlerin ‘alâmetlerin’ hepsini, senin kıblene uymazlar. Ve sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Ve ‘zaten’ onların bir kısmı da bir kısmının kıblesine uymazlar. Ve mutlaka eğer uyarsan onların emellerine ki, sana gelen şey ‘hakikat bilgisi’ ilminden sonra, doğrusu o zaman ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ elbette zalimlerden olursun.

 

2:146     Kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiğimiz kimseler ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’, onu ‘Muhammed a.s.’ı’ tanırlar ki ‘hem de kendi’ oğullarını tanıdıkları gibi. >29:48< Ve gerçekten de aralarından bir topluluk, elbette gizliyorlar gerçeği; ve bildikleri ‘hâlde’. >2:75, 7:162, 14:28<

 

2:147     ‘Yâ Muhammed!’, Gerçek ‘hakikat bilgisi’ Rabbindendir. O hâlde, sakın tereddüt edenlerden olma.

 

2:148     Ve her ‘millet’ için vardır bir yön, ona döndükleri. O hâlde hayırlarda ‘Allâh’ın rızası için’ yarışın. Nerede olursanız da, sizleri getirir Allâh, bir araya toplar. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:149     Ve nereden çıkarsan da, artık yüzünü ‘namazda’ yönelt hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane tarafına. Ve o, ‘emir’, şüphesiz elbette Rabbinden ‘gelen’ gerçektir. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden bihaber değildir.

 

2:150     Ve nereden çıkarsan da, artık yüzünü ‘namazda’ yönelt hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane tarafına. Ve nerede olursanız da, yüzlerinizi ‘namazda’ yöneltin o tarafa ki, insanların aleyhinize delili olmasın; aralarından zulmeden kimseler haricinde. Artık onlardan korkmayın; Benden korkun! Ve tamamlamam için üzerinizdeki lütfumu. Ve belki ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlenirsiniz.

 

2:151     Nasıl ki gönderdik içinizde, ‘görevlendirilmek üzere’ aranızdan bir elçi. Sizlere okur âyetlerimizi ‘alâmetlerimizi’. Ve sizleri ‘cehaletten, günahlardan’ arındırır. Ve sizlere öğretir kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri ve sizlere öğretir bilmediğiniz şeyleri.

 

2:152     ‘Ey samimiyetle inananlar!’ O hâlde Beni yâd edin ki, Ben de sizleri ‘lütuflarımla’ yâd edeyim. Ve Bana şükredin ve Bana nankörlük etmeyin!

 

2:153     Ey samimiyetle inananlar! Medet umun, sabırla ve ibadetle ‘namazla’. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< Şüphesiz Allâh, sabredenlerle beraberdir.

 

2:154     Ve demeyin, Allâh yolunda öldürülen kimseler için „ ölüler “. Aksine diridirler ve lâkin sizler ‘bunun’ farkında olmazsınız.

 

2:155     Ve elbette sizleri sınarız bir şeylerle, korku ve açlık ve eksilterek mallardan ve canlardan ve mahsullerden. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Ve ‘cennetle’ müjdele sabredenleri.

 

2:156     O kimseler ki, ‘sabredenler’ onlara bir musibet isabet ettiği zaman derler ki: „ Mutlaka biz, Allâh için ‘teslim olmuşlarız’ ve muhakkak O’na döneceğiz. “.

 

2:157     İşte onlar ki… Onlaradır Rablerinden ibadetlere tecelli ve bahşedilme, merhametle esirgenme. Ve işte onlar… Onlar, ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmişlerdir.

 

2:158     Muhakkak Safâ ve Merve (Mekke’de hac ve umre ibadeti tepeleri), Allâh’ın belirtilerindendir. Artık kim, evi (Kâbe), hacceder veya umre ziyareti yaparsa, o hâlde vebal yoktur üzerine, ikisini tavaf (etrafında yürüyerek yerine getirilen ibadet) etmesinde. Ve kim, gönülden bir hayır ‘işleyerek fazlasını yaparsa da’, o hâlde şüphesiz Allâh, itaati mükâfatlandırandır; en iyi bilendir.

 

2:159     Muhakkak o kimseler ki, gizlerler indirdiğimiz ayan beyan şeyi ‘delilleri’ ve yönlendirilmeyi; ki, beyan ettiğimiz şeyin ardından kitapta ‘hakikat bilgisinde’ insanlara. İşte onlar ki… Allâh, onlara lânet eder. Ve lânet eden ‘bilgilendirilme şansı olmadığı için sapan ve neticelerine katlanan herkes de’ onlara lânet ederler.

 

2:160     O kimseler müstesna ki, tövbe ettiler ve gidişatı düzelttiler ve ‘gerçeği’ beyan ettiler. O hâlde işte onlar… Onların tövbelerini kabul ederim. Ve Ben, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçenim; inançlıları esirgeyen, bahşedenim.

 

2:161     Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve öldüler ve onlar inkârcılardır. İşte onlar ki… Üzerlerinedir Allâh’ın lâneti ve meleklerin ve insanların topluca.

 

2:162     Kalıcılardır ‘onlar’ onun ‘cehennemin’ içinde. Hafifletilmez onlardan azap; ve onlara göz açtırılmaz ‘süre verilmez’.

 

2:163     Ve İlâhınız tek; İlâhtır. İlâh yoktur O’ndan gayrı. O, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:164     Muhakkak yaratılışında göklerin ve yerin, ihtilâfı ‘zıtlığı’ gece ve gündüzün ve gemilerde ki o, yüzer denizde insanlara fayda veren ve ‘diğer’ şeylerle. Ve İndirdi Allâh, gökten suyu; böylelikle onunla diriltti yeryüzünü, ölümünün ardından. Ve yaydı orada her türlü hareket eden mahlûkat. Ve ‘yönden yöne’ esmesi rüzgârın ve riayet ettirilen bulutlar gök ve yeryüzü arasında, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’; akıl eden bir topluma.

 

2:165     Ve insanlardan kimileri edinirler Allâh’ın yanı sıra ‘O’na’ denk ‘ilâhlar’; onları severler Allâh’ı sever gibi. Ve o kimseler ki inançlılardır; daha şiddetlidir Allâh’a ‘olan’ sevgileri. Ve keşke görebilselerdi ‘benliklerine’ zulmeden o kimseler, azabı gördükleri zaman, tamamen kuvvetin Allâh’ın olduğunu. Ve şüphesiz Allâh’ın azabı şiddetlidir.

 

2:166     O zaman uzaklaştılar kendilerine uyulanlar, ‘kutsallaştırılan zât, put’ kendilerine uyanlardan. Ve gördüler azabı. Koparıldı onlarla bağlar lime lime.

 

2:167     Ve derler ki uyan kimseler ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’: „ Keşke olsa bizim için ‘dünyaya’ bir kere daha ‘dönüş’. Hemen uzaklaşırdık onlardan, uzaklaştıkları gibi bizlerden. “. >3:151, 4:117, 6:81, 6:100, 7:33, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< Böylelikle onlara gösterecek Allâh, gayretlerini kendilerine hüzünle. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.

 

2:168     Ey insanlar! Yiyin yeryüzündeki şeylerden helâl ‘yasaksız’ hoş ‘olarak’. Ve ‘Allâh’ın yasaklamadıklarını yemeyerek’ şeytana ayak uydurmayın; >6:118, 6:119< mutlaka o, sizlere apaçık düşmandır.

 

2:169     ‘O,’ Sadece sizlere emreder kötülükle ve hayâsızlık ve söylemenizi Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri. >2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

2:170     Ve denildiği zaman onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „ Uyun Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ “. Derler ki: „ Hayır! Bizler, uyarız atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye ‘inancımıza’. “. Ve ataları ‘gerçeklere ait’ bir şey akıl etmiyorlarsa ve ‘inkâra şartlandıkları için, Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmedilerse?

 

2:171     Ve emsali ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimselerin, ‘şu’ misal gibidir: Ki o, haykırış sebebini, ‘çobanın bağırmasını algılayıp, anlamını bilmeyen sürü gibi’ bağırıp çağırmadan başka şey işitilmez. ‘Onlar, anlamak istemedikleri için’, Sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden, onlar akıl etmezler.

 

2:172     Ey samimiyetle inananlar! Yiyin helâl ‘yasaksız’ hoş ‘olarak’ sizleri rızıklandırdığımız şeylerden. Ve şükredin Allâh’a, eğer yalnızca O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenlerseniz. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102<

 

2:173     Artık sizlere haram ‘yasaklı’ kıldı, leşi ve kanı ve domuz etini. Ve helâl ‘yasaksız’ kılmadı, Allâh’tan başkası için ‘kesilmiş hayvanı’. Fakat kim darda kalırsa, ‘başkasının hakkına’ saldırmaksızın ve aşırı gitmeksizin ‘yerse’, buna rağmen onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:174     Muhakkak o kimseler ki, gizlerler bir şeyleri Allâh’ın indirdiği kitaptan ve satarlar onu az bir bedel ‘karşılığı’. İşte onların yedikleri, karınlarında ateşten ‘bir şey’ değildir. Ve onlarla konuşmayacak Allâh, kıyâmet günü ve onları ‘günahlarından’ arındırmayacak. Ve onlaradır ‘cehennemde’ elem azap.

 

2:175     İşte onlar… O kimseler ki, alışverişleri sapkınlık ile yönlendirilme ‘karşılığındadır’. Ve ‘cehennemde’ azap ile bağışlanma ‘karşılığındadır’. Nedir onları sabırlı kılan ateş üzerine ‘bu kadar’?

 

2:176     İşte bu ‘azap’, şüphesiz Allâh’ın, kitabı ‘hakikat bilgisini’ hak ile ‘amaç için’ indirdiği ‘onların da bunu inkârındandır’. Ve muhakkak o kimseler ki ihtilâf ettiler, kitapta ‘Kur’ân-ı Kerim’de, onlar’ elbette uzak bir uzlaşmazlık içindedirler.

 

2:177     Samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam değildir, yüzlerinizi yöneltmeniz doğu ve batıya doğru. Ve lâkin samimiyetle inanmışlığı yaşamak, kişinin Allâh’a inanmasıdır ve âhiret gününe ve meleklere ve kitaba ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve peygamberlere. >4:136< Ve vermesidir sevdiği maldan, akrabalara ve yetimlere ve yoksullara ve ‘yolda kalmış’ yol oğluna ve ihtiyacı olana ‘dilencilere’ ve özgürlüğüne kavuşma çabasındakilere. Ve uygulamasıdır ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince; vermesidir zekâtı. Ve vefa edenlerdir taahhüt ettikleri zaman taahhütlerine; ve sabredenlerdir baskı altında, darlıkta ve baskın dönemlerinde. İşte onlar, sözünde samimi kimselerdir. Ve işte onlar, ‘günahlardan’ korunanlardır.

 

2:178     Ey samimiyetle inananlar! Üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’; öldürülme hakkında misilleme. Hür ile hür ve köle ile köle ve dişi ile dişi ‘kadın ile kadın’. Fakat kim, affedilir de onun ‘maktulün ebeveyni olmayıp ta, en azından’ kardeşi tarafından bir şeyle ki, o hâlde yaraşan, makul olarak ve ‘diyeti’ ödenmelidir ona ahlâklı davranarak. İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bahşedilme, merhametle esirgenmedir. Artık kim, bundan sonra haddi aşarsa, o hâlde onadır ‘cehennemde’ elem azap.

 

2:179     Ve sizlere vardır hayat, misillemede. Ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Belki ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:180     Üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’; hazırlandığı zaman sizlerden birinize ölüm, eğer bırakırsa hayır ‘miras’, vasiyet anne-babaya ve akrabalara makul olarak, hakkaniyettir ‘günahlardan’ korunanlar üzerine.

 

2:181     Artık kim, onu ‘vasiyeti’ değiştirirse işittikten sonra, o hâlde onun günahı sadece onu değiştiren kimselerin üzerinedir. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:182     Ne var ki kim, korkar da vasiyet edenin hataya meyletmesinden veya günaha gireceğinden, bu yüzden onların ‘tarafların’, aralarındaki gidişatı düzeltir, o hâlde onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:183     Ey samimiyetle inananlar! Oruç, sizlerin de üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’; sizlerden önceki kimselerin üzerlerine yazıldığı gibi. Belki ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:184     Sayılı günlerdir ‘oruç’. Fakat aranızdan kim, hasta veya yolculukta olursa, o hâlde müddetini ‘tutamadığı günleri’, diğer günlerde tamamlar. Ve o kimseler üzerine ki, ona derman yetiremeyenlere ‘sağlığı elvermeyenlere’, fidye ‘vardır’ bir yoksulu yedirecek ‘kadar’. Artık kim, gönülden bir hayır ‘işleyerek fazlasını yaparsa da’, o hâlde o, ona ‘daha’ hayırlı ‘âhiret mükâfatıdır’. Ve oruç tutmanız ‘daha’ hayırlıdır, eğer bilirseniz.

 

2:185     Ramazan ayı, ki o… Onda indirildi Kur’ân. Yönlendirilmeleri için insanlara; Yönlendirendendir ve ayan beyan ‘delillerle’ ve gerçeği, asılsızlıktan ayırandır. Artık kim, şahit olursa ‘ulaşırsa’ aranızdan bu aya, o hâlde onu oruçlu geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, O hâlde müddetini ‘tutamadığı günleri’ diğer günlerde tamamlar. Allâh diler ki sizler için kolaylık ‘olsun’ ve dilemez sizler için zorluk. Ve tamamlamanız için müddeti ve yüceltmeniz için Allâh’ı ki, sizleri yönlendirdiği şey üzerine. Ve belki şükredersiniz.

 

2:186     Ve kullarım sana, sorduğu zaman Benden, öyle ki şüphesiz ‘onlara’ yakınım. İcabet ederim davet edenin davetine ‘duasına’; Beni davet ettiği zaman ‘Bana, dua edince’. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< O hâlde onlar da Bana ‘davetime’, icabet etsinler ve Bana samimiyetle inansınlar. Belki ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ erişirler.

 

2:187     Sizlere helâl ‘yasaksız’ kılındı, oruç gecesi kadınlarınıza ‘cinsel arzu ile’ yaklaşmak. Onlar sizlerin ‘günahlardan koruyan’ giysinizdir ve sizler de onların ‘günahlardan koruyan’ giysisisiniz. Allâh, bildi mutlaka ihanet ediyor olduğunuzu nefsaniyetlerinize. Bunun üzerine ‘oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanın yasak olduğu zannınızı’ affetti, tövbelerinizi kabul etti. Öyleyse şimdi girişin onlarla ‘ilişkiye’ ve talep edin Allâh’ın yazdığı şeyleri sizlere. Ve yiyin ve için, sizlere belli oluncaya kadar beyaz iplik ‘aydınlık’, siyah iplikten ‘karanlıktan’ şafak vaktinde. Sonra tamamlayın orucu geceye kadar. Girişmeyin onlarla ‘kadınlarla ilişkiye’. Ve ibadethanelerde ibadete çekilmişseniz de ‘onlarla ilişkiye girişmeyin’. Bunlar sınırlarıdır Allâh’ın, artık ona yaklaşmayın. İşte böyle beyan eder Allâh, âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara. Belki ‘günahlardan’ korunurlar.

 

2:188     Ve yemeyin mallarınızı aranızda asılsız ‘sebeplerle’. Ve ‘rüşvet olarak’ aktarmayın onu hâkimlere, yemeniz için bir kısmını insanların mallarından, şaibeyle; ve sizler bildiğiniz ‘hâlde’.

 

2:189     Soruyorlar sana, hilâllerden (ay takviminden). ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ O, vakit ölçüsüdür insanlar için ve haccın. “. Ve samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam değildir, girmeniz evlere ‘asılsız inançlara uyarak’ arkasından. Ve lâkin samimiyetle inanmışlığı yaşamak, kişinin ‘günahlardan’ korunmasıdır. Ve girin evlere kapılarından. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Belki kurtuluşa erersiniz.

 

2:190     Ve savaşın Allâh yolunda, sizlerle savaşanlarla ve haddi aşmayın. >9:29, 9:36, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9< Şüphesiz Allâh, haddi aşanları sevmez.

 

2:191     Ve onları öldürün, onları ‘sizlerle savaşanları’ bulduğunuz yerde. Ve onları çıkarın, sizleri çıkardıkları yerden (Mekke’den) sizler de. Ve fitne ‘sapma’, öldürmekten daha şiddetlidir. Ve hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane yanında, onlar sizlerle savaşmadıkça sizler de onlarla orada savaşmayın. Fakat eğer sizlerle savaşırlarsa, o hâlde onları öldürün. İşte böyledir cezası inkârcıların.

 

2:192     Artık eğer ‘savaşa ve inkâra’ son verirlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:193     Ve onlarla savaşın fitne ‘sapkınlık’ kalmayıncaya kadar ve oluncaya ‘kadar’ ki, dîn ‘dîni algılar’ Allâh’ın. >9:29, 9:36, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9< Bundan sonra eğer ‘savaşa ve inkâra’ son verirlerse, o hâlde düşmanlık yoktur zalimlerden başkası üzerine.

 

2:194     Haram ay (saldırmanın yasak olduğu ay), haram ay ile; ve ‘saygı gösterilmesi gereken’ hürmetler misillemeyledir. Ne var ki kim, haddi aşar ‘saldırırsa’ sizlere, o hâlde haddi aşıp ‘saldırın’ ona, haddi aşıp ‘saldırdıkları’ kadar üzerlerinize. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanlarla beraberdir.

 

2:195     Ve ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yapın! Allâh yolunda. Ve atmayın kendi ellerinizle ‘kendinizi’ tehlikeye. Ve ahlâklı davranın. Şüphesiz Allâh, ahlâklıları sever. >2:195, 28:77<

 

2:196     Ve ta­mam­layın hac ve um­re­yi Allâh için. Fakat eğer alıkonursanız, o hâlde kolayınıza gelen şeyi kurban edin. Ve tıraş etmeyin başlarınızı, kurban mahalline ulaşıncaya kadar da. Fakat aranızdan hasta veya başından rahatsızlığı ‘kurban mahalline ulaşmadan tıraş olan’ o hâlde, fidye ‘vermelidir’ oruçtan, sadakadan veya kurbandan. Nihayet emniyette olduğunuz zaman da artık kim, menfaatlenirse umre ile hacca kadar, o hâlde kolayına gelen kurbandan ‘kesmelidir’. Fakat kim, ‘bunu’ bulamazsa, o zaman oruç tutmalıdır; üç gün hacda, döndüğünüz zaman da yedi ‘gün’ ki, bunların tamamı on ‘gündür’. Bu, ailesi hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethanede hazır ‘yerleşik’ olmayan kimseleredir. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki şüphesiz Allâh’ın cezası şiddetlidir.

 

2:197     Hac, bilinen aylardır. O hâlde kim, onlarda haccı ‘kendisine’ zorunlu kılarsa, artık ‘kadına’ yanaşmak olmaz ve yoldan çıkmak olmaz ve kavga etmek olmaz hacda. Ne ifa ederseniz ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan, Allâh, onu bilir. Ve azık hazırlayın ‘hayırlarla kendinize’. Fakat azığın en hayırlısı, muhakkak ‘günahlardan’ korunmaktır. Ve korunun Bana ‘karşı gelmekten’! Ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri!

 

2:198     Üzerlerinize vebal yoktur, ‘hacda ticaret yaparak’ bir lütuf talep etmenizde Rabbinizden. Artık akın akın geldiğiniz zaman Arafat’tan, Allâh’ı yâd edin. Ve Meş’ar-i Harâm yanında da. Ve O’nu ‘içtenlikle’ yâd edin ki, sizleri yönlendirdiği gibi. Ve sizler, ondan önce elbette şaşkınlık içindeydiniz.

 

2:199     Sonra akın akın gelin, insanların akın akın geldikleri yerden (Arafat’tan). Ve Allâh’tan bağışlanma isteyin. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:200     Nihayet tamamladığınızda ‘hac’ ibadetlerinizi, yâd edin Allâh’ı; artık atalarınızı yâd ettiğiniz gibi veya daha şiddetli bir yâd etmeyle. Fakat insanlardan kim, derse ki: „ Rabbimiz, bizlere ver dünyada. “. Ve yoktur Âhirette onun bir payı. >17:18, 17:19, 17:20<

 

2:201     Ve onlardan kim, derse ki: „ Rabbimiz, bizlere ver dünyada iyilikler ve âhirette de iyilikler; ve koru bizleri ateşin azabından ‘cehennemden’. “. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20

 

2:202     İşte onlar ki… Onlaradır bir nasip kazandıkları şeyden. Ve Allâh, tez, noksansız hesaplayandır.

 

2:203     Ve yâd edin Allâh’ı ‘tekbirlerle’ sayılı günlerde (teşrik günleri). Fakat kim, acele ederse iki gün içinde (Mina’dan dönmek için) bundan sonra onun üzerine günah yoktur. Ve kim ertelerse, o hâlde onun üzerine de günah yoktur. ‘Bu günahlardan’ Korunan kimseler içindir. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki şüphesiz O’na ‘huzurunda’ toplanacaksınız. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

2:204     Ve insanlardan kimileri ‘vardır’ ki, senin hoşuna gider sözü dünya hayatında. Ve Allâh’ı şahit tutar kalbinde olan şeye ve o, düşmanlıkta en amansızıdır.

 

2:205     Ve dönüp ‘gittiği’ zaman, çalışır yeryüzünde bozgun çıkarmak için orada. Ve mahvetmeyi ekinleri ve nesli. >2:205, 4:119< Ve Allâh, fesadı sevmez.

 

Klonlama, ürünlerin genlerini değiştirme: – ıkra.com

 

2:206     Ve denildiği zaman ona: „ Allâh’a korun ‘karşı gelmekten’! “. Onu alır üstünlük ‘kibir, sürükler’ şaibeye. Artık yeter ona, cehennem ve mutlaka ne kötü döşektir ‘o’.

 

2:207     Ve insanlardan kimileri ‘vardır’ ki, alışveriş yapar ‘feda eder’ canını, Allâh’ın rızasını talep ederek. Ve Allâh, kullarına insaf eden, acıyandır.

 

2:208     Ey samimiyetle inananlar! Girin esenliğe ‘İslâm’a, Allâh’a teslimiyete’ topluca. Ve şeytana ayak uydurmayın; mutlaka o, sizlere apaçık düşmandır.

 

2:209     Artık eğer tökezlerseniz, sizlere gelen ayan beyan şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından; o hâlde bilin ki şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

2:210     ‘Şeytana uyanlar’ Herhâlde gözlerler ki, illâki Allâh’ın ‘azabının’ onlara gelmesini bulutlardan, gölgeler içinde ve melekleri ‘Azrâîl a.s. ve yardımcılarını’, ve bitirilmesini emrin ‘kıyâmet hükmünün yerine getirilmesini’ >15:8, 25:25, 25:26< Ve Allâh’a döndürülür ‘O’nun’ emirleriyle ‘oluşan her şey’.

 

2:211     Sor İsrail oğullarına ki, onlara verdik, ‘yönlendirilmeye vesile’ nice ayan beyan âyetler ‘ibretler’. Ve kim, değiştirirse Allâh’ın lütfunu ‘hakikat bilgisini’, ona gelen şeyin ‘yönlendirilmenin’ ardından, o hâlde şüphesiz Allâh, cezası şiddetlidir. >2:75, 7:162, 14:28<

 

2:212     Süslendi ‘cazip gösterildi hakikati’ örtmeye şartlanmış kimselere dünya hayatı. Ve alay ediyorlar inançlı kimselerle. Ve o kimseler ki… ‘Onlar, günahlardan’ Korunanlardır; kıyâmet günü onlardan ‘kendileriyle alay edenlerden’ üstünlerdir. Ve Allâh, rızıklandırır dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseyi hesapsızca. >17:18, 17:19, 17:20, 17:21<

 

2:213     İnsanlar, bir tek millettiler ‘aynı inancı paylaşanlardı’. Nihayet Allâh, çıkardı peygamberleri, ‘hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyiciler ve ‘kıyâmetle’ uyaranlar ‘olarak’. Ve indirdi onlarla beraber hak ile ‘amaç için’ kitap ‘hakikat bilgisi’ ki, hükmetmeleri için insanların aralarında ve ihtilâf ettikleri şeyde. Ve onda ‘Kur’ân-ı Kerim’de’ ihtilâf eden kimseler, onlara, belli olan şeyin ardından ‘hakikat bilgisi’ verilen, aralarında azgınlaşan ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ başkası değildir. Bu yüzden Allâh, yönlendirdi samimiyetle inanan o kimseleri ki, onda ihtilâf ettikleri şeyde gerçeğe ‘yönelsinler’, O’nun ‘Allâh’ın’ iradesiyle. Ve Allâh, yönlendirir dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseyi, ‘razı olduğu’ doğru yola. >7:178, 13:27, 64:11, 81:29<

 

2:214     Yoksa hesapladınız mı ki, cennete dâhil edileceğinizi? Ve sizlere de gelmedikçe emsali, sizlerden önce geçmiş kimselerin ‘başlarına gelenin’. Onlara dokundu ‘öyle’ baskı ve darlık ve sarsıldılar ki, diyecek kadar; elçi ve o kimseler ki samimiyetle inanan onun beraberindeki: „ Ne zaman Allâh’ın yardımı? “. Değil midir muhakkak ki, Allâh’ın yardımı yakın?

 

2:215     Soruyorlar sana, ne bağış yapacaklarını. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ ‘Allâh’ın rızası için’ Hayırdan ne bağış yaparsanız işte o, anne-baba ve akrabalar ve yetimler ve yoksullar ve ‘yolda kalmış’ yol oğlunadır. “. Ve ifa ettiğiniz şeyi ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan, o hâlde şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

2:216     Yazıldı ‘zorunlu kılındı’ üzerlerinize savaş; ve o, sizlerce hoşlanılmasa da. Ve hoşlanmadığınız bir şey olur ve o, sizlere hayırdır. Ve sevdiğiniz bir şey olur ve o, sizlere şerdir. Ve Allâh, iyi bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’.

 

2:217     Soruyorlar sana, haram aydan (saldırmanın yasak olduğu ay) ve onda savaşmayı. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Onda savaş büyük ‘vebal’. Ve alıkoymak Allâh yolundan; ve inkâr etmek O’nu ‘Allâh’ı’; ve hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane ‘ziyaretini engellemek’ ve halkını oradan çıkarmak, Allâh’ın yanında daha büyük ‘günahtır’. Ve fitne ‘ara bozuculuk’, öldürmekten daha büyük ‘günahtır’. “. Ve ‘İslâm’ı inkâr edenler’ geri kalmazlar sizlerle savaşırlar ki, sizleri dîninizden ‘İlâhi esaslardan’ döndürünceye kadar eğer güçleri yetse. Ve kim döndü de aranızdan dîninden ‘inancından, Yahudiliğe veya Hristiyanlığa’ ve o, inkârcıdır artık öldüğünde de. O hâlde işte onların boşa çıktı gayretleri dünyada ve âhirette. >5:51, 5:52, 5:53< Ve işte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:218     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve o kimseler ki, hicret ‘göç’ ettiler ve Allâh yolunda cihâd ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi verdiler’. İşte onlar, Allâh’ın bahşetmesini, merhametle esirgemesini ümit ederler. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:219     Soruyorlar sana, şaraptan ‘sarhoşluk veren içkiler’ ve kumardan. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ İkisinde de vardır, büyük günah ve insanlar için faydalar. Onların günahları, faydalarından daha büyüktür. “. Ve soruyorlar sana, ‘Allâh’ın rızası için’ ne bağış yapacaklarını. De ki: „ Affedileni ‘gönüllü bağışlananı’ “. İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Belki inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:220     ‘İnceden inceye düşünün’ Dünya ve âhiret hakkında … >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48< Ve soruyorlar sana, yetimlerden. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Onların gidişatını düzeltmek ‘daha’ hayırlıdır. Ve eğer onları ‘aranıza’ katarsanız, artık onlar kardeşlerinizdir. “. Ve Allâh bilir, bozgun çıkaranları da gidişatı düzeltenleri de. Ve eğer dileseydi Allâh, elbette sizleri meşakkate sokardı. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

2:221     Ve nikâhlamayın ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran kadınları ki, samimiyetle inanıncaya kadar. Ve elbette savaş esiri samimiyetle inanmış kadın, ‘daha’ hayırlıdır ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran ‘hür’ bir kadından ve imrenseniz bile. Ve nikâhlamayın kadınlarınızı ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran erkeklerle ki, samimiyetle inanıncaya kadar. Ve elbette bir köle samimiyetle inanmış erkek, ‘daha’ hayırlıdır ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran ‘hür’ bir erkekten ve sizleri imrendirse bile. İşte onlar, davet ederler ‘sizleri’ ateşe. Ve Allâh, davet ediyor ‘sizleri’ cennete ve bağışlanmaya, O’nun ‘Allâh’ın’ iradesiyle. Ve beyan eder âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara. Belki hatırda tutarlar.

 

2:222     Ve soruyorlar sana, ‘kadınların’ hayz hâlinden. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ O bir eziyettir. Bu yüzden ‘cinsel ilişkiden’ uzak durun hayzlıyken kadınlardan ve onlara yaklaşmayın temizleninceye kadar. Artık temizlendikleri zaman, nihayet onlarla bir araya gelin Allâh’ın emrettiği yerden. “. Şüphesiz Allâh, sever tövbe edenleri ve sever temizlenenleri.

 

2:223     Kadınlarınız, ‘evlat veren’ tarladır sizlere. O hâlde yaklaşın tarlanıza nasıl dilerseniz. Ve sunun benlikleriniz için ‘ahlâklı davranışlar’. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki muhakkak O’na ‘Allâh’a’ kavuşacaksınız. Ve ‘cennetle’ müjdele samimiyetle inananları.

 

2:224     Ve edinmeyin ‘yemin bahanesiyle’ Allâh’ı yeminlerinize siper; iyilerden olmanız ve ‘günahlardan’ korunmanız ve insanların arasını düzeltmenizde. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:225     Allâh, sorumlu tutmaz sizleri, yeminlerinizdeki boş sözlerinizden. Ve lâkin sizleri sorumlu tutar ki, kalplerinizin kazandığı şeylerden ‘bilinçli yeminlerden’. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:226     O kimseler ki yemin eden, kadınlarından ‘boşanma amaçlı ilişkiden’ uzaklaşmaya, dört ay beklerler. Ancak eğer ‘süre dolmadan’ vazgeçerlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:227    Ve eğer boşamaya karar verirlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:228     Ve boşanmış kadınlar, kendi başına beklerler üç dönem ‘hayz hâlini’. Ve helâl ‘yasaksız’ olmaz onlara, Allâh’ın yarattığı rahimlerindeki şeyi gizlemek. Eğer onlar, samimiyetle inanıyorlarsa Allâh’a ve âhiret gününe. Ve kocaları daha çok hak sahibidirler bunda ‘süre’ içinde, onlara geri dönmeye ki, eğer istiyorlarsa gidişatı düzeltmeyi. Ve onların ‘kadınların’, onların ‘kocalarının’ üzerinde ki, onun meşru ‘hakkı’ kadardır. Erkekler, onların ‘kadınların’ üzerinde bir derece ‘önceliklidir’. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

2:229     Boşanma iki defadır. Bundan sonra ‘kadını ya’ makul olarak tutmak veya ahlâklı davranarak serbest bırakmalıdır. Ve helâl ‘yasaksız’ olmaz sizlere, onlara verdikleriniz şeyden bir şey almanız ki, ‘karı-kocanın’ Allâh’ın sınırlarını titizlikle, gereğince uygulamaktan korkmaları müstesna. Fakat eğer korkarsanız, ‘karı-kocanın’ Allâh’ın bu sınırlarını titizlikle, gereğince uygulamayacaklarından, o hâlde vebal yoktur üzerlerine, ‘kadının aldığı evlilik bağışını, boşanmak isteğiyle iade ederek’ ona ‘kocaya’ verdiği fidyede. Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır, artık onu aşmayın. Ve kim, aşarsa Allâh’ın sınırlarını, o hâlde işte onlar… Onlar, zalimlerdir.

 

2:230     Buna rağmen ‘kocanın ikinci boşamasının’ ardından eğer onu ‘karısını, üçüncü kez de’ boşarsa, artık helâl ‘yasaksız’ olmaz ona ki, nikâhlanmadıkça ondan başka bir eşle. Ne var ki eğer ‘ikinci eş de’ onu boşarsa, o hâlde vebal yoktur üzerlerine ‘ilk karı-kocanın birbirine’ dönmelerinde; eğer fark ederlerse ki, Allâh’ın sınırlarını titizlikle, gereğince uygulayabilmeyi. Ve bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Allâh onu, beyan eder ‘anlaya’ bilen bir topluma.

 

2:231     Ve boşadığınız zaman kadınları nihayet vadelerine ulaştıklarında, artık onları makul olarak tutun veya onları meşru olarak serbest bırakın. Ve onları tutmayın, zarar verip haklarını çiğneyerek. Ve kim bununla faaliyet ederse, ancak benliğine zulmetmiş olur. Ve edinmeyin Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ alay ‘konusu’! Ve hatırlayın Allâh’ın lütfunu üzerlerinizdeki ve indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’ sizlere kitaptan ‘Levh-i Mahfûz’dan: Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt kitabından’, >6:59, 13:39, 36:12, 85:21, 85:22< ve verdiği hükümleri ki, onunla sizlere, nasihat olması için. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki şüphesiz Allâh, her şeyi en iyi bilendir.

 

2:232     Ve boşadığınız zaman kadınları nihayet vadelerine ulaştıklarında, artık onları sıkıştırmayın ‘engel olmayın, ilk’ eşleriyle nikâhlarına; razı oldukları zaman makul olarak kendi aralarında. Bununla nasihat veriliyor ona ki, aranızdan, Allâh’a samimiyetle inanan kim olduysa ve âhiret gününe de. İşte bu, ‘günahlardan’ daha çok arındırıcıdır sizlere; ve ‘şartlanmalardan’ daha temizdir. Ve Allâh, iyi bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’.

 

2:233     Ve ‘boşandıklarında, bebek sahibi’ anneler, emzirirler evlatlarını tam olarak iki yıl. Ki, süt emzirtmeyi tamamlatmak isteyen kimse ‘babaları’ için. Ve üzerinedir ‘temin etmek’ kendisi için doğurulmuş olan ‘babanın’, onların ‘annelerin’ rızıkları ve giyimleri makul olarak. Yükümlü tutulmasın ‘hiçbir’ can, kudretinin yettiği haricinde; ne bir anne evladıyla ve ne de kendisi için doğurulmuş olan ‘baba’ evladıyla. Ve vâris üzerinde ‘sorumluluk ve görevde’ bunun benzeridir. Artık eğer ‘boşanmış anne ve baba’ isterlerse rızalarıyla ve danışarak sütten kesmeyi, o hâlde vebal yoktur üzerlerine. Ve eğer isterseniz evlatlarınızı ‘sütanne tutup’ emzirtmek, artık vebal yoktur üzerlerinize, makul olarak verdiğiniz şeyi ‘kararlaştırdığınız ücreti’ teslim ettiğiniz zaman. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki şüphesiz Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:234     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri kendi başına beklerler, dört ay ve on gün. Nihayet vadelerine ulaştıkları zaman, artık vebal yoktur üzerlerinize ifa ettikleri şeylerden, kendilerince makul olarak. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

2:235     Ve vebal yoktur üzerlerinize ‘kocaları ölen’ kadınlara, evlenme istediğinizi ima etmenizde veya benliğinizde saklamanızda. Allâh, bildi onları mutlaka hatırda tutacaksınız. Ve lâkin onlarla sözleşmeyin gizlice, makul olarak bir söz söylemeniz müstesna. Ve azmetmeyin nikâh akdine ki, ulaşıncaya kadar kitapta ‘Kur’ân-ı Kerim de yazılı’ vadesine. >2:234< Ve bilin ki şüphesiz Allâh, bilir; benliklerinizdeki şeyi. O hâlde O’ndan sakının. Ve bilin ki şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:236     Vebal yoktur üzerlerinize, eğer boşarsanız kadınları ki, henüz onlara dokunmadan veya onlar için zorunlu kılınan evlilik bağışı belirlemeden. Ve onların bir geçimlikle ‘imkânları’ geniş olanın kendi gücü yettiğince ve dar olanın da kendi gücü yettiğince, makul olarak menfaatlendirilmesi hakkaniyettir ahlâklılar üzerine.

 

2:237     Ve eğer onları boşarsanız, onlara dokunmadan önce ve sizlere zorunlu olmuştur artık onlara zorunlu kılınan taahhüt edilen evlilik bağışının yarısını vermek, evlilik bağışı taahhüdünüzün. ‘Kadınların’ Affetmeleri ‘vazgeçmeleri’ veya nikâh bağı elindeki kimsenin ‘erkeğin’ affetmesi ‘tümünü kadına bırakması’ müstesna. Ve affetmeniz ‘diğer yarısını da bırakmanız, günahlardan’ korunanlara daha yakındır. Ve unutmayın aranızda lütufkârlığı. Şüphesiz Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:238     Koruyup ‘kollayıcı olun’ ibadetleri ve orta ‘mütevazi, kıymetli olan’ ibadeti ‘namazı’. Ve ‘Allâh’ın huzurunda’ dikilin, Allâh’a âmâde olun.

 

2:239     Fakat eğer ‘bir tehlikeden’ korkarsanız, o hâlde ‘namazı’ yürürken veya binekteyken ‘kılın’. Nihayet emniyette olduğunuz zaman da, artık Allâh’ı ‘namazla’ yâd edin ki, sizlere öğrettiği gibi bilmiyor olduğunuz şeyi ‘nasıl kılacağınızı’.

 

2:240     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onlar, geriye’ bıraktığı eşlerine vasiyet etmesi gerekir ‘evlerinden’ çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlik. Fakat eğer ‘eş, kendiliğinden’ çıkarsa, artık vebal yoktur üzerlerinize ifa ettikleri şeylerden, kendilerince makul olarak. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

2:241     Ve boşanmış kadınların makul olarak ‘bir geçimlikle’ menfaatlendirilmesi hakkaniyettir ‘günahlardan’ korunanlar üzerine.

 

2:242     İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Belki akıl edersiniz.

 

2:243     Görmedin mi? O kimseleri ki, çıktılar yurtlarından ve onların binlercesi ölüm korkusuyla (salgından). Bu yüzden Allâh onlara dedi ki: „ Ölün. “. Sonra da onları diriltti ‘tekrar türeterek’. Şüphesiz Allâh, elbette insanlar üzerine lütuf sahibidir. Ve lâkin insanların birçoğu şükretmezler.

 

2:244     Ve savaşın Allâh yolunda. Ve bilin ki şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:245     Kimdir o kimse ki, borç veren Allâh’a; bir borç ki iyilikledir. O hâlde O ‘Allâhû Teâlâ’, katlar ona çoğaltarak kat kat. Ve Allâh, ‘adaleti gereği rızkı’ kapatır ve yayar, uzatır ‘genişletir’. Ve O’na döndürüleceksiniz.

 

2:246     Görmedin mi? İleri gelenlerini Mûsâ’nın ardından, İsrail oğullarının. Peygamberlerine demişlerdi ki: „ Çıkar ki bizlere bir hükümdar ki, Allâh yolunda savaşalım. “. ‘Peygamberleri’ Dedi ki: „ Olur ki eğer üzerlerinize yazılır da ‘zorunlu kılınır’ savaş, ya savaşmazsanız? “. Dediler ki: „ Ve neden savaşmayalım ki, Allâh yolunda? Ve çıkarılmışken yurdumuzdan ve oğullarımızdan ‘uzaklaştırılmışken’. “. Nihayet yazılınca da ‘zorunlu kılınınca’ savaş üzerlerine, dönüp ‘gittiler’; aralarından azı müstesna. Ve Allâh, zalimleri en iyi bilendir.

 

2:247     Ve dedi ki onlara peygamberleri: „ Muhakkak ki Allâh, çıkardı sizlere Tâlut’u hükümdar olarak. “. Dediler ki: „ Nasıl olur? Onun hükümdarlığı üzerimize! Ve bizler daha çok hak sahibiyken ‘lâyıkken’ hükümdarlığa ondan. Ve ‘ona’ verilmemişken maldan ‘servetten’ bolca. “. ‘Peygamberleri’ Dedi ki: „ Muhakkak ki Allâh, onu seçti üzerlerinize ve ona arttırdı bilgide yeğlik ve heybet. “. Ve Allâh, verir saltanatını, hükümdarlığını dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseye. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir.

 

2:248     Ve dedi ki peygamberleri onlara: „ Mutlaka onun hükümdarlığının âyeti ‘alâmeti’, bir tabutun (ahit sandığı) sizlere gelmesidir. Onun içinde vardır Rabbinizden sükûnet; ve kalıntılarıdır Mûsâ ailesinin ve Hârûn ailesinin bıraktığı şeylerden ki, onu taşıyacaklar meleklerdir. Muhakkak ki işte bu, sizlere elbette âyettir ‘alâmettir’, eğer samimiyetle inananlarsanız. “.

 

2:249     Böylelikle Tâlut, ‘cihâd için’ orduyla ayrıldığı zaman dedi ki: „ Mutlaka Allâh, sınayacak sizleri bir ırmak ile. Öyle ki kim, ondan içerse artık benden değildir. Ve kim ki, ona doymadan eliyle bir avuç avuçlayıp ‘içen’ müstesna, o hâlde mutlaka odur benden. “. Fakat aralarından azı hariç, ondan ‘sudan doya doya’ içtiler. Derken ‘ırmağı’ geçtiler o ‘Tâlut’, ve onunla beraber inançlılar. ‘Sudan rahatsızlanıp geride kalanlar’ dediler ki: „ Dermanımız yok bugün, Câlut’a ve onun ordusuna. “. Dediler ki, kendilerinin mutlaka Allâh’a kavuşacak olduklarını uman kimseler: „ Nice az topluluk, galip oldu ‘sayıca’ çok topluluğa ‘karşı’, Allâh’ın izniyle. “. Ve Allâh, sabredenlerle beraberdir.

 

2:250     Ve karşısına çıktıklarında Câlut’a ve onun ordusunun, dediler ki: „ Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve sabitle ‘sağlamlaştır’ ayaklarımızı ‘yolunda’; ve bizlere yardım et, inkârcı topluma karşı. “.

 

2:251     Nihayet onları yenilgiye uğrattılar, Allâh’ın izniyle. Ve öldürdü Dâvûd, Câlut’u. Ve verdi ona Allâh, hükümdarlık ve idrak ‘yetisi’ ve öğretti ona, dilediği şeylerden. Ve eğer olmasaydı Allâh’ın defetmesi, insanlardan birilerinin birileriyle, elbette yeryüzünde bozgun çıkardı. Ve lâkin Allâh, var olan her şeyin üzerine lütuf sahibidir.

 

2:252     Bunlar Allâh’ın âyetleridir ‘alâmetleridir’, onu okuyoruz sana, gerçekleriyle. Ve muhakkak sen, elbette gönderilen elçilerdensin.

 

2:253     Bunlar elçiler ki, onların bazılarını üstün kıldık bazılarının üzerine. Onlardan kimileriyle Allâh konuştu ve yükseltti onların bazılarını da derecelerle. Ve verdik Meryem’in oğlu Îsâ’ya ayan beyan ‘deliller’. Ve kuvvetlendirdik onu, Ruh’ûl Kudüs (Cebrâîl a.s.) ile. Ve eğer dileseydi Allâh, birbirlerini öldürmezlerdi onların ardından gelen kimseler, onlara ayan beyan ‘deliller’ gelmesinin ardından. Ve lâkin ihtilâf ettiler, bu yüzden ki, onlardan kimileri samimiyetle inandı ve onlardan kimileri de ‘hakikati’ inkâr etti. Ve eğer dileseydi Allâh, birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin Allâh, dilediği şeyi ifa eder.

 

2:254     Ey samimiyetle inananlar! ‘Allâh’ın rızası için’ Bağış yapın! Sizleri rızıklandırdığımız şeylerden; ‘öyle bir’ gün gelmeden önce ki, onda alışveriş olmaz; ve dostluk ve şefaat. Ve ‘hakikati’ örtenler, onlar zalimlerdir.

 

2:255     Allâh ki, ilâh yoktur O’ndan gayrı. Ebedî ve evveli diridir; var olan her şeyin kaynağı, dayanağıdır. O’na olmaz dalgınlık ve tutmaz uyku. O’nundur, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Kimdir ki, şefaat eder O’nun ‘Allâh’ın’ yanında, O’nun izni olmaksızın? ‘O, yarattıklarının’ bilir onların önlerinde ve arkalarındaki şeylerin ‘geçmiş ve geleceklerini’. Ve kavrayamazlar bir şeyi O’nun ilminden, O’nun dilediği haricinde. Kapsamıştır O’nun kürsüsü gökleri ve yeri. Ve ağır gelmez O’na, onları koruyup, kollamak. O, yüce, kudretli, uludur; ihtişamlı, ölçüsüz büyüktür.

 

2:256     Dînde ‘inançta’ baskı yoktur. ‘Ayrılıp’ Belli olmuştur ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ erişmek, sapkınlıktan. Artık kim, tâğut’u (Allâh’ı öfkelendiren herkes), inkâr eder ve samimiyetle inanırsa Allâh’a, o hâlde o, kopmaz sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

2:257     Allâh, dostudur samimiyetle inanan kimselerin. Onları çıkarır karanlıklardan ‘hakikat bilgisizliğinden’ aydınlığa ‘İlâhi esasları görmeye’. Ve o kimseler ki… ‘Onlar, hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır; onların dostları tâğut’tur (Allâh’ı öfkelendiren herkes), onları çıkarırlar aydınlıktan karanlıklara. İşte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:258     Görmedin mi? O kimseyi ki, tartıştı İbrâhîm’le Rabbi hakkında; Allâh’ın ona verdiği saltanat, hükümdarlıkla ‘büyüklenerek’. İbrâhîm dediği zaman: „ Benim Rabbim O ki, diriltir ve öldürür. “. ‘Hükümdar’ Dedi ki: „ Ben de diriltirim ve öldürürüm. “. İbrâhîm dedi ki: „ O hâlde şüphesiz Allâh, getirir güneşi doğudan, haydi sen de onu batıdan getir. “. Fakat şaşakaldı inkâr eden kişi. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez zalimler toplumunu. >2:86, 2:88, 2:89, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

2:259     Veya o kimse… Uğradı bir şehre ki, çatıları üzerine çökmüş, dedi ki: „ Nasıl diriltebilir ki Allâh bu ‘şehri’ onun ölümünden sonra? “. Bunun üzerine Allâh, öldürdü onu; yüz yıl sonra da diriltti onu. ‘Allâhû Teâlâ, ona vahiyle’ Dedi ki: „ Ne kadar kaldın? “. >42:51< Dedi ki: „ Bir gün veya günün bir kısmı kadar. “. „ Aksine! “ dedi.: „ Yüz yıl kaldın. Haydi bak, yiyecek ve içeceğine, bozulup kokuşmadı. Ve bak merkebine. Ve ‘bu’ seni kılmamız içindir insanlara bir âyet ‘alâmet’. Ve bak kemiklere, nasıl inşa ediyoruz onu, sonra giydiriyoruz ona et. “. Artık ona belli olunca dedi ki: „ Biliyorum ki, şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir. “.

 

2:260     Ve demişti ki İbrâhîm: „ Rabbim, bana göster, ölüleri nasıl diriltiyorsun. “. ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ Ve… İnanmıyor musun? “. ‘İbrâhîm a.s.’: „ Aksine! “ dedi.: „ Ve lâkin kalbimin huzur bulması ‘fiilen görmek’ için. “. ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ O hâlde tut, kuşlardan dört ‘cins’, yanına al; sonra koy, üzerine her dağın ‘tepenin’ onlardan birer parça; sonra da onları çağır. Sana süratle gelirler. (Çağırdığımda işte bunun gibi gelirsiniz e istinaden). Ve bil ki, şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir. “.

 

2:261     Emsali o kimselerin ki, mallarını Allâh yolunda bağış yaparlar, ‘şu’ misal gibidir: Bir dâne ki, bitirir yedi başaklar, her bir başakta da yüz dâne. Ve Allâh, katlar dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseye ‘rızkını’. >17:18, 17:19, 17:20, 17:21< Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir.

 

2:262     O kimseler ki, mallarını Allâh yolunda bağış yaparlar; sonra uğratmazlar bağış yaptıkları şeyi minnete ‘borçlu’ ve ne de eziyetle ‘gönül inciterek verirler’ onlara ‘ihtiyaç sahiplerine’. Onların mükâfatları Rablerinin yanındadır. Ve korku yoktur onlara; ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:263     Makul, bir söz ve bağışlamak, ‘daha’ hayırlıdır bir sadakadan ki, uğratır onu ‘ihtiyaç sahibinin gönlünü inciterek’ eziyete. Ve Allâh hiçbir şeye muhtaç olmayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:264     Ey samimiyetle inananlar! Geçersizleştirmeyin sadakalarınızı, minnete ‘borçlu bırakıp’ ve eziyetle ‘gönül inciterek’. O kimseler gibi ki, harcar malını insanlara gösteriş ‘için’. Ve samimiyetle inanmaz Allâh’a ve âhiret gününe. Artık onun emsali ‘şu’ misal gibidir: Sert bir kaya üzerinde toprak, öyle ki ona isabet etti de bolca bir yağmur, böylelikle ‘toprak gider de, tekrar’ onu bırakır cavlak kaya ‘hâlinde’. Değerlendiremezler bir şeye karşı kazandıkları şeyleri ‘ödüllerini’. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez nankörler toplumunu. >2:86, 2:88, 2:89, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

2:265     Ve emsali o kimselerin ki, ‘gönülden’ mallarını bağış yapan, talep ederek Allâh’ın rızasını ve benliklerinde sabitleyerek, şu’ misal gibidir: Bir tepede bahçe ki, ona bolca bir yağmur isabet etti de, böylelikle verdi yemişlerini iki kat. Öyle ki, bolca bir yağmur isabet etmese de ona, hatta çiselese bile. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:266     Arzular mı ki, sizlerden biriniz onun bir bahçesi olsun, hurmalıktan ve üzümlerle ‘dolu’, tabanından ırmaklar akan, her türlü mahsullerden orada olan; ve ona ihtiyarlık isabet etti ve onun zayıf soyu ‘aciz evlatları varken’. Bu yüzden ona ‘bahçeye’, ateşli ‘şimşekli’ bir kasırga isabet etti de, öylece onu yaktı. İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Belki inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:267     Ey samimiyetle inananlar! ‘Allâh’ın rızası için’ Bağış yapın! Kazandığınız şeylerin temizinden ve çıkardığımız şeylerden ‘mahsullerden’ sizlere, yerden. Ve kalkışmayın onun kötüsünden bağış yapmaya ve kendinizin gözü kapalı onu alıcısı olmayacağınızdan başkasını ‘vermeye’. Ve bilin ki şüphesiz Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayandır; yüceltilmeye, övgüye lâyıktır.

 

2:268     Şeytan, fakirlik vaad eder sizlere (bu yüzden bağışa engel olur, sevabı önler) ve emreder sizlere hayâsızlığı (kolay kazanca, kötü arzuların esiri olmaya ve günaha teşvik eder). Ve Allâh, sizlere vaad ediyor Zât’ından, bağışlama ve lütuf. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir.

 

2:269     ‘Allâhû Teâlâ’, Verir idrak ‘yetisini’ dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseye. Ve kime verilirse idrak ‘yetisi’, o hâlde ‘ona’ verilmiş olur çok hayır. Ve hatırda tutmaz aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinden başkası.

 

2:270     Ve ‘Allâh’ın rızası için’ ne bağış yaptıysanız nafakadan, veya ne adaysanız bir adaktan, o hâlde şüphesiz Allâh onu bilir. Ve yoktur zalimlere destekçi ‘kimse’.

 

2:271     Eğer açıklasanız sadakaları, işte o ne iyi. Ve eğer onu ‘sadakaları’ gizlerseniz ve onu ‘böyle’ verirseniz fakirlere, o hâlde o ‘daha’ hayırlıdır sizler için. Ve ‘Allâh’ örter sizlerden kötülüklerinizden ‘günahlarınızdan’. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

2:272     ‘Yâ Muhammed!’, Değildir senin üzerine, onların ‘insanların’ yönlendirilmeleri. Ve lâkin Allâh, yönlendirir dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseyi. >7:178, 13:27, 64:11, 81:29< Ve ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaptığınız şey, hayırdan, ancak kendi benliğiniz içindir. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaptığınız şey, Allâh’ın yüzünü ‘Zât’ını, rızasını’ talep etmekten başka ‘bir şey’ değildir. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaptığınız şey, hayırdan, sizlere tastamam ödenir ve zulmedilmezsiniz.

 

2:273     ‘Sadakalarınız’, Fakirler içindir ki, kendilerini adadılar Allâh yolunda; tâkat edemezler yeryüzünde ‘dilenerek kapıları’ vurmaya. Sanır onları, cahil ‘idrak edemeyen’, zengin; ki, ‘bu onların’ edeplerindendir. ‘Yâ Muhammed!’, Onları tanırsın yüzlerinden; istemezler insanlardan ısrarla. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaptığınız şeyi hayırdan, o hâlde şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

2:274     O kimseler ki, ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaparlar mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr. Artık onların mükâfatları Rablerinin yanındadır. Ve korku yoktur onlara; ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:275     O kimseler ki, kâr payı yerler. Kalkmazlar ki, o, şeytan ‘cin’ onu bir dokunuşla ‘hırpalamışta, delirmiş’ bir kimsenin kalkışı gibi, çarpılmışlıktan başka. İşte bu, onların: „ Alışveriş de sadece kâr payına benzer. “ dediklerindendir. ‘Oysaki’ Allâh, alışverişi ve helâl ‘yasaksız etmiştir’ ve kâr payını haram ‘yasaklı’. Bundan sonra, Rabbinden ona nasihat gelen kimse, artık ‘kâr payı almaya’ son verirse, o hâlde geçmişte olan şey onundur ve onun işi ‘hükmü’ Allâh’a aittir ‘kalmıştır’. Ve kim de geri dönerse, o hâlde işte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:276     Allâh, eksiltir kâr payını ‘bereketsiz kılar’ ve çoğaltır sadakaları ‘bereketlendirir’. Ve Allâh, sevmez günahkâr, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların hiçbirini.

 

2:277     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve erdemli gayretler ettiler. Ve uyguladılar ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince; ve verdiler zekâtı. Onların mükâfatları Rablerinin yanındadır. Ve korku yoktur onlara; ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:278     Ey samimiyetle inananlar! Korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bırakın ‘henüz alınmayan’ kâr payından arta kalan şeyi; eğer samimiyetle inananlarsanız.

 

2:279     Buna rağmen eğer uygulamazsanız, öyleyse bilin ki, savaş ‘ilan olunduğunu’ Allâh’tan ve O’nun elçisinden. >4:80, 33:36< Ve eğer tövbe ederseniz, o hâlde mallarınızın esasları ‘sermayeniz’ sizlerindir. Zulmetmezsiniz ve zulmedilmezsiniz.

 

2:280     Ve eğer ‘borçlu’ zorluk sahibi de ‘ödeyemiyorsa’, o hâlde kolaylaşıncaya kadar beklenmelidir. Ve ‘borcunu’ sadaka etmeniz ‘daha’ hayırlıdır sizlere, eğer bilirseniz.

 

2:281     Ve korunun bir günden ki, onda, döndürüleceksiniz Allâh’a. Sonra tastamam ödenir her benliğe, kazandığı şeyler ‘ödül, ceza’. Ve zulmedilmezler.

 

2:282     Ey samimiyetle inananlar! Birbirinize borçlandığınız zaman bir borcu, adlandırılmış bir vadeye kadar, hemen onu yazın. Ve yazsın aranızdan bir yazıcı adaletle. Ve çekinmesin yazıcı, Allâh’ın ona öğrettiği gibi yazmaktan, öylece yazsın. Ve kurallara göre yazdırsın, üzerinde hak ‘olan borçlu da’. Ve korunsun Rabbi, Allâh’a ‘karşı gelmekten’; ve eksiltmesin ondan bir şey. Ancak eğer ki, o üzerinde hak olan kimse ‘borçlu’, akıl erdirmekten yoksun veya zayıf ‘aciz’ veya yazdırmaya tâkat edemiyorsa, o, öyleyse yazdırtsın velisine adaletle. Ve şahitler tutun erkeklerinizden, iki şahidi. Fakat eğer bulunamıyorsa iki erkek, o hâlde razı olacağınız bir erkek ve iki kadını şahitler tutun ki, onlardan birisi şaşırırsa, o hâlde diğeri onlardan birine hatırlatır. Ve çekinmesinler şahitler davet edildikleri zaman. Ve usanmayın onu yazmaktan ‘borç’ küçük veya büyük ‘olsun’ onun vadesine kadar. Ve işte bu, Allâh’ın yanında en adil ve şahitlik için en dayanıklı ve daha yakındır şüphe etmemeniz için. Kendi aranızda devretmeye hazır bir ticaret olması müstesna ki, o zaman üzerlerinize vebal yoktur, onu yazmamanızda. Ve şahit tutun alım-satım yaptığınız zaman. Ve mağduriyet verilmesin yazıcıya ve şahitlere; ve eğer bunu ifa ederseniz, o hâlde mutlaka o, yoldan çıkmanızdır. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve Allâh, sizlere öğretiyor. Ve Allâh, her şeyi en iyi bilendir.

 

2:283     Ve eğer yolculuktaysanız ve bulamazsanız bir yazıcı, o hâlde teslim alınmış rehinler ‘yeter’. Artık emin olduğunuzda ‘rehin siz itimatta’ birbirinizden, o hâlde güvenilir kişi onun emanetini ödesin. Ve korunsun Rabbi, Allâh’a ‘karşı gelmekten’. Ve gizlemeyin şahitliği; ve kim onu gizlerse, o hâlde mutlaka onun kalbi günahkârdır. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri en iyi bilendir.

 

2:284     Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Ve eğer açıklasanız da nefsaniyetinizdekini veya onu gizleseniz de, sizleri hesaba çeker Allâh onunla. Artık bağışlar dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseyi ve azap eder dilediği ‘inkâr eden’ kimseye de. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

2:285     Samimiyetle inandı elçi, ona Rabbinden indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’; ve inananlar da. Hepsi Allâh’a samimiyetle inandılar; ve O’nun meleklerine; ve O’nun kitaplarına ‘diğer mukaddes kitaplara’; ve O’nun elçilerine. ‘Derler ki:’ „ Ayırt etmeyiz ‘hiç’ birini, O’nun elçilerinden. “. Ve ‘yine’ derler ki: „ Biz, İşittik ve itaat ettik. >4:80, 33:36< Rabbimiz, Senin bağışlamanı ‘dileriz’. Ve Sana’dır varış. “.

 

2:286     Yükümlü tutmaz Allâh, ‘hiçbir’ canı kudretinin yettiği haricinde. Onundur kazandığı şeyler ‘ödüller’ ve aleyhinedir kazandığı şeyler ‘cezalar’. „ Rabbimiz, sorumlu tutma bizleri, eğer unuttuysak veya hata yaptıysak. Rabbimiz, ve yükleme üzerimize ağır yük, bizden önceki kimselere onu yüklediğin gibi. Rabbimiz, ve yükleme bizlere, ona derman yetiremeyeceğimiz şeyi. Ve affet bizleri; ve bağışla bizleri; ve bahşet, merhametle esirge bizleri. Sen sahibimiz, koruyucumuzsun. Artık yardım et, bizlere inkârcı topluma karşı. “.