9. TEVBE:

‘Rahmetinden kovulan’, Taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm’…

 

 

9:1          ‘Bu’ Bir ihtardır… Allâh’tan ve O’nun elçisinden ‘kendileriyle’ taahhüt ettiğiniz, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıran o kimselere.

 

9:2          ‘Ey Allâh’a benzer yakıştıranlar!’ Öyleyse ‘taahhütlerinizin bozulduğu şu andan başlayarak’ yeryüzünde dört ay dolaşın. Ve bilin, ‘hükmün yerine getirilmesinde’ Allâh’ı aciz bırakacak olmadığınızı ve ‘ancak’ Allâh’ın ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları alçaltıcı olduğunu.

 

9:3          Ve ‘bu bir’ duyurudur, Allâh ve O’nun elçisinden insanlara, büyük hac günü. Allâh, ‘O’na’ benzer yakıştıranlardan ilişkisiz olandır ve O’nun elçisi de. ‘Ey Allâh’a benzer yakıştıranlar!’ Buna rağmen eğer tövbe ederseniz, o hâlde o, sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer dönüp giderseniz, o hâlde bilin, ‘hükmün yerine getirilmesinde’ Allâh’ı aciz bırakacak olmadığınızı. Ve müjdele ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseleri, ‘âhirette’ elem azap ile.

 

9:4          ‘Kendilerine’ Taahhüt ettiğiniz, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıran kimselerden, sonradan sizden bir şey ‘taahhütlerinden’ eksiltmeyenler ve size karşı birisiyle yardımlaşmayanlar başka. Öyle ki onlara, onların müddetine kadar taahhütlerini tamamlayın. Şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanları sever.

 

9:5          Nihayet ‘saldırmanın yasak olduğu’ haram aylar çıktığı zaman, artık ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranları öldürün ve onları bulduğunuz yerde alın ‘yakalayın’ ve onları ablukaya alın. Ve oturun, onları ‘bulundukları yerden çıkartmamak için’ geçitlerin hepsine. Ancak, eğer tövbe eder ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar ve zekât verirlerse, o hâlde serbest bırakın onları yoluna. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

9:6          Ve eğer ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlardan biri senden korunma isterse, o hâlde Allâh’ın kelâmını ‘hakikat bilgisini’ işitinceye kadar onu koru. Sonra onu emniyette olduğu yere ulaştır. İşte bu, onların bilmeyen ‘idrak edemeyen’ bir toplum oldukları sebebiyledir.

 

9:7          ‘Taahhütlerinde durmadıkları hâlde Allâh’a’ Benzer yakıştıranlar için, Allâh katında ve O’nun elçisinin yanında nasıl bir taahhüt olur? Mescid-i Haram yanında ‘Hudeybiye Barış antlaşması günü’ taahhütlerinde duran kimseler başka. Fakat o şeyde ‘tutumlarını’, size titizlikle, gereğince uygularlarsa, siz de onlara titizlikle, gereğince uygulayın. Şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanları sever.

 

9:8          Nasıl ‘bir taahhüt ki?’. Ve eğer üstünleşirlerse üzerlerinize, sizin hakkınızda bir yakınlığa ‘akrabalığa’ ve zimmete ‘taahhütten doğan alış-verişe’ riayet etmezler. Ve onların kalpleri direndiği halde sizi ağızlarıyla razı ederler. Ve onların birçoğu yoldan çıkmışlardır.

 

9:9          Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ az bir bedele sattılar. Öyle ki ‘insanları’ O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ yolundan alıkoydular. Muhakkak onların, yapmış oldukları kötü bir şey.

 

9:10       İnançlılar hakkında bir yakınlığa ‘akrabalığa’ ve zimmete ‘taahhütten doğan alış-verişe’ riayet etmezler. Ve işte onlar… Onlar, haddi aşanlardır.

 

9:11       Ne var ki, eğer tövbe ederlerse ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar ve zekât verirlerse, o hâlde ‘onlar’, sizin dînde kardeşlerinizdir. Ve bilen bir toplum için âyetleri ‘hakikat bilgisini’ ayrı ayrı açıklıyoruz.

 

9:12       Ve eğer bozarlarsa yeminlerini, taahhütlerinin ardından ve dîninize ‘İlâhi esaslara’ dil uzatırlarsa, o hâlde inkârcıların öncülerini öldürün. Doğrusu onların yeminlerine ‘bağlılıkları’ yoktur. Umulur ki, onlar böylelikle vazgeçerler.

 

9:13       ‘Ey samimiyetle inananlar!’ Yeminlerini bozan bir toplumla savaşırsınız değil mi? Ve ‘onlar’ elçiyi ‘Mekke’den’ çıkarmaya yeltendiler ve size ‘saldırıyı’ ilk defasında başlayanlar onlar. Onlardan korkuyor musunuz? Ne var ki Allâh, O’ndan korkulmaya daha çok hak sahibidir, eğer samimiyetle inananlarsanız.

 

9:14       Onlarla savaşın. Allâh onları azaplandırır sizin ellerinizle ve onları alçaltır. Ve yardım eder size, onlara karşı. Ve inançlı toplumun göğüslerine ‘gönüllerine’ şifa verir.

 

9:15       Ve onların kalplerindeki öfkeyi giderir. Ve Allâh, dilediği ‘O’na yönelen’ kimsenin tövbesini kabul eder. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

9:16       Yoksa siz, aranızdan savaşanları ve Allâh ve O’nun elçisi ve inançlılardan başka dost ‘sırdaş’ edinmeyenleri ve Allâh’ın bilip ‘belli etmeden’ bırakılacağınızı mı zannettiniz? Ve Allâh, yaptığınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

9:17       ‘Allâhü Teâlâ’ya’ Benzer yakıştıranların, Allâh’ın ibadethanelerini ‘Kâbe’yi’ onarmaları, benlikleri üzerine inkâra ‘şahsen kendileri’ şahitlerken olamaz. İşte onların gayretleri boşa gitmiştir ve ateşin içinde kalıcılardır.

 

9:18       Allâh’ın ibadethanelerini ancak, Allâh’a ve âhiret gününe inanan ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayan ve zekât veren ve Allâh’tan başkasından korkmayan kimseler onarır. O hâlde ola ki, işte onlar, ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmiş olurlar.

 

9:19       ‘Ey Allâh’a benzer yakıştıranlar!’ Siz hacılara su dağıtmayı, Mescid-i Haram’ın ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethanenin’ onarımını, Allâh’a ve âhiret gününe inanan ve Allâh yolunda cihat ‘mücadele’ eden kimse gibi ‘eşit’ mi tuttunuz? ‘Bunlar’ Allâh katında aynı değildir. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez zalimler toplumunu.

 

9:20       O kimseler ki, samimiyetle inandılar ve hicret ‘göç’ ettiler ve cihat ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verdiler’, Allâh yolunda, mallarıyla ve canlarıyla. ‘Onlaradır’ Allâh katında en büyük dereceler. Ve işte onlar… Onlar, kurtuluşa erenlerdir.

 

9:21       Onları müjdeliyor Rableri, şefkat, lütuf, bağışlama ile O’ndan ‘Kendinden’ ve razı oluş ve cennetlerle. Onlaradır içinde sürekli lütuflar.

 

9:22       Kalıcılardır onun ‘cennetlerin’ içinde ebedî. Şüphesiz Allâh… O’nun katındadır, büyük mükâfat.

 

9:23       Ey samimiyetle inananlar! Babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar edinmeyin, eğer inanca üstün tutarak, ‘hakikati’ inkârı ‘tercih edip’ hoşlanıyorlarsa. Ve sizden kim, onlara yönelirse, o hâlde işte onlar… Onlar, zalimlerdir.

 

9:24       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Eğer babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve eşleriniz ve aşiretiniz ve elde ettiğiniz mallar ve durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret ve razı olacağınız meskenler, Allâh’tan ve O’nun elçisinden ve O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ yolunda cihattan ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi vermekten’ size daha hoş ise, o hâlde Allâh, emrini getirinceye kadar sabredin.“. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez yoldan çıkmışlar toplumunu.

 

9:25       Andolsun ki; Allâh, size birçok yerde ve Huneyn ‘savaşı’ günü yardım etti. Çokluğunuzla övündüğünüz hâlde bir şeye yarar sağlamadı. Ve yeryüzünün genişliğine rağmen size dar geldi. Sonra ‘düşmana’ arkanızı dönerek kaçtınız.

 

9:26       Sonra Allâh indirdi sükûnetini, elçisinin üzerine ve inançlıların üzerine. Ve sizin onu göremediğiniz ‘meleklerden’ ordular indirdi. Ve ‘hakikati’ inkâr eden kimseleri azaplandırdı. Ve işte bu, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların cezasıdır.

 

9:27       Sonra Allâh, bunun ardından, dilediği ‘O’na yönelen’ kimsenin tövbesini kabul eder. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

9:28       ‘Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a’ Benzer yakıştıranlar, sadece birer pisliktir. Bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneye’ artık yaklaşmasınlar. Ve eğer korkarsanız yoksulluktan, o hâlde yakında eğer dilerse Allâh, sizi yararlandırır lütfundan. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

9:29       Savaşın inanmayan kimselerle. Allâh’a ve âhiret gününe ‘inanmayan’ ve Allâh’ın ve elçisinin haram kıldığı ‘yasakladığı’ şeyi haram saymayan ve gerçek dîni ‘algılamayı’ dîn edinmeyenlerle. Diğer kitapların varisleri o kimselerle de ‘Yahudiler ve Hristiyanlarla da’, ve onlar küçük düşürülüp, vergiyi elleriyle verinceye kadar.

 

9:30       Ve Yahudiler dediler ki: „Üzeyir Allâh’ın oğludur.“. Ve Nasranîler ‘Hristiyanlar’ dediler ki: „Mesih ‘Îsâ a.s.’ Allâh’ın oğludur.“. Bu ağızları ile ‘geveledikleri’ sözdür, daha önce ‘hakikati’ inkâr eden kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allâh, onları öldürsün ‘kahretsin’. Nasıl da çevriliyorlar?

 

9:31       Onlar ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’, Ahbarları ‘Yahudi Hahamları’ ve ruhbanları ‘Hristiyan rahipleri’ ve Meryem oğlu Mesih’i ‘Îsâ a.s.’ı’, Allâh’ın yanı sıra rabler edindiler. Yegâne İlâha ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmelerinden başka ‘bir şeyle’ emrolunmadılar. O’ndan başka İlâh yoktur. O ‘Allâhü Teâlâ’, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır, benzer yakıştırdıkları şeylerden de.

 

9:32       ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’ Ağızları ile Allâh’ın aydınlığını ‘hakikat bilgisini’ söndürmek istiyorlar. Ve Allâh, razı olmaz, aydınlığını ‘hakikat bilgisini’ tamamlamaktan başka ‘bir şeyden’. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar, hoşlanmasalar da.

 

9:33       O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki; gönderendir elçisini yönlendirme ile ve gerçek dînini ‘İlâhi esaslarını, yanlış algılanmış’ tüm dînlerin üzerine açığa çıkarması için. Ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlar ‘bundan’ hoşlanmasa da.

 

9:34       Ey samimiyetle inananlar! Doğrusu Ahbarlardan ‘Yahudi Hahamlardan’ ve Ruhbanlardan ‘Hristiyan rahiplerden’ birçoğu, insanların mallarını gerekçesiz yerler ve Allâh’ın yolundan alıkoyarlar. Ve o kimseler ki, biriktirirler altın ve gümüş ve onu Allâh yolunda ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ bağışlamazlar. Öyleyse müjdele onları ‘âhirette’ elem azap ile.

 

9:35       Cehennem ateşinde ‘altın ve gümüşün’ üzerlerinde kızdırıldığı gün, öyle ki onunla onların alınları ve yanları ve sırtları dağlanır. Bu şey, bencilliğinizle biriktirdikleriniz içindir. Haydi biriktirmiş olduğunuz şeyleri tadın ‘denir’.

 

9:36       Muhakkak ayların adedi, Allâh katında on iki aydır. Allâh’ın kitabında ‘Levh-i Mahfûz’da: Allâhü Teâlâ’nın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt kitabında’ göklerin yaratıldığı ve yeryüzünün de ‘o’ günkü ‘yazısında’. Onlardan dördü hürmetlidir ‘Muharrem, Receb, Zilkaide Zilhicce’. İşte bu ‘esaslar’, kaynak ve dayanak olan dîndir ‘İlâhi esaslardır’. Artık onların içinde ‘o aylarda’ benliklerinize eziyet etmeyin. Ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlarla savaşın topluca, nasıl ki, sizlerle topluca savaşıyorlarsa. Ve bilin, Allâh’ın ‘günahlardan’ korunanlarla beraber olduğunu.

 

9:37       ‘Saldırmanın yasak olduğu haram ayları, hileyle’ Geciktirmek ancak inkârda artıştır ki, onunla inkâr eden kimseler şaşırtılır. Onu bir yıl helâl ‘izin verilen’ sayarlar ve onu bir yıl haram ‘yasak’ sayarlar ki, Allâh’ın haram ettiği şeyin ‘saldırmanın yasak olduğu ayların’ adedinin uyması için. Böylelikle Allâh’ın haram ettiği şeyi helâl sayarlar. Onların kötü gayretleri onlara süslendi ‘cazip gösterildi’. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez inkârcılar toplumu.

 

9:38       Ey samimiyetle inananlar! Ne oldu size? Size denildiği zaman: „ ‘Allâh yolunda’ Seferber olun! “. ‘Olduğunuz’ Yere ağırlaşıp ‘kaldınız’? Âhiretten ‘cayıp’ dünya hayatına mı razı oldunuz? Ne var ki, dünya hayatının menfaati, âhiretin yanında, pek azdan başka ‘bir şey’ değildir.

 

9:39       ‘Allâh yolunda’ Seferber olmanız hariç, ‘savaşa gönüllü katılmazsanız eğer, Allâh’ sizi ‘âhirette’ elem azap ile azaplandıracaktır. Ve sizden başka bir toplumla ‘sizi’ değiştirecektir. Ve O’na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

9:40       O’na ‘Muhammed a.s.’a’ sizin yardım etmeniz hariç ‘etmediğinizde bilin ki’, Allâh ona yardım etmişti. ‘Hakikati’ Örtmeye şartlanmışlar, onu ‘Mekke’den’ çıkardığında iki ‘kişinin’ ikincisiydi. İkisi mağaradayken arkadaşına ‘Ebû Bekir’e’ o zaman diyordu ki: „Üzülme, mutlaka Allâh, bizimle beraber.“. Böylelikle Allâh, onun üzerine sükûnetini indirdi. Ve onu göremediğiniz bir ordu ile destekledi. ‘Hakikati’ Örtenlerin sözünü sefil kıldı. Ve Allâh’ın sözü… O, kudretli, yücedir. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

9:41       ‘Ey samimiyetle inananlar!’ Seferber olun, hafif ve ağırlıklı olarak ve cihat ‘mücadele’ edin mallarınızla ve canlarınızla, Allâh yolunda. İşte bu, daha hayırlıdır sizin için, eğer bilirseniz.

 

9:42       Eğer yakın olan ‘dünyevî’ bir menfaat ve rahat bir sefer olsaydı, elbette sana uyarlardı ve lâkin meşakkatli ‘bu Tebuk seferi’, üzerlerine uzak geldi. Ve Allâh’a yemin edecekler ki: „Eğer gücümüz yetseydi elbette sizlerle beraber çıkardık.“. ‘Bu ikiyüzlülükle’ Benliklerini mahvediyorlar. Ve Allâh biliyor ki, gerçekten onlar yalancılardır.

 

9:43       ‘Yâ Muhammed!’ Allâh affetti seni. Sözünde samimi kimseler, sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları öğreninceye kadar neden ‘beklemeyip’ onlara izin verdin?

 

9:44       Senden izin istemezler, Allâh’a ve âhiret gününe inanan kimseler, cihat ‘mücadele’ etmekten ‘kaçınmak için’ malları ve canlarıyla. Ve Allâh, ‘günahlardan’ korunanları en iyi bilendir.

 

9:45       Ancak ‘mücadeleden kaçmak için’ senden izin isteyenler, inanmayan kimselerdir, Allâh’a ve âhiret gününe ve kalpleri şüpheye düştü. Bu yüzden ki onlar, tereddütleri içinde bocalarlar.

 

9:46       Ve eğer ‘sefere’ çıkmak isteselerdi onun için elbette bir hazırlık yaparlardı. Ve lâkin Allâh, tutumlarını isteksiz gördü de bu yüzden onların ‘isteksizliklerini’ sabitledi. Ve denildi ki: „ ‘Özür sahibi olup’ Oturanlarla ‘seferden geri kalanlarla’ beraber oturun.“.

 

9:47       Eğer sizin aranızda ‘sefere’ çıksalardı, size bozgunculuktan başka ‘bir şey’ artırmazlardı. Ve mutlaka içinizde fitne ‘kargaşa’ çıkarma isteğiyle ve aranızda koşuştururlardı. Sizin aranızda onları can kulağıyla dinleyenler de ‘var’. Ve Allâh, en iyi bilendir zalimleri.

 

9:48       Andolsun ki; daha önceden de fitne ‘kargaşa’ çıkarmak istediler ve gerçek ‘hakikat bilgisi’ gelinceye kadar sana ‘birtakım’ işler çevirdiler. Ve açığa çıktı Allâh’ın emri ‘hükmü’. Ve onlar ‘bundan’ hoşlanmasa da.

 

9:49       Ve onlardan kimileri der ki: „Bana ‘sefere çıkmamam için’ izin ver ve beni fitneye ‘isyana’ düşürme.“. ‘Bu istekte bulunmakla zaten’ Fitneye ‘isyana’ düşmüş değiller mi? Ve muhakkak cehennem, inkârcıları mutlaka kuşatıcıdır.

 

9:50       ‘Yâ Muhammed!’ Sana bir iyilik isabet ederse ‘bu’, onları üzer ve eğer sana bir musibet isabet ederse derler ki: „Biz daha önceden tedbirimizi almıştık.“. Ve onlar keyiflenir ve dönüp giderler.

 

9:51       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Allâh’ın bize yazdığı şeyden başka ‘bir şey’, bize asla isabet etmez. O, bizim sahibimiz, koruyucumuzdur.“. Ve samimiyetle inananlar, artık Allâh’a itimat etsinler.

 

9:52       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Bizim için iki güzellikten birisinden ‘şehitlik veya zaferden’ başkasına mı sabırsızlanıyorsunuz? Ve biz de Allâh’ın, size O’nun katından veya bizim elimizle bir azabın isabet ettirmesine sabırsızlanıyoruz. Artık sabredin, doğrusu biz de sizlerle beraber sabredenleriz.“.

 

9:53       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „İsteyerek veya istemeyerek harcasanız da sizden asla kabul edilmez. Doğrusu yoldan çıkmış bir toplum oldunuz.“.

 

9:54       Ve onların harcamalarının onlardan kabul edilmesine mâni olan şey, illâki, Allâh’a ve O’nun elçisine nankörlük ediyor olmaları ve onların ibadete ‘namaza’ illâki üşenerek gelmeleri ve onların istemeyerek harcamalarından başka ‘bir şey’ değildir.

 

9:55       ‘Yâ Muhammed!’ Artık seni imrendirmesin onların malları ve evlâtları. Ancak Allâh diler ki, onları azaplandırsın onunla ‘malları ve evlâtlarıyla’ dünya hayatında. Ve ‘öyle de’ çıkar canları ve onlar inkârcılardır.

 

9:56       Ve yemin ederler ki Allâh’a, onların mutlaka sizden olduklarına ve sizden değildir onlar. Ve lâkin onlar, korkak ‘korkularından sizden görünen’ bir toplumdur.

 

9:57       Eğer bulsalardı bir sığınak veya mağaralar veya girilecek bir yer, mutlaka yönelirlerdi ona ve süratle koşarlardı.

 

9:58       Ve onlardan kimileri, sadakalar ‘ganimetlerin bölüştürülmesi’ hakkında seni ayıplarlar. Öyle ki eğer ondan, onlara verilirse razı olurlar ve ondan verilmezse, o zaman öfkelenirler.

 

9:59       Ve eğer onlar, Allâh’ın onlara verdiği şeye ve O’nun elçisinin ‘ganimet payına’ razı olsalardı da ve deselerdi ki: „Yeter bize Allâh, yakında bize ‘yine’ verecektir Allâh, lütfundan ve O’nun elçisi de. Muhakkak biz, Allâh’a rağbet edenleriz.“. ‘Elbette kendileri için hayırlı olurdu’.

 

9:60       Ancak sadaka, fakirler için ve yoksullara ve ‘zekât toplama’ üzerine gayret edenlere ve kalpleri ‘Allâhü Teâlâ’ya teslimiyete’ ısındırılacaklara ve köleleri ‘azat etmede’ ve borçlulara ve Allâh yolundakilere ve yolculara Allâh’tan zorunlu kılındı. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

9:61       Ve onlardan ‘ikiyüzlülerden, sözleriyle’ peygambere eziyet eden kimseler ve derler ki: „O ‘her söyleneni dinleyen’ bir kulaktır.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „O, sizin için hayrın kulağıdır Ve Allâh’a inanır ve samimiyetle inananlara inanır. Ve sizden samimiyetle inananlar için ‘Allâhü Teâlâ’dan’ bir şefkat, lütuf, bağışlama ‘vesilesidir’. “. Ve Allâh’ın elçisine ‘yakışıksız sözleriyle, ayıplamalarıyla’ eziyet eden kimselere, onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

9:62       ‘İkiyüzlüler’ Sizi razı etmek için Allâh’a yemin ederler. Ve Allâh ve O’nun elçisi daha çok hak sahibidir o razı edilmeye, eğer samimiyetle inananlarsa.

 

9:63       Bilmezler mi ki, kim Allâh’a muhalefet ederse ve O’nun elçisine de artık onun orada cehennem ateşinde kalıcı olduğunu? İşte bu, büyük rezilliktir.

 

9:64       İkiyüzlülük yapanlar çekiniyorlar, üzerlerine kalplerinde olan şeyi, onlara haber veren bir sûrenin indirilmesinden. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Alay edin. Muhakkak Allâh, ortaya çıkarandır çekindiğiniz ‘gizlediğiniz’ şeyi.“.

 

9:65       Ve elbette eğer onlara sorarsan mutlaka derler ki: „Biz sadece ‘lâfa’ dalıp ve şakalaşıyoruz.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Allâh ile ve O’nun âyetleri ‘hakikat bilgisi’ ve O’nun elçisiyle mi alay ediyordunuz? “.

 

9:66       ‘Ey ikiyüzlülük yapanlar, boşuna’ Özür beyan etmeyin. Siz, inandıktan sonra inkâr ettiniz. Eğer sizden ‘tövbe eden’ bir grubu affedersek te suçlu ‘günahkâr’ olmaları sebebiyle bir ‘diğer’ gruba da azaplandıracağız.

 

9:67       İkiyüzlülük yapan erkekler ve ikiyüzlülük yapan kadınlar; onlar birbirlerindendir. Emrederler fenalığı ve vazgeçirirler iyilikten ve ellerini sıkarlar ‘cimrilik ederler’. ‘Onlar’, Allâh’ı unuttular bu yüzden ‘O da’ onları unuttu ‘razı olduğu yolu idrak ettirmedi’. Doğrusu ikiyüzlülük yapanlar… Onlar yoldan çıkmışlardır.

 

9:68       Allâh vadetti, ikiyüzlülük yapan erkeklere ve ikiyüzlülük yapan kadınlara ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara, cehennem ateşini; kalıcılardır onun içinde o ‘cehennem’, onlara yeter. Ve Allâh, onları lânetledi. Ve onlaradır ‘âhirette’ sürekli azap.

 

9:69       ‘Ey ikiyüzlülük yapanlar’, Sizden önceki kimseler gibisiniz. Kuvvet olarak ve daha fazla mal ve evlât olarak sizden daha şiddetliydiler. Nihayet nasipleri kadar istifade ettiler. Siz de nasibiniz kadar istifade ettiniz, sizden önceki kimselerin nasiplerinden istifade ettiği gibi ve daldınız ‘dünya kazancına’ dalan kimseler gibi. İşte onlar… Onların gayretleri boşa gitti, bu yüzden hüsrana uğradılar, dünyada ve âhirette. Ve işte onlar, hüsrana uğrayanlardır.

 

9:70       Onlara gelmedi mi haberi onlardan önceki kimselerin? Nûh toplumu ve Âd ‘Hûd a.s.’ın toplumu’ ve Semûd ‘Sâlih a.s.’ın toplumu’ ve İbrâhîm a.s.’ın toplumunun ve Medyen ahalisinin ve altüst olan şehirlerin . ‘Sodom ve Gomorra’ Onlara getirdi elçileri açıkça deliller. Oysaki Allâh olmadı, onlara eziyet eden. Ve lâkin ‘iftirayla’ kendi benliklerine eziyet edenler oldular.

 

9:71       Ve inançlı erkekler ve inançlı kadınlar; onlar birbirlerinin dostlarıdır. Emrederler iyiliği ve vazgeçirirler fenalıktan ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar ve zekât verirler ve Allâh’a itaat ederler ve O’nun elçisine de. İşte onlar… Allâh, onlara yakında ‘âhirette’ şefkat edecek, ‘imkânlar’ lütfedecek, ‘onları’ bağışlayacak. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

9:72       Allâh vadetti, inançlı erkekler ve inançlı kadınlara cennetler, zemininden ırmaklar akan; kalıcılardır onun içinde. Ve meskenler ki, hoş Adn cennetleri içinde. Ve ‘bunların’ en büyüğü de Allâh’ın razı oluşudur. İşte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

9:73       Yâ Peygamber! ‘Hakikati’ Örtmeye şartlanmışlar ve ikiyüzlülük yapanlarla cihat ‘mücadele’ et ve sert davran onlara. Ve onların varacakları yer cehennemdir. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’.

 

9:74       Yemin ederler Allâh’a ki, söylemediklerine. Ve andolsun ki; „inkâr“ kelimesini söylediler ve İslâmlıklarından ‘Allâhü Teâlâ’ya teslimiyetten’ sonra ‘hakikati’ inkâr ettiler. Ve ulaşamayacakları şeye ‘Peygambere suikasta’ yeltendiler. Ve intikam almak istedikleri şey, Allâh’ın onları lütfundan zenginleştirmesi ve O’nun elçisinin de ‘ve onların da sadaka vermek istemediklerinden’ başka ‘bir şey’ değildir. Buna rağmen tövbe ederlerse hayırlı olur onlar için. Ve eğer dönüp giderlerse, Allâh onları elem azap ile dünyada ve âhirette de azaplandırır. Ve yoktur onlar için yeryüzünde samimi dostlardan ‘kimse’ ve yardımcı.

 

9:75       Ve aralarından kimilerinden, Allâh’a taahhüt eden kimseler ‘derler ki’: „Eğer ‘Allâhü Teâlâ’, bize verirse lütfundan, mutlaka sadaka verenler oluruz ve mutlaka yararlı ‘insanlar’ oluruz.“.

 

9:76       Ne var ki ‘Allâhü Teâlâ’, onlara verince lütfundan, bununla cimrilik ettiler ve dönüp gittiler ve onlar umursamayanlardır.

 

9:77       Bu yüzden ‘bu yaptıklarının’ neticesinde ‘Allâhü Teâlâ’, O’nunla karşılaşacakları güne kadar, kalplerine ara bozuculuk duygusu verdi. Allâh’a karşı O’na vadettikleri şeyi yerine getirmedikleri ve yalan ‘söylemiş’ oldukları şeyler sebebiyle.

 

9:78       Bilmezler mi ki, Allâh’ın, onların sırlarını ve fısıldaşmalarını biliyor olduğunu? Ve ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu, gizli bilgilere en iyi sahip.

 

9:79       O kimseler ki ‘ikiyüzlüler’, inançlılardan, zengin olanları ve emeklerinden başka ‘bir şey’ bulamayanları da sadaka hakkında ayıplıyorlar, bu yüzden alay ediyorlar onlarla. ‘Asıl’ Allâh onlarla alay etti. Ve onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

9:80       ‘Yâ Muhammed!’ Onlar için bağışlanma iste veya onlar için bağışlanma isteme. Eğer onlar için yetmiş defa bağışlanma istesen de Allâh, onları asla bağışlamaz. İşte bu, Allâh’a nankörlük ediyor olmaları sebebiyledir ve O’nun elçisine de. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez yoldan çıkmışlar toplumunu.

 

9:81       Keyiflendiler ‘özür sahibi olmayıp, Tebuk seferinden’ geri kalanlar, kalıp oturmaları ile Allâh’ın elçisine muhalefet ederek. Ve istemediler cihat ‘mücadele’ etmeyi malları ve canlarıyla Allâh yolunda. Ve dediler ki: „Bu sıcakta sefere çıkmayın!“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Cehennem ateşi daha şiddetli hararetlidir.“. Keşke idrak etmiş olsalardı.

 

9:82       Artık, az gülsünler ve çok ağlasınlar, hak ediyor oldukları şeyler ‘günahları’ sebebiyle.

 

9:83       ‘Yâ Muhammed!’ Nihayet eğer, Allâh seni onlardan bir grubun yanına döndürür de o zaman senden ‘sefere’ çıkmak için izin isterlerse, artık onlara de ki: „Asla çıkamazsınız benimle beraber, ebedî ve asla savaşamazsınız benimle beraber düşmanla. Doğrusu siz, ilk defasında oturmaya ‘kalmaya’ razı oldunuz. Artık ‘özür sahibi olup’ geri kalanlarla beraber oturun.“.

 

9:84       ‘Yâ Muhammed!’ Ve ebedî onlardan ölen birinin üzerine dua etme ve durma onun kabri başında ‘cenaze namazı kılma’. Mutlaka onlar, nankörlük ettiler Allâh’a ve O’nun elçisine de ve ‘bu günahla’ öldüler ve onlar yoldan çıkmışlardır.

 

9:85       ‘Yâ Muhammed!’ Artık seni imrendirmesin onların malları ve evlâtları. Ancak Allâh diler ki, onları azaplandırsın onunla ‘malları ve evlâtlarıyla’ dünyada. Ve ‘öyle de’ çıkar canları ve onlar inkârcılardır.

 

9:86       Ve indirildiğinde bir sûre: „Allâh’a samimiyetle inanın ve cihat ‘mücadele’ edin, O’nun elçisi ile beraber.“. Senden izin istediler, onlardan servet sahipleri. Ve dediler ki: „Bizi bırak, ‘özür sahibi olup’ oturanlarla ‘seferden geri kalanlarla’ beraber olalım.“.

 

9:87       Razı oldular, ‘özür sahibi olup’ geri kalanlarla beraber olmaya. Ve mühürlendi kalplerinin üzerleri. Artık onlar idrak edemezler. ‘Anlamak istemedikleri sebebiyle idrak kuvveleri kilitlidir.

 

9:88       Lâkin elçi ve onunla beraber inançlı kimseler, malları ve canlarıyla cihat ‘mücadele’ ettiler. Ve işte onlar… Onlaradır tüm hayırlar. Ve işte onlar… Onlar, kurtuluşa erenlerdir.

 

9:89       Allâh hazırladı onlar için cennetler, zemininden ırmaklar akan; orada kalıcıdırlar. İşte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

9:90       Ve geldiler göçebe Araplardan mazeret beyan edenler, onlara izin verilmesi için. Allâh’a ve O’nun elçisine ‘bağlılıkları sözleriyle’ yalan ‘söyleyen’ kimseler ‘ise, mazeret bile belirtmeden’ oturdu ‘kaldılar’. Yakında ‘âhirette’ isabet edecek, onlardan inkârcı kimselere elem azap.

 

9:91       Yoktur güçsüzler üzerine ve yoktur hastalar üzerine ‘sefere katılmadıkları sebebiyle günah’. Ve yoktur üzerine ‘sefere’ bağış yapacak ‘bir’ şey bulamayan kimselere güçlük. Allâh için ve O’nun elçisine nasihat ederek iyi davranıp, iffetli olanlar üzerine de bir yol ‘kınanma’ yoktur. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

9:92       Ve o kimselerin üzerine de ‘günah’ yoktur ki, sana geldiklerinde onları ‘sefere’ taşıman için, senin de: „Sizi üzerine bindirecek şey ‘taşıt’ bulamıyorum.“ dediğinde dönüp ‘gittiler’ ve gözlerinden kanaya kanaya akan gözyaşlarıyla hüzünlenerek, bağış yapacak bir şey bulamadıklarından.

 

9:93       Fakat yol ‘günaha vesile’, ve onlar zengin oldukları ‘hâlde’, senden izin isteyen kimselerin üzerinedir. Razı oldular onlar, ‘özür sahibi olup’ geri kalanlarla beraber olmaya. Ve Allâh, onların kalplerinin üzerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. ‘Anlamak istemedikleri sebebiyle idrak kuvveleri kilitlidir.’

 

9:94       Mazeret beyan ederler size, onlara geri döndüğünüzde. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Mazeret beyan etmeyin, size asla inanmayacağız. Allâh, sizin haberlerinizi bana bildirdi.“. Ve Allâh yakında ‘bundan sonra’ görecek ‘değerlendirecek’ gayretlerinizi ve O’nun elçisi de. Sonra geri döndürüleceksiniz gizliyi ve şahit olunanı ‘görüneni’ bilene. Artık size haber verecek, yapmış olduğunuz şeyleri.

 

9:95       Sizi ‘razı etmek için’ Allâh’a yemin edecekler, onlara döndüğünüz zaman, onları umursamazsınız diye. Artık onları umursamayın. Muhakkak onlar, murdardır ve varacakları yer cehennemdir, hak ediyor oldukları şeyler ‘günahları’ sebebiyle.

 

9:96       Yemin ederler size, sizin razı olmanız için onlardan. Öyle ki, siz onlardan razı olursanız eğer, buna rağmen mutlaka Allâh, yoldan çıkmışlar toplumundan razı olmaz.

 

9:97       Göçebe Araplar, nankörlük ve ara bozuculukta daha şiddetlidir. Ve daha yatkındırlar bilmemeye ‘tanımamaya’ sınırlarını, Allâh’ın elçisine indirdiği şeyin ‘hakikat bilgisinin’. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

9:98       Ve göçebe Araplardan kimileri, bağış yaptığı şeyi yüklenti kabul eder. Ve ‘bundan kurtulmak için’, size ‘başınıza’ kötü devirlerin ‘musibetlerin’ gelmesine sabırsızlanırlar. Kötü dönemler ‘musibetler’ onların üzerine olsun! Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

9:99      Ve göçebe Araplardan kimileri, Allâh’a ve âhiret gününe inanır. Ve kabul eder ki, bağış yaptığı şey, Allâh katında yakınlığa ve elçinin dualarını ‘almaya’ vesiledir. Muhakkak o ‘yaptığı bağış’, onlar için bir yakınlık vesilesidir, değil mi? Allâh, yakında ‘âhirette’ dâhil edecek onları şefkatin, lütfun, bağışlanmanın içine. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

9:100     Ve hayırlarda yarışanların ilklerinden, ‘Mekke’den Medine’ye’ hicret ‘göç’ edenlerden ve ‘Medine yerlilerinin’ yardımcılarından ve iyilik eden ve onları izleyen kimselerden… Allâh onlardan razıdır ve onlar da O’ndan razılardır. Ve ‘Allâhü Teâlâ’ hazırladı onlar için cennetler, zemininden ırmaklar akan; kalıcılardır onun içinde ebedî. İşte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

9:101     Ve sizin etrafınızda olan göçebe Araplardan, ikiyüzlülük yapanlar ve Medine halkından ara bozuculuk üzerine alışmış olanlar var. Onları sen bilmezsin. Onları Biz biliriz. Yakında onları azaplandıracağız iki defa ‘kıyâmette ve âhirette’, sonra döndürülecekler büyük azaba.

 

9:102     Ve ‘Tebuk seferine katılmayan’ diğerleri, itiraf ettiler suçlarını. İyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayreti ve diğer kötülükle karıştırdılar. Ola ki Allâh, tövbelerini kabul eder. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

9:103     Al onların mallarından sadaka olarak ve onları ‘günahlarından’ arındır onunla ve dua et onlara. Mutlaka senin duan sükûnettir onlar için. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

9:104     Bilmezler mi ki, ‘ancak, kabul edenin’ Allâh’ın olduğunu… O, tövbeyi kabul eder kullarından ve alır sadakaları. Ve ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu… O, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir ve inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

9:105     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Ve ‘dilediğinizi yapmaya’ gayret edin. Nihayet yakında Allâh, gayretlerinizi görecek ve O’nun elçisi ve inançlılar da. Ve yakında ‘âhirette’ geri döndürüleceksiniz gizliyi ve şahit olunanı ‘görüneni’ bilene. Artık size haber verecek, yapmış olduğunuz şeyleri.“.

 

9:106     Ve ‘Tebuk seferine katılmayan’ diğerleri, Allâh’ın emri için ertelenmiştir. Onları ya azaplandırır ya da tövbelerini kabul eder onların. Ve Allâh en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

9:107     Ve ‘Tebuk seferine katılmayan’ o kimseler ki, mabet edindiler, zarar vermek ve inkârı ‘güçlendirmek’ ve inançlıların arasını açmak ve önceden Allâh’a karşı savaşan kişiyi ve O’nun elçisine de ‘karşı gözetleme’ geçidi yapmak için, mabet edindiler. Ve mutlaka yemin ederler ki: „Biz ancak güzellikler isteriz.“. Ve Allâh şahittir ki, doğrusu onlar elbette yalancılardır.

 

9:108     ‘Namazı’ Uygulama orada ebedî. Elbette ki, ‘daha’ ilk günden ‘günahlardan’ korunmak üzere kurulan ibadethane ‘Kuba Mescidi’, orada ‘namazı’ uygulaman ‘için’ daha lâyıktır. Orada ‘şartlanmalardan’ temizlenmeyi seven adamlar vardır. Ve Allâh, temizlenmiş ‘arınmış’ olanları sever.

 

9:109     O hâlde binasını ‘günahlardan’ korunmak ve razı oluş üzerine kuran ‘inançlı bir’ kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup, bu yüzden onunla Cehennem ateşinin içine yuvarlanan ‘ikiyüzlü’ kimse mi? Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez zalimler toplumunu.

 

9:110     Kurmuş oldukları binaları o ki, kalpleri illâki parçalanmadıkça, kalplerinde bir şüphe ‘ve ara bozuculuk sebebi’ olarak devam edecektir. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

9:111     Şüphesiz Allâh, satın almıştır, samimiyetle inananlardan, canlarını ve mallarını, cennet onların olması için. ‘Onlar’ Allâh yolunda savaşırlar da ‘bazen’ bu yüzden öldürürler ve ‘bazen de’ öldürülürler. ‘Bu’, Tevrât’ta ve İncîl’de ve Kur’ân’da, ‘Allâhü Teâlâ’nın’ üzerine ‘yazdığı’ gerçek bir vaaddir. Ve kimdir, Allâh’tan daha çok taahhüdünü yerine getiren? O hâlde O’nunla yaptığınız alışverişe ‘sevinip’ müjdeleşin. Ve işte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

9:112     ‘Allâhü Teâlâ’ya’ Tövbe edenleri, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenleri, yücelterek övenleri, ‘O’nun yolunda mücadele ve hizmet için’ seyahat edenleri ‘veya’ oruç tutanları, rükû edenleri ve secde edenleri, iyiliği emredenleri ve fenalığı yasaklayanları ve Allâh’ın sınırlarını koruyanları ve samimiyetle inananları ‘cennet ile’ müjdele.

 

9:113     Olamaz, peygamberin ve inançlı kimselerin, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlar için ve yakınları da olsalar, cehennem ahalisi oldukları onlara ‘kendilerine’ açıkça belli olduktan sonra ‘Allâhü Teâlâ’dan’ bağışlanma istemeleri.

 

9:114     Ve olamaz, İbrâhîm’in babası için bağışlanma istemesi. Yalnızca ona vadettiği vaad başka. Fakat onun ‘babasının’, Allâh’a düşman olduğu, ona ‘kendisine’ açıkça belli olduğunda ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrâhîm, yüreği sızlayan, ılıman huyludur.

 

9:115     Ve Allâh, şaşırtacak değildir bir toplumu, yönlendirildikten sonra ‘günahlardan’ korunmaları onlara açıkça belli oluncaya kadar. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir.

 

9:116     Şüphesiz Allâh’ındır, göklerin saltanatı, hükümranlığı ve yerin de. ‘O’, Diriltir ve öldürür. Ve yoktur sizin için, Allâh’tan başka samimi dost ve yardım eden.

 

9:117     Andolsun ki; Allâh, ‘Tebuk seferine katılmayanlara izin vermesiyle’ peygambere ve ‘Mekke’den Medine’ye’ hicret ‘göç’ edenlere ve ona ‘peygambere’ uyan ‘Medine yerlilerinden’ yardımcılarına, o zor saatte, onlardan bir kısmının kalpleri neredeyse kayıyor olmasının ardından onlara tövbeyi nasip etti. Sonra da onların tövbelerini kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’, onlara insaf eden, acıyandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

9:118     Ve geri bırakılan üç ‘kişinin de tövbelerini kabul etti’. Hatta yeryüzünün genişliğine rağmen onlara dar geldi ve canları da ‘sıkıldı’ üzerlerine dar geldi. Ve anladılar ki, onlara Allâh’a sığınmaktan başka ‘çare’ olmadığını. Sonra ‘Allâhü Teâlâ’ onların tövbelerini kabul etti, tövbelerinin kabulü için ‘tekrar Allâh’a yönelmeleri için’. Şüphesiz Allâh… O, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

9:119     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun ve sözünde samimilerle beraber olun.

 

9:120     Medine halkı ve onun çevresindeki göçebe Araplardan kimselere, Allâh’ın elçisinden geri kalmaları, kendi canlarını onun canından üstün tutmaları olmaz. Bununla onlara, Allâh yolunda bir susuzluk ve bir yorgunluk ve açlık isabet etmesi, ‘hakikati’ örtenleri öfkelendirecek bir yere ayak basarak, düşmana karşı bir zafere ulaşmaları yoktur ki, onunla onlara, iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler ‘sevabı’ yazılmış olmasın. Şüphesiz Allâh, iyi davranıp, iffetli olanların mükâfatını zayi etmez.

 

9:121     Ve bağış yapmazlar ki bir nafaka, küçük ve büyük. Ve bir vadi ‘yolu’ kesmezler ki, yapıyor oldukları şey onlar için yazılmış olmasın. ‘Bunlar’ Allâh’ın, onları hak ettiklerinden daha iyisiyle mükâfatlandırması içindir.

 

9:122     Ve inançlıların topluca seferber olması gerekmez. Öyleyse onların her bir kısmı sefere çıkmasalar da toplumları ‘diğerleri seferden’ onlara geri döndüklerinde ve ‘kıyâmet ile onları’ korkutmaları için, dîni ‘İlâhi esasları’ derinden öğrenseler. Umulur ki, böylelikle onlar ‘seferden dönenler’ çekinirler.

 

9:123     Ey samimiyetle inananlar! ‘Öncelikle, hakikati’ Örtmeye şartlanmışlardan size en yakın kimselerle savaşın ve sizde bir katılık bulsunlar. Ve bilin, Allâh’ın ‘günahlardan’ korunanlarla beraber olduğunu.

 

9:124     Ve sûre olarak bir şey indirildiğinde onlardan ‘ikiyüzlülük yapanlardan’ kimileri der ki: „Bu hanginizin inancını arttırdı? “. Oysaki samimiyetle inanan kimselerin inancını arttırır ve onlar, ‘sevinip’ müjdeleşirler.

 

9:125     Ve kalplerinde hastalık ‘şüphe, inkâr’ olan kimselerin ise ancak murdarlıklarına murdarlık kattı. Ve öldüklerinde ve onlar inkârcılardır.

 

9:126     Ve onlar görmüyorlar mı ki, her yıl bir defa veya iki defa imtihan ediliyor olduklarını? Sonra tövbe etmiyorlar ve hatırda tutmuyorlar.

 

9:127     Ve sûre olarak bir şey indirildiğinde ‘ikiyüzlülük yapanlar’: „Sizi gören biri var mı?” ‘Diye’ Birbirlerine bakarlar sonra da sıvışıp giderler. Allâh, onların kalplerini, ‘gereği gibi’ anlamayan bir toplum olmaları sebebiyle uzak tuttu.

 

9:128     Andolsun ki; size ‘görevlendirilmek üzere’ içinizden, muhterem bir elçi geldi. Sizi sıkıntıya düşürecek şeyler onun üzerine de ‘gelir, onu üzer’. Sizlere çok düşkün, samimiyetle inananlara insaf eden, acıyandır ve esirgeyendir.

 

9:129     ‘Yâ Muhammed!’ Buna rağmen eğer dönüp giderlerse, o hâlde de ki: „Yeter bana Allâh, O’ndan başka İlâh yoktur. Ben O’na itimat ettim.” Ve O, yüce Arşın ‘cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evrenin’ Rabbidir.