5. MÂİDE:

‘Rahmetinden kovulan’, Taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’…

 

 

5:1          Ey samimiyetle inananlar! ‘Yaptığınız’ Sözleşmelere vefa edin. Ve ‘hac veya umre için’ ihramdayken, avı helâl ‘izin verilen’ saymamakla beraber size okunacak olanlar dışında ‘sağmal’ hayvanlar sizin için helâl ‘izin verilen’ kılınmıştır. Şüphesiz Allâh, dilediği şeye hükmeder.

 

5:2          Ey samimiyetle inananlar! Allâh’ın İslâm hukukuna ve haram aya ‘saldırmanın yasak olduğu aya’ ve ‘hediye olarak Kâbe’ye gönderilen’ kurbanlıklara ve gerdanlıkla ‘işaretlenmiş davarlara’ ve Rablerinden bir lütuf ve rızasını isteyerek, hürmet edilen Beyt-el Haram’a ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ev, Kâbe’ye’ gelenlerin güvenliğine saygısızlık etmeyin. Ve ihramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz. Ve sizi Mescid-i Haram’dan ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneden’ alıkoymaları sebebiyle bir topluma beslediğiniz kin, sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin. Ve samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam ve ‘günahlardan’ korunma üzerine yardımlaşın. Ve şaibe ve saldırganlık üzerine yardımlaşmayın. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Şüphesiz Allâh’ın, cezası şiddetlidir.

 

5:3          Size ‘bunlar’ haram kılındı ‘yasaklandı’: Leş ve kan ve domuz eti ve Allâh’tan başkasının adına boğazlanan şey ‘kesilen hayvan’, boğularak ve ‘cisimle’ vurularak ve ‘yüksekten’ yuvarlanarak ve boynuzlanarak ölen ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen ‘hayvan ki, canı çıkmadan’ yetişip kesilmesi başka. Ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ‘kesilen hayvanlar’ ve fal oklarıyla ‘kehanet araçlarıyla’ kısmet aramanız. İşte bu, yoldan çıkmaktır. Bugün ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar sizi dîninizden ‘İlâhi esaslardan’ döndüremedikleri için ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın ve Ben’den korkun. Bugün sizin dîninizi ‘dîni algılarınızı’ bütünlüğe erdirdim ve üzerinizdeki lütfumu tamamladım. Ve sizin için dîn olarak İslâm’dan ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim dîninden’ razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyil etmeksizin zarurette ‘yasaklanan etlerden yemek zorunda’ kalırsa, şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

5:4          ‘Yâ Muhammed!’ Sana kendileri için nelerin helâl ‘izin verilen’ kılındığını soruyorlar. De ki: „Sizin için temiz ‘rızıklar’ helâl kılındı ‘izin verildi’. Allâh’ın size öğrettiği şeyden onlara öğrettiğiniz şeyle, eğittiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttukları şeylerden ‘avlardan’ artık yiyin ve üzerine de Allâh’ın adını anın.“. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Şüphesiz Allâh, hesabı tez ‘noksansız görendir’.

 

5:5          Bugün size temiz ‘rızıklar’ helâl kılındı ‘izin verildi’. Ve kendilerine kitap verilenlerin ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ yemeği de size helâl ve sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Ve samimiyetle inanan iffetli kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar, zina etmeksizin ve gizli dost tutmaksızın iyi davranıp, iffetli olmak şartıyla, bağışını verdiğinizde size helâldir. Ve kim, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ inanmayı inkâr ederse, artık onun gayreti boşa gitmiştir. Ve o âhirette hüsrana uğrayanlardandır.

 

5:6          Ey samimiyetle inananlar! İbadete ‘namaza’ duracağınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınıza hafifçe sürün ve ayaklarınızı topuklarınıza ‘ayak bileklerine’ kadar yıkayın. Ve eğer boy abdestini gerektiren hâldeyseniz, o hâlde iyice yıkanıp temizlenin ‘boy abdesti alın’. Ve eğer hasta veya yolculuktaysanız veya aranızdan biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş ‘ilişkiye girmiş’ fakat su bulamamışsanız, o hâlde temiz toprağa yönelip, ‘niyet edip’ böylelikle ondan yüzlerinize ve ellerinize hafifçe sürün. Allâh size güçlük çıkarmayı dilemez ve lâkin sizi temizlemek ve üzerinizdeki lütfunu tamamlamayı diler. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

5:7          Hatırlayın, Allâh’ın, üzerinizdeki lütfunu ve: „İşittik ve itaat ettik.“ dediğiniz zaman ve onunla sizi bağladığı kesin sözünüzü. Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’, göğüslerde ‘gönüllerde’ olanı en iyi bilendir.

 

5:8          Ey samimiyetle inananlar! Allâh için doğru olanı kollayıcılar olun. Adaletli şâhitler olun. Ve bir topluma duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun. O, ‘günahlardan’ korunanlara en yakın ‘davranıştır’. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

5:9          Allâh vadetmiştir. O kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Onlaradır ‘âhirette’ bağışlanma ve en büyük mükâfat.

 

5:10       Ve o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve yalanladılar âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’. İşte onlar, alevli ateş ‘cehennem’ ahalisidir.

 

5:11       Ey samimiyetle inananlar! Allâh’ın, üzerlerinizdeki lütfunu hatırlayın. Bir toplum size ellerini uzatmaya ‘zarar vermeye’ yeltendiği zaman ‘Allâhü Teâlâ’ onların ellerini sizden çekmişti. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve artık samimiyetle inananlar, Allâh’a itimat etsinler.

 

5:12       Ve andolsun ki; Allâh, İsrail oğullarından kesin söz almıştı. Ve aralarından on iki vekil çıkardık. Ve Allâh dedi ki: „Şüphesiz Ben, sizlerle beraberim, eğer ibadeti ‘namazı’ mutlaka titizlikle, gereğince uygularsanız ve zekât verirseniz ve elçilerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allâh’a iyilikle borç verirseniz, elbette sizden kötülüklerinizi ‘günahlarınızı’ örterim ve sizi elbette zemininden ırmaklar akan cennetlere dâhil ederim. Artık, bundan sonra aranızdan kim ‘hakikati’ örterse, o hâlde düzgün yoldan sapmış olur.“.

 

5:13       Ancak, kesin sözlerini bozmaları sebebiyle biz de onları lânetledik ve kalplerini de katılaştırdık. Onlar, ‘Tevrât’taki’ kelimeleri yerlerinden değiştirirler. Ve hatırlatıldıkları şeyden ‘hakikat bilgisinden’ nasip almayı unuttular. Ve daima, aralarından pek azı hariç, onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet ve hoş gör. Şüphesiz Allâh, iyi davranıp, iffetli olanları sever.

 

5:14       Ve „muhakkak ki; biz, Hristiyanlarız.“ diyen kimselerden kesin sözlerini aldık, ne var ki hatırlatıldıkları şeyden ‘hakikat bilgisinden’ nasip almayı unuttular. Bu yüzden kıyâmet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Ve yakında ‘âhirette’ onlara, haber verecek Allâh, iktisadi etkinlikle işliyor oldukları şeylerin ‘yol açtığı sebepleri’.

 

5:15       Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Kitaptan çoğunu gizlemekte olduğunuz şeyleri size açıklayan ve çoğunu affeden bir elçimiz ‘Muhammed a.s.’ gelmiştir. Size Allâh’tan bir aydınlık ve apaçık bir kitap ‘hakikat bilgisi’ gelmiştir.

 

5:16       Allâh onunla ‘hakikat bilgisiyle’ yönlendirir. Ve rızasına uyan kişiyi, esenlik ve güven yollarına çıkarır izniyle, onları karanlıklardan ‘hakikat bilgisizliğinden’ aydınlığa ‘İlâhi esasları görmeye’. Ve ‘razı olduğu’ doğru yola yönlendirir.

 

5:17       Andolsun ki; „Doğrusu Allâh… O, Meryem oğlu ve Mesih’tir. ‘Îsâ a.s.’dır’ ”; diyen kimseler inkârcılardır. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „O hâlde Allâh, Meryem oğlu Mesih’i ‘Îsâ a.s.’ı’ ve annesini ve yeryüzündeki kimseleri topluca yok etmek istese, Allâh’tan bir şeyi ‘önlemeye’ kim sahiptir? “. Ve Allâh’ındır, göklerin saltanatı, hükümranlığı ve yerin de ve ikisinin arasında olan şeylerin de. ‘O’, Dilediğini yaratandır. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

5:18       Ve derler ki, Yahudiler ve Hristiyanlar: „Biz Allâh’ın oğulları ve O’nun sevdikleriyiz.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „O hâlde neden ‘Allâhü Teâlâ’ size suçlarınız ‘sebebiyle’ azap ediyor? “. Aksine siz, ‘O’nun’ yarattıkları kişilerden insansınız, ‘O’, Dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi bağışlar ve dilediği ‘inkâr eden’ kimseye de azap eder. Ve Allâh’ındır, göklerin saltanatı, hükümranlığı ve yerin de ve ikisinin arasında olan şeylerin de. Ve Ona’dır varış.

 

5:19       Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Elçilerin aralarının kesildiği devirde size gerçekleri açıklayan elçimiz ‘Muhammed s.a.s’ gelmiştir. „Bize bir ‘hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyici ve korkutan ‘kıyâmet ile uyaran’ gelmedi demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve korkutan bir elçi gelmiştir.“. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

5:20       Ve bir zamanlar dedi ki Mûsâ toplumuna: „Ey halkım! Allâh’ın, üzerlerinizdeki lütfunu, aranızdan peygamberler yaptığını ve sizi hükümdarlar yaptığını ve milletlerden hiçbirine vermediği şeyi size verdiğini hatırlayın.“.

 

5:21       „Ey halkım! Allâh’ın sizin için yazdığı ‘zorunlu kıldığı’ kutsal yere girin ve arkanıza ‘eskiye’ dönmeyin. Yoksa hüsrana uğrayanlara döndürülürsünüz.“.

 

5:22       Dediler ki: „Yâ Mûsâ! Gerçekten orada zorba bir toplum var. Ve doğrusu biz, onlar oradan çıkıncaya kadar asla oraya girmeyiz. Nihayet eğer oradan çıkarlarsa, o hâlde mutlaka biz oraya gireriz.“.

 

5:23       Allâh’ın, kendilerine iyi hâl verdiği, korkanların arasından iki adam ‘Yûşa’ ile Kâleb’ dedi ki: „Üzerlerine kapıdan ‘ansızın şehrin kapısından’ girin, nihayet oradan girdiğinizde artık mutlaka siz galip gelirsiniz. Ve artık Allâh’a itimat edin, eğer samimiyetle inananlarsanız.“.

 

5:24       Dediler ki: „Yâ Mûsâ! Doğrusu biz, asla onlar orada olduğu sürece ebedî oraya girmeyiz. Artık sen ve Rabbin gidin öyleyse ikiniz savaşın, doğrusu biz, ‘onlarla savaşmaktansa’ burada otururuz.“.

 

5:25       ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „Rabbim! Doğrusu ben, canımdan ve kardeşimden başkasına sahip değilim ‘söz geçiremiyorum’. Artık yoldan çıkmış olan toplumla bizim aramızı ayır.“.

 

5:26       ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Öyleyse muhakkak orası onlara kırk sene haram kılınmıştır ‘yasaklanmıştır’. Onlar yeryüzünde sersemce dolaşacaklar. Artık kederlenme, yoldan çıkmışlar toplumuna.“.

 

5:27       ‘Yâ Muhammed!’ Ve oku onlara, Âdem’in iki oğlunun ‘Hâbil ile Kâbil’in’ haberini gerçeğiyle. Allâh’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, ‘kurban’ ikisinin birinden ‘Hâbil’den’ kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. ‘Kâbil’ Dedi ki: „Seni mutlaka öldüreceğim.“. ‘Hâbil’ Dedi ki: „Allâh sadece ‘günahlardan’ korunanlardan kabul eder.“.

 

5:28       „Gerçekten eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Doğrusu ben korkarım Allâh’tan, var olan her şeyin Rabbinden.“.

 

5:29       „Doğrusu isterim, günahımı yüklenmeni ve kendi günahını da. Nihayet ateş ahalisinden olasın. Ve işte budur, cezası zalimlerin.“.

 

5:30       Nihayet bencilliği, onu ‘Kâbil’i’, kardeşini öldürmeye ikna etti. Böylelikle onu öldürdü, sonra hüsrana uğrayanlardan oldu.

 

5:31       Böylelikle Allâh çıkardı ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga. ‘Bunun üzerine Kâbil’ Dedi ki: „Eyvahlar olsun! Bu karga kadar olmaktan aciz mi oldum ki, kardeşimin cesedini nihayet gömmekten? “. Artık ‘bilemediğinden’ pişmanlık duyanlardan oldu.

 

5:32       İşte bu sebeple ‘Tevrât’ta’ İsrail oğullarına yazdık ki: „Kim, bir cana ‘kıyar’ öldürürse, bir cana bedel ‘kısas’ olmaksızın veya yeryüzünde bir bozguna karşılık olmaksızın, artık topluca insanları öldürmüş gibidir. Kim de ‘hayat kurtarır’ diriltirse, artık topluca insanları diriltmiş gibi olur.“. Ve andolsun ki; elçilerimiz onlara açıkça delillerle geldi. Sonra da muhakkak aralarından birçoğu, bundan sonra mutlaka yeryüzünde ‘haddi aşarak’ israf etmektedir.

 

5:33       Ancak, Allâh ve O’nun elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgun çıkarmaya çalışanların cezası ‘öldürmüşlerse’ öldürülmeleri veya ‘malını çalıp öldürmüşlerse’ asılmaları veya ‘yalnız mallarını çalmışlarsa, sağ’ ellerinin ve ‘sol’ ayaklarının çapraz kesilmesi veya ‘tehditle insanları korkutmuşlarsa’ bulundukları yerden ‘hapsedilerek’ sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rezilliğidir. Ve onlaradır âhirette büyük azap.

 

5:34       Onları sizin ele geçirmenizden önce ‘mağdurların mallarını iade, haklarını kısas edip’ tövbe edenler başka. O hâlde bilin, Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

5:35       Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun ve O’na ‘yaklaşmaya’ vesile arayın. Ve O’nun yolunda cihat edin ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verin’. Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.

 

5:36       Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır. Eğer yeryüzünde olanlar topluca onların olsa ve onunla beraber bir misli daha, feda etmek için onları, kıyâmet gününün azabından kurtulmak için, onlardan kabul edilmez. Ve onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

5:37       Ateşten çıkmak isterler ve onlar oradan çıkacak değiller. Ve onlaradır ‘âhirette’ sürekli azap.

 

5:38       Ve hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının, kazandıkları şeylere karşılık olmak üzere, Allâh’tan ibret ‘olarak, sağ’ ellerini kesin. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

5:39       Artık kim, zulmünün ardından ‘mağdurların mallarını iade, haklarını kısas eder’ tövbe ederse ve durumlarını düzeltirse, o hâlde mutlaka Allâh, onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

5:40       Bilmez misin ki, göklerin ve yerin saltanatının, hükümranlığının Allâh’ın olduğunu? Dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi bağışlar ve dilediği ‘inkâr eden’ kimseye de azap eder. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

5:41       Yâ elçi! Ağızlarıyla samimiyetle inandık deyip, kalben inanmayan, ‘hakikati’ örtmeye koşan ‘yarışan’ o kimseler seni üzmesin. Ve Yahudi olanlardan can kulağıyla dinleyen o kimseler ki, sana gelmeyen başka bir topluma yalan ‘söylemek’ için can kulağıyla dinleyenlerdir. ‘Tevrât’taki’ kelimeleri sonradan yerlerinden değiştirirler ve derler ki: „Eğer size bu verilirse o hâlde onu alın, eğer ‘böyle’ verilmezse o hâlde kaçının.“. Ve Allâh, kimin fitne ‘sapkınlık’ içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için Allâh’tan bir şeye asla mâni olacak değilsin. İşte onlar… Öyle kimselerdir ki, Allâh, onların kalplerini temizlemeyi dilemez. Onlaradır dünyada rezillik ve onlaradır âhirette büyük azap.

 

5:42       Yalan ‘söylemek’ için can kulağıyla dinleyenler, çok haram ‘yasaklanan’ yiyenler ‘Yahudiler’, sonra da ‘hakikat bilgisinin hükümlerine razı olmayıp’ eğer sana gelirlerse, o hâlde onların arasında hüküm ver veya onları umursama. Ve eğer, onları umursamazsan, artık sana asla bir şeyle zarar veremezler. Ve eğer, aralarında hükmedecek olursan, o hâlde adaletle hükmet. Şüphesiz Allâh, adil olanları sever.

 

5:43       Ve içinde Allâh’ın hükümleri olan Tevrât onların yanındayken, seni nasıl hakem yapıyorlar. Ardından bunu, ‘hükmü, kabullenmeyip’ dönüp gidiyorlar. Ve işte onlar samimiyetle inanmış değiller.

 

5:44       Muhakkak Tevrât’ı Biz indirdik. İçinde yönlendirilme ve aydınlık ‘hakikat bilgisi’ vardır. ‘Allâhü Teâlâ’ya’ teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederler. Ve Rabbanîler ‘kendini Rabbine adamış’ ve Ahbarlar da ‘Yahudi Hahamlar’ Allâh’ın kitabından ‘hakikat bilgisinden’ korumakla görevlendirildikleri şeyle ‘hüküm verirler’ ve onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın ve Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi ‘hakikat bilgisini’ az bir bedele satmayın. Ve kim, Allâh’ın indirdiği şeyle ‘hükümle’ hükmetmezse, o hâlde işte onlar… Onlar, inkârcılardır.

 

5:45       Ve üzerlerine yazdık ki ‘zorunlu kıldık’ onda ‘Tevrât’ta’: „Cana canla ve göze gözle ve buruna burunla ve kulağa kulakla ve dişe dişle ve yaralamalara da kısas olduğunu.“. Fakat kim, onu bağışlar da ‘kısastan vazgeçerse’ o hâlde o, kendisi için ‘günahlarına’ kefaret olur. Ve kim, Allâh’ın indirdiği şeyle ‘hükümle’ hükmetmezse, o hâlde işte onlar… Onlar, zalimlerdir.

 

5:46       Ve gönderdik onların ‘geçmiş peygamberlerin’ izleri üzerine Tevrât’tan ellerindeki sebebi tasdik edici Meryem’in oğlu Îsâ’yı, ardından. Ve ona ‘Îsâ a.s.’a’, ellerindeki şeyi Tevrât’tan tasdik eden içinde yönlendirilme ve aydınlık ‘hakikat bilgisi’, ve bir yönlendirilme ve nasihat olan İncîl’i verdik ‘günahlardan’ korunanlar için.

 

5:47       Ve İncîl sahipleri, Allâh’ın onda ‘İncîl’de’, indirdiği şeyle ‘hükümle’ hükmetsinler. Ve kim, Allâh’ın indirdiği şeyle ‘hükümle’ hükmetmezse, o hâlde işte onlar… Onlar, yoldan çıkmışlardır.

 

5:48       Ve sana indirdik, bu kitabı ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ hak ile ‘amaç için’; ellerindeki sebep ‘olan’ kitapları ‘Tevrât ve İncîl’i’ onayan ve onu koruyucu olarak. Artık onların ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ aralarında, Allâh’ın indirdiği şeyle ‘hakikat bilgisiyle’ hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp, onların isteklerine uyma. Sizden hepiniz için bir yaşam ortamı ve şartlarına göre kurallar ve açık bir yol oluşturduk. Ve eğer Allâh dileseydi, elbette sizi bir tek millet yapardı. Ve lâkin bu sizi, verdikleri şeylerle denemek içindir. Öyleyse, hayırlarda yarışın. Topluca ‘dönüş’ mevkiiniz Allâh’adır. Artık size haber verecek, ayrılığa düşmüş olduğunuz şeyleri.

 

5:49       Ve onların ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ aralarında Allâh’ın indirdiği şeyle ‘hakikat bilgisiyle’ hükmet ve onların isteklerine uyma. Ve Allâh’ın sana indirdiği şeyin ‘Kur’ân-ı Kerim’in’ bir kısmından seni fitneye ‘sapmaya’ düşürmelerinden sakın. Bundan sonra eğer ‘eskiye’ dönerlerse, o hâlde bil ki, Allâh zaten, bazı suçları ‘sebebiyle’ onları bir musibete uğratmayı diliyor. Ve muhakkak insanların birçoğu elbette yoldan çıkmışlardır.

 

5:50       O hâlde cahiliyet ‘İslâm öncesi’ devrine ait hükmü mü istiyorlar? Ve kati inanan bir toplum için, Allâh’tan daha iyi kim, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

5:51       Ey samimiyetle inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirinin dostlarıdır. Ve aranızdan kim onlara döner de ‘sizden uzaklaşırsa’, artık o, mutlaka onlardandır. Şüphesiz Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez zalimler toplumunu.

 

5:52       Bu yüzden, kalplerinde hastalık ‘şüphe’ olanların: ‘Devir Yahudi ve Hristiyanların lehine’ „Dönerse, bize bir musibet isabet etmesinden korkuyoruz.“ diyerek onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Böylelikle ola ki Allâh, ‘size, ikiyüzlülük yapanlar hususunda’ katından bir zafer veya bir emir ‘hüküm’ getirir de artık ‘onlar’ içlerinde sakladıkları şeye pişman olurlar.

 

5:53       Ve derler ki samimiyetle inanan kimseler ‘ikiyüzlülerin hâllerine şaşarak’: „Kendilerinin, mutlaka sizlerle beraber olduğuna, Allâh’a var güçleriyle yemin eden onlar, bunlar mı? “. Onların ‘ikiyüzlülük yapanların’ gayretleri boşa gitti, bu yüzden hüsrana uğradılar.

 

5:54       Ey samimiyetle inananlar! Sizden kim dîninden ‘İlâhi esaslardan’ dönerse, öyleyse Allâh, yakında ‘başka’ bir toplum getirecektir ki, ‘Allâhü Teâlâ’ onları sever ve ‘onlar da’ O’nu severler. İnançlılar üzerine alçak gönüllü, inkârcılar üzerine kudretlilerdir. Allâh yolunda cihat ederler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verirler’, ve kınayanın kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allâh’ın lütfudur, onu dilediği ‘O’na yönelen’ kimseye verir. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

5:55       Sizin samimi dostunuz sadece Allâh ve O’nun elçisi ve samimiyetle inananlardır. O kimseler ki, ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar ve zekât verirler ve onlar rükû edenlerdir.

 

5:56       Ve kim yönelirse, Allâh’a ve O’nun elçisine ve samimiyetle inananlara, o hâlde şüphesiz Allâh taraftarıdır. Onlar galip olanlardır.

 

5:57       Ey samimiyetle inananlar! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan, dîninizi ‘İlâhi esasları’ alay ‘konusu’ ve oyun edinenleri ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları dostlar edinmeyin. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun, eğer samimiyetle inananlarsanız.

 

5:58       Ve ‘ezanla’ ibadete ‘namaza’ çağırdığınızda, onu alay ‘konusu’ ve oyun edindiler. İşte bu, onların akıl etmeyen bir toplum oldukları sebebiyledir.

 

5:59       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Bizi, illâki Allâh’a, bize indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve daha önce indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’ inandığımızdan mı çekemiyorsunuz? Ve sizin birçoğunuz yoldan çıkmış olanlarsınız.“.

 

5:60       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Bundan daha şerli olup, Allâh katında kesinleşmiş kazancı size haber vereyim mi? Onlar, Allâh’ın lânetlediği ve öfke duyduğu ve aralarından maymunlar ve domuzlar oluşturduğu ve tâğut’a ‘Allâh’a sırt çeviren herkese’ kul ettiği kimselerdir. İşte onlar, konumu en şerli olanlar ve orta yoldan daha çok sapanlardır.“.

 

5:61       Ve ‘Yahudi ikiyüzlülük yapanlar’ size geldiklerinde: „Samimiyetle inandık.“ derler. Ve onlar, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmayla girmişlerdir ve onunla ‘hakikati inkârla’ çıkmışlardır. Ve Allâh, onların gizlemekte oldukları şeyleri en iyi bilendir.

 

5:62       Ve aralarından birçoğunun görürsün yarıştıklarını, şaibe ve saldırganlıkta ve haram ‘yasaklanan’ yemede. Elbette yapmakta oldukları şey ne kötüdür.

 

5:63       Rabbanîler ‘kendilerini Rablerine adamış olanlar’ ve Ahbarlar ‘Yahudi Hahamlar’ onları, günah sözlerinden ve haram ‘yasaklanan’ yemeden alıkoysaydılar ya? Elbette işliyor oldukları şeyler ne kötüdür.

 

5:64       Yahudiler dedi ki: „Allâh’ın eli bağlıdır ‘cimridir’.“. ‘Bu sözleriyle hayır yapmak hususunda’ Onların elleri bağlandı ve bu şeyler sebebiyle lânetlendiler. Aksine O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’, iki eli de açıktır; dilediği gibi bağışta bulunur. Ve Rabbinden sana indirilen şey ‘hakikat bilgisi’, mutlaka aralarından birçoğunun azgınlığını ve inkârını arttırır. Ve biz onların arasına kıyâmete kadar sürecek düşmanlık ve kin bıraktık. Her defasında savaş için bir ateş yaktılarsa, Allâh onu söndürdü. Ve onlar yeryüzünde bozgun çıkarmak için çalışırlar. Ve Allâh, bozgun çıkaranları sevmez.

 

5:65       Ve eğer diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’, samimiyetle inansalar ve ‘günahlardan’ korunanlar olsalardı, elbette onlardan kötülüklerini ‘günahlarını’ örterdik ve onları elbette Naîm cennetlerine dâhil ederdik.

 

5:66       Ve eğer diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’, Tevrât ve İncîl’i ve Rablerinden kendilerine indirileni ‘hakikat bilgisini’ gereği gibi uyguluyor olsalardı, mutlaka onlar hem üstlerinden hem de ayaklarının zemininden yerlerdi ‘yağmur ve mahsullerle rızıklandırılırlardı’. İçlerinden orta yolu tutan millet vardır. Ve aralarından birçoğunun yaptıkları şey ne kötüdür.

 

5:67       Yâ elçi! Rabbinden sana indirilen şeyi ‘hakikat bilgisini’ bildir. Ve eğer bunu yapmazsan, o hâlde O’nun vahiylerini bildirmemiş olursun. Ve Allâh, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez inkârcılar toplumunu.

 

5:68       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Tevrât’ı ve İncîl’i ve size Rabbinizden indirilen şeyi ‘hakikat bilgisini’ titizlikle, gereğince uygulamadıkça siz bir şey üzere değilsiniz ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksunsunuz’. Ve sana Rabbinden indirilen şey ‘Kur’ân-ı Kerim’ mutlaka onların birçoğunun azgınlık ve inkârını arttırır. Artık kederlenme, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar toplumuna.

 

5:69       Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inanırlar ve onlardan Yahudi olanlar ve Sâbiîler ‘Yahudi ve Hristiyan karışımı dîn’ ve Hristiyanlardan kim, Allâh’a ve âhiret gününe inanır ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaparsa, artık onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

5:70       Andolsun ki; Biz, İsrail oğullarından kesin söz aldık ve onlara elçiler gönderdik. Bir elçi onlara her defasında canlarının ‘istemeyip’ hoşlanmadığı şeyleri getirdiğinde bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını da öldürüyorlardı.

 

5:71       Ve yaptıklarının bir fitne ‘kargaşa’ olmayacağını zannettiler, bu yüzden ‘anlamak istemedikleri sebebiyle’, kör ve sağır oldular. Sonra, Allâh onların tövbesini kabul etti. Sonra yine aralarından birçoğu kör ve sağır oldular. Ve Allâh, yaptıkları şeyleri her hâliyle görendir.

 

5:72       Andolsun ki; „Doğrusu Allâh… O, Meryem oğlu ve Mesih’tir. ‘Îsâ a.s.’dır’ ” diyen kimseler inkârcılardır. Ve Mesih ‘Îsâ a.s.’ dedi ki: „Ey İsrail oğulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz, Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin. Mutlaka kim, Allâh’a benzer yakıştırırsa, o hâlde Allâh ona, cenneti haram ‘yasak’ kılmıştır.“. Ve onun varacağı yer ateştir. Ve zalimler için yoktur yardımcılardan ‘kimse’.

 

5:73       Andolsun ki; „Doğrusu Allâh, üçün üçüncüsüdür ‘üç ilâhtan biridir’ ” diyen kimseler de inkârcılardır. Ve yegâne İlâh’tan başka bir İlâh yoktur. Ve eğer bu söylediklerinden vazgeçmezlerse, mutlaka dokunacaktır aralarından ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimselere ‘âhirette’ elem azap.

 

5:74       Hâlâ, Allâh’a tövbe edip, O’ndan bağışlanma istemiyorlar mı? Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

5:75       Meryem oğlu Mesih ‘Îsâ a.s.’ elçiden başkası değildir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Ve onun annesi, sözünde samimi, hakikati kabul edendir. İkisi de yemek yerlerdi ‘her insan gibiydiler’. Bak, onlara âyetleri ‘hakikat bilgisini’ nasıl açıklıyoruz. Sonra bak, nasıl ‘Allâhü Teâlâ’dan’ çevriliyorlar.

 

5:76       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Allâh’ın yanı sıra size zarar ve fayda sağlamaya sahip olmayan şeylere mi kulluk ediyorsunuz ‘tapınıyorsunuz?’.“. Ve Allâh… O, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

5:77       ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Ey diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Dîninizde ‘dîni algılarınızda’ haksız yere aşırılık etmeyin. Ve daha önce sapmış ve birçoklarını da saptırmış ve orta yolu da şaşırmış bir toplumun tutkularına ‘kötü arzuların esiri olanlara’ uymayın.“.

 

5:78       İsrail oğullarından, ‘hakikati’ örtenler, Dâvûd ve Meryem oğlu Îsâ’nın diliyle lânetlendiler. İşte bu, isyan edip ve haddi aşmış olmaları sebebiyledir.

 

5:79       Yapmakta oldukları fenalıktan vazgeçirmiyorlardı. Elbette yapmakta oldukları şey ne kötüdür.

 

5:80       Onlardan birçoğunun ‘ikiyüzlülük yapanların, hakikati’ örtmeye şartlanmışlara döndüğünü ‘özendiğini’ görürsün. Bencilliklerinin onlar için sunduğu ‘günahları yüzünden’, Allâh’ın onlara öfkelenmesi ne kötü şey. Ve ‘âhirette’ azap içinde onlar kalıcılardır.

 

5:81       Ve eğer Allâh’a ve Peygamber’e ve ona indirilene ‘hakikat bilgisine’ samimiyetle inanıyor olsalardı, onları ‘inkârcıları’ dostlar edinmezlerdi. Ve lâkin aralarından birçoğu yoldan çıkmış olanlardır.

 

5:82       Mutlaka insanlardan düşmanlıkta en şiddetlisi, inançlılara ‘karşı’, Yahudileri ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranları bulursun. Dostluk bakımından inançlılara, en yakını da: „Muhakkak ki; biz, Hristiyanlarız.“ diyen kimseleri bulursun. Bu, onların arasında papazlar ve rahiplerin olması ve onların büyüklenmemesindendir.

 

5:83       Ve işittiklerinde elçiye indirilen şeyleri ‘hakikat bilgisini’, varlığı gerçek, sabit ‘olan Allâhü Teâlâ’yı’, tanıdıkları sebebiyle, onların gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki „Rabbimiz! Biz samimiyetle inandık, artık bizi şahitlerle ‘Allâhü Teâlâ’ya ve peygamberlerine tanıklık edenlerle’ beraber yaz.“.

 

5:84       „Ve Rabbimizin bizi, iyi ahlâk sahibi toplumla beraber ‘cennete’ dâhil etmesini isterken, neden biz, Allâh’a ve varlığı gerçek, sabit ‘Allâhü Teâlâ’dan’ bize gelen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e ve elçiye’ inanmayalım? “.

 

5:85       Böylelikle onlara, dedikleri şeyler sebebiyle Allâh, zemininden ırmaklar akan cennetler verdi; kalıcılardır onun içinde. Ve işte bu, iyi davranıp, iffetli olanların hak ettikleridir.

 

5:86       Ve o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve yalanladılar âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’. İşte onlar, alevli ateş ‘cehennem’ ahalisidir.

 

5:87       Ey samimiyetle inananlar! Allâh’ın size helâl kıldığı ‘izin verilen’ güzel ve temiz şeyleri ‘rızıkları’ haram kılmayın ‘yasaklamayın’ ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allâh, haddi aşanları sevmez.

 

5:88       Allâh’ın size rızık ‘olarak’ verdiği şeylerden, helâl hoş ‘olarak’ yiyin. Ve samimiyetle inandığınız Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun.

 

5:89       Allâh sizi yeminlerinizdeki boş sözler sebebiyle sorumlu tutmaz. Ve lâkin sözleşme yaptığınız yeminler sebebiyle sorumlu tutar. Artık onun kefareti, ev halkınıza yedirdikleriniz şeylerin ortalamasından on yoksulu yedirmeniz veya onları giydirmeniz veya bir köle azat etmenizdir. Fakat kim bunları bulamazsa, o hâlde üç gün oruç tutsun. İşte bu, yeminlerinizi bozduğunuzda onların kefaretidir. Ve yeminlerinizi koruyun ‘tutun’. İşte böyle açıklıyor Allâh, size âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

5:90       Ey samimiyetle inananlar! Ancak şarap ‘sarhoşluk veren içkiler’ ve kumar ve dikili taşlar ‘tapınak, putlar’ ve fal okları ‘kehanet araçları’, şeytan işi murdardır. O hâlde bunlardan kaçının. Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.

 

5:91       Ancak, şeytan ister ki, şarap ‘sarhoşluk veren içkiler’ ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin salsın ve sizi, Allâh’ı hatırda tutmaktan ve ibadetten ‘namazdan’ alıkoysun. Siz artık ‘bunlara’ son verdiniz mi?

 

5:92       Ve Allâh’a itaat edin ve elçiye de itaat edin ve ‘karşı gelmekten’ sakının. Artık, eğer ‘eskiye’ dönerseniz bilin ki, elçimizin üzerine ‘düşen’, sadece açıkça bildirmektir.

 

5:93       İnanan ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yapanlar üzerine, sakınanlar olmadıklarında, ‘yasaklanmadan önce’ yedikleri şeyler hakkında vebal yoktur. Ve inanın ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yapın. Sonra ‘günahlardan’ korunun. Samimiyetle inanın, sonra da ‘günahlardan’ korunun ve ‘hayırlarda’ en iyisi olun. Ve Allâh, iyi davranıp, iffetli olanları sever.

 

5:94       Ey samimiyetle inananlar! Allâh sizi, algılayamadığı hâlde O’ndan kimin korktuğunu bilmesi ‘belirlenmesi’ için, ‘ihramdayken’ ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği av türünden bir şeyle sizi mutlaka imtihan eder. Artık kim, bundan sonra yasak sınırını aşarsa, o hâlde onun içindir ‘âhirette’ elem azap.

 

5:95       Ey samimiyetle inananlar! Ve siz ihramdayken av ‘hayvanı’ öldürmeyin. Ve aranızdan kim kasten onu öldürürse, o hâlde kendisine öldürdüğü şeyin ‘hayvanın’ dengi bir hayvanın cezası vardır ki, ‘öldürülen hayvanın ne olacağını’ aranızdan adil iki kişi hükmeder. Kâbe’ye ulaşacak bir kurban veya kefaret olarak yoksulları yedirme veya buna denk bir oruçtur ki, o ‘yaptığı’ işin sorumluluğunu tatması içindir. Allâh, geçmişte olan şeyi bağışladı. Ve kim, ‘eskiye’ dönerse, o hâlde Allâh ondan intikam alır. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, intikam alandır.

 

5:96       Sizin için ve yolcular ‘yeryüzünde dolaşanlar’ için, deniz avı ve onun yenmesi bir geçimlik olarak helâl kılındı ‘izin verildi’. Ve kara avı ise, ihramda olduğunuz sürece size haram kılındı ‘yasaklandı’. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. O ki; O’na ‘huzurunda’ toplanacaksınız.

 

5:97       Allâh, Beyt-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ev’ Kâbe’yi ve haram ayı ‘saldırmanın yasak olduğu ayı’ ve ‘hediye olarak Kâbe’ye gönderilen’ kurbanlıkları ve gerdanlıkla ‘işaretlenmiş davarları’, insanların yaşamlarını ayakta tutmak için yaptı ‘sebep kıldı’. İşte bu, bilmeniz içindir ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu, göklerdeki şeyleri ve yerdeki şeyleri en iyi bilenin ve ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu ‘her şeyi’ en iyi bilenin.

 

5:98       Bilin, Allâh’ın cezasının şiddetli olduğunu. Ve ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayanın, inançlıları esirgeyen, bahşedenin.

 

5:99       Elçinin üzerine ‘düşen’, bildirmekten başka ‘sorumluluk’ yoktur. Ve Allâh, açıkladığınız şeyi ve gizlediğiniz şeyi de bilir.

 

5:100     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Kötünün ‘haram, yasaklananın’ çokluğu ve hoşuna gitse bile, kötü ve temiz ‘helâl, izin verilen’ aynı değildir.“. Ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Artık Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.

 

5:101     Ey samimiyetle inananlar! Açıklandığında sizi üzecek şeylerden sormayın. Ve eğer, Kur’ân indirilirken ondan sorarsanız, size açıklanır. Allâh, onlardan ‘geçmişteki sorulardan sizi’ affetti. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

5:102     Sizden önce de bir toplum onu sormuştu. Sonra onunla ‘bununla, kendilerine verilen hükümleri kabul etmeyip, hakikati’ örtenler oldular.

 

5:103     Allâh, „bahîre ve sâibe ve vasîle ve hâm“ ‘gibi tanımladıkları, kurbanlıklar diye’ bir şey yapmamıştır ‘hüküm kılmamıştır’. Ve lâkin o ‘hakikati’ örtenler, Allâh üzerine ‘Allâhü Teâlâ’nın emri diyerek’, yalanla iftira ediyorlar ve onların birçoğu akıl etmezler.

 

5:104     Ve denildiği zaman onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „ ‘İtaate’ Gelin, Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ ve elçiye! “. Derler ki: „Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey ‘inancımız’ bize yeter.“. Ve onların ataları ‘gerçeklere ait’ bir şey bilmiyor ve ‘inkârları sebebiyle’ yönlendirilmedilerse?

 

5:105     Ey samimiyetle inananlar! Benliklerinizin ‘sorumluluğu kendi’ üzerinizedir. Siz yönlendirildiyseniz sapan bir kimse size zarar veremez. Topluca ‘dönüş’ mevkiiniz Allâh’adır. Artık size haber verecek, yapmış olduğunuz şeyleri.

 

5:106     Ey samimiyetle inananlar! Sizden birinize ölüm geldiği zaman, vasiyet sırasında sizin aranızdan iki adil kişi aranızda şahitlik etsin. Veya yeryüzünde yolculuğa çıktığınızda size ölüm isabet ederse, sizden olmayan iki kişiyi ‘şahit tutun’. Eğer ‘onlardan’ şüpheye düşerseniz, onları ibadetin ‘namazın’ ardından alıkoyun. Böylelikle Allâh’a yemin ederler: „Ve akrabamız bile olsa, yeminimizi bir bedelle değiştirmeyeceğiz ve Allâh’ın şehadetini gizlemeyeceğiz. O zaman, mutlaka günahkârlardan oluruz.“.

 

5:107     Ne var ki, o iki kişinin ‘geçmişte yalancılıkla’ bir günah işlemiş olduklarının farkına varılırsa, o hâlde ‘ölene’ daha yakın olan üzerinde hak sahiplerinden ‘mirasçılardan’ diğer iki kişi onların yerine geçer. Böylelikle Allâh’a yemin ederler: „Bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden mutlaka doğru olandır ve biz haddi aşmadık. O zaman, elbette zalimlerden oluruz.“.

 

5:108     Bu ‘yol’, şehadetle yüz yüze gelmelerinde ‘şahitliği gereğince yapmalarında’ veya ‘yalancı şahitlerin’ yeminlerinden sonra, yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarında en yakın ‘bir çaredir’. Ve Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun ve ‘uyarılarını’ dinleyin. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez yoldan çıkmışlar toplumunu.

 

5:109     Allâh, elçileri ‘kıyâmet’ günü bir araya getirir, sonra der ki: „ ‘Milletinizi davet ettiğiniz zaman’ Size ne cevap verildi? “. ‘Onlar’ Derler ki: „Bizim bilgimiz yok. Şüphesiz Sen… Sen, gizliyi en iyi bilensin.“.

 

5:110     Bir zamanlar dedi ki Allâh: „Yâ Meryem oğlu Îsâ! Senin üzerindeki ve annenin üzerindeki lütfumu hatırla. Seni Ruh’ûl Kudüs’le ‘Cebrâîl a.s. ile’ desteklemiştim de beşikteyken ve yetişkinken de insanlarla konuşuyordun. Ve Sana kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri ve Tevrât’ı ve İncîl’i öğretmiştim. Ve Ben’im iznimle nemli topraktan kuş şeklinde heykel yapmıştın, sonra içine üflemiştin, böylelikle Ben’im iznimle bir kuş olmuştu. Ve doğuştan körü ve alaca ‘tenliyi’ Ben’im iznimle iyileştiriyordun. Ve Ben’im iznimle ölüleri ‘diriltip, kabirden’ çıkarıyordun. Ve onlara açıkça deliller getirdiğinde İsrail oğullarının saldırısını senden savmıştım.“. Ne var ki, aralarından ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler dedi ki: „Bu apaçık bir büyüden başka ‘bir şey’ değildir.“.

 

5:111     Ve havarilere ‘Îsâ’nın İlâhi esasları yaymakla görevli yardımcılarına’, Bana ve elçime inanmalarını vahyettiğim zaman onlar da derler ki: „Biz ‘Allâhü Teâlâ’ya’ samimiyetle inandık ve bizim Müslüman ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim’ olduğumuza şahit ol.“.

 

5:112     Bir zamanlar dedi ki Havariler ‘Îsâ’nın İlâhi esasları yaymakla görevli yardımcıları’ : „Yâ Meryem oğlu Îsâ! Rabbin gökten üzerimize bir sofra indirebilir mi? “. Îsâ dedi ki: „Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun, eğer samimiyetle inananlarsanız.“.

 

5:113     ‘Havariler’ Dediler ki: „Ondan yemek istiyoruz ve kalplerimizin huzur bulmasını istiyoruz ve senin sözünde samimiliğini bilelim ve onun üzerine şahitlerden olalım.“.

 

5:114     Meryem oğlu Îsâ dedi ki: „Allâh’ım, Rabbimiz! Üzerimize gökten bir sofra indir ki bizim için bayram, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler için senden bir âyet ‘alâmet’ olsun. Ve bizi rızıklandır. Ve Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.“.

 

5:115     Allâh dedi ki: „Mutlaka Ben, onu üzerinize indireceğim, fakat ondan sonra sizden kim nankörlük ederse, o hâlde Ben mutlaka onu, dünyada hiçbirini azaplandırmadığım azap ile azaplandırırım.“.

 

5:116     Ve Allâh dediği zaman: „Yâ Meryem oğlu Îsâ! Sen mi dedin insanlara: Allâh’ın yanı sıra beni ve annemi, iki ilâh edinin? “. ‘Îsâ a.s.’ Dedi ki: „Sen, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaksın. Benim için doğru olmayan şeyi söylemem olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, o hâlde şüphesiz Sen, onu bilirdin. İçimde olan şeyi de Sen bilirsin ve ben, Sen’in Zatında olan şeyi bilemem. Şüphesiz Sen, gizliyi en iyi bilen ‘ancak’ Sen’sin.“.

 

5:117     „Onlara, söylemedim bana emrettiğinden başka ‘bir şey’. ‘Ki bu’, Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz, Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmeleridir. Onların arasında bulunduğum sürece, üzerlerine şahit oldum. Nihayet, Sen beni vefat ettirince, onların üzerine gözetleyici Sen oldun. Ve Sen, her şey üzerine her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında ve şahitsin.“.

 

5:118     „Eğer onlara azap edersen, artık muhakkak onlar Senin kullarındır. Ve eğer onları bağışlarsan, o hâlde şüphesiz Sen, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayansın, Sen her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedensin.“.

 

5:119     Allâh der ki: „Bugün sözünde samimilere, doğruluklarının kendilerine fayda sağlayacağı bir gündür. Onlaradır zemininden ırmaklar akan cennetler; kalıcılardır onun içinde ebedî.“. Allâh onlardan razıdır ve onlar da O’ndan ‘Allâhü Teâlâ’dan’ razılardır. İşte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

5:120     Allâh’ındır göklerin saltanatı, hükümranlığı ve yerin de ve onlarda olan şeylerin de. Ve O, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.