4. NİSÂ:

‘Rahmetinden kovulan’, Taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’…

 

 

4:1          Ey insanlar! Rabbinize karşı ‘gelmekten’ korunun. O ‘Allâhü Teâlâ’ ki; sizi yaratandır tek bir candan ‘hücreden’; ve ondan ‘hücreden’ onun eşini de yarattı. Ve türetip yaydı onlardan birçok erkekler ve kadınlar. Ve O’nunla ‘Allâhü Teâlâ’nın adını anarak’ birbirinize dilekte bulunduğunuz Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun. Ve akrabalık haklarından sakının. Şüphesiz Allâh, üzerinizde gözetleyicidir.

 

4:2          Ve yetimlere mallarını verin. Ve ‘onlara ait’ temiz ‘mal ile, size ait’ kötüyü değiştirmeyin. Ve onların mallarını kendi mallarınıza ‘ilave edip’ yemeyin. Muhakkak o, büyük suçtur.

 

4:3          Ve eğer korkarsanız, yetimler ‘ile evlenip’ onlara adil davranamamaktan, o hâlde helâl ‘izin verilen, başka’ kadınlardan ikişer ve üçer ve dörder nikâhlayın. Fakat eğer ‘onlara da’ adaletle davranamayacağınızdan korkarsanız o hâlde bir teki ile veya sahip olduğunuz elinizin altındaki ‘savaş esiri, köleyle’ yetinin. İşte bu, hakkaniyetten şaşmamanız için daha uygundur.

 

4:4          Ve kadınlara, evlilik bağışını seve seve verin. Fakat kendi canları isteyerek ondan birazını size bağış olarak ‘geri’ verirlerse o hâlde onu gönül rahatlığıyla yiyin.

 

4:5          Ve vermeyin akıl erdirmekten yoksunlara mallarınızı. O ki, Allâh, size kollamanız ‘için geçim kaynağı’ yaptı. Ve onları rızıklandırın onlarla ‘o mallarla’ ve onları giydirin ve onlara iyi söz söyleyin.

 

4:6          Ve yetimleri nikâh çağına ulaşıncaya kadar deneyin. Artık eğer kendilerinde bir olgunluk tespit ederseniz, o hâlde mallarını onlara iade edin. Ve büyüyünce ‘geri alırlar’ diye onları ‘mallarını’, israf ‘aşırılık’ ederek ve aceleye getirerek yemeyin. Ve ‘yetimin malını idare eden’ zengin kimse ise, o hâlde iffetli olsun ‘onun malını yemekten kaçınsın’. Ve fakir kimse ise, o hâlde geleneklere uygun olarak yesin. Nihayet onlara mallarını iade ederken de şahit bulundurun. Ve yeter, hesabı tez ‘noksansız gören’ Allâh.

 

4:7          Anne-baba ve akrabaların ‘geriye’ bıraktıkları şeyden erkekler için bir hisse ‘miras’ vardır. Ve kadınlar için de anne-baba ve akrabaların ‘geriye’ bıraktıkları şeyden bir hisse ‘miras’ vardır. Onun ‘mirasın’ azından veya çoğundan ‘erkeğe ve kadına’ zorunlu kılınmış bir hisse vardır.

 

4:8          Ve miras paylaştırılırken, ‘miras düşmeyen’ akrabalar ve yetimler ve yoksullar orada hazır bulunurlarsa, o hâlde onları, ondan ‘mirastan’ rızıklandırın ve onlara iyilikle söz söyleyin.

 

4:9          Ve o kimseler ki, ‘yetimin malını idare edenler’ sakınsınlar. Eğer arkalarında güçsüz olmalarından korktukları evlatlar bıraksalardı, onlar için ‘zulme uğramalarından’ korkarlardı. Artık Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunsun ve doğru söz söylesinler.

 

4:10       Muhakkak o kimseler ki, yetimlerin mallarını zulümle ‘haksız yere’ yerler. ‘Onlar’ Sadece karınlarına ateş yerler. Ve yakında maruz kalırlar harlı bir ateşe.

 

4:11       Allâh size, evlatlarınızın ‘mirası’ hakkında tavsiye ediyor ki. Erkeğe, kadının hissesinin iki katı, fakat eğer kadınlar ikiden fazlaysalar, o hâlde bırakılan şeyin ‘mirasın’ üçte ikisi onlarındır ve eğer o ‘kadın’ bir tek ise, o hâlde yarısı onundur. Eğer ‘ölenin’ evladı varsa, onun ebeveynlerinin her biri için, bıraktığı şeyden ‘mirasın’ altıda biri hisse vardır. Fakat onun evladı yoksa ve ‘sadece’ ebeveynleri mirasçı oluyorsa, o hâlde üçte biri annesinindir ‘kalan babasınındır’. Fakat eğer ölenin kardeşi de varsa, o hâlde altıda biri annesinindir. ‘Bunlar’ Borcu ödenip ve vasiyeti yerine getirilmesinin ardındandır. Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. ‘Bu hisseler’ Allâh’tan zorunlu kılınanlardır. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:12       Ve eğer eşlerinizin ‘kadınlarınızın’ evlatları yoksa onların bıraktıkları şeylerden ‘mirasın’ yarısı sizindir. Fakat eğer onların evlatları varsa o hâlde bıraktığı şeylerden ‘mirastan’ dörtte biri sizindir. ‘Bunlar’ Yapılan vasiyet veya ‘üzerindeki’ borç ödendikten sonradır. Ve eğer evladınız yoksa bıraktığınızın şeylerden dörtte biri onlarındır ‘kadınlarındır’, fakat eğer evladınız varsa o hâlde bıraktığınız şeylerden sekizde biri onlarındır ‘kadınlarındır’. Bu da yaptığınız vasiyet veya borç ‘ödendikten’ sonradır. Ve eğer miras bırakan erkek veya kadının evlâdı ve anne-babası olmayıp, erkek veya kız kardeşi varsa, bu hâlde ikisinden her biri için altıda biridir. Fakat eğer bundan daha fazlaysalar, o hâlde onlar üçte bire ortaktırlar. ‘Bunlar, kimseyi’ darlığa düşürmeden borcu ödenip ve vasiyeti yerine getirilmesinin ardındandır. ‘Bunlar size’ Allâh tarafından vasiyettir. Ve Allâh, en iyi bilendir, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

4:13       Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Ve kim, Allâh’a ve O’nun elçisine itaat ederse, ‘Allâhü Teâlâ’ onu zemininden ırmaklar akan cennetlere dâhil eder; kalıcılardır onun içinde. Ve işte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

4:14       Ve kim de Allâh’a ve O’nun elçisine isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa, onu, ateşe dâhil eder; kalıcıdır onun içinde ve onun içindir alçaltıcı azap.

 

4:15       Ve kadınlarınızdan ‘kadın kadına’ zina yapmış olanlara aranızdan dört şahit isteyin. Eğer şahitlik ederlerse o hâlde artık onlara ölüm gelinceye kadar veya onlar için, Allâh bir yol gösterinceye kadar evlerde tutun.

 

4:16       Ve aranızdan onu ‘zinayı, erkek erkeğe’ yapanların ikisine de artık eziyet edin. Fakat eğer tövbe eder ve durumlarını düzeltirlerse, o hâlde ikisine de ‘eziyet etmekten’ vazgeçin. Şüphesiz Allâh, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:17       Ancak, Allâh’ın kabul edeceği tövbe, cahillikle ‘bilgisizlikle’ bir kötülük yapıp sonra, hemen tövbe edenler içindir ki, o hâlde işte onlar, Allâh’ın tövbelerini kabul ettiği kimselerdir. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:18       Ve onlardan birine ölüm gelinceye kadar kötülük yapanlardan, „Gerçekten ben, şimdi tövbe ettim.“ diyen kimselerin tövbesi, tövbe değildir. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış olarak ölenlerin tövbesi de ‘değildir’. İşte onlar… Biz hazırladık ‘âhirette’ onlar için elem azap.

 

4:19       Ey samimiyetle inananlar! Kadınlara zoraki varis olmanız size helâl değildir ‘izin verilmeyendir’. Ve onlara verdiklerinizin ‘evlilik bağışının’ bir kısmını almak için onları sıkıştırmayın, açıkça yüz kızartıcı işler yapmaları başka. Ve onlarla iyi geçinin. Ne var ki eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, o hâlde ola ki, sizin hoşlanmadığınız bir şey hakkında Allâh pek çok hayır oluşturur.

 

4:20       Ve eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz ve onlardan birine yığınla mal ‘evlilik bağışı’ vermiş olsanız dahi, ‘ayrıldığınızda’ artık ondan bir şeyi geri almayın. Onu, iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi alacaksınız?

 

4:21       Ve onu nasıl alırsınız ki? Ve birbirinizle kaynaşmıştınız ve onlar sizden kati söz almışlardı.

 

4:22       Ve babalarınızın nikâhladığı kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olan şeyler başka. Muhakkak o, bir hayâsızlıktır ve nefret edilen bir şeydir. Ve ne kötü bir yoldur ‘bu’.

 

4:23       Size ‘şu kadınlarla evlenmeniz’ haram kılındı ‘yasaklandı’. Anneleriniz ve kızlarınız ve kız kardeşleriniz ve halalarınız ve teyzeleriniz ve erkek kardeşin kızları ve kız kardeş kızları ve anneleriniz ki onlar sizi emzirdi ve sütanneden kız kardeşleriniz ve kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Ancak, eğer onlarla ‘anneleriyle’ henüz birleşmemişseniz, o hâlde ‘üvey kızlarınızla evlenmenizde’ sizin üzerinize vebal yoktur. Ve soyunuzdan gelen ‘öz’ oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada toplamanız ‘nikâhlamanız’. Geçmişte olan şeyler başka. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:24       Ve iffetli ‘nikâhlı’ kadınlarla evlenmeniz ‘yasak kılınmıştır’, sahip olduğunuz elinizin altındaki ‘savaş esiri, köle’ başka. ‘Bunlar’ Allâh’ın sizin üzerinize yazdıklarıdır ‘zorunlu kıldıklarıdır’. Ve bunların ardındakiler, iyi davranıp, iffetli olmak, zina yapmamak şartıyla mallarınızla ‘evlilik bağışı ile’ istemeniz size helâl kılındı ‘izin verildi’. Artık onlardan istifade ettiyseniz, o hâlde zorunlu kılınan evlilik bağışını onlara verin. Ve bu zorunlu kılınandan ‘evlilik bağışının’ ardından, razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda sizin üzerinize vebal yoktur. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:25       Ve sizden kim, samimiyetle inanan ve iffetli kadınları nikâhlamak için mali güce sahip değilse, o hâlde ellerinin altındaki genç samimiyetle inanan savaş esirlerinden evlensin. Ve Allâh sizin inancınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz ‘birbirinizin soylarındansınız’. Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla, sahiplerinin izniyle ve evlilik bağışını geleneklere uygun olarak verip onları nikâhlayın. Ancak, evli olduğu hâlde zina yaparlarsa, o hâlde hür kadınlara uygulanan azabın yarısı kendilerine uygulanır. İşte bu sizden ‘aranızdan, zina edip’ günaha girmekten korkan kimseler içindir. Ve sabretmeniz sizin için hayırlıdır. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:26       Allâh size ‘izin verileni ve yasağı’ açıkça belli etmek ve sizi, sizden öncekilere uygulanan sünnetlere ‘İlâhî hükümlere’, razı olduğu yolu idrak ettirmek ve tövbelerinizi kabul etmeyi diler. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:27       Ve Allâh sizin tövbenizi kabul etmeyi diler. Ve tutkularına uyanlar ‘kötü arzuların esiri olanlar’ ise, sizin büyük bir eğilimle ‘tutkularınıza’ meyletmenizi isterler.

 

4:28       Allâh, sizden ‘tövbelerinizin kabulüyle vicdanınızı’ hafifletmeyi diler. Ve insan ‘tutkularına’ zayıf yaratıldı.

 

4:29       Ey samimiyetle inananlar! Sizden rızanızla yaptığınız ticaret olmaksızın mallarınızı kendi aranızda gerekçesiz yemeyin. Ve canlarınıza ‘kıyıp kendinizi’ öldürmeyin. Şüphesiz Allâh, siz inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:30       Ve kim, bunu ‘yasaklananları’ düşmanca ‘niyetle’ ve zulümle ‘haksız yere’ yaparsa, o hâlde biz onu yakında ‘âhirette’ ateşe maruz bırakacağız. Ve işte bu, Allâh için kolaydır.

 

4:31       Eğer yasaklandığınız şeylerin büyüklerinden kaçınırsanız, kötülüklerinizi ‘günahlarınızı’ örteriz ve sizi ikram ‘olunacağınız’ bir yere dâhil ederiz.

 

4:32       Ve Allâh’ın bazınızı bazınıza üstün kıldığı şeyleri ‘verdiği rızkı’ dilemeyin. Erkekler için kazandıkları şeylerden bir hisse vardır ve kadınlar için de kazandıkları şeylerden bir hisse vardır. Ve Allâh’tan, O’nun lütfundan isteyin. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir.

 

4:33       Ve anne- babanın ve yakın akrabaların bıraktıkları şeylerden ‘mirastan’ her biri için ‘erkek ve kadını’ mirasçılar yaptık. Ve artık yeminlerinizin bağladığı kimselere de ‘söz verdiğiniz kimselere de’ hisselerini verin. Şüphesiz Allâh, her şey üzerine her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında ve şahittir.

 

4:34       Erkekler, mallarından ‘evlilik bağışı ve aile geçimi için’ harcamaları sebebiyle ve Allâh’ın, onların ‘insanların’ bazılarını bazılarından üstün kılması sebebiyle, kadınların üzerinde kollayıcılardır. Bu yüzden, iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yapan kadınlar itaatkâr olanlardır. Allâh’ın ‘onları ve haklarını’, koruduğu gibi, onlar da bu sebepten gizliyi korurlar. Ve itaatsizliklerinden korktuğunuz ‘gözü dışarda kadınlara’ ise nasihat edin. Ve ‘ısrar ederlerse’ yataklarında yalnız bırakın. Ve ‘yine de itaat etmezlerse’ onlara vurun. Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhlerine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allâh, kudretli, yücedir, sınırsız büyüktür.

 

4:35       Ve eğer korkarsanız, ikisinin ayrılmasından, o hâlde onun ‘erkeğin’ ailesinden bir hakem ve onun ‘kadının’ ailesinden bir hakem gönderin. İkisi de ‘karı-koca’ arayı düzeltmeyi isterlerse, Allâh onların aralarının düzelmesinde onları başarılı kılar. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir, haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

4:36       Ve Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin. Ve O’na hiçbir şeyi benzer yakıştırmayın. Ve anne-babaya iyi davranın. Ve akrabaya ve yetimlere ve yoksullara ve yakın komşuya ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altında sahip olduklarınıza ‘size bağımlı olanlara’ da. Şüphesiz Allâh, kibirli olan, övünen kimseleri sevmez.

 

4:37       O kimseler ki, cimridirler ve insanlara cimriliği emrederler. Ve Allâh’ın, onlara lütfundan verdiği şeyi gizlerler. Ve Biz ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar için alçaltıcı azap hazırladık.

 

4:38       Ve o kimseler ki, mallarını insanlara gösteriş için harcarlar. Ve Allâh’a samimiyetle inanmazlar ve âhiret gününe de… Ve kime şeytan arkadaş olursa, o hâlde ne kötü arkadaşlıktır ‘bu’.

 

4:39       Ve ne olurdu, onlar da Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inananlar olsalardı. Ve Allâh’ın, kendilerine verdiği rızıktan ‘Allâhü Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapsalardı. Ve Allâh, onları en iyi bilendir.

 

4:40       Şüphesiz Allâh, zerre kadar eziyet etmez. Ve eğer bir iyilik yaparsanız, onu arttırır. Ve katından büyük mükâfat verir.

 

4:41       Artık her türlü milletten bir şahit ‘inancına tanıklık edecek elçi’ getirdiğimizde ve seni de bunların aleyhlerine şahit getirdiğimizde ‘hâlleri’ nasıl olacak?

 

4:42       İzin günü ‘Allâhü Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü’, arzularlar ki ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ve elçiye asi olanlar ‘karşı gelenler’, kendilerinin dümdüz ‘yerle bir’ olmalarını. Ve ‘inkâr ettikleri hiçbir’ sözü, Allâh’tan gizleyemezler.

 

4:43       Ey samimiyetle inananlar! Sarhoşken ve ne söylediğinizi bilinceye kadar ve boy abdestini gerektiren hâlde ki, yolcu olmanız hariç, boy abdesti alıncaya kadar, ibadete ‘namaza’ yaklaşmayın. Ve eğer hasta veya yolculuktaysanız veya aranızdan biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş ‘ilişkiye girmiş’ fakat su bulamamışsanız, o hâlde temiz toprağa yönelip, ‘niyet edip’ böylelikle ondan yüzlerinize ve ellerinize hafifçe sürün. Şüphesiz Allâh, affedici olandır, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır.

 

4:44       Görmedin mi? O kimseleri ki, kitaptan ‘hakikat bilgisinden’ nasip verildi ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’. Şaşkınlığı ‘nasıl da’ satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.

 

4:45       Ve sizin düşmanlarınızı en iyi Allâh bilir. Ve yeter Allâh, samimi dost, işlerini yoluna koyan, lütfeden ‘olarak’. Ve yeter Allâh, yardım eden ‘olarak’.

 

4:46       Kimi Yahudiler, ‘Tevrât’taki’ kelimeleri yerlerinden değiştirip tahrif ediyorlar ‘manalarını bozuyorlar’ ve dillerini eğip bükerek ve dîni ‘İlâhi esasları’ yererek derler ki: „İşittik ve isyan ettik.“. Ve işit, işitmez olası ve „râinâ; bizi gözet“, ‘İbranicede: ahmak, davar gibi güdülmek’. Ve eğer onlar: „İşittik ve itaat ettik“ ve işit ve „unzurnâ; bize bak“ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Ve lâkin Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmaları sebebiyle onları lânetledi. Artık onların pek azı hariç, samimiyetle inanmazlar.

 

4:47       Ey kendilerine kitap verilenler ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Beraberinizdeki şeyi ‘hakikat bilgisini’ onayan, indirdiğimiz bu şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ yüzleri silmemizden, böylelikle onları arkalarına döndürmemizden ‘âhirette gösterilip, tekrar bilinçler silinip eski hâllerine döndürmeden’ önce veya Cumartesi ‘hürmetini yerine getirmeyen’ ahalisini lânetlediğimiz gibi onları da lânetlemeden önce samimiyetle inanın. Ve Allâh’ın emri ‘mutlaka daima’ yerine gelmiştir.

 

4:48       Şüphesiz Allâh, O’na benzer yakıştırılmasını bağışlamaz. Ve bundan başka şeylerde dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi bağışlar. Ve kim, Allâh’a benzer yakıştırırsa, o hâlde büyük günah işleyerek iftira etmiştir.

 

4:49       Görmedin mi? O kimseleri ki, nefsaniyetlerini temize çıkarırlar. Aksine, ancak Allâh, dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi ‘günahlardan’ arındırır. Ve hurma çekirdeğinin ince lifi kadar ‘bile’ zulmedilmezler.

 

4:50       Bak, Allâh üzerine nasıl iftira ediyorlar. Ve yeter ‘bu onlara’ apaçık günah ‘olarak’.

 

4:51       Görmedin mi? O kimseler ki ‘Yahudiler ve Hristiyanlar, kendilerine’ kitaptan ‘hakikat bilgisinden’ nasip verildi. Cibte ‘kâhinlere, mabutlara, putlara ve uydurma her şeye’ ve tâğut’a ‘Allâh’a sırt çeviren herkese’ inanıyorlar ve ‘hakikati’ inkâra şartlanmışlar için derler ki: „Bunlar samimiyetle inananlardan daha doğru bir yoldadır.“.

 

4:52       İşte onlar… O kimseler ki, Allâh onlara lânet etti. Ve Allâh kimi lânetlerse, artık asla bulamazsın onun için yardımcı.

 

4:53       Yoksa onların saltanat, hükümranlıktan bir nasibi mi var? O zaman, insanlara hurma çekirdeğinin üzerindeki oyuğu dolduracak kadar bile ‘rızık’ vermezlerdi.

 

4:54       Yoksa onlar, Allâh’ın lütfundan insanlara verdiği şeylere çekememezlik mi ediyorlar? Doğrusu Biz, İbrâhîm ailesine ‘soyuna’ kitap ‘hakikat bilgisini’ ve idrak ‘yetisi’ vermiştik. Ve onlara büyük saltanat, hükümdarlık verdik.

 

4:55       Artık onlardan kimi ona ‘hakikat bilgisine’ samimiyetle inandı ve onlardan kimi de ondan alıkoymaktadır. Ve yeter ‘hakikat inkârcılarına’ alevli ateş cehennem.

 

4:56       Muhakkak o kimseler ki, âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır. Onları yakında ‘âhirette’ ateşe maruz bırakacağız. Onların derileri her defasında kavruldukça, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:57       Ve o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Yakında onları zemininden ırmaklar akan cennetlere dâhil edeceğiz; kalıcılardır onun içinde ebedî. Onlaradır orada hoş eşler. Ve onları güzel ‘ne sıcak-ne soğuk, tam kararında’ bir gölgeye dâhil edeceğiz.

 

4:58       Şüphesiz Allâh, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Şüphesiz Allâh, bununla size ne güzel nasihat ediyor. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, her hâliyle görendir.

 

4:59       Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a itaat edin ve elçiye de itaat edin ve aranızdan olan emir sahiplerine de ‘hüküm veren yetkililere de’. Bundan sonra eğer bir şey hususunda ‘birbirinizle’ çekişirseniz, o hâlde Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inanıyorsanız, onu, Allâh’a ve elçisine havale edin. İşte bu hayırlıdır ve netice bakımından daha iyidir.

 

4:60       Görmedin mi? O kimseleri ki, sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve senden önce indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’ inanmış olduklarını zannediyorlar. Ve o’nu ‘tâğut’u’ inkâr etmekle emrolundukları hâlde tâğut’un ‘Allâh’a sırt çeviren herkesin’ önünde muhakeme olunmayı istiyorlar. Ve şeytan, onları uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlıkla saptırmak istiyor.

 

4:61       Ve denildiği zaman onlara: „Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ ve elçiye gelin.“, ikiyüzlülük yapanların tutulup senden ayrıldıklarını görürsün.

 

4:62       Öyleyse, nasıl olur da ellerinin sunduğu şeyler ‘günahlar’ sebebiyle onlara bir musibet isabet ettiğinde ‘Ömer a.s.’ın öldürdüğü nifak çıkaranın diyetini istemek için’, sonra Allâh’a yemin ederek sana gelirler ‘derler ki’: „İsteğimiz, iyilik etmek ve ‘iki hasmın’ aralarını uzlaştırmaktan başka ‘bir şey’ değildir.“.

 

4:63       İşte onlar… O kimseler ki, Allâh onların kalplerinde olan her şeyi biliyor. Artık onları umursama. Onlara nasihat et ve onlara benlikleri hakkında etkileyici söz söyle.

 

4:64       Ve Biz göndermedik, ‘hiç’ bir elçiyi, Allâh’ın izniyle kendilerine itaat edilmesi dışında. Ve onlar benliklerine eziyet ediyor olduklarında, eğer sana gelselerdi, bu yüzden Allâh’tan bağışlanma isteselerdi ve elçi de onlar için bağışlanma isteseydi, elbette bulurlardı Allâh’ı, itaate dönenin tövbelerini kabul eden, cezadan vazgeçen, inançlıları esirgeyen, bahşeden.

 

4:65       Fakat hayır ve Rabbin için ki; aralarında çekiştikleri şey hakkında, seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükmün ‘yerine getirilmesine’ canlarında güçlük duymaksızın ‘itirazsız’, tam bir teslimiyetle ve teslim olmadıkça samimiyetle inanmış olmazlar.

 

4:66       Ve eğer üzerlerine: „Canlarınızı öldürün ‘feda edin’ veya „yurtlarınızdan çıkın.“ yazsaydık ‘zorunlu kılsaydık’, aralarından pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ve eğer onlar, kendilerine nasihat edilen şeyi yapıyor olsalardı, elbette kendileri için daha hayırlı ve ‘inançlarının’ sabitliği ‘sağlamlığı’ daha şiddetli olurdu.

 

4:67       Ve o zaman, Biz onlara, elbette katımızdan büyük mükâfat verirdik.

 

4:68       Ve onları, elbette ‘razı olduğumuz’ doğru yola yönlendirirdik.

 

4:69       Ve kim, Allâh’a ve elçiye itaat ederse o hâlde işte onlar, Allâh’ın, kendilerine iyi hâl verdiği peygamberlerle ve sözünde samimi, hakikati kabul edenlerle ve şehitlerle ve iyi ahlâk sahipleriyle beraberlerdir. İşte onlar ne güzel arkadaştır.

 

4:70       İşte bu lütuf Allâh’tandır. Ve yeter Allâh, en iyi bilen ‘olarak’.

 

4:71       Ey samimiyetle inananlar! Silahlarınızı alın. Artık bölükler hâlinde veya toplu olarak savaşa çıkın.

 

4:72       Ve mutlaka aranızdan bazıları vardır ki, elbette o kimseler, mutlaka ‘savaşa katılmakta’ yavaş davranır. Sonra da eğer size bir musibet isabet ederse, der ki: „Allâh bana lütufta bulundu da o zaman ben onlarla beraber şehit olmadım.“.

 

4:73       Ve elbette eğer gerçekten Allâh’tan size bir lütuf ‘zafer’ isabet ederse, sanki sizlerle ve onun arasında bir görüşme olmamış gibi elbette, der ki: „Keşke ben de onlarla beraber olsaydım, böylelikle başarı, kurtuluş kazansaydım.“.

 

4:74       Artık dünya hayatını ‘geçici bir menfaati’, âhiret hayatı karşılığında satanlar, Allâh yolunda savaşsınlar. Ve kim, Allâh yolunda savaşırken öldürülür veya galip gelirse, o hâlde yakında ‘âhirette’ ona vereceğiz büyük mükâfat.

 

4:75       Ve size ne oluyor ki Allâh yolunda ve: „Rabbimiz! Halkı zalim olan bu şehirden bizi çıkar ve katından bir samimi dost ve katından bize bir yardımcı ver.“ diyen aciz bırakılan, güçsüz erkekler, kadınlar ve evlatlar için savaşmıyorsunuz?

 

4:76       O kimseler ki, samimiyetle inanırlar, Allâh yolunda savaşırlar. Ve inkârcılar ise tâğut’un ‘Allâh’a sırt çeviren herkesin’ yolunda savaşırlar. O hâlde şeytanın dostlarıyla savaşın. Muhakkak şeytanın hilesi zayıftır ‘acizdir’.

 

4:77       Görmedin mi? O kimseleri ki, kendilerine denildi ki: „Ellerinizi ‘savaşmaktan’ çekin ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın ve zekât verin.“. Oysaki üzerlerine savaş yazıldığında ‘zorunlu kılındığında’, aralarından bir kısmı, ‘düşmanları olan’ insanlardan, Allâh’tan korkar gibi veya daha şiddetli bir korkuyla korkarlar ve derler ki: „Rabbimiz! Neden savaşı üzerimize yazdın ‘zorunlu kıldın’, bizi yakın bir vadeye kadar erteleseydin ya? “. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Dünya menfaati azdır ve âhiret ise ‘günahlardan’ korunan kimseler için daha hayırlıdır.“. Ve hurma çekirdeğinin ince lifi kadar ‘bile’ zulmedilmezsiniz.

 

4:78       Nerede olursanız olun, ölüm size yetişir. Ve ‘hatta’ yükseklerde ‘Yıldız’ burçlarında olsanız bile. Ve eğer onlara iyilik isabet ederse derler ki: „Bu Allâh’tandır.“. Ve eğer onlara kötülük isabet ederse derler ki: „Bu sendendir.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Hepsi Allâh katındandır.“. Fakat ne oluyor bu topluma ki, sözü idrak etmiyorlar?

 

4:79       Sana iyiliğe ait şeyden ne isabet ederse, ancak Allâh’tandır. Ve sana kötülüğe ait şeyden ne isabet ederse, o hâlde o, nefsaniyetindendir. Ve seni gönderdik insanlara elçi. Ve yeter Allâh, her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahit ‘olarak’.

 

4:80       Kim, elçiye itaat ederse, ancak Allâh’a itaat etmiş olur. Ve kim, dönüp giderse, o hâlde Biz seni göndermedik onların üzerine muhafız.

 

4:81       Ve derler ki: „İtaat ettik. ‘Baş üstüne’ “. Ne var ki, senin yanından çıktıklarında, aralarından bir grup, senin söylediğinden başkasını, geceleyin gizlice kurarlar. Ve Allâh, onların gece kurdukları şeyi yazıyor. Artık onları umursama. Ve Allâh’a itimat et. Ve yeter Allâh, her hususta idareyi üstlenen, itimat edilen ‘olarak’.

 

4:82       Hâlâ Kur’ân’ı ‘derinliğine’ düşünmezler mi? Ve eğer Allâh’tan başkasının katından olsaydı, onun içinde elbette birçok çelişki bulurlardı.

 

4:83       Ve onlara emniyet veya korku haberi geldiğinde onu ifşa ederler. Ve eğer onu elçiye ve kendilerinden olan emir sahiplerine ‘kimseye ifşa etmeden, hüküm veren yetkililere’ döndürselerdi, aralarından onun ‘o haberin’ iç yüzünü araştıranlar elbette ‘gerçeği’ bilirlerdi. Ve Allâh’ın lütfu ve şefkati, bağışlaması üzerlerinize olmasaydı, ‘birçok işinizde’ azınız hariç, elbette şeytana uyardınız.

 

4:84       Öyleyse Allâh yolunda savaş. Sen canından başkasıyla sorumlu tutulmazsın. Ve samimiyetle inananları da teşvik et. Ola ki Allâh, o ‘hakikati’ örtenlerin ağır baskılarını ‘üzerinizden’ çeker. Ve ‘ancak’ Allâh, güç olarak şiddetlidir ve ibretlik cezası daha şiddetlidir.

 

4:85       Kim, bir iyiliğe şefaatle yardım ederse ‘iyi bir davaya aracı olursa’, ondan onun ‘sevap’ hissesi olur. Ve kim, kötülüğe bir şefaatle ‘günah işlenmesine’ yardım ederse, onun da ondan ‘günahtan’ payı olur. Ve Allâh, her şey üzerine karşılığını veren, koruyup kollayan, yarattıklarına rızıklarını ulaştırandır.

 

4:86       Ve bir selâmla selâmlandığınızda, o hâlde siz, ondan daha iyisiyle selâm verin veya onu ‘aynen’ iade edin. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde hesabı ‘noksansız görendir’.

 

4:87       Allâh ki, O’ndan başka İlâh yoktur. Sizi, hakkında şüphe olmayan kıyâmet gününde elbette bir araya toplayacaktır. Ve kimdir, Allâh’tan daha doğru sözlü?

 

4:88       O hâlde size ne oluyor ki, ikiyüzlülük yapanlar için ikiye bölündünüz. Ve Allâh, onları tepetaklak etti ‘inkâra çevirdi’ kazandıkları ‘günahlar’ sebebiyle. Allâh’ın saptırdığı kimseyi yönlendirmek mi istiyorsunuz? Ve Allâh, kimi ‘inkârı sebebiyle’ şaşkın bırakırsa, artık asla bulamazsın onun için bir yol.

 

4:89       Arzuladılar ki, ‘kendilerinin’ inkâr ettikleri gibi, nankör olun ve böylelikle ‘onlarla’ eşit olun. Artık Allâh yolunda hicret ‘göç’ edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin. Bundan sonra eğer ‘düşmanlığa’ yönelirlerse, o hâlde onları nerede bulursanız alın ‘yakalayın’ ve onları öldürün. Ve edinmeyin onlardan samimi dost ve yardımcı.

 

4:90       Sizlerle aralarında kesin söz ‘anlaşma’ olan bir topluma sığınanlar veya sizlerle savaşmaktan veya kendi toplumlarıyla savaşmaktan göğüsleri daralmış olarak size gelenler hariç ‘dokunulmazdır’. Ve eğer Allâh dileseydi, elbette onları, üzerlerinize salardı, o zaman sizlerle elbette savaşırlardı. O hâlde eğer sizden uzak durur, artık sizlerle savaşmazlarsa ve size barış teklif ederlerse, o hâlde Allâh, onların üzerlerine ‘saldırmanız için’ size bir yol ‘yetki’ vermemiştir.

 

4:91       Başkalarını da bulacaksınız ki, hem sizden güvende olmayı ve kendi toplumlarından güvende olmayı isterler. Her defasında fitneye ‘sapkınlığa’ döndürülseler, ona balıklama daldılar. Eğer bundan sonra sizden uzak durmazlar ve barış teklif etmezler ve ellerini sizden çekmezlerse, o hâlde onları nerede bulursanız alın ‘yakalayın’ ve öldürün. Ve işte size, onlara ‘saldırmanız için’ apaçık yetki verdik.

 

4:92       Ve bir inançlının, bir inançlıyı öldürmesi, kasıtsız olması dışında olamaz. Ve kim, bir inançlıyı kasıtsız öldürürse, o hâlde bir inançlı köle azat etmesi ve ölenin ailesine de diyet teslim edilmiş olması gerekir, onların ‘o diyeti’, sadaka olarak bağış yapmaları başka. Fakat o ‘hatayla öldüren’ eğer, size düşman bir toplumdan olup ve o inançlılardan ise, o hâlde bir inançlı köle azat etmesi gerekir. Ve eğer sizlerle arasında kesin söz ‘anlaşma’ olan bir toplumdan ise, o hâlde ölenin ailesine teslim edilmiş bir diyet ve bir inançlı köle azat etmesi gerekir. Fakat ‘bunları’ yapmaya imkân bulamayan kimse ise, o hâlde tövbesinin Allâh tarafından kabulü için, artarda iki ay oruç tutsun. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:93       Ve kim, bir inançlıyı kasıtlı öldürürse, o hâlde onun cezası, içinde kalacağı cehennemdir. Ve Allâh ona öfkelenmiş ve ona lânet etmiştir ve onun için büyük azap hazırlamıştır.

 

4:94       Ey samimiyetle inananlar! Allâh yolunda ‘savaşmak üzere’ yolculuğa çıktığınızda artık ‘inançlıyı ayırt etmek için’ iyice araştırıp açığa çıkarın. Ve size selâm verip ‘teslim olan’ kimseye, dünya hayatının geçici menfaatini isteyerek: „Sen samimiyetle inanmış değilsin.“ demeyin. Ancak Allâh katında ganimet çoktur. Daha önce siz de bunun gibiydiniz, ne var ki Allâh, sizin üzerinize lütuf verdi ‘hakikate yönlendiren yolu idrak ettiniz’. O hâlde iyice araştırıp açığa çıkarın. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

4:95       Özür sahibi olmaksızın, inançlılardan oturanlarla ‘seferden geri kalanlarla’, Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla ‘Allâh için’ savaşanlar aynı değildir. Allâh, mallarıyla ve canlarıyla savaşanları derece bakımından, oturanlardan ‘kalanlardan’ üstün kıldı. Ve Allâh hepsine en güzelini vadetti. Ve Allâh, savaşanları büyük mükâfatla oturanlardan ‘kalanlardan’ üstün kıldı.

 

4:96       ‘Onlara’ O’ndan ‘Allâhü Teâlâ’dan’ dereceler ve bağışlanma ve şefkat, lütuf vardır. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:97       Muhakkak o kimseler ki, melekler, ‘İslâm’ı yaşamaya elverişsiz ortamda yaşayıp’ benliklerine zulmedenleri vefat ettirirken derler ki: „Siz neredeydiniz? “. ‘Onlar da’ Derler ki: „Biz yeryüzünde aciz bırakılan, güçsüz kimselerdik.“. ‘Melekler’ Derler ki: „Allâh’ın yeryüzü geniş değil miydi? O hâlde orada ‘bir yerden bir yere’ hicret ‘göç’ etseydiniz!“. O hâlde işte onlar… Onların varacakları yer cehennemdir. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’.

 

4:98       ‘Ancak, göç için’ Çaresiz erkeklerden ve kadınlardan ve evlatlardan, hiçbir çareye gücü yetmeyen ve bir yola ulaşamayanlar hariç.

 

4:99       O hâlde işte onlar… Ola ki Allâh affeder onları. Ve Allâh, affedici olandır, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır.

 

4:100     Ve kim, Allâh yolunda hicret ‘göç’ ederse, yeryüzünde göç edilecek yerler, birçok geniş ‘imkânlar’ bulur. Ve kim, Allâh ve O’nun elçisine hicret ‘göç’ etmek için evinden çıkar, sonra da kendisine ölüm yetişirse, artık onun mükâfatı Allâh üzerine ‘Allâhü Teâlâ’ya ait’ olmuştur. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:101     Ve yeryüzünde ‘savaş’ yolculuğuna çıktığınızda, eğer korkarsanız, ‘hakikati’ örtenlerin size fitnelik ‘zarar’ edeceklerinden, o hâlde ibadeti ‘namazı’ kısaltmanızda üzerinize vebal yoktur. Mutlaka ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış olanlar, sizin için apaçık düşmandır.

 

4:102     Ve onların aralarında olduğunda, onlara ibadeti ‘namazı’ kıldırdığında, öyle ki aralarından bir grup seninle beraber ‘namaza’ dursun ve silahlarını da ‘yanlarına’ alsınlar, böylelikle diğerleri secde ettikleri zaman, sizin arkanızda olsunlar. Ve ibadet etmemiş ‘namaz kılmamış’ olan grup da gelsin, böylelikle seninle beraber ibadetlerini etsinler ‘namazlarını kılsınlar’, koruma tedbirlerini ve silahlarını da alsınlar. ‘Hakikati’ Örtenlerin, silahlarınızdan ve mühimmatınızdan habersiz olmanızı ve nihayet üzerinize bir tek baskınla hücum yapmayı isterler. Ve yağmur sebebiyle size eziyet oldu veya hasta olduysanız, silahlarınızı bırakmanızda üzerinize vebal yoktur. Ve korunma tedbirlerinizi de alın. Şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar için alçaltıcı azap hazırlamıştır.

 

4:103     Nihayet ibadeti ‘namazı’ bitirdiğinizde artık ayaktayken ve otururken ve yan üstü uzanmışken ‘sürekli’ Allâh’ı hatırda tutun. Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuzda, ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince tamamlayın. Muhakkak ibadet ‘namaz’, samimiyetle inananlar üzerine vakitleri belirlenmiş ‘olarak’ yazıldı ‘zorunlu kılındı’.

 

4:104     Ve ‘düşmanınız olan’ toplumu aramaktan ‘onlar toparlanamadan takip etmekten’ yılmayın. Ayrıca eğer siz acı çekiyorsanız mutlaka onlar da acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Ve siz, onların ümit etmedikleri şeyleri Allâh’tan ‘alacağınızı’ ümit ediyorsunuz. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:105     Şüphesiz Biz, sana kitabı ‘hakikat bilgisini’ adalet gereğince indirdik ki, insanlar arasında Allâh’ın sana gösterdiği şeylerle hükmet. Ve ‘güveni kötüye kullanan, zaafına veya şeytana uyup’ ihanet edenlere savunucu olma.

 

4:106     Ve Allâh’tan bağışlanma iste. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:107     Ve ‘güveni kötüye kullanan, zaafına veya şeytana uyup’ benliklerine ihanet edenleri savunma. Şüphesiz Allâh, ihanet eden günahkâr kimseleri sevmez.

 

4:108     ‘Onlar’ İnsanlardan gizlerler ve Allâh’tan gizleyemezler. Ve O ‘Allâhü Teâlâ’, razı olmayacağı sözlerle geceleyin gizlice kurguladıkları şeyleri düzenlerlerken, onlarla beraberdir. Ve Allâh, yaptıkları şeyi kuşatandır.

 

4:109     İşte siz busunuz; dünya hayatında onları savundunuz, ya kıyâmet günü onlardan yana kim, Allâh ile mücadele edecek veya kim, onlara himayeci olacak?

 

4:110     Ve kim, kötülük yapar veya ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliğine zulmeder, sonra da Allâh’tan bağışlanma isterse, bulur Allâh’ı, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayan, inançlıları esirgeyen, bahşeden.

 

4:111     Ve kim, bir günah kazanırsa, o hâlde onu ancak benliğine kazanır. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:112     Ve kim, hata yaparak veya bir suç işleyerek günah kazanır, sonra atar ona ‘suça’ uzak olana, o hâlde o, iftirayı ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.

 

4:113     Ve eğer Allâh’ın lütfu ve O’nun şefkati, bağışlaması üzerine olmasaydı, aralarından bir grup elbette seni şaşırtmaya yeltenecekti. Ve ‘onlar’ nefsaniyetlerinden başkasını saptıramazlar ve sana bir şeyle zarar veremezler. Ve Allâh, sana kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümler indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Ve Allâh’ın üzerindeki lütfu büyüktür.

 

4:114     ‘Onların’ Gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Sadaka vermeyi veya iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emreden kimsenin konuşması başka. Ve kim Allâh rızasını istemek için bunları yaparsa, o hâlde yakında ‘âhirette’ vereceğiz ona büyük mükâfat.

 

4:115     Ve kim, ona, yönlendirilme açıkça belli olmasının ardından, elçiye karşı gelir ve samimiyetle inananların yolu dışında bir yola uyarsa, onu yöneldiği şeye ‘inkâra’ döndürürüz ve onu cehenneme maruz bırakırız. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’.

 

4:116     Şüphesiz Allâh, O’na benzer yakıştırılmasını bağışlamaz. Ve bundan başka şeylerde dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi bağışlar. Ve kim, Allâh’a benzer yakıştırırsa, o hâlde uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlıkla sapmıştır.

 

4:117     ‘Allâhü Teâlâ’ya benzer yakıştıranlar’ O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ yanı sıra, dişileri ‘dişi olarak tanımladıkları Lât ve Uzzâ gibi putları’ davet ederler ‘taparlar’. Ve isyankâr şeytandan başkasını davet etmezler.

 

4:118     Allâh, ona ‘şeytana’ lânet etti. Ve ‘şeytan’ dedi ki: „Elbette, Senin kullarından belirli bir nasip ‘yardımcı’ edineceğim.“.

 

4:119     „Ve onları mutlaka saptıracağım. Ve onları mutlaka hurafeye düşüreceğim. Ve mutlaka onlara emredeceğim, bu yüzden onlar mutlaka davarların kulaklarını yaracaklar. Ve onlara emredeceğim, böylelikle mutlaka Allâh’ın yarattığını değiştirecekler.“. Ve kim, Allâh’ın yanı sıra şeytanı dost edinirse, ancak apaçık bir zararla hüsrana uğramıştır.

 

4:120     ‘Şeytan’ Onlara vadeder ve onları hurafeye düşürür. Ve şeytan, onlara aldatmacadan başka ‘bir şey’ vadetmez.

 

4:121     İşte onlar… Onların varacakları yer cehennemdir. Ve ondan kaçış ‘imkânı’ bulamazlar.

 

4:122     Ve o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Yakında onları zemininden ırmaklar akan cennetlere dâhil edeceğiz; kalıcılardır onun içinde ebedî. Allâh’ın vaadi gerçektir. Ve kimdir, sözü Allâh’tan daha doğru, tutarlı?

 

4:123     Sizin hurafelerinizle ve diğer kitapların varislerinin ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ hurafeleriyle değil, kim bir kötülük yaparsa ‘ancak’ onunla cezalandırılır. Ve bulamaz kendisi için, Allâh’tan başka samimi dost ve yardım eden.

 

4:124     Ve kim, iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptıysa, erkeklerden veya kadınlardan ve o samimiyetle inanansa, o hâlde işte onlar, cennete dâhil edilirler. Ve hurma çekirdeğinin üzerindeki oyuğu dolduracak kadar ‘bile’ zulmedilmezler.

 

4:125     Ve kim, dîn ‘İlâhi esaslar’ bakımından o kimseden daha iyidir ki, o, yüzünü Allâh’a, hanif ‘tek bir İlâh’a inanan’ olarak yöneltti, ‘kendini’ teslim etti. Ve o, iyi davranıp, iffetli olandır. Ve İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uydu. Ve Allâh, İbrâhîm’i dost edindi.

 

4:126     Ve Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler. Ve Allâh, her şeyi kuşatandır.

 

4:127     ‘Yâ Muhammed!’ Ve Kadınlar ‘ve onların mirasları’ hakkında senden fetva ‘açıklama’ istiyorlar. De ki: „Onlar hakkında size fetvayı Allâh veriyor; onlar için yazılmış şeyleri ‘zorunlu kılınan mirası’ vermeyip ve kendilerini nikâhlamak istediğiniz yetim kızlara ve aciz bırakılan, güçsüz evlatlara ve yetimlere adil davranmanıza dair size, kitapta ‘Kur’ân-ı Kerim’de’ aktarılan şeyler var.“. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o hâlde şüphesiz Allâh, en iyi bilendir.

 

4:128     Ve eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya umursamamasından korkarsa, artık ikisinin aralarını barışla düzeltmelerinde her ikisinin de üzerine vebal yoktur ve barış hayırlıdır. Nefsaniyetler cimriliğe ‘bencilliğe’ hazır kılınmıştır ‘elverişli yaratılmıştır’. Ve eğer iyi davranır ve ‘günahlardan’ korunursanız, o hâlde mutlaka Allâh, yaptığınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

4:129     Ve kadınlar arasında adaleti sağlamaya hırslanasıya isteseniz de asla güç yetiremezsiniz. Öyleyse ‘biriyle’ büsbütün ilgilenip, ne var ki onu ‘diğerini’ askıdaymış ‘ne kocalı ne kocasız’ gibi bırakmayın. Ve eğer barışı esas alıp ‘geçimsizliği’ düzeltip ve ‘günahlardan’ korunursanız, o hâlde mutlaka Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:130     Ve eğer ‘karı-koca’ ayrılırlarsa, Allâh, ‘imkânlarından’ hepsini yararlandırır. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:131     Ve Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler. Ve andolsun ki; Biz, sizden önce kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenlere ve sizlere de yalnızca Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunmalarını vasiyet ettik. Ve eğer inkâr ederseniz, ne var ki şüphesiz, Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler. Ve Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayandır, yüceltilmeye övgüye lâyık olandır.

 

4:132     Ve Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler. Ve yeter Allâh, her hususta idareyi üstlenen, itimat edilen ‘olarak’.

 

4:133     Eğer O ‘Allâhü Teâlâ’, dilerse sizi giderir ‘yok eder’… Ey insanlar! Ve getirir başkalarını. Ve Allâh, bunun üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

4:134     Kim ‘sadece’ dünya sevabını ‘kazancını’ isterse, o hâlde ‘bilsin ki’, dünya ve âhiret sevabı da ‘mükâfatı da’ Allâh katındadır. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, her hâliyle görendir.

 

4:135     Ey samimiyetle inananlar! Allâh için adaleti kollayıcı şahitler olun; kendileriniz üzerine ‘lehinize’ veya anne-babanıza ve akrabalarınıza olsa bile, zengin veya fakir de olsalar. Çünkü Allâh, ikisine de daha yakındır ‘Allâh gerçeği bilir’. Öyleyse adaletli davranmak için, artık isteklerinize uymayın. Ve eğer dilinizi eğip bükerseniz ‘sözü değiştirirseniz’ veya vazgeçerseniz, o hâlde şüphesiz Allâh, yaptığınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

4:136     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a ve O’nun elçisine ve elçisine indirdiği kitaba ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve daha önce indirdiği kitaba ‘diğer mukaddes kitaplara’ inanın. Ve kim, Allâh’ı ve meleklerini ve kitaplarını ‘hakikat bilgisini’ ve elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse, o hâlde uzak ‘geri dönülmez’ şaşkınlıkla sapmıştır.

 

4:137     Mutlaka o kimseler ki; ‘Yahudiler’ inandılar, sonra ‘buzağıya ibadet edip’ nankörlük ettiler. Sonra yine ‘tövbe edip Tevrât’a’ inandılar; sonra ‘Îsâ a.s.’ı’ inkâr ettiler. Daha sonra da nankörlüklerini artırdılar. Allâh, onları bağışlayacak ve onları ‘razı olduğu’ yola yönlendirecek değildir.

 

4:138     ‘Yâ Muhammed!’ müjdele ikiyüzlülere, onlar için ‘âhirette’ elem azap olduğunu.

 

4:139     O kimseler ki ‘ikiyüzlülük yapanlar’, samimiyetle inananlardan başka, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları dostlar edinirler. Üstünlüğü onların yanında mı arıyorlar? Ancak şüphesiz, kudret tamamen Allâh’ındır.

 

4:140     Ve O ‘Allâhü Teâlâ’, kitapta ‘Kur’ân-ı Kerim’de’ size indirmişti ki: „Allâh’ın âyetlerinin ‘hakikat bilgisinin’ inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, artık ondan başka bir söze dalıncaya kadar, onlarla beraber oturmayın. O zaman, mutlaka siz de onlar gibi olursunuz.“. Mutlaka Allâh, ikiyüzlülük yapanların ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları topluca cehennemde toplayacak olan, varlıkları bir araya getiren, birleştirendir.

 

4:141     O kimseler ki ‘ikiyüzlülük yapanlar’, sabırsızlanırlar, öyle ki, size Allâh’tan bir zafer olunca dediler ki: „Biz sizlerle beraber olmadık mı? “. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların zaferden bir nasibi olduğunda ise dediler ki: „Biz sizin üzerinizi kaplamadık mı ‘siper olmadık mı?’. Ve size inananlardan ‘gelecek tehlikeye’ mâni olmadık mı? “. Artık Allâh, kıyâmet günü sizin aranızda hükmedecektir. Ve Allâh inkârcılara, samimiyetle inananlar aleyhine asla bir yol açacak değildir.

 

4:142     Doğrusu ikiyüzlülük yapanlar, ‘sözde’ Allâh’ı kandırırlar. Ve O ‘Allâhü Teâlâ’, onları kandırandır ‘yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturandır’. Ve onlar, ibadete ‘namaza’ kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allâh’ı pek azı hariç, hatırda tutmazlar.

 

4:143     Onlar ‘ikiyüzlülük yapanlar’, bunların ‘inançlıların ve inkârcıların’ arasında bocalayıp duranlardır. Ne bunlarla ve ne de onlarla olurlar. Ve Allâh, kimi ‘inkârı sebebiyle’ şaşkın bırakırsa, artık asla bulamazsın onun için bir yol.

 

4:144     Ey samimiyetle inananlar! İnançlıları bırakıp, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları dostlar edinmeyin. Aleyhinize, Allâh’a apaçık bir delil mi kılmak istiyorsunuz?

 

4:145     Muhakkak ikiyüzlülük yapanlar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Ve asla bulamazsın onlar için yardımcı.

 

4:146     Tövbe edenler ve durumlarını düzeltenler ve Allâh’a sarılanlar ve dînlerini ‘dîni algılarını’ Allâh için has kılanlar başka. O hâlde işte onlar, samimiyetle inananlarla beraberlerdir. Ve Allâh, yakında ‘âhirette’ samimiyetle inananlara büyük mükâfat verecektir.

 

4:147     Eğer ‘verilen imkânlara’ şükrederseniz ve samimiyetle inanırsanız, Allâh size azabı neylesin? Ve Allâh, şükrün karşılığını cömertçe veren, en iyi bilendir.

 

4:148     Allâh, kötü sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğrayan kişinin ‘söylemesi’ başka. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

4:149     Eğer bir hayrı açıklarsanız veya gizlerseniz veya kötülüğü affederseniz, o hâlde mutlaka Allâh affedici olandır, dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

4:150     Mutlaka o kimseler ki, Allâh’ı ve elçilerini inkâr ederler ve Allâh ve O’nun elçileri arasında ayırım yapmak isterler. Ve derler ki: „Bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz.“. Ve bunların ‘inanmakla inkârın’ arasında bir yol tutmak etmek isterler.

 

4:151     İşte onlar… Onlar, gerçek inkârcılardır. Ve Biz ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar için alçaltıcı azap hazırladık.

 

4:152     Ve o kimseler ki, Allâh’a ve O’nun elçilerine samimiyetle inanırlar ve onların aralarından ‘hiç’ birini ‘diğerinden’ ayırmazlar. İşte onlar ki… Onlara mükâfatları yakında ‘âhirette’ verilecektir. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:153     Diğer kitapların varisleri ‘Yahudiler’ senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Hatta Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişlerdi de dediler ki: „O hâlde bize Allâh’ı açıkça göster.“. Bu yüzden ‘benliklerine’ zulümleri sebebiyle onları bayıltan çarpılma aldı. Sonra onlara açıkça deliller gelmesinin ardından buzağıyı ‘ilâh’ edindiler. Ancak ‘buna rağmen’ onları bundan affettik ve Mûsâ’ya apaçık kudret verdik.

 

4:154     Ve kesin sözleri sebebiyle Tur’u ‘Sînâ’daki Tur dağını’ onların üstüne yükselttik. Ve onlara dedik ki: „Bu kapıdan secde ederek girin.“. Ve onlara dedik ki: „Cumartesi gününde sınırları aşmayın.“. Ve onlardan kati, kesin söz aldık.

 

4:155     Ancak, onların kesin sözlerini bozmaları ve Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve onların „Bizim kalplerimiz kılıflı ‘bize ne söylersen kâr etmez’ “; sözleri sebebiyle. Aksine Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmaları sebebiyle onların ‘kalplerinin’ üzerini mühürledi. ‘Anlamak istemedikleri sebebiyle idrak kuvveleri kilitlidir. Artık onların pek azı hariç, samimiyetle inanmazlar.

 

4:156     Ve onların inkârları ve Meryem’e ‘babasız meçhul evlat doğurdu’ sözleri büyük iftiradır.

 

4:157     Ve onların, „Doğrusu Allâh’ın elçisi Meryem’in oğlu Îsâ Mesih’i biz öldürdük.“ sözleri ‘iftiradır’. Ve onu öldürmediler ve onu asmadılar. Fakat ‘öldürülen kişi’ onlara, ‘Îsâ a.s.’a’ benzer olarak gösterildi. Ve doğrusu onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan ‘bu konuda’ elbette şüphe içindeler. Onların, onunla ilgili zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler.

 

4:158     Aksine Allâh, onu Kendi ‘katına’ yükseltti. Ve Allâh daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:159     Ve diğer kitapların varislerinden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’, illâki ‘hepsi’ ölümünden önce mutlaka ona ‘Îsâ a.s.’a’ inanacaklar. Ve o ‘Îsâ a.s.’, kıyâmet günü onların üzerine şahit olur.

 

4:160     Böylelikle, Yahudilerin yaptıkları zulümlerden ve birçoğunu Allâh yolundan alıkoymaları sebebiyle, onlara helâl ‘izin verilen’ temiz ‘rızkı’, aleyhlerine haram kıldık ‘yasakladık’.

 

4:161     Ve ondan yasaklanmış oldukları hâlde ve faiz almaları ve insanların mallarını gerekçesiz yemeleri ‘yüzündendir’. Ve Biz hazırladık, aralarından ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar için ‘âhirette’ elem azap.

 

4:162     Lâkin aralarından ilimde derinleşmiş olanlar ve samimiyetle inananlar, sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve senden önce indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’ inanırlar. Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayanlar ve zekât verenler ve Allâh’a ve âhiret gününe inananlar, işte onlara yakında ‘âhirette’ büyük mükâfat vereceğiz.

 

4:163     Şüphesiz Biz, Nûh’a ve onun ardındaki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ve İshâk’a ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunlarına ve Îsâ’ya ve Eyyûb’a ve Yûnus’a ve Hârûn’a ve Süleymân’a da vahyettik. Ve Dâvûd’a Zebur’u verdik.

 

4:164     Ve daha önce sana bahsettiğimiz elçilere ve sana bahsetmediğimiz elçilere de ‘vahyettik’. Ve Allâh, Mûsâ’ya kelimelerle konuştu.

 

4:165     ‘O’ Elçiler, korkutan ‘kıyâmet ile uyaran ve hakikat bilgisi ve cennet ile’ Müjdeleyiciler ki, insanların, elçilerden sonra Allâh’a karşı ‘kullanabilecekleri’ delili olmasın. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:166     Lâkin Allâh, sana indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’ ilmiyle indirdiğine şahitlik eder. Ve melekler de şahitlik ederler. Ve yeter Allâh, her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahit ‘olarak’.

 

4:167     Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve Allâh yolundan alıkoyarlar. ‘Onlar’ Uzak ‘geri dönülmez’ şaşkınlıkla sapmıştır.

 

4:168     Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmederler. Allâh, onları bağışlayacak ve onları ‘razı olunan’ gidişata yönlendirecek değildir.

 

4:169     Cehenneme gidişat hariç; kalıcılardır ebedî onun içinde. Ve bu, Allâh için kolaydır.

 

4:170     Ey insanlar! Rabbinizden size elçi gelmiştir hak ile ‘amaç için’. O hâlde samimiyetle inanın ki, ‘bu’ sizin için hayırlıdır. Ve eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdekiler de. Ve Allâh, en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

4:171     Ey diğer kitapların varisleri ‘Hristiyanlar!’. Dîninizde ‘dîni algılarınızda’ aşırılık etmeyin ve Allâh üzerine doğru olandan başka ‘bir şey’ söylemeyin. Mesih Îsâ, Meryem’in oğludur ve sadece Allâh’ın elçisi ve O’nun ‘Ol!’ kelimesidir. ‘Cebrâîl a.s.’ Onu Meryem’e aşıladı ve o, Kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allâh’a ve O’nun elçilerine inanın. Ve ‘baba Allâh, oğul Allâh ve kutsal Ruh diye, Allâh’ „Üçtür“; demeyin, vazgeçin, sizin için hayırlıdır. Allâh ancak yegâne İlâh’tır. O’nu, evlat sahibi olmak ‘gibi’ noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzak tutun. Göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler Onun’ dur. Ve yeter Allâh, her hususta idareyi üstlenen, itimat edilen ‘olarak’.

 

4:172     Mesih ‘Îsâ a.s.’, Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmekten asla çekinmez ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ yakınlaştırılmış melekler de. Ve kim, O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmekten çekinir ve büyüklenirse, nihayet ‘Allâhü Teâlâ’ onları topluca yakında Kendi ‘huzurunda’ toplayacaktır.

 

4:173     Ancak, o kimselere ise, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Öyleyse onların mükâfatları onlara tastamam ödenir ve ‘Allâhü Teâlâ’, onlara lütfundan daha da arttırır. Ve ‘Allâhü Teâlâ’ya ibadet etmekten’ çekinen ve büyüklenen kimselere ise, bu yüzden onlara, ‘âhirette’ elem azap ile azap edilir. Ve bulamazlar kendileri için Allâh’tan başka samimi dost ve yardımcı.

 

4:174     Ey insanlar! Rabbinizden size kesin delil gelmiştir. Ve size apaçık bir aydınlık ‘hakikat bilgisi’ indirdik.

 

4:175     Ama ancak, o kimseler ki, Allâh’a samimiyetle inandılar ve ona ‘hakikat bilgisine’ sarıldılar. Bu yüzden yakında ‘âhirette’ onları, Kendisinden bir şefkatin, bağışlanmanın ve lütfun içine dâhil edecek. Ve onları, ‘razı olduğu’ doğru yola yönlendirecektir.

 

4:176     ‘Yâ Muhammed!’ Senden fetva ‘açıklama’ istiyorlar. De ki: Allâh, anne-baba ve evlatsız kimseler hakkında şöyle fetva veriyor. Eğer kişinin ‘erkeğin’ ölümünde onun evladı yoksa ve kız kardeşi varsa, o hâlde bıraktığının yarısı onundur. Ve eğer onun ‘ölen kız kardeşin’ oğlu yoksa o ‘erkek kardeş’, ona ‘kız kardeşe’ varis olur. Fakat eğer iki kız kardeşi varsa, o hâlde bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Ve eğer kadın ve erkek birçok kardeşlerse, o hâlde iki kız kardeş hissesi kadarı erkeğindir. Allâh, şaşırırsınız diye size açıklıyor. Allâh, en iyi bilendir.