4. NİSÂ:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm…’

 

Sığınırım Allâh’a, ‘rahmetinden kovulmuş’ taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’. >16:98<

Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

 

4:1          Ey insanlar! Rabbinize karşı ‘gelmekten’ korunun! O ‘Allâh’ ki; sizleri yaratandır bir tek candan ‘hücreden’; ve ondan ‘hücreden’ onun eşini de yarattı. Ve türetip yaydı onlardan birçok erkekler ve kadınlar. Ve O’nunla ‘Allâh’ın adını anarak’ birbirinize dilekte bulunduğunuz Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun! Ve akrabalık haklarından sakının. Şüphesiz Allâh, üzerinizde gözleyen, tespit edendir.

 

4:2          Ve yetimlere mallarını verin. Ve ‘onlara ait’ temiz ‘mal ile, sizlere ait’ kötüyü değiştirmeyin. Ve onların mallarını kendi mallarınıza ‘ilave edip’ yemeyin. Muhakkak o, büyük suçtur.

 

4:3          Ve eğer korkarsanız, yetimler ‘ile evlenip’ onlara adil davranamamaktan, o hâlde helâl ‘izin verilen, başka’ kadınlardan ikişer ve üçer ve dörder nikâhlayın. Fakat eğer ‘onlara da’ adaletle davranamayacağınızdan korkarsanız o hâlde bir teki ile veya sahip olduğunuz elinizin altındaki ‘savaş esiri, köleyle’ yetinin. İşte bu, hakkaniyetten şaşmamanız için daha uygundur.

 

4:4          Ve kadınlara, evlilik bağışını seve seve verin. Fakat kendi canları isteyerek ondan birazını sizlere bağış olarak ‘geri’ verirlerse o hâlde onu gönül rahatlığıyla yiyin.

 

4:5          Ve vermeyin akıl erdirmekten yoksunlara mallarınızı. O ki, Allâh, sizlere kollamanız ‘için geçim kaynağı’ yaptı. Ve onları rızıklandırın onlarla ‘o mallarla’ ve onları giydirin ve onlara makul söz söyleyin.

 

4:6          Ve yetimleri nikâh çağına ulaşıncaya kadar deneyin. Artık eğer kendilerinde bir olgunluk tespit ederseniz, o hâlde mallarını onlara iade edin. Ve büyüyünce ‘geri alırlar’ diye onları ‘mallarını savurganlıkla’, israf ederek ve aceleye getirerek yemeyin. Ve ‘yetimin malını idare eden’ zengin kimse ise, o hâlde iffetli olsun ‘onun malını yemekten kaçınsın’. Ve fakir kimse ise, o hâlde makul olarak yesin. Nihayet onlara mallarını iade ederken de şahit bulundurun. Ve yeterlidir; Allâh, noksansız hesaplayandır.

 

4:7          Anne-baba ve akrabaların ‘geriye’ bıraktıkları şeyden erkeklere bir hisse ‘miras’ vardır. Ve kadınlara da anne-baba ve akrabaların ‘geriye’ bıraktıkları şeyden bir hisse ‘miras’ vardır. Onun ‘mirasın’ azından veya çoğundan ‘erkeğe ve kadına’ zorunlu kılınmış bir hisse vardır.

 

4:8          Ve hazır olduğu zaman, ‘miras’ paylaşımında ‘miras düşmeyen’ akrabalar ve yetimler ve yoksullar o hâlde onları, ondan ‘mirastan’ rızıklandırın ve onlara makul söz söyleyin.

 

4:9          Ve o kimseler ki, ‘yetimin malını idare edenler’ sakınsınlar. Eğer arkalarında güçsüz olmalarından korktukları evlatlar bıraksalardı, ‘nasıl ki’ onlara ‘zulmedilmesinden’ korkarlardı ‘ise’. Artık Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunsun ve doğru söz söylesinler.

 

4:10       Muhakkak o kimseler ki, yetimlerin mallarını zulümle ‘haksız yere’ yerler. ‘Onlar’ Sadece karınlarına ateş yerler. Ve ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’ yakında maruz kalırlar harlı bir ateşe. >7:16, 7:17, 7:18<

 

4:11       Allâh, sizlere, evlatlarınızın ‘mirası’ hakkında tavsiye ediyor ki: Erkeğe, kadının hissesinin iki misli, fakat eğer kadınlar ikiden fazlaysalar, o hâlde bırakılan şeyin ‘mirasın’ üçte ikisi onlarındır ve eğer o ‘kadın’ bir tek ise, o hâlde yarısı onundur. Eğer ‘ölenin’ evladı varsa, onun ebeveynlerinin her biri için, bıraktığı şeyden ‘mirasın’ altıda biri hisse vardır. Fakat onun evladı yoksa ve ‘sadece’ ebeveynleri mirasçı oluyorsa, o hâlde üçte biri annesinindir ‘kalan babasınındır’. Fakat eğer ölenin kardeşi de varsa, o hâlde altıda biri annesinindir. ‘Bunlar’ Borcu ödenip ve vasiyeti yerine getirilmesinin ardındandır. Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından sizlere daha yakın olduğunu bilemezsiniz. ‘Bu hisseler’ Allâh’tan zorunlu kılınanlardır. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:12       Ve eğer eşlerinizin ‘kadınlarınızın’ evlatları yoksa onların bıraktıkları şeylerden ‘mirasın’ yarısı sizlerindir. Fakat eğer onların evlatları varsa o hâlde bıraktıkları şeylerden ‘mirastan’ dörtte biri sizlerindir. ‘Bunlar’ Yapılan vasiyet veya ‘üzerindeki’ borç ödendikten sonradır. Ve eğer evladınız yoksa bıraktığınız şeylerden dörtte biri onlarındır ‘kadınlarındır’, fakat eğer evladınız varsa o hâlde bıraktığınız şeylerden sekizde biri onlarındır ‘kadınlarındır’. Bu da yaptığınız vasiyet veya borç ‘ödendikten’ sonradır. Ve eğer miras bırakan erkek veya kadının evlâdı ve anne-babası olmayıp, erkek veya kız kardeşi varsa, bu hâlde onların her birine altıda birdir. Fakat eğer bundan daha fazlaysalar, o hâlde onlar üçte bire ortaktırlar. ‘Bunlar, kimseyi’ darlığa düşürmeden borcu ödenip ve vasiyeti yerine getirilmesinin ardındandır. ‘Bunlar, sizlere’ Allâh tarafından vasiyettir. Ve Allâh, en iyi bilendir; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

4:13       Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Ve kim, itaat ederse Allâh’a ve elçisine, ‘Allâh’ onu dâhil eder cennetlere. ‘Cennetin’ Zemininden ırmaklar akar. Kalıcılardır ‘onlar’ onun içinde. Ve işte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

4:14       Ve kim de Allâh’a ve elçisine isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa, onu, ateşe dâhil eder; kalıcıdır onun içinde. Ve onadır alçaltıcı azap.

 

4:15       Ve kadınlarınızdan ‘kadın kadına’ hayâsızlık yapmış olanlara aranızdan dört şahit isteyin. Eğer şahitlik ederlerse o hâlde artık onları, evlerde tutun. Ölümle vefat ettirilinceye kadar veya onlara, Allâh bir yol gösterinceye kadar.

 

4:16       Ve aranızdan onu ‘hayâsızlığı, erkek erkeğe’ yapanlara, onlara artık eziyet edin. Fakat eğer tövbe eder ve durumlarını düzeltirlerse, o hâlde onlara ‘eziyet etmekten’ vazgeçin. Şüphesiz Allâh, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:17       Ancak, Allâh’ın kabul edeceği tövbe, o kimselerin ki… Cahillikle ‘bilgisizlikle’ bir kötülük yapıp sonra, yakınken tövbe ederler. O hâlde işte onlar, Allâh’ın tövbelerini kabul ettiği kimselerdir. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:18       Ve tövbe değildir tövbesi, o kimselerin ki… ‘Onlar’ kötülük yapıyorlardı. Onlardan birine hazır olduğu zaman, ölüm dedi ki: „ Gerçekten ben, şimdi tövbe ettim! “. Ve o kimselerden de ‘tövbe kabul edilmez’. Ve onlar hakikati’ örtmeye şartlanmış olarak ölürler. İşte onlar… Hazırladık onlara, ‘âhirette’ elem azap.

 

4:19       Ey samimiyetle inananlar! Kadınlara zoraki vâris olmanız sizlere helâl değildir ‘izin verilmeyendir’. Ve onlara verdiklerinizin ‘evlilik bağışının’ bir kısmını almak için onları sıkıştırmayın, açıkça yüz kızartıcı işler yapmaları başka. Ve onlarla makul olarak geçinin. Ne var ki eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, o hâlde ola ki, hoşlanmadığınız bir şey hakkında Allâh, ‘iyi nesil gibi’ pek çok hayır oluşturur.

 

4:20       Ve eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz ve onlardan birine yığınla mal ‘evlilik bağışı’ vermiş olsanız dahi, ‘boşandığınızda’ artık ondan bir şeyi geri almayın. >2:229< Onu, iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi alacaksınız?

 

4:21       Ve onu nasıl alırsınız ki? Ve birbirinizle kaynaşmıştınız ve onlar sizlerden kati söz almışlardı.

 

4:22       Ve babalarınızın nikâhladığı kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olan şeyler başka. Muhakkak o, bir hayâsızlıktır ve nefret edilen bir şeydir. Ve ne kötü bir yoldur ‘bu’.

 

4:23       Sizlere ‘şu kadınlarla evlenmeniz’ haram kılındı ‘yasaklandı’. Anneleriniz ve kızlarınız ve kız kardeşleriniz ve halalarınız ve teyzeleriniz ve erkek kardeşin kızları ve kız kardeş kızları ve anneleriniz ki onlar sizleri emzirdi ‘sütanneleriniz’ ve sütanneden kız kardeşleriniz ve kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Ancak, eğer onlarla ‘anneleriyle’ henüz birleşmemişseniz, o hâlde ‘üvey kızlarınızla evlenmenizde’ üzerinize vebal yoktur. Ve soyunuzdan gelen ‘öz’ oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi bir arada toplamanız ‘nikâhlamanız’. Geçmişte olan şeyler başka. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:24       Ve iffetli ‘nikâhlı’ kadınlarla evlenmeniz ‘yasak kılınmıştır’, sahip olduğunuz elinizin altındaki ‘savaş esiri, köle’ başka. ‘Bunlar’ Allâh’ın üzerinize yazdıklarıdır ‘zorunlu kıldıklarıdır’. Ve bunların ardındakiler, iyi davranıp, iffetli olmak, namussuzluk yapmamak şartıyla mallarınızla ‘evlilik bağışı ile’ talip olmanız sizlere helâl kılındı ‘izin verildi’. Artık onlardan istifade ettiyseniz, o hâlde zorunlu kılınan evlilik bağışını onlara verin. Ve bu zorunlu kılınandan ‘evlilik bağışının’ ardından, razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda üzerinize vebal yoktur. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:25       Ve sizlerden kim, samimiyetle inanan ve iffetli kadınları nikâhlamak için mali güce sahip değilse, o hâlde ellerinin altındaki genç, samimiyetle inanan savaş esirlerinden evlensin. Ve Allâh, sizlerin inancını bilir. Sizler ‘aynı soylardan’ birbirinizdensiniz. Öyleyse iffetli yaşamaları, namussuzluk etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla, sahiplerinin izniyle ve evlilik bağışını meşru olarak verip onları nikâhlayın. Ancak, evli olduğu hâlde hayâsızlık yaparlarsa, o hâlde hür kadınlara uygulanan azabın yarısı kendilerine uygulanır. İşte bu ‘esirle evlenme izni, aranızdan, hayâsızlık edip’ günaha girmekten korkan kimseleredir. Ve sabretmeniz ‘daha’ hayırlıdır sizlere. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:26       Diler ki Allâh, ‘izin verileni ve yasağı’ açıkça belli ettirmeyi sizlere. Ve sizleri, ‘razı olduğu doğru yola’ yönlendirmeyi ki, sizlerden önceki kimselerin sünnetleriyle ‘uygulanan İlâhî hükümleriyle’. Ve tövbelerinizi kabul etmeyi. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:27       Ve Allâh diler ki, tövbelerinizi kabul etmeyi. Ve isterler ki, tutkularına uyanlar ‘kötü arzuların esiri olanlar’ ise, sizlerin büyük bir eğilimle ‘tutkularınıza’ meyletmenizi.

 

4:28       Allâh, sizlerden ‘tövbelerinizin kabulüyle vicdanınızı’ hafifletmeyi diler. Ve insan ‘tutkularına’ zayıf yaratıldı.

 

4:29       Ey samimiyetle inananlar! sizlerden rızanızla yaptığınız ticaret olmaksızın mallarınızı kendi aranızda gerekçesiz yemeyin. Ve canlarınıza ‘kıyıp kendinizi’ öldürmeyin. Şüphesiz Allâh, siz inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:30       Ve kim, bunu ‘yasaklananları’ düşmanca ‘niyetle’ ve zulümle ‘haksız yere’ yaparsa, o hâlde onu ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’ >7:16, 7:17, 7:18< yakında ‘âhirette’ ateşe maruz bırakacağız. Ve işte bu, Allâh için kolaydır.

 

4:31       Eğer yasaklandığınız şeylerin büyüklerinden kaçınırsanız, kötülüklerinizi ‘günahlarınızı’ örteriz ve sizleri ikrâm ‘olunacağınız’ bir yere dâhil ederiz.

 

4:32       Ve Allâh’ın bazılarınızı, bazılarınıza üstün kıldığı şeyleri ‘verdiği rızkı’ dilemeyin. Erkeklere kazandıkları şeylerden bir hisse vardır ve kadınlara da kazandıkları şeylerden bir hisse vardır. Ve Allâh’tan, O’nun lütfundan isteyin. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir.

 

4:33       Ve anne- babanın ve yakın akrabaların bıraktıkları şeylerden ‘mirastan’ her biri için ‘erkek ve kadını’ mirasçılar yaptık. Ve artık yeminlerinizin bağladığı kimselere de ‘söz verdiğiniz kimselere de’ hisselerini verin. Şüphesiz Allâh, her şey üzerine her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahittir.

 

4:34       Erkekler, mallarından ‘evlilik bağışı ve aile geçimi için’ harcamaları sebebiyle ve Allâh’ın, onların ‘insanların’ bazılarını bazılarından üstün kılması sebebiyle, kadınların üzerinde kollayıcılardır. Bu yüzden, iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yapan kadınlar itaatkâr olanlardır. Allâh’ın ‘onları ve haklarını’, koruduğu gibi, onlar da bu sebepten ‘kocalarının’ gıyabında ‘mahremiyetini’ korurlar. Ve itaatsizliklerinden korktuğunuz ‘gözü dışarda kadınlara’ ise nasihat edin. Ve ‘ısrar ederlerse’ yataklarında yalnız bırakın. Ve ‘yine de itaat etmezlerse’ onları çıkarın ‘veya’ vurun. Eğer sizlere itaat ederlerse, artık aleyhlerine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allâh, yüce, kudretli, ulu; sınırsız büyük olandır.

 

4:35       Ve eğer korkarsanız, onların aralarındaki uzlaşmazlıktan, o hâlde onun ‘erkeğin’ ailesinden bir hakem ve onun ‘kadının’ ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf ‘arayı’ düzeltmeyi isterlerse, Allâh onları başarılı eyler. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir; haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

4:36       Ve Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin. Ve O’na hiçbir şeyi ortak yakıştırmayın. Ve anne-babaya iyi davranın. Ve akrabaya ve yetimlere ve yoksullara ve yakın komşuya ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmış yolculara ve elinizin altında sahip olduklarınıza ‘savaş esiri, köleye’. Şüphesiz Allâh, böbürlü olan, övünen kimseleri sevmez.

 

4:37       O kimseler ki, cimridirler ve insanlara cimriliği emrederler. Ve Allâh’ın, onlara lütfundan verdiği şeyi gizlerler. Ve hazırladık ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara, ‘âhirette’ alçaltıcı azap.

 

4:38       Ve o kimseler ki, mallarını insanlara gösteriş için harcarlar. Ve Allâh’a samimiyetle inanmazlar ve âhiret gününe de… >6:109, 6:110, 6:111<Ve kime şeytan arkadaş olursa, o hâlde ne kötü arkadaşlıktır ‘bu’.

 

4:39       Ve ne olurdu, onlar da Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inananlar olsalardı. Ve Allâh’ın, kendilerine verdiği rızıktan ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yapsalardı. Ve Allâh, onları en iyi bilendir.

 

4:40       Şüphesiz Allâh, zerre kadar eziyet etmez. Ve eğer bir iyilik yaparsanız, onu arttırır. Ve katından büyük mükâfat verir.

 

4:41       Artık ‘hâlleri’ nasıl olacak? Getirdiğimiz zaman, her türlü milletlerden bir şahit ‘inancına tanıklık edecek elçi’ ve getirdiğimizde seni de bunların aleyhlerine şahit ‘olarak’.

 

4:42       İzin günü ‘Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü’, arzularlar ki ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ve elçiye asi olanlar ‘karşı gelenler’, kendilerinin dümdüz ‘yerle bir’ olmalarını. Ve ‘inkâr ettikleri hiçbir’ sözü, Allâh’tan gizleyemezler.

 

4:43       Ey samimiyetle inananlar! Yaklaşmayın ibadete ‘namaza’, ve sizler sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar; ve boy abdestini gerektiren hâlde ki, yolcu olmanız müstesna, boy abdesti alıncaya kadar. Ve eğer hasta veya yolculuktaysanız veya aranızdan biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş ‘ilişkiye girmiş’ fakat su bulamamışsanız, o hâlde temiz toprağa yönelip, ‘niyet edip’ böylelikle ondan yüzlerinize ve ellerinize hafifçe sürün. Şüphesiz Allâh, affedendir; fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır.

 

4:44       Görmedin mi? O kimseleri ki, Kitap’tan ‘hakikat bilgisinden’ nasip verildi ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’. Şaşkınlığı ‘nasıl da’ satın alıyorlar ve sizlerin de yoldan sapmanızı istiyorlar.

 

4:45       Ve düşmanlarınızı en iyi Allâh bilir. Ve yeterlidir; Allâh, bir dost ‘olarak’. Ve yeterlidir; Allâh, yardım edici ‘olarak’.

 

4:46       Kimi Yahudiler, ‘Tevrât’taki’ kelimeleri yerlerinden değiştirip tahrif ediyorlar ‘manalarını bozuyorlar’ ve dillerini eğip bükerek ve dîni ‘İlâhi esasları’ yererek derler ki: „ İşittik ve isyan ettik. “. Ve işit, işitmez olası ve „ râinâ; bizleri gözet. “, ‘İbranicede: ahmak, davar gibi güdülmek’. Ve eğer onlar: „ İşittik ve itaat ettik. “ ve işit ve „ unzurnâ; bizlere bak. “ deselerdi, elbette ‘daha’ hayırlı olurdu onlara ve daha da doğru. Ve lâkin Allâh, onları lânetledi; ‘hakikati’ örtmeye şartlanmaları sebebiyle. Artık samimiyetle inanmazlar; azı müstesna. >6:109, 6:110, 6:111<

 

4:47       Ey kendilerine Kitap verilenler ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Beraberinizdeki şeyi ‘hakikat bilgisini’ onayan, indirdiğimiz bu şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ yüzleri silmemizden, böylelikle onları arkalarına döndürmemizden ‘âhirette gösterilip, tekrar bilinçler silinip eski hâllerine döndürmeden’ önce veya Cumartesi ‘kutsal şabat tatilinin hürmetini ihlâl eden, Yahudi’ ahalisini >4:154< lânetlediğimiz gibi onları da lânetlemeden önce samimiyetle inanın. Ve Allâh’ın emri ‘mutlaka daima’ yapılmış olur.

 

4:48       Şüphesiz Allâh, O’na ortak yakıştırılmasını bağışlamaz. Ve bundan başka şeylerde dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi bağışlar. Ve kim, Allâh’a ortak yakıştırırsa, o hâlde büyük günah işleyerek iftira etmiştir. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5<

 

4:49       Görmedin mi? O kimseleri ki, nefsaniyetlerini temize çıkarırlar. Aksine ancak Allâh, dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi ‘günahlardan’ arındırır. Ve hurma çekirdeğinin ince lifi kadar ‘bile’ zulmedilmezler.

 

4:50       Bak nasıl, Allâh üzerine ‘Allâh’ın emri diyerek’ iftira ediyorlar. >2:168, 2:169, 7:33< Ve yeter ‘bu onlara’ apaçık günah ‘vesilesi olarak’.

 

4:51       Görmedin mi? O kimseler ki ‘Yahudiler ve Hristiyanlar, kendilerine’ Kitap’tan ‘hakikat bilgisinden’ nasip verildi. Cibte ‘kâhinlere, mabutlara, ilâhlara ve uydurma her şeye’ ve tâğut’a ‘Allâh’a sırt çeviren herkese’ inanıyorlar ve ‘hakikati’ inkâra şartlanmışlar için derler ki: „ Bunlar, inanan kimselerden daha doğru bir yola yönlenmişlerdir. “.

 

4:52       İşte onlar… O kimseler ki, Allâh onlara lânet etti. Ve Allâh kimi lânetlerse, artık asla bulamazsın onun için yardımcılardan ‘kimse’.

 

4:53       Yoksa onların saltanat, hükümranlıktan bir nasibi mi var? O zaman, insanlara hurma çekirdeğinin üzerindeki oyuğu dolduracak kadar bile ‘rızık’ vermezlerdi.

 

4:54       Yoksa onlar, Allâh’ın lütfundan insanlara verdiği şeylere çekememezlik mi ediyorlar? Doğrusu Biz, İbrâhîm ailesine Kitap ‘hakikat bilgisini’ ve idrak ‘yetisi’ vermiştik. Ve onlara büyük saltanat, hükümdarlık verdik.

 

4:55       Artık onlardan kimi ona ‘hakikat bilgisine’ samimiyetle inandı ve onlardan kimi de ondan alıkoymaktadır. Ve yeter ‘hakikat inkârcılarına’ alevli ateş cehennem.

 

4:56       Muhakkak o kimseler ki, âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır. Onları ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’ >7:16, 7:17, 7:18< yakında ‘âhirette’ ateşe maruz bırakacağız. Onların derileri her defasında kavruldukça, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:57       Ve o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Yakında onları dâhil edeceğiz cennetlere. ‘Cennetin’ Zemininden ırmaklar akar. Kalıcılardır ‘onlar’ onun içinde ebedî. Onlaradır orada hoş eşler. Ve onları güzel ‘ne sıcak-ne soğuk, tam kararında’ bir gölgeye dâhil edeceğiz.

 

4:58       Şüphesiz Allâh, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Şüphesiz Allâh, bununla sizlere ne güzel nasihat ediyor. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; her hâliyle görendir.

 

4:59       Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a itaat edin ve elçiye de itaat edin >4:80, 33:36< ve aranızdan olan ‘hüküm veren’ emir sahiplerine de. Bundan sonra eğer bir şey hususunda anlaşmazlığa düşerseniz, o hâlde Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inanıyorsanız, onu, Allâh’a ve elçisine havale edin. İşte bu ‘daha’ hayırlıdır ve netice bakımından daha iyidir.

 

4:60       Görmedin mi? O kimseleri ki, sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve senden önce indirilen şeye ‘diğer mukaddes Kitaplara’ inanmış olduklarını zannediyorlar. Ve onu ‘tâğut’u’ inkâr etmekle emrolundukları hâlde tâğut’un ‘Allâh’a sırt çeviren herkesin’ önünde muhakeme olunmayı istiyorlar. Ve şeytan, onları uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlıkla saptırmak istiyor.

 

4:61       Ve denildiği zaman onlara: „ Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ ve elçiye gelin! “ ikiyüzlülük yapanların senden ayrıldıklarını görürsün.

 

4:62       Öyleyse, nasıl olur da ellerinin sunduğu şeyler ‘günahlar’ sebebiyle onlara bir musibet isabet ettiğinde ‘Ömer a.s.’ın öldürdüğü nifak çıkaranın diyetini istemek için’, sonra Allâh’a yemin ederek sana gelirler ‘derler ki’: „ İsteğimiz, iyilik etmek ve ‘iki hasmın’ aralarını uzlaştırmaktan başka ‘bir şey’ değildir. “.

 

4:63       İşte onlar… O kimseler ki, Allâh onların kalplerinde olan her şeyi biliyor. Artık onları umursama. Onlara nasihat et ve onlara benlikleri hakkında etkileyici söz söyle.

 

4:64       Ve göndermedik ‘hiç’ bir elçiyi ki, Allâh’ın izniyle kendilerine itaat edilmesi haricinde. Ve onlar benliklerine eziyet ediyor olduklarında, eğer sana gelselerdi, bu yüzden Allâh’tan bağışlanma isteselerdi ve elçi de onlara bağışlanma isteseydi, elbette bulurlardı Allâh’ı, itaate dönenin tövbelerini kabul eden, cezadan vazgeçen; inançlıları esirgeyen, bahşeden.

 

4:65       Fakat hayır! Ve Rabbin için ki; aralarında çekiştikleri şey hakkında, seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükmün ‘yerine getirilmesine’ canlarında güçlük duymaksızın ‘itirazsız’, tam bir teslimiyetle ve teslim olmadıkça samimiyetle inanmış olmazlar.

 

4:66       Ve eğer üzerlerine: „ Canlarınızı öldürün ‘feda edin’ “ veya „ yurdunuzdan ‘terk edip’ çıkın! “ yazsaydık ‘zorunlu kılsaydık’ bunu yapmazlardı; aralarından azı müstesna. Ve eğer onlar, kendilerine nasihat edilen şeyi yapıyor olsalardı, elbette ‘daha’ hayırlı olurdu onlara ve ‘inançlarının’ sabitliği de ‘sağlamlığı da’ daha şiddetli olurdu. >4:80, 33:36<

 

4:67       Ve o zaman onlara, elbette katımızdan büyük mükâfat verirdik.

 

4:68       Ve onları, elbette ‘razı olduğumuz’ doğru yola yönlendirirdik. >7:178, 13:27, 64:11<

 

4:69       Ve kim, Allâh’a ve elçiye itaat ederse o hâlde işte onlar, Allâh’ın, kendilerine iyi hâl verdiği peygamberlerle ve sözünde samimi, hakikati kabul edenlerle ve şehitlerle ve iyi ahlâk sahipleriyle beraberlerdir. İşte onlar ne güzel arkadaştır.

 

4:70       İşte bu lütuf Allâh’tandır. Ve yeterlidir; Allâh, en iyi bilen ‘olarak’.

 

4:71       Ey samimiyetle inananlar! Silahlarınızı alın. Artık bölükler hâlinde veya toplu olarak savaşa çıkın.

 

4:72       Ve mutlaka aranızdan bazıları ki, elbette o kimseler, mutlaka ‘savaşa katılmakta’ yavaş davranır. Sonra da eğer sizlere bir musibet isabet ederse, der ki: „ Allâh bana lütufta bulundu da o zaman ben onlarla beraber şehit olmadım. “.

 

4:73       Ve elbette eğer gerçekten Allâh’tan sizlere, bir lütuf ‘zafer’ isabet ederse, sanki sizlerle ve onun arasında bir görüşme olmamış gibi elbette, der ki: „ Keşke ben de onlarla beraber olsaydım, böylelikle başarı, kurtuluş kazansaydım. “.

 

4:74       Artık dünya hayatını ‘geçici bir menfaati’, âhiret hayatı karşılığında satanlar, Allâh yolunda savaşsınlar. Ve kim, Allâh yolunda savaşırken öldürülür veya galip gelirse, o hâlde yakında ‘âhirette’ ona vereceğiz büyük mükâfat.

 

4:75       Ve sizlere ne oluyor ki Allâh yolunda ve: „ Rabbimiz! Nesebi zalim olan bu şehirden bizleri çıkar ve katından bir dost ve katından bizlere bir yardımcı ver. “ diyen aciz bırakılan, güçsüz erkekler, kadınlar ve evlatlar için savaşmıyorsunuz?

 

4:76       O kimseler ki, samimiyetle inanırlar, Allâh yolunda savaşırlar. Ve inkârcılar ise tâğut’un ‘Allâh’a sırt çeviren herkesin’ yolunda savaşırlar. O hâlde şeytanın dostlarıyla savaşın. Mutlaka şeytanın hilesi zayıftır ‘acizdir’.

 

4:77       Görmedin mi? O kimseleri ki, kendilerine denildi ki: „ Ellerinizi ‘savaşmaktan’ çekin ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın. Ve zekâtı verin. “. Oysaki üzerlerine savaş yazıldığında ‘zorunlu kılındığında’, aralarından bir kısmı, ‘düşmanları olan’ insanlardan, Allâh’tan korkar gibi veya daha şiddetli bir korkuyla korkarlar ve derler ki: „ Rabbimiz! Neden savaşı üzerimize yazdın ‘zorunlu kıldın’, bizleri yakın bir vadeye kadar erteleseydin ya? “. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Dünya menfaati azdır ve âhiret ise ‘daha’ hayırlıdır ‘günahlardan’ korunan kimselere. “. >17:18: 17:19, 17:20, 57:20< Ve hurma çekirdeğinin ince lifi kadar ‘bile’ zulmedilmezsiniz.

 

4:78       Nerede olursanız olun, ölüm sizlere yetişir. Ve ‘hatta’ yükseklerde ‘Yıldız’ burçlarında olsanız bile. Ve eğer onlara iyilik isabet ederse derler ki: „ Bu Allâh’tandır. “. Ve eğer onlara kötülük isabet ederse derler ki: „ Bu sendendir. “. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Hepsi Allâh katındandır. “. Fakat ne oluyor bu topluma ki, sözü idrak etmiyorlar?

 

4:79       Sana iyiliğe ait şeyden ne isabet ederse, ancak Allâh’tandır. Ve sana kötülüğe ait şeyden ne isabet ederse, o hâlde o, nefsaniyetindendir. ‘Yâ Muhammed!’ Ve seni gönderdik insanlara elçi. >2:127, 2:128, 2:129< Ve yeterlidir; Allâh, her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahittir.

 

4:80       Kim, elçiye itaat ederse, ancak Allâh’a itaat etmiş olur. >4:80, 33:36< Ve kim, dönüp giderse, ‘Yâ Muhammed!’ o hâlde seni göndermedik onlara muhafız.

 

4:81       Ve derler ki: „ İtaat ettik. ‘Baş üstüne’ “. Ne var ki, senin yanından çıktıklarında, aralarından bir grup, senin söylediğinden başkasını, geceleyin gizlice kurarlar. Ve Allâh, onların gece kurdukları şeyi yazıyor. >3:98, 4:41, 22:76, 41:20, 82:10, 82:11, 82:12, 50:16< Artık onları umursama. Ve Allâh’a itimat et. Ve yeterlidir; Allâh, her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir.

 

4:82       Hâlâ Kur’ân’ı ‘derinliğine’ düşünmezler mi? Ve eğer Allâh’tan başkasının katından olsaydı, onun içinde elbette birçok ihtilâf bulurlardı.

 

4:83       Ve onlara emniyet veya korku haberi geldiğinde onu ifşa ederler. Ve eğer onu ‘ifşa etmeden’ elçiye ve kendilerinden olan ‘hüküm veren’ emir sahiplerine döndürselerdi, aralarından onun ‘o haberin’ iç yüzünü araştıranlar elbette ‘gerçeği’ bilirlerdi. Ve Allâh’ın lütfu ve şefkati, bağışlaması üzerlerinize olmasaydı, elbette şeytana uyardınız; azınız müstesna.

 

4:84       Öyleyse Allâh yolunda savaş. Sen canından başkasıyla sorumlu tutulmazsın. Ve samimiyetle inananları da teşvik et. Ola ki Allâh, o ‘hakikati’ örtenlerin ağır baskılarını ‘üzerinizden’ çeker. Ve ‘ancak’ Allâh, güç olarak şiddetlidir ve ibretlik cezası daha şiddetlidir.

 

4:85       Kim, bir iyiliğe şefaatle yardım ederse ‘iyi bir davaya aracı olursa’, ondan onun ‘sevap’ hissesi olur. Ve kim, kötülüğe bir şefaatle ‘günah işlenmesine’ yardım ederse, onun da ondan ‘günahtan’ payı olur. Ve Allâh, her şey üzerine karşılığını veren, koruyup kollayan, yarattıklarına rızıklarını ulaştırandır.

 

4:86       Ve bir selâmla selâmlandığınızda, o hâlde sizler, ondan daha iyisiyle selâm verin veya onu ‘aynen’ iade edin. Şüphesiz Allâh, her şey üzerine noksansız hesaplayandır.

 

4:87       Allâh ki, O’ndan başka İlâh yoktur. Sizleri, hakkında şüphe olmayan kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ gününde elbette bir araya toplayacaktır. Ve kimdir, Allâh’tan daha doğru sözlü?

 

4:88       O hâlde sizlere ne oluyor ki, ikiyüzlülük yapanlar için ikiye bölündünüz. Ve Allâh, onları tepetaklak etti ‘inkâra çevirdi’; kazandıkları ‘günahlar’ sebebiyle. Allâh’ın saptırdığı kimseyi yönlendirmek mi istiyorsunuz? Ve Allâh, kimi ‘hakikati örtmeye şartlandığı için’ sapkınlıkta bırakırsa, artık asla bulamazsın onun için bir yol.

 

4:89       Arzuladılar ki, ‘kendilerinin’ inkâr ettikleri gibi, nankör olun ve böylelikle ‘onlarla’ eşit olun. Artık Allâh yolunda hicret ‘göç’ edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin. Bundan sonra eğer ‘düşmanlığa’ yönelirlerse, o hâlde onları nerede bulursanız alın ‘yakalayın’ ve onları öldürün. Ve edinmeyin onlardan dost ve yardımcı.

 

4:90       Sizlerle aralarında kesin söz ‘anlaşma’ olan bir topluma sığınanlar veya sizlerle savaşmaktan veya kendi toplumlarıyla savaşmaktan göğüsleri daralmış olarak sizlere gelenler müstesna ‘dokunulmazdır’. Ve eğer dileseydi Allâh, elbette onları, üzerlerinize salardı, o zaman sizlerle elbette savaşırlardı. O hâlde eğer sizlerden uzak durur, artık sizlerle savaşmazlar ve sizlere teslimiyetçi tutum ‘gösterirlerse’, o hâlde Allâh, onlara ‘saldırmanız için’ sizlere bir yol ‘yetki’ vermemiştir.

 

4:91       Başkalarını da bulacaksınız ki, hem sizlerden güvende olmayı ve kendi toplumlarından güvende olmayı isterler. Her defasında fitneye ‘sapkınlığa’ döndürülseler, ona balıklama daldılar. Eğer bundan sonra sizlerden uzak durmazlar ve barış teklif etmezler ve ellerini sizlerden çekmezlerse, o hâlde onları nerede bulursanız alın ‘yakalayın’ ve öldürün. Ve işte sizlere, onlara ‘saldırmanız için’ apaçık salahiyet verdik.

 

4:92       Ve bir inançlının, bir inançlıyı öldürmesi, kasıtsız olması haricinde olamaz. Ve kim, bir inançlıyı kasıtsız öldürürse, o hâlde bir inançlı köle azat etmesi ve ölenin ailesine de diyet teslim edilmiş olması gerekir, onların ‘o diyeti’, sadaka olarak bağış yapmaları başka. Fakat o ‘hatayla öldüren’ eğer, sizlere düşman bir toplumdan olup ve o inançlılardan ise, o hâlde bir inançlı köle azat etmesi gerekir. Ve eğer sizlerle arasında kesin söz ‘anlaşma’ olan bir toplumdan ise, o hâlde ölenin ailesine teslim edilmiş bir diyet ve bir inançlı köle azat etmesi gerekir. Fakat ‘bunları’ yapmaya imkân bulamayan kimse ise, o hâlde tövbesinin Allâh tarafından kabulü için, artarda iki ay oruç tutsun. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:93       Ve kim, bir inançlıyı kasıtlı öldürürse, o hâlde onun cezası, içinde kalacağı cehennemdir. Ve Allâh ona öfkelenmiş ve ona lânet etmiştir. Ve hazırlamıştır ona ‘âhirette’ büyük azap.

 

4:94       Ey samimiyetle inananlar! Allâh yolunda ‘savaşmak üzere’ yolculuğa çıktığınız zaman, artık ‘inançlıyı ayırt etmek için’ iyice araştırıp açığa çıkarın. Ve sizlere selâm ‘esenlik ve güven’ bırakan kimseye, dünya hayatının geçici menfaatini talep ederek: „ Sen samimiyetle inanmış değilsin. “ demeyin. Ancak Allâh katında ganimet çoktur. Daha önce sizler de bunun gibiydiniz, ne var ki Allâh, üzerlerinize lütuf verdi ‘hakikate yönlendiren yolu idrak ettiniz’. O hâlde iyice araştırıp açığa çıkarın. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınız şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

4:95       Özür sahibi olmaksızın, inançlılardan oturanlarla ‘seferden geri kalanlarla’, Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla ‘Allâh için’ savaşanlar aynı değildir. Allâh, mallarıyla ve canlarıyla savaşanları derece bakımından, oturanlardan ‘kalanlardan’ üstün kıldı. Ve Allâh hepsine en güzelini vadetti. Ve Allâh, savaşanları büyük mükâfatla oturanlardan ‘kalanlardan’ üstün kıldı.

 

4:96       ‘Onlara’ O’ndandır ‘Allâh’tandır’ dereceler ve bağışlanma ve şefkat, lütuf. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:97       Muhakkak o kimseler ki, onları vefat ettirirken melekler, ‘İslâm’ı yaşamaya elverişsiz ortamda yaşayıp’ benliklerine zulmedenleri, derler ki: „ Sizler neredeydiniz? “. ‘Onlar da’ Derler ki: „ Bizler, yeryüzünde aciz bırakılan, güçsüz kimselerdik. “. ‘Melekler’ Derler ki: „ Allâh’ın yeryüzü geniş değil miydi? O hâlde orada ‘bir yerden bir yere’ hicret ‘göç’ etseydiniz! “. O hâlde işte onlar… Onların varacakları yer cehennemdir. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’.

 

4:98       ‘Göç için’ Çaresiz erkeklerden ve kadınlardan ve evlatlardan, ‘hiçbir’ çareye gücü yetmeyen ve bir yola yönlenemeyenler ‘ulaşamayanlar’ müstesna.

 

4:99       O hâlde işte onlar… Ola ki Allâh affeder onları. Ve Allâh, affedendir; fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır.

 

4:100     Ve kim, Allâh yolunda hicret ‘göç’ ederse, yeryüzünde göç edilecek yerler, birçok geniş ‘imkânlar’ bulur. Ve kim, evinden çıkar, Allâh ve elçisine hicret ‘göç’ etmek için, sonra da kendisine ölüm yetişirse, artık onun mükâfatı Allâh üzerine ‘Allâh’a ait’ olmuştur. >4:80, 33:36< Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:101     Ve yeryüzünde ‘savaş’ yolculuğuna çıktığınız zaman, eğer korkarsanız, ‘hakikati’ örtenlerin sizlere fitnelik ‘zarar’ edeceklerinden, o hâlde ibadeti ‘namazı’ kısaltmanızda üzerinize vebal yoktur. Mutlaka ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar, sizlere apaçık düşman oldular.

 

4:102     Ve onların aralarında olduğunda, onlara ibadeti ‘namazı’ kıldırdığında, öyle ki aralarından bir grup seninle beraber ‘namaza’ dursun ve silahlarını da ‘yanlarına’ alsınlar, böylelikle diğerleri secde ettikleri zaman, arkanızda olsunlar. Ve ibadet etmemiş ‘namaz kılmamış’ olan grup da gelsin, böylelikle seninle beraber ibadetlerini etsinler ‘namazlarını kılsınlar’, koruma tedbirlerini ve silahlarını da alsınlar. ‘Hakikati’ Örtenlerin, silahlarınızdan ve mühimmatınızdan habersiz olmanızı ve nihayet üzerinize bir tek baskınla hücum yapmayı isterler. Ve yağmurdan sizlere eziyet olur veya hastalanırsanız, silahlarınızı bırakmanızda üzerinize vebal yoktur. Ve korunma tedbirlerinizi de alın. Şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara alçaltıcı azap hazırlamıştır.

 

4:103     Nihayet ibadeti ‘namazı’ bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken ve otururken ve yan üstü uzanmışken ‘sürekli’ Allâh’ı yâd edin. Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuzda, ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince tamamlayın. Muhakkak ibadet ‘namaz’, samimiyetle inananlar üzerine vakitleri belirlenmiş ‘olarak’ yazıldı ‘zorunlu kılındı’.

 

4:104     Ve ‘düşmanınız olan’ toplumu aramaktan ‘onlar toparlanamadan takip etmekten’ yılmayın. Ayrıca eğer sizler acı çekiyorsanız mutlaka onlar da acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Ve sizler, onların ümit etmedikleri şeyleri Allâh’tan ‘alacağınızı’ ümit ediyorsunuz. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:105     Şüphesiz Biz, indirdik ki sana kitabı ‘hakikat bilgisini’ taahhüt gereği, insanlar arasında Allâh’ın sana gösterdiği şeylerle hükmet. Ve ‘güveni kötüye kullanan, zaafına veya şeytana uyup’ ihanet edenlere savunucu olma.

 

4:106     Ve Allâh’tan bağışlanma iste. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:107     Ve ‘güveni kötüye kullanan, zaafına veya şeytana uyup’ benliklerine ihanet edenleri savunma. Şüphesiz Allâh, ihanet eden günahkâr kimseleri sevmez.

 

4:108     ‘Onlar’ İnsanlardan gizlerler ve Allâh’tan gizleyemezler. Ve O ‘Allâh’, razı olmayacağı sözlerle geceleyin gizlice kurguladıkları şeyleri düzenlerlerken, onlarla beraberdir. Ve Allâh, yaptıkları şeyleri kuşatandır.

 

4:109     İşte sizler busunuz; dünya hayatında onları savundunuz, ya kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü onlardan yana kim, tartışır Allâh ile; veya kim, olur onlara himayeci?

 

4:110     Ve kim, kötülük yapar veya ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliğine zulmeder, sonra da Allâh’tan bağışlanma isterse, bulur Allâh’ı, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:111     Ve kim, bir günah kazanırsa, o hâlde onu ancak benliğine kazanır. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:112     Ve kim, hata yaparak veya bir suç işleyerek günah kazanır, sonra atar ona ‘suça’ uzak olana, o hâlde o, iftirayı ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.

 

4:113     Ve eğer Allâh’ın lütfu ve O’nun şefkati, bağışlaması üzerine olmasaydı, aralarından bir grup elbette seni şaşırtmaya yeltenecekti. Ve ‘onlar’ nefsaniyetlerinden başkasını saptıramazlar ve sana bir şeyle zarar veremezler. Ve indirendir Allâh, sana, kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümler ve sana bilmediğin şeyleri öğretendir. Ve Allâh’ın üzerindeki lütfu büyüktür.

 

4:114     ‘Onların’ Gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Sadakayı veya makul ‘olanı’ veya insanların arasını düzeltmeyi emreden kimsenin konuşması başka. Ve kim Allâh rızasını istemek ‘rızası için’ için bunları yaparsa, o hâlde yakında ‘âhirette’ vereceğiz ona büyük mükâfat.

 

4:115     Ve kim, ona, yönlendirilme açıkça belli olmasının ardından, elçiye karşı gelir ve samimiyetle inananların yolu haricinde bir yola uyarsa, onu yöneldiği şeye ‘inkâra’ döndürürüz ve onu ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’ cehenneme maruz bırakırız. >7:16, 7:17, 7:18< Ve ne kötü varış yeridir ‘o’.

 

4:116     Şüphesiz Allâh, O’na ortak yakıştırılmasını bağışlamaz. Ve bundan başka şeylerde dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi bağışlar. Ve kim, Allâh’a ortak yakıştırırsa, o hâlde uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlıkla sapmıştır. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5<

 

4:117     ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’ O’nun ‘Allâh’ın’ yanı sıra, dişileri ‘dişi olarak tanımladıkları Lât ve Uzzâ gibi putları’ davet ‘dua’ ederler. Ve isyankâr şeytandan başkasını davet etmezler. >6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5<

 

4:118     Allâh, ona ‘şeytana’ lânet etti. Ve ‘şeytan’ dedi ki: „ Elbette, Senin kullarından belirli bir nasip ‘yardımcı’ edineceğim. “.

 

4:119     „ Ve onları mutlaka saptıracağım. Ve onları mutlaka hurafeye düşüreceğim. Ve mutlaka onlara emredeceğim, bu yüzden onlar mutlaka davarların kulaklarını yaracaklar. Ve onlara emredeceğim, böylelikle mutlaka Allâh’ın yarattığını değiştirecekler. “. Ve kim, Allâh’ı bırakıp şeytanı dost edinirse, ancak apaçık bir zararla hüsrana uğramıştır.

 

4:120     ‘Şeytan’ Onlara vadeder ve onları hurafeye düşürür. Ve şeytan, onlara aldatmacadan başka ‘bir şey’ vadetmez.

 

4:121     İşte onlar… Onların varacakları yer cehennemdir. Ve ondan kaçış ‘imkânı’ bulamazlar.

 

4:122     Ve o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Yakında onları dâhil edeceğiz cennetlere. ‘Cennetin’ Zemininden ırmaklar akar. Kalıcılardır ‘onlar’ onun içinde ebedî. Allâh’ın ‘bu’ vaadi gerçektir. Ve kimdir, sözü Allâh’tan daha doğru, tutarlı?

 

4:123     Sizlerin hurafelerinizle ve ‘diğer’ Kitapların erbaplarının ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ hurafeleriyle değil, kim bir kötülük yaparsa ‘ancak’ onunla cezalandırılır. Ve bulamaz kendisi için, Allâh’ın dışında bir dost; ve yardım edici.

 

4:124     Ve kim, yaptıysa, iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler, erkeklerden veya kadınlardan; ve o samimiyetle inanansa, o hâlde işte onlar, cennete dâhil edilirler. Ve hurma çekirdeğinin üzerindeki oyuğu dolduracak kadar ‘bile’ zulmedilmezler.

 

4:125     Ve kim, dîn ‘İlâhi esaslar’ bakımından o kimseden daha iyidir ki, o, yüzünü Allâh’a, hanif ‘yegâne İlâh’a inanan’ olarak yöneltti, ‘kendini’ teslim etti. Ve o, iyi davranıp, iffetli olandır. Ve İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uydu. >3:95, 6:79< Ve Allâh, İbrâhîm’i dost edindi.

 

4:126     Ve Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Ve Allâh, her şeyi kuşatandır.

 

4:127     ‘Yâ Muhammed!’ Ve Kadınlar ‘ve onların mirasları’ hakkında senden fetva ‘açıklama’ istiyorlar. De ki: „ Onlar hakkında sizlere, fetvayı Allâh veriyor; onlara yazılmış şeyleri ‘zorunlu kılınan mirası’ vermeyip ve kendilerini nikâhlamak istediğiniz yetim kızlara ve aciz bırakılan, güçsüz evlatlara ve yetimlere adil davranmanıza dair sizlere, Kitap’ta ‘Kur’ân-ı Kerim’de’ aktarılan şeyler var. “. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan ne yaparsanız, o hâlde şüphesiz Allâh, en iyi bilendir.

 

4:128     Ve eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya umursamamasından korkarsa, artık onların aralarını barışla düzeltmelerinde üzerlerine vebal yoktur ve barış ‘daha’ hayırlıdır. Nefsaniyetler bencilliğe hazır kılınmıştır ‘elverişli yaratılmıştır’. Ve eğer iyi davranır ve ‘günahlardan’ korunursanız, o hâlde mutlaka Allâh, yaptıklarınız şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

4:129     Ve kadınlar arasında adaleti sağlamaya hırslanasıya isteseniz de asla güç yetiremezsiniz. Öyleyse ‘biriyle’ büsbütün ilgilenip, ne var ki onu ‘diğerini’ askıdaymış ‘ne kocalı ne kocasız’ gibi bırakmayın. Ve eğer barışı esas alıp ‘geçimsizliği’ düzeltip ve ‘günahlardan’ korunursanız, o hâlde mutlaka Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:130     Ve eğer ‘karı-koca’ ayrılırlarsa, Allâh, ‘imkânlarından’ hepsini yararlandırır. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş ‘olandır’; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:131     Ve Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Ve andolsun ki; Biz, sizlerden önce Kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenlere ve sizlere de yalnızca Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunmalarını vasiyet ettik. Ve eğer inkâr ederseniz, ne var ki şüphesiz, Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Ve Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayandır; yüceltilmeye, övgüye lâyık olandır.

 

4:132     Ve Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Ve yeterlidir; Allâh, her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir.

 

4:133     Eğer O ‘Allâh’, dilerse sizleri giderir ‘yok eder’… Ey insanlar! Ve getirir başkalarını. Ve Allâh, bunun üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

4:134     Kim ‘sadece’ dünya sevabını ‘kazancını’ istiyorsa, o hâlde ‘bilsin ki’, dünya ve âhiret sevabı da ‘mükâfatı da’ Allâh katındadır. >17:18, 17:19, 17:20< Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; her hâliyle görendir.

 

4:135     Ey samimiyetle inananlar! Allâh için adaleti kollayıcı şahitler olun; benlikleriniz aleyhine veya anne-babanıza ve akrabalarınıza olsa da, zengin veya fakir de olsalar. Çünkü Allâh, onlara daha yakındır ‘Allâh gerçeği bilir’. Öyleyse adaletli davranmak için, artık isteklerinize uymayın. Ve eğer dilinizi eğip bükerseniz ‘sözü değiştirirseniz’ veya vazgeçerseniz, o hâlde şüphesiz Allâh, yaptıklarınız şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

4:136     Ey samimiyetle inananlar! İnanın, Allâh’a ve elçisine ve kitaba ‘Kur’ân-ı Kerim’e’. Ki O ‘Allâh’, azar azar indirendir elçisine ‘onu’. Ve ki O ‘Allâh’ın’, daha önce indirdiği ‘diğer mukaddes’ kitaba. Ve kim, Allâh’ı ve meleklerini ve kitaplarını ‘hakikat bilgisini’ ve elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse, o hâlde uzak ‘geri dönülmez’ şaşkınlıkla sapmıştır.

 

4:137     Mutlaka o kimseler ki; ‘Yahudiler’ inandılar, sonra ‘buzağıya ibadet edip’ nankörlük ettiler. Sonra yine ‘tövbe edip Tevrât’a’ inandılar; sonra ‘Îsâ a.s.’ı’ inkâr ettiler. Daha sonra da nankörlüklerini arttırdılar. Allâh, onları bağışlayacak ve onları ‘razı olduğu’ yola yönlendirecek değildir.

 

4:138     ‘Yâ Muhammed!’ Müjdele ikiyüzlülere; onlara, ‘âhirette’ elem azap olduğunu.

 

4:139     O kimseler ki ‘ikiyüzlülük yapanlar’, samimiyetle inananları bırakıp, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları dostlar edinirler. Onların yanında üstünlük mü talep ediyorlar? Ancak şüphesiz, izzet, güç, kuvvet ve şeref tamamen Allâh’ındır.

 

4:140     Ve azar azar indirildiğinde sizlere, Kitap’ta ‘Kur’ân-ı Kerim’de’: „ Allâh’ın âyetlerinin ‘hakikat bilgisinin’ inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, artık ondan başka bir söze dalıncaya kadar, onlarla beraber oturmayın. O zaman, mutlaka sizler de onlar gibi olursunuz. “. Mutlaka Allâh, ikiyüzlülük yapanların ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları topluca cehennemde toplayacak olan, varlıkları bir araya getiren, birleştirendir.

 

4:141     O kimseler ki ‘ikiyüzlülük yapanlar’, beklerler; öyle ki sizlere, Allâh’tan bir zafer ‘nasip’ olunca dediler ki: „ Bizler, sizlerle beraber olmadık mı? “. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların zaferden bir nasibi olduğunda ise dediler ki: „ Bizler, üzerlerinize ‘siper olup’ kaplamadık mı? Ve sizlere inançlılardan ‘gelecek tehlikeye’ mâni olmadık mı? “. Artık Allâh, hükmedecektir aranızda; kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü. Ve Allâh inkârcılara, samimiyetle inananlar aleyhine asla bir yol açacak değildir.

 

4:142     Doğrusu ikiyüzlülük yapanlar, ‘sözde’ Allâh’ı kandırırlar. Ve O ‘Allâh’, onları kandırandır ‘yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturandır’. >14:46, 16:26, 35:43, 52:42< Ve onlar, ibadete ‘namaza’ kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allâh’ı yâd etmezler; azı müstesna.

 

4:143     Onlar ‘ikiyüzlülük yapanlar’, bunların ‘inançlıların ve inkârcıların’ arasında bocalayıp duranlardır. Ne bunlarla ve ne de onlarla olurlar. Ve Allâh, kimi ‘hakikati örtmeye şartlandığı için’ sapkınlıkta bırakırsa, artık asla bulamazsın onun için bir yol.

 

4:144     Ey samimiyetle inananlar! İnançlıları bırakıp, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları dostlar edinmeyin. İster misiniz ki Allâh’a, aleyhinize apaçık bir delil oluşsun?

 

4:145     Muhakkak ikiyüzlülük yapanlar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Ve asla bulamazsın onlara yardımcı.

 

4:146     Tövbe edenler ve durumlarını düzeltenler ve Allâh’a sarılanlar ve dînlerini ‘dîni algılarını’ Allâh için has kılanlar başka. O hâlde işte onlar, samimiyetle inananlarla beraberlerdir. Ve Allâh, yakında ‘âhirette’ verecek, samimiyetle inananlara büyük mükâfat.

 

4:147     Eğer ‘verilen imkânlara’ şükrederseniz ve samimiyetle inanırsanız, Allâh, sizlere azabı neylesin? Ve Allâh, itaati mükâfatlandırandır; en iyi bilendir.

 

4:148     Allâh, kötü sözün açıklanmasını sevmez. Zulmedilen kişinin ‘söylemesi’ başka. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

4:149     Eğer bir hayrı açıklarsanız veya gizlerseniz veya kötülüğü affederseniz, o hâlde mutlaka Allâh, affedendir; dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

4:150     Mutlaka o kimseler ki, Allâh’ı ve elçilerini inkâr ederler ve Allâh ve O’nun elçileri arasında ayırım yapmak isterler. Ve derler ki: „ Bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz. “. Ve bunların ‘inanmakla inkârın’ arasında bir yol tutmak etmek isterler.

 

4:151     İşte onlar… Onlar, gerçek ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır. Ve hazırladık inkârcılara, ‘âhirette’ alçaltıcı azap.

 

4:152     Ve o kimseler ki, Allâh’a ve O’nun elçilerine samimiyetle inanırlar ve onların aralarından ‘hiç’ birini ‘diğerinden’ ayırmazlar. İşte onlar ki… Onlara mükâfatları yakında ‘âhirette’ verilecektir. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

4:153     ‘Diğer’ Kitapların erbapları ‘Yahudiler’ senden, kendilerine gökten bir Kitap indirmeni istiyorlar. Hatta Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişlerdi de dediler ki: „ O hâlde bizlere Allâh’ı açıkça göster. “. >13:38, 14:11< Bu yüzden onları bayıltan çarpılma aldı; ‘benliklerine’ zulümleri sebebiyle. Sonra onlara açıkça deliller gelmesinin ardından buzağıyı ‘ilâh’ edindiler. Ancak ‘buna rağmen’ onları bundan affettik ve Mûsâ’ya apaçık delil verdik.

 

4:154     Ve yükselttik, onların üstüne Tur’u ‘Sînâ’daki Tur dağını’ kesin sözleri sebebiyle. Ve onlara dedik ki: „ Bu kapıdan secde ederek girin. “. Ve onlara dedik ki: „ Cumartesi ‘kutsal şabat tatilinin hürmetini ihlâl ederek’ sınırları aşmayın. “. Ve onlardan kati, kesin söz aldık.

 

4:155     Ancak, onların kesin sözlerini bozmaları ve Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve onların „ Kalplerimiz kılıflı ‘bizlere ne söylersen kâr etmez’ “ sözleri sebebiyle. Aksine Allâh, onların ‘kalplerinin’ üzerini mühürledi; ‘hakikati’ örtmeye şartlanmaları sebebiyle. ‘Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir’ >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Artık samimiyetle inanmazlar; azı müstesna. >6:109, 6:110, 6:111<

 

4:156     Ve onların inkârları ve Meryem’e ‘babasız meçhul evlat doğurdu’ sözleri büyük iftiradır.

 

4:157     Ve onların, „ Doğrusu Allâh’ın elçisi Meryem’in oğlu Îsâ Mesih’i bizler öldürdük. “ sözleri ‘iftiradır’. Ve onu öldürmediler ve onu asmadılar. Fakat ‘öldürülen kişi’ onlara, ‘Îsâ a.s.’a’ benzer olarak gösterildi. Ve doğrusu onun hakkında ihtilâf edenler, ondan ‘bu konuda’ elbette şüphe içindeler. Onların, onunla ilgili zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler.

 

4:158     Aksine Allâh, onu Kendi ‘katına’ yükseltti. Ve Allâh daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:159     Ve ‘diğer’ Kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’, illâki ‘hepsi’ ölümünden önce mutlaka ona ‘Îsâ a.s.’a’ inanacaklar. Ve o ‘Îsâ a.s.’, kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü onlara şahit olur.

 

4:160     Böylelikle, Yahudilerin yaptıkları zulümlerden ve birçoğunu Allâh yolundan alıkoymaları sebebiyle, onlara helâl ‘izin verilen’ temiz ‘rızkı’, aleyhlerine haram kıldık ‘yasakladık’.

 

4:161     Ve ondan yasaklanmış oldukları hâlde ve faiz almaları ve insanların mallarını gerekçesiz yemeleri ‘yüzündendir’. Ve hazırladık aralarından ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara, ‘âhirette’ elem azap.

 

4:162     Lâkin aralarından ‘ilham verdiklerimizden’, ilimde derinleşmiş olanlar ve samimiyetle inananlar, sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve senden önce indirilen şeye ‘diğer mukaddes Kitaplara’ inanırlar. Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayanlar; ve zekâtı verenler; ve Allâh’a ve âhiret gününe inananlar, işte onlara yakında ‘âhirette’ büyük mükâfat vereceğiz.

 

4:163     Şüphesiz Biz, Nûh’a ve onun ardındaki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ve İshâk’a ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunlarına ve Îsâ’ya ve Eyyûb’a ve Yûnus’a ve Hârûn’a ve Süleymân’a da vahyettik. Ve verdik Dâvûd’a Zebur’u.

 

4:164     Ve daha önce sana bahsettiğimiz elçilere ve sana bahsetmediğimiz elçilere de ‘vahyettik’. Ve Allâh, Mûsâ’ya kelimelerle konuştu.

 

4:165     ‘O’ Elçiler, ‘kıyâmet ile’ uyaran ‘hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyiciler ki, insanların, elçilerden sonra Allâh’a karşı ‘kullanabilecekleri’ delili olmasın. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:166     Lâkin Allâh, sana indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’ ilmiyle indirdiğine şahitlik eder. Ve melekler de şahitlik ederler. Ve yeterlidir; Allâh, her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahittir.

 

4:167     Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve Allâh yolundan alıkoyarlar. ‘Onlar’ Uzak ‘geri dönülmez’ şaşkınlıkla sapmıştır.

 

4:168     Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmederler. Allâh, onları ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’ bağışlayacak ve onları ‘razı olunan’ gidişata yönlendirecek değildir. >7:16, 7:17, 7:18<

 

4:169     Cehenneme gidişat müstesna; kalıcılardır ‘onlar’ ebedî onun içinde. Ve bu, Allâh için kolaydır.

 

4:170     Ey insanlar! Rabbinizden sizlere elçi gelmiştir hak ile ‘amaç için’. O hâlde samimiyetle inanın; ‘bu, daha’ hayırlıdır sizlere. Ve eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

4:171     Ey ‘diğer’ Kitapların erbapları ‘Hristiyanlar!’. Dîninizde ‘dîni algılarınızda’ haddi aşmayın ve Allâh üzerine doğru olandan başka ‘bir şey’ söylemeyin. Mesih Îsâ, Meryem’in oğludur ve sadece Allâh’ın elçisi ve O’nun ‘Ol!’ kelimesidir. ‘Cebrâîl a.s.’ Onu Meryem’e koydu ‘aşıladı’ ve o, Zât’ından bir ruhtur. Öyleyse Allâh’a ve O’nun elçilerine inanın. Ve ‘baba Allâh, oğul Allâh ve kutsal Ruh diye, Allâh’ „ Üçtür. “; demeyin, vazgeçin, ‘bu daha’ hayırlıdır sizlere. Allâh ancak tek; İlâh’tır. O’nun, evlat sahibi olması ‘gibi’ noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzak tutun. O’nundur, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Ve yeterlidir; Allâh, her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir.

 

4:172     Mesih ‘Îsâ a.s.’, Allâh’a kul olmaktan asla çekinmez ve ‘Allâh’a’ yakınlaştırılmış melekler de. Ve kim, O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmekten çekinir ve büyüklenirse, nihayet ‘Allâh’ onları, topluca yakında Kendi ‘huzurunda’ toplayacaktır.

 

4:173     Ancak, o kimselere ise, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Öyleyse onların mükâfatları onlara tastamam ödenir ve ‘Allâh’, onlara lütfundan daha da arttırır. Ve ‘Allâh’a ibadet etmekten’ çekinen ve büyüklenen kimselere ise, bu yüzden onlara, ‘âhirette’ elem azap ile azap edilir. Ve bulamazlar kendileri için Allâh’ın dışında bir dost; ve yardım edici.

 

4:174     Ey insanlar! Rabbinizden sizlere kesin delil gelmiştir. Ve sizlere apaçık bir aydınlık ‘hakikat bilgisi’ indirdik.

 

4:175     Ama ancak, o kimseler ki, Allâh’a samimiyetle inandılar ve ona ‘hakikat bilgisine’ sarıldılar. Bu yüzden yakında ‘âhirette’ onları, Zât’ından bir şefkatin, bağışlanmanın ve lütfun içine dâhil edecek. Ve onları, ‘razı olduğu’ doğru yola yönlendirecektir.

 

4:176     ‘Yâ Muhammed!’ Senden fetva ‘açıklama’ istiyorlar. De ki: Allâh, anne-baba ve evlatsız kimseler hakkında şöyle fetva veriyor. Eğer kişinin ‘erkeğin’ ölümünde onun evladı yoksa ve kız kardeşi varsa, o hâlde bıraktığının yarısı onundur. Ve eğer onun ‘ölen kız kardeşin’ oğlu yoksa o ‘erkek kardeş’, ona ‘kız kardeşe’ vâris olur. Fakat eğer iki kız kardeşi varsa, o hâlde bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Ve eğer kadın ve erkek birçok kardeşlerse, o hâlde iki kız kardeş hissesi kadarı erkeğindir. Allâh, şaşırırsınız diye sizlere açıklıyor. Allâh, en iyi bilendir.