3. ÂL-İ İMRÂN:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.’

 

„ Sığınırım Allâh’a, taşlanmış ‘rahmetinden kovulmuş’ şeytanın ‘şerrinden’. >15:34, 16:98<

Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir. “

 

 

3:1          Elif, Lâm, Mîm…

 

3:2          Allâh ki, ilâh yoktur O’ndan gayrı. Ebedî ve evveli diridir; var olan her şeyin kaynağı, dayanağıdır.

 

3:3          ‘Allâhû Teâlâ’, Azar azar indirendir sana, kitabı ‘Kur’ân-ı Kerim’i’, hak ile ‘amaç için’. >16:102, 17:106< Ki, tasdikleyendir onların elleri arasındaki sebebi ‘diğer mukaddes kitapları’. Ve indirendir, Tevrât ve İncîl’i. >2:89, 2:91, 3:81, 5:46, 5:68, 5:70<

 

3:4          Daha önceden de yönlendirilme ‘olarak indirdiği gibi’ insanlar için. Ve indirendir gerçeği, asılsızlıktan ayıranı. Mutlaka onlar, inkâr ettiler Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Onlaradır ‘cehennemde’ şiddetli azap. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; intikam sahibidir.

 

3:5          Şüphesiz Allâh… O’na, ‘hiç’ bir şey gizli değildir; yerde de ve gökte de değildir.

 

3:6          O ‘Allâhû Teâlâ’, O ki… Şekillendirendir, sizleri rahimlerde dilediği gibi. İlâh yoktur O’ndan gayrı. O, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

3:7          O ‘Allâhû Teâlâ’, O ki… İndirendir, sana kitabı ‘Kur’ân-ı Kerim’i’. Onun ‘bir kısmı, kolay anlaşılır, sağlam’ hüküm âyetleridir, onlar kitabın ‘hakikat bilgisinin’ esasıdır ve diğerleri, yoruma açıktır. Fakat kalplerinde ‘asılsızlık’ eğilimli olanlar, bu yüzden yorum gerektirenlere uyarlar. ‘Yorum’ Talep ederler ki, ondan fitne ‘tümünü geçersizleştirmek için kargaşa’ çıkarmak; ve ‘bu yüzden’ talep ederler onun yorumunu. Ve bilemez onun yorumunu, Allâh’tan başkası; ve ‘ilham verdiklerimizden’ ilimde derinleşmiş olanlar ise derler ki: „ Bizler O’na inandık; hepsi Rabbimizin yanındandır. “. >4:162, 12:76< Ve hatırda tutmazlar, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinden başkası.

 

3:8          ‘Aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri, derler ki’: „ Rabbimiz, kalplerimizi kaydırma bizi yönlendirdikten sonra; bizlere hibe et katından, bahşedilme, merhametle esirgenme. Şüphesiz sen, karşılıksız, her daim hibe eden bahşedensin. “.

 

3:9          „ Rabbimiz, şüphesiz Sen, insanları bir araya toplayacak olansın; hakkında şüphe olmayan ‘kıyâmet sonrası âhiret’ gününde. “. Şüphesiz Allâh, miada ihtilâf etmez. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

3:10       Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır. Asla yarar sağlamaz, onlara, onların malları ve evlatları da, Allâh’tan ‘gelen’ bir şeye. Ve işte onlar… Onlar, ateşin yakıtıdırlar.

 

3:11       ‘İnkârcılar’ Firavun hanedanı gibidir. Ve o kimseler ki, onlardan önce yalanladılar âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’. Bunun üzerine Allâh, onları aldı ‘kıstırdı’; suçları sebebiyle. Ve Allâh’ın cezası şiddetlidir.

 

3:12       ‘Yâ Muhammed!’, De ki ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara: „ Yakında mağlup olacaksınız ve cehennemde toplanacaksınız. “. Ve ne kötü döşektir ‘o’.

 

3:13       Sizlere âyet ‘alâmet’ olmuştur ‘Bedir savaşında’, çarpışan iki topluluk. Bir topluluk Allâh yolunda savaşıyor ve diğeri inkârcılardı. ‘Bunlar’, görüyorlardı ki onları ‘Allâh yolunda savaşanları’ iki misli kendilerinden; ki ‘bunu’ gözleriyle görüyorlardı. Ve Allâh, dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseyi yardımıyla metanetlendirir. Muhakkak işte bu, görenlere ‘idrak edenlere’ elbette ibrettir.

 

3:14       Süslendi ‘cazip gösterildi’ insanlara, sevgiden oluşan şehvetleri. Kadınlara ve oğullara ve kantarlarca ‘biriktirilmiş’ altın ve gümüşe ve atlara ki, saf kan ve ‘sağmal’ hayvanlara ve ekinlere. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20< Ve Allâh… O’nun yanındadır dönülecek barınağın güzeli.

 

3:15       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Sizlere haber vereyim mi, bundan ‘daha’ hayırlısını? O kimselere ki… ‘Onlar, günahlardan’ Korunanlardır. Rablerinin yanındadır, ‘onlara’ cennetler ki, akar tabanından ırmaklar. Kalıcılardır onun içinde. Ve tertemiz eşler ve razı olunuş Allâh’tan. “. Ve Allâh, kullarını her hâliyle görendir.

 

3:16       O kimseler ‘cennetlikler’, derler ki: „ Rabbimiz, muhakkak ki biz, samimiyetle inananlardan olduk, artık suçlarımızı bağışla ve koru bizleri ateşin azabından ‘cehennemden’. “. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20

 

3:17       ‘Onlar’ Sabredenler ve sözünde samimiler ve ‘Allâh’a’ âmâde olanlar ve ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yapanlar ve ‘Allâh’tan’ bağışlanma isteyenlerdir, seherlerde ‘şafaktan önce’.

 

3:18       Allâh, şahitlik etti; şüphesiz O, ‘tek İlâhtır, ve’ ilâh olmadığını O’ndan gayrı. Ve melekler ve ‘ilham verdiklerimizden’ ilim sahipleri de >4:162, 12:76< adaleti kollayarak ki, ilâh yoktur O’ndan gayrı. ‘O’, Daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

3:19       Mutlaka Allâh nazarında dîn ‘inanç’, İslâm’dır (Allâh’a teslimiyet). Ve ihtilâf eden o kimseler ki, onlara, ilimle gelen şeyin ardından kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen, aralarında azgınlaşan ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ başkası değildir. Ve kim, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örterse, o hâlde şüphesiz Allâh, tez, noksansız hesaplayandır.

 

3:20       ‘Yâ Muhammed!’, Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa, o hâlde de ki: „ Ben teslim ettim yüzümü ‘canımı’ Allâh’a; ve bana uyanlar da. “. Ve de ki, kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenlere ve ‘İlâhi esaslar adına bir şey’ bilmeyenlere: „ Sizler de yüzünüzü ‘canınızı’ teslim ettiniz mi? “. Artık eğer teslim ettilerse, o hâlde yönlenmiş olurlar. Ve eğer ‘eskiye’ dönerlerse, artık senin üzerine ‘düşen’ sadece bildirmektir. Ve Allâh, kullarını her hâliyle görendir.

 

3:21       Mutlaka o kimseler ki, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtüyorlar. Ve öldürüyorlar peygamberleri hak dışı. >2:89, 2:91, 3:81, 5:46, 5:68, 5:70< Ve öldürüyorlar o kimseleri ki, ‘onlar’ insanlardan adaletle emredenlerdir. >2:89, 2:91, 3:81, 5:46, 5:68, 5:70< Öyleyse müjdele onları ‘cehennemde’ elem azap ile.

 

3:22       İşte onlar… O kimseler ki, boşa çıktı gayretleri dünyada ve âhirette. Ve yoktur onlara destekçi ‘kimse’. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

3:23       Görmedin mi? O kimseleri ki, kitaptan ‘hakikat bilgisinden’ nasip verilen ‘Yahudileri’. Davet ediliyorlar Allâh’ın kitabına ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ki, kendi aralarında ‘uygulayarak’ hükmetmesi için; sonra ‘hükmü, kabullenmeyip’ döner ‘giderler’ onlardan bir kısmı. Ve onlar umursamayanlardır. >5:43<

 

3:24       İşte bu ‘umursamazlığın’ sebebi, onlar ‘Yahudiler’, derler ki: „ Asla dokunmaz bizlere ateş, sayılı günler haricinde! “. Ve onları aldattı, dînlerinde ‘dîni algılarında’ iftira etmiş oldukları şeyler.

 

 

3:25       O hâlde nasıl ‘bir tavır alırlar’? Onları topladığımız zaman, hakkında şüphe olmayan ‘kıyâmet sonrası âhiret’ gününde. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48< Ve tastamam ödendi her benliğe, kazandığı şey ‘ödül, ceza’. Ve onlar zulmedilmezler.

 

3:26       ‘Ey samimiyetle inanan!’, De ki: „ Allâh’ım! Tüm saltanatın, hükümranlığın tek sahibi ve onu dilediğine ‘lâyık gördüğüne’ veren; saltanatı, hükümdarlığı dilediğin kimseye verirsin ve çekip alırsın saltanatı, hükümdarlığı dilediğin kimseden de. Ve yüceltirsin dilediğin ‘lâyık gördüğün’ kimseyi ve alçaltırsın dilediğin kimseyi. ‘Her türlü’ Hayır, Senin elindedir. Şüphesiz Sen, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiğin gibi icra eden ve yapmaya kudretlisin. “.

 

3:27       „ Geceyi dönüştürürsün gündüzüne ve gündüzü dönüştürürsün geceye. Ve diriyi çıkarırsın ölüden ve ölüyü çıkarırsın diriden. Ve rızıklandırırsın dilediğin ‘lâyık gördüğün’ kimseyi hesapsızca. “. >17:18, 17:19, 17:20, 17:21<

 

3:28       Samimiyetle inananlar, edinmesinler ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları ‘candan’ dostlar, inançlıları bırakıp ta. Ve kim ifa ederse bu ‘yasaklananı’, o hâlde Allâh’tan bir şeyin ‘bahşedilme, esirgenmenin’ içinde değildir. Onlardan korunmanız için sakınmanız ‘dost olmanız’ başka. Ve Allâh, sizleri Zât’ından ‘buyruklarına karşı gelmekten’ esirger. Ve Allâh’adır varış.

 

3:29       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Eğer gizleseniz de göğüslerinizde ‘gönüllerinizde’ olanı, veya onu açıklasanız da Allâh onu bilir. Ve ‘Allâh’ en iyi bilendir, göklerdeki şeyleri ve yerdeki şeyleri de. “. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

3:30       O gün ‘kıyâmet sonrası âhirette’ bulur her can gayret ettiği şeyleri hayırdan ‘Allâh’ın rızası için’, hazır olarak. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48< Ve gayret ettiği şeyleri kötülükten. Arzular ki, keşke olsa kendisi arasında ve onun ‘günahları’ arasında uzak bir mesafe. Ve Allâh, sizleri Zât’ından ‘buyruklarına karşı gelmekten’ esirger. Ve Allâh, insaf eden, acıyandır; kullarına.

 

3:31       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Eğer Allâh’ı seviyorsanız, o hâlde bana uyun ki, Allâh sizleri sevsin ve bağışlasın suçlarınızı. “. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

3:32       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Allâh’a itaat edin ve elçiye de. “. >4:80, 33:36< Buna rağmen eğer ‘eskiye’ dönerlerse, artık şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları sevmez.

 

3:33       Şüphesiz Allâh seçti, Âdem’i ve Nûh’u ve İbrâhîm’in ailesini ve İmran ailesini ki, ‘onları, üstün kıldı’ milletler üzerine ‘yüceltti’.

 

3:34       Bir soy olarak birbirlerinden. Ve Allâh işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

3:35       Demişti ki İmran’ın karısı (Hanne): „ Rabbim, doğrusu ben, Sana adadım karnımda olan ‘bebeği, dünya işlerinden’ azat edilmiş. Bu yüzden ‘bu dileğimi’ benden kabul eyle. Şüphesiz Sen, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edensin; en iyi bilensin. “.

 

3:36       Nihayet onu doğurunca dedi ki: „ Rabbim, gerçekten ben onu dişi ‘kız çocuk’ doğurdum. “. Ve Allâh, daha iyi biliyordu ne doğurduğunu. Ve ‘imrendiği’ erkek değildir, ‘lâyık gördüğümüz’ kız gibi. ‘Hanne’ : „ Ve doğrusu bu yüzden ben, onu isimlendirdim ki, Meryem. Ve muhakkak ben, onu, Sana sığındırırım; ve onun soyunu da ‘rahmetinden kovulmuş’ şeytanın ‘şerrinden’. “.

 

3:37       Bunun üzerine onu, kabul eyledi Rabbi, iyice kabullendi ve yetiştirdi onu, iyi bir bitki gibi. Ve ‘himayeyle’ yükümlendirdi ona, Zekeriyyâ’yı. Her defasında girdiğinde onun yanına Zekeriyyâ ibadet ettiği yere, bulurdu onun yanında bir rızık. Derdi ki: „ Yâ Meryem! Bu sana nereden ‘geldi’? “. Derdi ki: „ O, Allâh’ın yanındandır. “. Şüphesiz Allâh, rızıklandırır dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseyi hesapsızca. >17:18, 17:19, 17:20, 17:21<

 

3:38       İşte orada Zekeriyyâ davet ‘dua’ etti Rabbine; dedi ki: „ Rabbim, hibe et bana, katından temiz bir soy; şüphesiz Sen, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğin duaya icabet edensin. “.

 

3:39       Bunun üzerine melekler, ona seslendi; ve o ‘Zekeriyyâ a.s.’, ibadetteyken ibadet edilen yerde ‘Allâh’ın huzurunda’ dikilmişken: „ Şüphesiz Allâh, müjdeliyor seni Yahyâ ile. “. ‘Yahyâ a.s.’, Allâh’tan bir kelimenin ‘Îsâ a.s.’ı’ tasdikleyendir; >3:45< efendi ve günahı terk eden ve bir peygamberdir ki, erdemlilerdendir.

 

3:40       ‘Zekeriyyâ a.s.’ Dedi ki: „ Rabbim, benim nasıl olur oğlum? Ve ulaşmışken ihtiyarlık ve kadınım da kısırdır. “. ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ İşte böyle, Allâh dilediği şeyi ifa eder. “.

 

3:41       ‘Zekeriyyâ a.s.’ Dedi ki: „ Rabbim, bana ver ‘gerçekleşeceğine dair’ bir âyet ‘alâmet’. “. ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ Senin âyetin ‘alâmetin’, üç gün insanlarla konuşmamandır işaretleşme ‘ile anlaşman’ haricinde. Ve Rabbini yâd et çokça; ve her türlü noksanlıktan uzak say, akşam ve sabah. “.

 

3:42       Ve demişlerdi ki melekler: „ Yâ Meryem! Şüphesiz Allâh seni seçti ve tertemiz ‘edepli’ kıldı; ve seni seçti ‘üstün kıldı’ milletlerin kadınları üzerine ‘yüceltti’. “.

 

3:43       „ Yâ Meryem! Âmâde ol Rabbine; ve ‘Allâh’ın huzurunda’ yere kapan ve ‘Allâh’ın huzurunda’ eğil ‘Allâh’ın huzurunda’ eğilenlerle beraber. “.

 

3:44       ‘Yâ Muhammed!’, İşte bu, algılanamayan haberlerindendir ki, onu sana vahyediyoruz. Ve sen değildin onların yanında, ‘kura çekip’ attıkları zaman kalemlerini, onların hangisi Meryem’e himayeci olacağını. Ve sen değildin onların yanında, çekiştikleri zaman da.

 

3:45       Demişlerdi ki melekler: „ Yâ Meryem! Şüphesiz Allâh, seni müjdeliyor bir kelimeyle ‘hükmüyle’, Zât’ından. Onun adı Mesih, Meryem oğlu Îsâ’dır. Şereflidir, dünyada ve âhirette de; ve ‘Allâh’a’ yakınlardandır. “.

 

3:46       „ Ve insanlarla konuşacak beşikteyken ve yetişkin çağında da. Ve o, erdemlilerdendir. “.

 

3:47       ‘Meryem a.s.’ Dedi ki: „ Rabbim, nasıl olur benim evladım? Ve bana dokunmadı ki ‘hiç’ bir insan. “. ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ İşte böyle, Allâh yaratır dilediği şeyi. Gerçekleşmesine hükmettiğinde, artık sadece der ki ona: „ Ol! “; ‘o şey’, hemen olur.

 

3:48       ‘ Yine melekler’: „ Ve ‘Allâh’ öğretecek ona ‘Îsâ a.s.’a’, kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri ve Tevrât’ı ve İncîl’i. “.

 

3:49       „ Ve İsrail oğullarına elçi ‘olacak; diyecek ki’. “: „ Muhakkak ki, geldim sizlere Rabbinizden bir âyetle ‘hakikat bilgisiyle’. Ben gerçekten yaparım sizlere nemli topraktan kuş heykeli, sonra içine üflerim de, o, hemen olur Allâh’ın izniyle bir kuş. Ve iyileştiririm doğuştan körü ve alaca ‘tenliyi’ ve Allâh’ın izniyle ölüyü diriltirim. Ve haber veririm sizlere, yediğiniz şeyleri ve biriktirdiğiniz şeyleri evlerinizde. “. Mutlaka işte bu, sizlere elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, eğer samimiyetle inananlarsanız.

 

3:50       „ Ve tasdikleyen ‘olarak geldim’, ellerimin arasındaki sebebi ‘İncîl’i’, Tevrât’tan. >2:101, 5:46< Ve helâl ‘yasaksız’ kılmak için sizlere ki, bir kısım ‘şeyler’ üzerlerinize haram ‘yasaklı’ kılındı. >4:160, 6:146< Ve geldim sizlere Rabbinizden bir âyetle ‘hakikat bilgisiyle’. Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bana itaat edin. “. >4:80, 33:36<

 

3:51       „ Şüphesiz Allâh, Rabbimdir ve sizlerin de Rabbidir. Öyleyse ‘yalnızca’ O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< ‘Allâh’ın, razı olduğu’ doğru yol budur. “.

 

3:52       Ne var ki Îsâ, onlardan inkâr hissedince dedi ki: „ Yardımcılarım kimlerdir? Allâh uğrunda. “. Havariler (İlâhi esasları yaymakla görevli yardımcıları) dediler ki: „ Bizler, Allâh yardımcılarıyız. Allâh’a samimiyetle inandık; ve şahit ol, bizlerin Müslümanlar (Allâh’a teslimiyeti benimseyen) olduğumuza. “.

 

3:53       „ Rabbimiz, inandık senin indirdiğin şeye ‘hakikat bilgisine’; ve uyduk elçiye, artık bizleri yaz şahitlerle ‘Allâh’a ve peygamberlerine tanıklık edenlerle’ beraber. “.

 

3:54       Ve ‘inkârcı Yahudiler’, düzen kurdular. Ve Allâh da düzen kurdu ‘yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturdu. Ve Allâh, düzen kuranların en hayırlısıdır. >14:46, 16:26, 35:43, 52:42<

 

3:55       Demişti ki Allâh: „ Yâ Îsâ! Mutlaka Benim; seni ‘vaden dolunca’ vefat ettirecek ve seni yükseltecek Kendi ‘katıma’; >3:145, 13:38, 11:104, 15:5, 17:13, 17:60< ve seni temizleyecek ‘arındıracak olan’, o kimselerden ki, inkâr ettiler. Ve üstün kılacak ‘olan’, sana uyan kimseleri kıyâmet gününe kadar, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimselerden. Sonra ‘dönüş’ yeriniz Bana’dır. Artık aranızda hüküm vereceğim ihtilâf ettiğiniz şeylerde. “.

 

3:56       Ancak, o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır. Öyleyse onlara azap edeceğim şiddetli azap ile dünyada ve âhirette. Ve yoktur onlara destekçi ‘kimse’. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

3:57       Ve ama o kimselere ki, samimiyetle inandılar ve erdemli gayretler ettiler. Öyleyse onlara tastamam ödenir mükâfatları. Ve Allâh, sevmez zalimleri.

 

3:58       İşte bunlar ki, okuyoruz onu sana; âyetlerindendir adaleti hükmeden ve hatırlatanın ‘Kur’ân-ı Kerim’in’.

 

3:59       Mutlaka emsali Îsâ’nın, Allâh’ın yanında ‘şu’ misal gibidir: Âdem ki, onu yarattı topraktan ‘babasız’. Sonra dedi ki ona: „ Ol! “; ‘o’, hemen oldu.

 

3:60       ‘Yâ Muhammed!’, Gerçek ‘hakikat bilgisi’ Rabbindendir. O hâlde olma, tereddüt edenlerden.

 

3:61       ‘Yâ Muhammed!’, Artık kim, seninle tartışırlarsa onda, ‘Îsâ a.s.’ın’ hakkında, sana gelen şey ‘hakikat’ bilgisi ardından, o hâlde de ki: „ Gelin çağıralım, oğullarımızı ve oğullarınızı ve kadınlarımızı ve kadınlarınızı ve canlarınızla ve canlarımızla ‘canla başla toplanalım’. Sonra yakaralım ‘Allâh’a’, öyleyse kılalım ‘okuyalım’ Allâh’ın lânetini yalancıların üzerine. “.

 

3:62       Muhakkak ki, bu ‘Îsâ a.s. hakkında anlatılan’, elbette o olayın gerçeğidir. Ve yoktur ‘bir’ ilâh, Allâh’tan gayrı. Ve şüphesiz Allâh, gerçekten O… Daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

3:63       Buna rağmen eğer ‘eskiye’ dönerlerse, artık şüphesiz Allâh, bozgun çıkaranları en iyi bilendir.

 

3:64       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ey ‘diğer’ kitapların erbapları ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Gelin bir kelimeye ‘Allâh’ın hükmüne’ ki, aynıdır aranızda ve aramızda. >8:7, 9:40, 10:19, 10:33< Kulluk etmeyelim ‘tapmayalım’ Allâh’tan gayrısına! >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< Ve ortak yakıştırmayalım O’na bir şeyi. Ve edinmeyelim birbirimizden birilerimizi, (Îsâ a.s. emsali) Allâh’ın yanı sıra ‘kutsallaştırılan zât’tan, puttan’ rabler. “. Buna rağmen eğer ‘eskiye’ dönerlerse, artık deyin ki: „ Şahit olun, bizlerin Müslümanlar (Allâh’a teslimiyeti benimseyen) olduğumuza. “.

 

3:65       Ey ‘diğer’ kitapların erbapları ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Neden tartışıyorsunuz İbrâhîm hakkında? Ve indirilmedi ki, Tevrât ve İncîl de illâki ‘önce’; onun ardından ‘indirildi’. Hâlâ akıl etmez misiniz?

 

3:66       İşte sizler busunuz ki, tartıştınız hakkında bilginiz olan bir şeyde. Oysaki neden tartışıyorsunuz hakkında bilginiz olmayan bir şeyde? Ve Allâh, iyi bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’.

 

3:67       Değildi İbrâhîm, Yahudi ve ne de Hristiyan. Ve lâkin Hanif (yegâne İlâh’a inanan), Müslümandı (Allâh’a teslimiyeti benimseyen). Ve olmadı ‘İbrâhîm a.s. , Allâh’a’ ortak yakıştıranlardan.

 

3:68       Muhakkak insanların en yakın olanı İbrâhîm’e, elbette o kimseler ki, ona uydular ve bu peygamber ‘Muhammed a.s.’; ve o kimseler ki samimiyetle inandılar. Ve Allâh, samimiyetle inananların dostudur.

 

3:69       Arzuladı ‘diğer’ kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ bir grup, keşke şaşırtabilseler sizleri. Ve saptıramazlar benliklerinden başkasını. Ve ‘bunun’ farkında değiller. >14:30<

 

3:70       Ey ‘diğer’ kitapların erbapları ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Neden örtüyorsunuz Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’? Ve sizler ‘buna’ şahitlerken.

 

3:71       Ey ‘diğer’ kitapların erbapları ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Neden karıştırıyorsunuz gerçeği, asılsızla? Ve gizliyorsunuz gerçeği; ve sizler bildiğiniz ‘hâlde’.

 

3:72       Ve dedi ki ‘diğer’ kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ bir grup, ‘diğerlerine’: „ İnanın o kimselere ki, samimiyetle inanandılar, onlara indirilene ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ gündüzün; ve inkâr edin ‘günün’ sonunda. Belki ‘inançlarından’ cayarlar. “.

 

3:73       Ve ‘Yahudiler ve Hristiyanlar derler ki’: „ İnanmayın, dîninize ‘dîni algılarınıza’ uyan kimseden başkasına. “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Şüphesiz, ‘tek gerçek’ yönlendirilme, Allâh’a ‘razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmedir. >7:178, 13:27, 64:11, 81:29< ‘Yine derler ki, hatta inanmayın, başka’ Birine de verildiğine, sizlere verilen şeyin benzerinin; veya ‘aleyhinize deliller kullanıp’ tartışırlar ‘diye, kıyâmet günü’ Rabbinizin yanında. “. >2:76, 3:73, 42:13, 42:14, 42:15, 42:16< ‘Onlara’ De ki: „ Şüphesiz lütuf, Allâh’ın elindedir, onu dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseye verir. “. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir.

 

3:74       ‘Allâhû Teâlâ’, Tahsis eder bahşetmesini, merhametle esirgemesini, dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseye. Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

3:75       Ve ‘diğer’ kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan, öyle’ kimseler var ki, kantarlarca ‘servetini’ eğer ona emanet etsen, sana onu iade eder. Ve aralarından ‘öyle’ kimseler de ‘var ki’, bir dinarı eğer ona emanet etsen, sana onu iade etmez; illâki başında dikilmedikçe. İşte bu, diyor olmalarından: „ Yoktur üzerlerimize, ‘İlâhi esaslar adına bir şey’ bilmeyenler ‘dînimizden olmayanlar’ hakkında bir yol ‘vebal’! “. Ve söylüyorlar Allâh üzerine yalanı; ve bildikleri ‘hâlde’. >2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

3:76       Aksine kim, vefa eder de taahhüdüne ve ‘günahlardan’ korunursa, o hâlde şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanları sever.

 

3:77       Muhakkak o kimseler ki, satalar Allâh’ın ‘adıyla verilen’ taahhüdü ve yeminlerini az bir bedele. İşte onlar ki, bir pay yoktur onlara âhirette. Ve onlarla konuşmayacak Allâh; ve bakmayacak kıyâmet günü onlara; ve onları ‘günahlardan’ arındırmayacak. Ve onlaradır ‘cehennemde’ elem azap. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

3:78       Ve muhakkak ‘Yahudilerin’ aralarından, elbette bir kısmı, dillerini eğip bükerler onu ‘okuduklarını’ kitaptan ‘hakikat bilgisi’ sanmanız için kitabı okurken; ve o şey kitaptan ‘hakikat bilgisi’ değildir. Ve derler ki: „ O, Allâh’ın yanındandır. “. O şey, Allâh’ın yanından değildir. >4:46< Ve söylüyorlar Allâh üzerine yalanı; ve bildikleri ‘hâlde’. >2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

3:79       Olamaz bir insan için, Allâh’ın, ona vermesi kitap ‘hakikat bilgisi’ ve idrak ‘yetisi’ ve peygamberlik; sonra da, insanlara desin ki: „ Kul olun ‘kulluk edin’ bana da, Allâh’ın yanı sıra. “. >13:38, 14:11< Ve lâkin: „ Rabbanî (hizmetle, ibadetle kendini Rabbine adayanlar) olun; ki öğretiyor olduğunuz şeylerle, kitaptan ve öğreniyor olduğunuz şeylerle ‘hakikat bilgisiyle der’. “. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102<

 

3:80       Ve sizlere, emretmez edinmenizi melekleri ve peygamberleri rabler ‘ilâhlar’. ‘Bir peygamber’ Sizlere, emreder mi ‘hakikati’ inkârı ki, sizler Müslümanlar (Allâh’a teslimiyeti benimseyen) olduktan sonra?

 

3:81       Ve Allâh, aldığı zaman peygamberlerden kesin söz: „ Sizlere verdiğim kitap ‘hakikat bilgisi’ ve hükümlerden sonra, sizlere geldiğinde bir elçi, ki, tasdikleyendir beraberinizdeki sebebi ‘Tevrât ve İncîl’i’; ona elbette inanacak ve ona elbette yardım edeceksiniz. “. Dedi. „ Kabul ettiniz; ve aldınız mı bu ağır ‘görevi’ üzerlerinize? “. Dediler ki: „ Kabul ettik. “. >2:89, 2:91, 3:81, 5:68, 26:196< ‘Allâhû Teâlâ’ Dedi ki: „ Öyleyse şahit olun ve Ben sizlerle beraber şahitlerdenim. “.

 

3:82       Artık kim, ‘eskiye’ dönerse bundan sonra, o hâlde işte onlar… Onlar, yoldan çıkmış olanlardır.

 

3:83       Allâh’ın dîninden ‘İlâhi esaslarından’ gayrısını mı amaçlıyorlar hâlâ? Ki, ve O’na ‘Allâh’a’ teslim oldu ‘olmuşken’, kim varsa göklerde ve yerde, istekli ve isteksiz ve O’na döndürülecekler.

 

3:84       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Bizler samimiyetle inandık, Allâh’a ve indirilen şeye bizlere ‘Kur’ân-ı Kerim’e’; indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’, İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ve İshâk’a ve Yâkub’a (İbrâhîm a.s.’ın torunu) ve oğullarına; ve verilen şeye Mûsâ’ya ve Îsâ’ya ‘Tevrât ve İncîl’e’; ve ‘diğer’ peygamberlere ‘verilen sahife, kitap ve vahiylere’, Rablerinden. Ayırt etmeyiz ‘hiç’ birini onların aralarından. Ve bizler, O’na Müslümanlarız (Allâh’a teslimiyeti benimseyen). “.

 

3:85       Ve kim talep ederse İslâm’dan (Allâh’a teslimiyet) gayrı bir dîn ‘inanç’, artık asla kabul edilmez ondan; ve o, âhirette hüsrana uğrayanlardandır. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

3:86       Nasıl yönlendirir ki Allâh, inandıktan sonra ‘hakikati’ örten toplumu ‘İsrail oğullarını’. Ve şahitlerken, elçinin gerçek olduğuna ve onlara ‘deliller’ gelmişken ayan beyan. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez zalimler toplumunu. >2:86, 2:88, 2:89, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

3:87       İşte onlar… Onların cezası, Allâh’ın lânetinin üzerlerine olmasıdır ve meleklerin ve insanların topluca.

 

3:88       Kalıcılardır ‘onlar’ onun ‘cehennemin’ içinde. Hafifletilmez onlardan azap; ve onlara göz açtırılmaz ‘süre verilmez’.

 

3:89       O kimseler müstesna ki, tövbe ettiler bunun ardından ve gidişatı düzelttiler. O hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

3:90       Muhakkak o kimseler ki, inandıktan sonra ‘hakikati’ örtüyorlar, sonra da nankörlüğü arttırdılar. Onların ‘son nefesteki’ tövbeleri asla kabul edilmez. Ve işte onlar, sapanlardır.

 

3:91       Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve öldüler; ve onlar inkârcılardı ‘öldüklerinde’. Artık asla kabul edilmez onların hiçbirinden, yeryüzü dolusu altını olsa ve onu feda edecek olsa da. İşte onlar ki… Onlaradır ‘cehennemde’ elem azap. Ve onlara yoktur destekçi ‘kimse’.

 

3:92       Asla ulaşamazsınız, samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşama ki, ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yapmadıkça sevdiğiniz şeylerden. Ve ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaptığınız şeyi bir şeylerden, ancak şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

3:93       Yiyeceklerin hepsi helâldi ‘yasaksızdı’ İsrail oğullarına, İsrail’in (Yâkub a.s.’ın bir adağı esas alarak) benliğine haram ‘yasaklı’ kıldığı şeyler haricinde ki, Tevrât indirilmeden önce. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Haydi Tevrât’ı getirin de okuyun, eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

3:94       Artık kim, Allâh üzerine ‘Allâh’ın emridir’ yalanı atfederse, o hâlde işte onlar… Onlar, zalimlerdir. >2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

3:95       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Allâh doğruyu söyledi. Öyleyse uyun, Hanif (yegâne İlâh’a inanan) İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’. “. Ve olmadı ‘İbrâhîm a.s. , Allâh’a’ ortak yakıştıranlardan.

 

3:96       Muhakkak ilk ev (Kâbe), insanlara ‘ibadet’ için konulmuştur. Elbette o, Bekke’dedir (Mekke’nin eski adı). Ve yönlendirmeye ‘vesile olarak’ bereket kaynağıdır milletlere.

 

3:97       Oradadır âyetler ‘ibretler’, ayan beyan ‘deliller’, İbrâhîm’in mahallînde. Ve kim oraya girerse, emniyette olur. Ve Allâh için evin (Kâbe) hac edilmesi, insanların üzerinedir; ona yol bulmaya ‘hacca gitmeye’ gücü yeten kimselere. Ve kim, ‘hakikati’ inkâr ederse, o hâlde şüphesiz Allâh, var olan hiçbir şeye muhtaç olmayandır.

 

3:98       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ey ‘diğer’ kitapların erbapları ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Neden örtüyorsunuz Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’? “. Ve Allâh, her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahittir; gayret ettiğiniz şeyler üzerinde.

 

3:99       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ey ‘diğer’ kitapların erbapları ‘Yahudiler ve Hristiyanlar!’. Neden alıkoyuyorsunuz Allâh yolundan? ‘O’na’ inanan kimseleri; onda ‘Allâh yolunda’ bir eğrilik amaçlıyorsunuz; ve sizler şahitlerken ‘buna’ “. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden bihaber değildir.

 

3:100     Ey samimiyetle inananlar! Eğer itaat ederseniz kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenlerin ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ bir kısmına, sizleri döndürürler inancınızın ardından inkârcılığa.

 

3:101     Ve nasıl nankörlük edersiniz? Ve sizlerin üzerinize okunurken Allâh’ın âyetleri ‘hakikat bilgisi’; ve aranızdayken O’nun elçisi. Ve kim, sımsıkı tutunursa ‘dîni algılarıyla’ Allâh’a ‘teslimiyete’, artık o, yönlendirilmiş olur ‘Allâh’ın razı olduğu’ doğru yola.

 

3:102     Ey samimiyetle inananlar! Korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’; O’na lâyıkıyla, hakkıyla. Ve ölmeyin ve sizler, Müslümanlar (Allâh’a teslimiyeti benimseyen) kalmaksızın.

 

3:103     Ve sımsıkı tutunun ‘elbirliğiyle, Allâh’a teslimiyet için bir yöne çekilen’ Allâh’ın urganına, hepiniz; ve ayrılığa düşmeyin. Ve hatırlayın Allâh’ın lütfunu, üzerlerinizdeki. Sizler olmuştunuz ‘birbirinize’ düşman. Sonra kaynaştırdı kalplerinizin arasını, böylelikle olmuştunuz O’nun ‘Allâh’ın’ lütfuyla kardeşler. Ve sizler, ateşten bir çukurun kenarındayken nihayet sizleri kurtardı ondan. İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Belki ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlenirsiniz.

 

3:104     Ve olsun aranızda bir millet ki, hayra davet eden ve emreden makul olarak ve men eden aykırılıktan. Ve işte onlar… Onlar ‘buna uyanlar’, kurtuluşa erenlerdir.

 

3:105     Ve olmayın o kimseler gibi ki, ayrıldılar ve ihtilâf ettiler ardından onlara gelen şeyin ayan beyan ‘delillerin’. Ve işte onlar ki… Onlaradır ‘cehennemde’ büyük azap.

 

3:106     O gün ‘kıyâmet sonrası âhirette, nice’ yüzler parlayacak ve kararacak ‘nice’ yüzler de. Artık yüzleri kararan kimselere ‘denir ki’: „ ‘Hakikati’ Örtmeye mi şartlandınız? İnanmanızın ardından! O hâlde tadın azabı; inkâr ettiğiniz sebebiyle. “. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

3:107     Ve ama o kimseler ki, yüzleri parladı. Artık Allâh’ın bahşetmesi, merhametle esirgemesi içindedirler. Onlar, kalıcılardır onun ‘cennetin’ içinde.

 

3:108     Bunlar Allâh’ın âyetleridir ‘hakikat bilgisidir’; O’nu okuyoruz sana, gerçekleriyle. Ve Allâh olamaz dileyen, var olan her şeye ‘haksız yere’ zulüm.

 

3:109     Ve Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Ve Allâh’a döndürülür ‘O’nun’ emirleriyle ‘oluşan her şey’.

 

3:110     Sizler oldunuz en hayırlı millet, insanlar için çıkarılmış. Makul olarak emredersiniz ve men edersiniz aykırılıktan; ve samimiyetle inanıyorsunuz Allâh’a. Ve eğer inansalardı ‘diğer’ kitapların erbapları da ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’, elbette olurdu onlara ‘daha’ hayırlı. Onlardan samimiyetle inananlar da ‘vardır’; ve onların birçoğu yoldan çıkmışlardır.

 

3:111     Sizlere asla zarar veremezler, eziyet dışında. Ve eğer savaşırlarsa sizlerle, arkalarını dönerler sizlere. Sonra da ‘onlara’ yardım olmaz.

 

3:112     Üzerlerine vuruldu aşağılanma ‘damgası’, nerede bulunurlarsa. ‘Elbirliğiyle bir yöne çekilen’ Allâh’ın urganına ‘sımsıkı tutunanlar’ müstesna; ve bir urgan ki, ‘dîni algıları Allâh’a teslimiyet olan’ insanlardan ‘sımsıkı tutulmuştur’. Ve uğradılar Allâh’tan öfkeye ve vuruldu üzerlerine miskinlik ‘damgası’. İşte bu onların, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtüyor olmalarındandır. Ve öldürüyorlar peygamberleri hak dışı. >2:89, 2:91, 3:81, 5:46, 5:68, 5:70< İşte bu şey, isyan etmeleri sebebiyledir ve haddi aşmış olmalarındandır.

 

3:113     ‘Onların hepsi’ Eşit değildir. ‘Diğer’ kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ bir millet, ‘Allâh’ın huzurunda’ dikilerek okurlar Allâh’ın âyetlerini gece boyunca. Ve onlar ‘Allâh’ın huzurunda’ yere kapanırlar.

 

3:114     Samimiyetle inanırlar Allâh’a ve âhiret gününe. Ve emrederler makul olarak ve men ederler aykırılıktan; ve yarışırlar ‘Allâh’ın rızası için’ hayırlara. Ve işte onlar, erdemlilerdendir.

 

3:115     Ve ifa ettikleri şey ‘Allâh’ın rızası için’ hayırdan ki, artık o, asla örtülmez ‘mutlaka mükâfatı tastamam ödenir’. Ve Allâh, ‘günahlardan’ korunanları en iyi bilendir.

 

3:116     Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır. Asla yarar sağlamaz, onlara malları ve ne de evlatları, Allâh’tan ‘gelen’ bir şeye. Ve işte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

3:117     Emsali harcanılan şeylerin bu dünya hayatında, kavurucu, dondurucu bir rüzgâr misali gibidir; benliklerine zulmeden toplumun ekinlerinin, ona kavurucu bir soğuk isabet etti de böylelikle onu yok ettiği ‘tahribata benzer’. Ve onlara zulmetmedi Allâh; ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine zulmediyorlar.

 

3:118     Ey samimiyetle inananlar! Sırdaş edinmeyin sizler dışındakileri. >5:51, 5:57, 9:16< ‘Onlar’, Sizlere kargaşadan geri kalmazlar ve sizleri meşakkate düşürecek şeyler arzularlar. Kin ve öfkeleri ağızlarından ‘sözlerinden’ belli olmuştur. Ve gizledikleri şey ‘kinleri’ göğüslerinde ‘gönüllerinde’ daha da büyüktür. Sizlere, âyetleri ‘alâmetleri’ beyan etmiştik, eğer akıl ederseniz.

 

3:119     İşte sizler böylesiniz, onları seversiniz ve onlar sizleri sevmezler. Ve sizler, inanırsınız kitaba ‘hakikat bilgisine’ ki, onun tamamına. Ve sizlerle karşılaştıklarında derler ki: „ Bizler, samimiyetle inandık. “. Ve baş başa kaldıkları zaman, ısırırlar parmak uçlarını sizlere karşı öfkelerinden. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Öfkenizden ölün! “. Şüphesiz Allâh, göğüslerin ‘gönüllerin’ barındırdığını en iyi bilendir.

 

3:120     Eğer sizlere dokunursa bir iyilik, onları hüzünlendirir. Ve eğer sizlere isabet ederse bir kötülük, onunla keyiflenirler. Ve eğer sabrederseniz ve ‘günahlardan’ korunursanız, sizlere zarar veremez onların hileleri, ‘hiçbir’ şeyle. Şüphesiz Allâh, gayret ettikleri şeyleri kuşatan, kavrayandır.

 

3:121     ‘Yâ Muhammed!’, Ve ‘ayrıldığın’ zaman sabah erkenden ailenden, eğleştiriyordun samimiyetle inananları, savaş için ‘Uhud’da’ elverişli yerlere. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir.

 

3:122     ‘Bozulmaya’ Yeltenmişti sizlerden iki grup, korkarak. Ve Allâh, onların dostu ‘olduğu hâlde’. Ve Allâh’a, ki ‘ancak O’na’ artık itimat etsinler samimiyetle inananlar.

 

3:123     Ve andolsun ki, Allâh, sizlere yardım etti, Bedir’de ‘savaşta’ ve sizler ezik hâldeyken. Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Belki şükredersiniz.

 

3:124     ‘Yâ Muhammed!’, Demiştin ki samimiyetle inananlara: „ Sizlere yetmiyor mu ki, Rabbinizin sizlere imdada yetişmesi, indirilen meleklerden üç bini ile? “.

 

3:125     Aksine, eğer sabrederseniz ve ‘günahlardan’ korunursanız; ve sizlere gelirler de aniden, ‘hemen şimdi saldırırlarsa bile’ bununla sizlere imdada yetişir Rabbiniz, belirlenmiş meleklerden beş bini ile. >8:12, 8:13<

 

3:126     Ve yapmadı onu ‘bu yardımı’ ki, Allâh, müjde olmasından başka ‘bir şey’ için ve yatışması için kalplerinizin bununla. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< Ve yardım olmaz ki, Allâh’ın yanından olmasın. ‘O’, Daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

3:127     ‘Allâh bu yardımı yaptı ki’, Bir tarafın ‘ardını’ kesmek için, inkâr eden kimselerden; veya onları perişan eder ki, bu yüzden bozguna uğrar da geri dönerler.

 

3:128     ‘Yâ Muhammed!’, Ki ‘bu’ işte senin ‘yapacağın’ bir şey yoktur. ‘Allâh’, Ya onlara tövbeyi kabul eder veya ‘inkâra devam ederlerse’ onlara azap eder. Ne var ki, gerçekten onlar zalimlerdir.

 

3:129     Ve Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Bağışlar dilediği ‘lâyık gördüğü’ kimseyi ve azap eder dilediği ‘inkâr eden’ kimseye de. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

3:130     Ey samimiyetle inananlar! Yemeyin kâr payını kat kat arttırarak. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Belki kurtuluşa erersiniz.

 

3:131     Ve ‘günahlardan’ korunun ki, o ateş, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara hazırlandı.

 

3:132     Ve Allâh’a itaat edin ve elçiye de. >4:80, 33:36< Belki bahşedilip, merhametle esirgenirsiniz.

 

3:133     Ve yarışın, Rabbinizden bağışlanmaya; ve cennete ki, yeri, gökler ve yeryüzü kadardır. Hazırlanmıştır ‘günahlardan’ korunanlara.

 

3:134     O kimseler ki, ‘Allâh’ın rızası için’ bağış yaparlar bollukta ve darlıkta ve yutanlardır ‘tutanlardır’ öfkelerini ve affedenlerdir insanları. Ve Allâh, ahlâklıları sever.

 

3:135     Ve o kimseler ki, yüz kızartıcı işler ifa ettiklerinde veya zulmettiklerinde ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine, Allâh’ı yâd ederler, suçları için hemen bağışlanma isterler. Ve ‘doğrusu’ kim, bağışlar günahları örter ki, Allâh’tan başka? Ve ‘onlar’ ısrar etmezler, ifa ettikleri şeyler üzerinde ‘hatalarında’; ve bildikleri ‘hâlde’.

 

3:136     İşte onlar ki… Onlaradır hak ettikleri, Rablerinden bağışlanma ve cennetler; ki akar tabanından ırmaklar. Kalıcılardır onun içinde. Ve ne güzel mükâfatları, ‘yararlı işlere’ gayret edenlerin.

 

3:137     Gelip geçmiştir sizlerden önce de uygulanan sünnetler ‘uygulanan İlâhî hükümler’. Haydi yeryüzünde gezinin de böylelikle bakın, nasıl oldu âkıbeti ‘hakikat bilgisini’ yalanlayanların.

 

3:138     Bu ‘Kur’ân-ı Kerim’, bir beyandır insanlara; ve yönlendirilme ve nasihattir ‘günahlardan’ korunanlara.

 

3:139     ‘Ey samimiyetle inananlar!’, Ve yılmayın ve üzülmeyin! Ve sizler üstün olanlarsınız, eğer samimiyetle inananlarsanız.

 

3:140     Eğer sizlere dokunursa bir ıstırap, o hâlde dokunmuştu o topluma da onun benzeri bir ıstırap. Ve bunları ‘mutlu ve kederli’ günleri insanlar arasında dolandırırız. Allâh’ın, bilmesi ‘belirlemesi’ içindir samimiyetle inananları; ve aranızdan şahitler edinir. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Ve Allâh, sevmez zalimleri.

 

3:141     Ve ‘bu’ Allâh’ın, ‘samimiyetle inananları günahlardan’ arındırması ve yavaş yavaş mahvetmesi içindir inkârcıları.

 

3:142     Yoksa hesapladınız mı ki, cennete dâhil edileceğinizi? Ve olmadıkça ki, Allâh bilip ‘belli etmeden’ aranızdan cihâd eden ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi veren’ kimseleri ve bilip ‘belli etmeden’ sabredenleri.

 

3:143     Ve andolsun ki, sizler diliyordunuz, ölümü ‘şehit olmayı’ onunla karşılaşmadan önce. Ve sizler bakınırken ‘beklerken’ nihayet onu görmüş oldunuz.

 

3:144     Ve Muhammed değildir elçiden başka ‘bir şey’. Ki, ondan önce de gelip geçmiştir elçiler. Öyleyse eğer öldüyse veya öldürüldü, geriye döneceksiniz topuklarınız üzerinde ‘davanızdan öylemi’? Ve kim ki, geri dönerse topukları üzerinde buna rağmen Allâh’a asla zarar veremez ‘hiç’ bir şeyle. Ve Allâh, ‘âhirette’ hak ettiklerini verecek şükredenlere.

 

3:145     Ve olamaz bir canın ölmesi, Allâh’ın izni olmaksızın ki, vadesi belli yazgıdır ‘kaderdir o’ >3:145, 13:38, 11:104, 15:5, 17:13, 17:60< Ve kim, isterse ‘sadece’ dünya sevabını ‘kazancını’, veririz ona ondan. >17:18, 17:19, 17:20< Ve kim, isterse âhiret sevabını ‘mükâfatını’, veririz ona ondan. Ve ‘âhirette’ vereceğiz hak ettiklerini şükredenlere.

 

3:146     Ve niceleri peygamberlerden ki, onunla beraber savaştı birçok kendini Rabbe adayanlar. Öyle ki yılmadılar onlara isabet eden şeylerden, Allâh yolunda; ve zaaf göstermediler ve durulmadılar. Ve Allâh, sabredenleri sever.

 

3:147     Ve olmadı onların sözleri ki, demelerinden başka ‘bir şey’: „ Rabbimiz, bizleri bağışla, suçlarımızı ve israfımızı ‘aşırılığımızı’ işlerimizde; ve sabitle ‘sağlamlaştır’ ayaklarımızı ‘yolunda’, ve bizlere yardım et, inkârcı topluma karşı. “.

 

3:148     Bu yüzden verdi onlara Allâh, dünya sevabı ‘kazancı’; ve en güzel âhiret sevabı ‘kazancı’. Ve Allâh, ahlâklıları sever.

 

3:149     Ey samimiyetle inananlar! Eğer itaat ederseniz ‘hakikati’ örten kimselere, sizleri döndürürler topuklarınız üzerinde ‘dîni algılarınızdan’. Yoksa döndürülürsünüz hüsrana uğrayanlara.

 

3:150     Aksine Allâh, sahibiniz, koruyucunuzdur. Ve O, destekçilerin en hayırlısıdır.

 

3:151    Bırakacağız kalplerine ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimselerin korku ki, ortak yakıştırmaları sebebiyle Allâh’a, hakkında ‘hiç’ bir delil indirmediği bir şeye ‘rağmen’. >3:151, 4:117, 6:81, 6:100, 7:33, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< Ve onların varacakları yer ateştir; ve ne kötüdür kalınacak yer zalimlere.

 

3:152     Ve andolsun ki, samimiydi sizlere Allâh, vaadinde. Onları perişan edip öldürüyordunuz ‘Uhud savaşında’, O’nun izniyle. Ta ki, yılgınlık göstermiştiniz ve anlaşmazlığa düştünüz ‘verilen’ emir hakkında ve isyan ettiniz; ‘Allâh’ın’, sizlere, sevdiğiniz şeyi ‘galibiyeti’ göstermesinin ardından. Sizlerden kiminiz ‘görev yerini terk edip ganimete koşarak’ dünyayı istiyordu, ve sizlerden kiminiz de âhireti istiyordu ki, ‘emre uyup direndi, şehit oldu’. Sonra ‘Allâh’, sizleri onlardan uzak tuttu ‘yenilgiye uğrattı’ sizleri sınamak için. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Ve andolsun ki, ‘buna rağmen’ sizleri affetti. Ve Allâh, samimiyetle inananlar üzerine lütuf sahibidir.

 

3:153     O zaman uzaklaşıyordunuz ve dönüp bakmıyordunuz ‘hiç’ birine ve elçi çağırıyordu sizleri arkanızdan. Bu yüzden isabet etti sizlere, gam üstüne gam ki, elinizden çıkan şeylere ve sizlere isabet eden şeylere ‘bundan sonra da’ üzülmemeniz için. >57:23< Ve Allâh, haberdar, üstün bilgi sahibidir; gayret ettiğiniz şeylerden.

 

3:154     Sonra ‘Allâh’, indirdi üzerlerinize bu gam ardından emniyet, sükûnet veren bir uyku ki, aranızdan bir grubu bürüyüp örtüyordu ve diğer grup canlarını önemsemiş ‘canlarının derdine düşmüşlerdi’. Allâh’a karşı cahil ‘bilgisiz’ zannıyla hak dışı zanna uyuyorlar, diyorlardı ki: „ Bu emirden ‘hükümden’ bizlere bir şey var mı? ‘Bu işten bizlere ne?’ “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Şüphesiz emirlerin ‘hükümlerin’ hepsi Allâh’ındır. “. Saklıyorlardı içlerinde sana açıklamadıkları bir şeyi de, diyorlardı ki: „ Bizlere olsaydı ‘bu’ emirden ‘işten’ bir şey, burada öldürülmezdik. “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Evlerinizde bile olsaydınız, elbette çıkıp giderlerdi üzerlerine ölüm yazılmış kimseler, ‘vurulup’ yatacakları ‘yere’. “. Ve ‘bu’, Allâh’ın sınaması içindir, göğüslerinizdeki ‘gönüllerinizdeki’ şeyi; ve arındırması içindir kalplerinizdeki şeyden ‘şüpheden’. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Şüphesiz Allâh, göğüslerde ‘gönüllerde’ olanı en iyi bilendir.

 

3:155     Muhakkak o kimseler, aranızdan dönüp ‘gidenlerdir, Uhud savaşında’,  iki topluluğun karşılaştığı gün. Artık şeytan, onların ‘ayaklarını’ kaydırmak istedi, ‘emre itaatsizlik, ganimete koşmak gibi zaaflarıyla’ kazandıkları bazı şeyler ‘bahanesiyle’. Ve andolsun ki, Allâh onları affetti. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

3:156     Ey samimiyetle inananlar! Nankörler gibi olmayın; ve dediler ki, yeryüzünde vuruşmaya ‘sefere’ çıktıları zaman veya gazi olan kardeşleri için: „ Eğer olsaydılar yanımızda, ölmezler ve öldürülmezlerdi. “. Oluşturdu ki Allâh bunu, kalplerinde hasret ‘kayıpları için, pişmanlık duygusu olsun’. Ve Allâh diriltir ve öldürür. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir.

 

3:157     Ve mutlaka eğer öldürülürseniz Allâh yolunda veya ölürseniz, elbette bağışlanma Allâh’tandır. Ve bahşedilme, merhametle esirgenme, ‘daha’ hayırlıdır onların ‘dünyada’ toplayacakları şeylerden.

 

3:158     Ve mutlaka eğer ölürseniz veya öldürülürseniz de elbette Allâh’a ‘huzurunda’ toplanacaksınız. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

3:159     Ancak sebep, bahşetme, merhametle esirgemedir Allâh’tan, onlara yumuşak davrandığına. Ve eğer sen, olsaydın kaba, katı yürekli, elbette dağılırlardı etrafından. Artık affet onları ve bağışlanma iste onlara; ve danış ‘görüşlerini al’ emirlerde ‘kararlarda’. Nihayet karar verdiğin zaman da, artık itimat et Allâh’a. Şüphesiz Allâh, itimat edenleri sever.

 

3:160     Eğer yardım ederse sizlere Allâh, artık sizlere galip gelecek yoktur. Ve eğer yardımsız bırakırsa sizleri, artık kimdir ki o, ardından yardım eder sizlere? Ve Allâh’a, ki ‘ancak O’na’ artık itimat etsinler samimiyetle inananlar.

 

3:161     Ve olamaz bir peygamber için, ‘ganimet malına’ hıyanet edip ‘aşırması’. Ve kim, ‘ganimet malına’ hıyanet ederse, gelir o hıyanet ettiği şeyle kıyâmet günü. Sonra her benliğe kazandığı şeyler ‘ödül, ceza’ tastamam ödenir. Ve zulmedilmezler.

 

3:162     Öyleyse kim ki, Allâh’ın rızasına uydu; ‘o’ kimse gibi midir, Allâh’tan bir hışma uğrayan? Ve onun varacağı yer cehennemdir. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’.

 

3:163     Onlar, derecelerledir Allâh’ın yanında. Ve Allâh, her hâliyle görendir; gayret ettikleri şeyleri.

 

3:164     Andolsun ki Allâh, minnettar ‘etti’ samimiyetle inananları ki, çıkardı içlerinde ‘görevlendirilmek üzere’ kendilerinden bir elçi. Onlara, okur O’nun ‘Allâh’ın’ âyetlerini ‘Kur’ân-ı Kerim’i’. Ve onları ‘cehaletten, günahlardan’ arındırır. Ve öğretir kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri. Ve oysaki onlar, daha önceden apaçık şaşkınlık içindeydiler.

 

3:165     Ve ‘Uhud savaşında’, isabet ettiğinde sizlere bir musibet ki, ‘Bedir savaşında’ iki misli ‘düşmanlarınıza’ isabet etmişti, dediniz ki: „ Bu nereden? “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ O, sizlerin kendi bencilliğinizdendir. “. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

3:166     Ve isabet eden şey ‘musibet’ sizlere, iki topluluğun karşılaştıkları gün, ancak Allâh’ın izniyleydi ve samimiyetle inananları bilmesi ‘belirlemesi’ içindir. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12<

 

3:167     Ve bilmesi ‘belirlemesi’ içindir, arabozucu kimseleri de. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Ve denildi ki onlara: „ Gelin, Allâh yolunda savaşın veya müdafaa edin. “. Dediler ki: „ Eğer bilseydik savaşmayı, elbette sizlere uyardık ‘sizlerle gelirdik’. “. Onlar, inkârcılığa daha yakındılar izin günü ‘Allâh’ın izniyle gerçekleşen o gün’ inançtan ‘ziyade’. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar. >8:16< Ve Allâh, iyi bilir onların gizledikleri şeyleri.

 

3:168     O kimseler ‘arabozucular’, dediler ki ve oturdukları ‘yerden, savaşa katılan, şehit’ kardeşleri için: „ Eğer itaat etselerdi bizlere, öldürülmezlerdi. “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Haydi savın ölümü canlarınızdan, eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

3:169     Ve sakın sanmayın ki, Allâh yolunda öldürülenler, ölülerdir. Aksine diridirler, Rablerinin yanından rızıklandırılıyorlar.

 

3:170     Ferahlanırlar, Allâh’ın onlara verdiği şeylerle, lütfundan. Ve müjdelemek isterler o kimseleri ki, henüz katılmayan onlara, arkalarından ‘gelecek olan şehitleri’. Ki onlara ‘o şehitlere de’, korku olmaz ve ne de üzüntü çekerler.

 

3:171     Müjdelemek isterler, Allâh’tan iyi hâli ve lütfu. Ve şüphesiz Allâh, zayi etmez mükâfatını samimiyetle inananların.

 

3:172     O kimseler ki ‘Uhud savaşına’, davete icabet ettiler, Allâh için ve elçiye; ki onlara, isabet eden ıstırabın ardından. Onlardan en ahlâklılara ve ‘günahlardan’ korunanlaradır büyük mükâfat.

 

3:173     O kimseler ki, onlara dedi ki insanlar: „ Mutlaka insanlar, toplandılar sizlere ‘karşı’, artık onlardan korkun. “. Oysaki ‘bu söz, daha da’ arttırdı onların inancını. Ve dediler ki: „ Yeterlidir; bizlere Allâh ve ‘O’ ne güzel her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir. “.

 

3:174     Bu yüzden geri döndüler Allâh’tan bir iyi hâl ve lütufla ‘savaştan’; onlara dokunmadı bir kötülük. Ve uydular Allâh’ın rızasına. Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

3:175     Fakat bununla ‘gelen haber ile’ şeytan, ‘ancak’ onu dost edinenleri korkutur. Artık onlardan korkmayın ve Benden korkun, eğer samimiyetle inananlarsanız.

 

3:176     Ve seni üzmesin o kimseler ki, yarışıyorlar ‘hakikati’ örtmekte. Gerçekten onlar, asla bir şeyle zarar veremezler Allâh’a. Allâh diler ki, onların âhirette ‘cennet’ payı olmasın. Ve onlaradır ‘cehennemde’ büyük azap. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

3:177     Muhakkak o kimseler ki, alışveriş yaptılar ‘hakikati’ örtmeyi inanç ile. Asla zarar veremezler Allâh’a ‘hiç’ bir şeyle. Ve onlaradır ‘cehennemde’ elem azap.

 

3:178     Ve sakın sanmasınlar ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış o kimseler ki, mühlet veriyor olmamız benlikleri için onlara hayırdır. Sadece süre veriyoruz onlara günahlarını arttırmaları için. Ve onlaradır ‘cehennemde’ alçaltıcı azap.

 

3:179     Allâh, ‘bir arada’ bırakmayacaktır samimiyetle inananları, bulunduğunuz şey üzerinde. Ta ki ayırt eder kötüyü ‘inkârcıyı’, temizden ‘samimiyetle inanandan’. Ve Allâh, bildirmeyecektir de sizlere algılanamayanı. Ve lâkin Allâh, ‘bildirmek için’ seçer elçilerinden kimi dilerse. O hâlde samimiyetle inanın Allâh’a ve O’nun elçilerine. Ve eğer samimiyetle inanır ve ‘günahlardan’ korunursanız, artık sizleredir büyük mükâfat.

 

3:180     Ve sakın sanmasınlar cimrilik eden o kimseler ki, Allâh’ın onlara verdiği şeyler lütfundan, o, onlara hayırdır. Aksine o, onlara şerdir; boyunlarına dolanacaktır onunla cimrilik ettikleri şey, kıyâmet günü. Ve Allâh’ındır mirası, göklerin ve yerin de. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

3:181     Andolsun ki işitti Allâh, sözlerini o kimselerin. Dediler ki: „ Doğrusu Allâh, fakir ve bizler zenginiz. “. Yazacağız söyledikleri şeyleri ve öldürmelerini peygamberleri hak dışı. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Ve ‘cehennemde’ deriz ki: „ Tadın yakıcı azabı! “.

 

3:182     İşte bu ‘azap’, ellerinizle sunduğunuz ‘günahlar’ sebebiyledir. Ve şüphesiz Allâh, eziyet edici değildir kullara.

 

3:183     O kimseler ki ‘Yahudiler’, derler ki: „ Mutlaka Allâh, taahhüt etti bizlere, ‘hiç’ bir elçiye inanmamamızı ta ki, ‘şimşek çakıp’ ateş onu yiyip ‘yakacağı’ bir kurban getirir bizlere. “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Sizlere gelmişlerdi elçiler, benden önce ayan beyan ‘delillerle’ ve söylediğiniz ‘mucize’ ki onunla. O hâlde neden öldürdünüz onları, eğer sözünde samimilerseniz? “.

 

3:184     ‘Yâ Muhammed!’, Artık, eğer artık seni yalanlıyorlarsa ‘bil ki’, bu yüzden yalanlanmıştı ‘diğer’ elçiler senden önce de; ki, getirdiler ayan beyan ‘deliller’ ve ulvî sayfalar ve aydınlatıcı kitap ‘hakikat bilgisi’.

 

3:185     Her can ölümü tadıcıdır. Ve artık tastamam ödenir ücretleriniz kıyâmet günü. Nihayet kim, uzaklaştırılır ateşten ve dâhil edilirse cennete, artık kurtulmuş olur. Ve dünya hayatı, aldatıcı ‘geçici’ menfaatten başka ‘bir şey’ değildir. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

3:186     Elbette sınanacaksınız mallarınızla ve canlarınızla. Ve elbette duyacaksınız, sizlerden önce kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen kimselerden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ ve ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran kimselerden birçok eziyetli ‘gönül inciten sözler’. Ve eğer ‘bunlara’ sabrederseniz ve ‘günahlardan’ korunursanız; artık gerçekten işte bu azmedilmeye değer işlerdendir.

 

3:187     Ve Allâh, aldığı zaman kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen kimselerden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ kesin söz ‘demişti ki’: „ Mutlaka beyan edeceksiniz onu ‘hakikat bilgisini’ insanlara ve gizlemeyeceksiniz onu. “. Fakat onu artlarına atıp sırt ‘çevirdiler’ ve onu alışveriş ‘unsuru’ yaptılar az bir bedele. Oysaki ne kötüdür alışverişleri.

 

3:188     Sakın sanma ki, ‘bu hakikat bilgisidir diye’ getirdikleri şeyle ‘gerçeği gizleyip, uyguladıklarıyla’ keyiflenen ve uygulamadıkları şeylerle de ‘inancı yaşıyorum diye’ övünmeyi seven o kimseler, ‘kazançlı çıkacaklar’. Öyleyse sakın sanma ki, onlara azaptan kurtulacak bir yer olabileceğini. Ve onlaradır ‘cehennemde’ elem azap.

 

3:189     Ve Allâh’ındır, göklerin saltanatı, hükümranlığı ve yerin de. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

3:190     Muhakkak yaratılışında göklerin ve yerin, ihtilâfı ‘zıtlığı’ gece ve gündüzün elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’; aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerine.

 

3:191     O kimseler ki yâd ederler Allâh’ı, ayaktayken ve otururken ve yan üstü uzanmışken. Ve inceden inceye düşünürler yaratılışını göklerin ve yerin ‘ve derler ki’: „ Rabbimiz, Sen yaratmadın bunu gerekçesiz. Sen, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaksın, artık koru bizleri ateşin azabından ‘cehennemden’. “. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20

 

3:192     „ Rabbimiz, şüphesiz Sen, kimi ateşe dâhil edersen, artık rezil etmiş olursun onu. “. Ve yoktur zalimlere destekçi ‘kimse’.

 

3:193     „ Rabbimiz, mutlaka ki bizler işittik, samimi inanca davet eden davetçinin ‘peygamberin’: „ Rabbinize samimiyetle inanın! “ ‘dediğini’; bunun üzerine samimiyetle inandık. Rabbimiz, artık bağışla suçlarımızı ve ört bizden kötülüklerimizi. Ve bizleri iyiler, özü sözü bir kullarınla beraber ‘onlara verdiğin kıymetle’ vefat ettir. “.

 

3:194     „ Rabbimiz, ve bizlere ver elçilerin huzuruna ‘aracılığıyla’ bizlere vaat ettiğin şeyi ve rezil etme bizleri kıyâmet günü. Şüphesiz Sen, miada ihtilâf etmezsin. “.

 

3:195     Derken onların ‘dualarına’ icabet etti Rableri. >2:21, 2:153, 2:186, 6:102< ‘Allâhû Teâlâ’: „ Muhakkak ki Ben, zayi etmem ‘yararlı işlere’ gayret edenlerin gayretini aranızdan erkeklerden veya kadın; birbirinizdensiniz ‘birbirinizin soylarındansınız’. Hicret ‘göç’ eden kimselerin ve çıkarılanların yurtlarından ve eziyet edilenlerin yolumda ve savaşanların ve öldürülenlerin elbette örteceğim onlardan kötülüklerini ‘günahlarını’. Ve mutlaka dâhil edeceğim onları cennetlere; ki akar tabanından ırmaklar. “. Sevap ‘mükâfat olarak’, Allâh’ın yanından. Ve Allâh… O’nun yanındadır, sevabın ‘mükâfatın en’ güzeli.

 

3:196     Sakın aldatmasın seni, ‘rahatça’ dolaşmaları ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların şehirlerde. >17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

3:197     ‘Bu’ Az bir menfaattir. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. Ve ne kötü döşektir ‘o’.

 

3:198     Lâkin o kimseler ki, korundular Rablerine ‘karşı gelmekten’, onlaradır cennetler; ki akar tabanından ırmaklar. Kalıcılardır onun içinde ‘bir’ ağırlanmayla, Allâh’ın yanından. Ve Allâh’ın yanındaki şeyler ‘mükâfatlar daha’ hayırlıdır; iyiler, özü sözü bir kullar için.

 

3:199     Ve muhakkak ‘diğer’ kitapların erbaplarından ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ elbet ‘öyle’ kimseler ‘var ki’, samimiyetle inanırlar Allâh’a; ve sizlere indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ ve onlara indirilen şeye ‘Tevrât ve İncîl’e’. Allâh’tan ürperirler. Alışveriş yapmazlar Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ az bir bedel ‘karşılığı’. İşte onlar ki… Onlaradır mükâfatlar, Rablerinin yanında. Şüphesiz Allâh, tez, noksansız hesaplayandır.

 

3:200     Ey samimiyetle inananlar! Sabredin ve sabır sahibi olun. Ve bağlı, tutarlı olun. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Belki kurtuluşa erersiniz.