18. KEHF:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm…’

 

Sığınırım Allâh’a, ‘rahmetinden kovulmuş’ taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’. >16:98<

Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

 

18:1      Yüceltilme, övgü, Allâh’adır, ki O… İndirendir, kuluna, kitabı ‘Kur’ân-ı Kerim’i’. Ve yapmadı onda bir eğrilik.

 

18:2      Kaynak ve dayanaktır ‘Kur’ân-ı Kerim’ ki, O’nun ‘Allâh’ın’ katından şiddetli zorlu ‘kıyâmetle’ uyarmak için. Ve müjdeler samimiyetle inanan kimseleri ki, ‘onlar’ gayretleri, yararlı, iyi ahlâk sahibi olanlardandır. Onlaradır ‘cennette’ iyi bir mükâfat.

 

18:3      ‘Onlar’ İkâmet edeceklerdir orada ebedîyen.

 

18:4      Ve uyarır ‘Kur’ân-ı Kerim’ o kimseleri ki, derler: „ Allâh, evlat edindi. “.

 

18:5      Yoktur hakkında bir bilgileri ve atalarının da. Ne büyük söz çıkıyor ağızlarından. Söyledikleri ise yalandan başka ‘bir şey’ değildir.

 

18:6      ‘Yâ Muhammed!’, Herhâlde, kendini hüzünden kahredeceksin onların izleri üzerine ki, ‘Kur’ân-ı Kerim’le uyardığın’ bu söze inanmazlarsa.

 

18:7      Şüphesiz Biz, var ettik yeryüzündeki şeyleri, alımlı ‘olması için’ ona. Onları imtihan etmek için ki, hangisi en iyi gayreti edecek? >3:98, 4:41, 22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12<

 

18:8      Ve Şüphesiz Biz, elbette oluşturanlarız ‘zamanı gelince, yeryüzüne’ üzerindeki şeyleri çorak toprak.

 

18:9      ‘Yâ Muhammed!’, Yoksa hesapladın mı ki, gerçekten de mağara sahabesi ve ‘isimleri’ yazılı taş levha, doğrusu acayip ‘ibretlik’ âyetlerimizdendir ‘alâmetlerimizdendir’?

 

18:10    Sığındıkları zaman gençler mağaraya, bu yüzden dediler ki: „ Rabbimiz! Bizlere lütfet katından bahşedilme, merhametle esirgenme. Ve kolaylaştır bizlere işimizde ‘kararlarımızda, doğruya’ erişmeyi. “.

 

18:11    Böylece ‘uyutarak, ağırlık’ vurduk kulakları üzerine mağarada seneler boyu.

 

18:12    Sonrada dirilttik ki bilelim, iki hizipten hangisi ‘doğru’ saptar kaldıkları müddeti.

 

18:13    Biz sana anlatıyoruz onların haberlerini ki, hak ile ‘Hakk’a dayanarak’. Doğrusu onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Ve onlara arttırdık ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmeyi.

 

18:14    Ve dayanıklılık, iman nöbeti kurduk kalpleri üzerine, kalktıkları zaman bunun üzerine dediler ki: „ Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Asla davet ‘dua’ etmeyiz O’nun ‘Allâh’ın’ dışında ‘bir’ ilâha. Andolsun ki, ‘bunu’ dediğimiz zaman saçma sapandır. “.

 

18:15    Bunlar bizim kavmimiz; edindiler O’nun ‘Allâh’ın’ dışında ilâhlar. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< Gelmese de onlara belli bir delil. O hâlde kimdir, Allâh üzerine yalanla iftira eden kimseden daha zalim? >2:168, 2:169, 7:33<

 

18:16    Ve onlardan uzaklaştığınız zaman, ve Allâh’tan başka, kulluk ettikleri ‘tapındıkları’ şeylerden ki, hemen bir mağaraya sığının da serpsin Rabbiniz sizlere bahşetmesini, merhametle esirgemesini. Ve kolaylaştırsın sizlere işinizde ‘kararlarınızda, doğruya’ refakatle. >18:10<

 

18:17    Ve görürsün ki, güneş doğduğu zaman eğrilir mağaralarına sağ taraftan; ve battığı zaman da onları teğet geçer sol taraftan. Ve onlar, oranın ‘mağaranın’ kuytu yerindeydiler. İşte bu, Allâh’ın âyetlerindendir ‘alâmetlerindendir’. ‘O’na yönelen’ Kimi Allâh, yönlendirirse, artık o, ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmiştir. >7:178, 13:27, 64:11, 81:29< Ve ‘inkâr eden’ kimi de şaşırtırsa, o hâlde bulamazsın ona bir dost ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ eriştiren.

 

18:18    Ve sanırsın ki, onlar uyanıktır; ve onlar ‘derin’ uykudadırlar. Ve onları döndürürüz sağ tarafa ve sol tarafa. Ve onların köpeği de uzanmıştı patileriyle ‘mağaranın’ eşiğine. Vakıf ‘rastlamış’ olsaydın onlara, mutlaka dönüp kaçardın onlardan. Ve mutlaka için, onlardan ‘yana’ korkuyla dolardı.

 

18:19    Ve böylelikle onları dirilttik ‘uyandırdık’ ki, birbirlerine sorarlar aralarında. Onlardan konuşan biri dedi ki: „ Ne kadar kaldınız? “. ‘Diğerleri’ Dediler ki: „ Bir gün veya günün bir kısmı. “. Dediler ki: „ Rabbiniz, en iyi bilendir; ne kadar kaldığınızı. Haydi gönderin birinizi akçenizle bu şehre; haydi baksın hangisi daha temiz yiyecek ki, hemen ondan size bir rızık getirsin. Ve ihtiyatlı olsun. Ve sakın belli ettirmesin sizleri birine. “.

 

18:20    Muhakkak onlar ‘şehir halkı’, eğer sizlere karşı üstünleşirlerse sizleri taşlarlar veya sizleri geri döndürürler milletlerine ‘aynı inancı paylaşanlara’. Ve asla kurtuluşa eremezsiniz o zaman ebedîyen.

 

18:21    Ve böylelikle bilgilendirdik onları ‘şehir halkını’, bilsinler ki, şüphesiz Allâh’ın vaadi gerçektir ve mutlaka o saatte ‘kıyâmette’ şüphe yoktur. (Fakat gençlerin, yüzlerce sene sonra diriltildiklerini anlayıp ta, ölümden sonraki dirilişi ibret almak yerine) >18:11, 18:25, 18:26< Kapıştıkları zaman işlerini aralarında: „ ‘Onlar öldükten sonra, evliya olduklarını anlayamadık’ Öyleyse üzerlerine binalar ‘anıtlar’ yapın. “ dediler. Rableri, en iyi bilendir; onları. İşlerinde ‘görüşlerinde’ galip olan kimseler dediler ki: „ Onların üzerlerine, mutlaka bir mâbed edinelim. “.

 

18:22    Ve ‘tahminde bulunarak bazıları’ diyecekler ki: „ ‘Sayıları’ Üçtür, dördüncüleri onların köpeğidir. “ Ve diyecekler ki: „ Beştir, altıncıları onların köpeğidir. “. Algılanamayanı taşlayarak ‘atıp tutarak’. Ve diyecekler ki: „ Yedidir, sekizincileri onların köpeğidir. “. ‘Ey samimiyetle inanan!’, De ki: „ Rabbim bilir, onların adedini. Azı müstesna, onlar bilmezler. “. Öyleyse tartışma onlar hakkında, ‘Kur’ân’da’ açıklanan bir münakaşayı ‘iletmek’ haricinde. Ve fetva ‘açıklama’ isteme onlar hakkında, onlardan birinden.

 

18:23    Ve deme ki, gerçekten de ‘her’ bir şey için: „ Mutlaka ben, yaparım bunu yarın. “

 

18:24    Allâh’ın dilemesi müstesna. Ve yâd et Rabbini, unuttuğun zaman da; ve de ki: „ Ola ki Rabbim, beni yönlendirir, bundan daha yakına ‘razı olduğu doğru yola’ eriştirir. “.

 

18:25    Ve ‘kimilerine göre’ kaldılar >18:11, 18:26< mağaralarında üç yüz sene; ve ‘kimileri de’ arttırdılar dokuz ‘daha’.

 

18:26    ‘Ey samimiyetle inanan!’, De ki: „ Allâh, en iyi bilendir; ‘mağaradaki’ kaldıkları şeyi ‘süreyi’. “. O’nundur göklerin açıklanmadıkça’ algılanamayanı ve yerin de. Görür onu ve işitir. Onlara yoktur O’nun ‘Allâh’ın’ dışında bir dost. Ve ortak etmez hükmüne ‘başka’ birini.

 

18:27    ‘Yâ Muhammed!’, Ve oku, idrak et, sana Rabbinin kitabından ‘Levh-i Mahfûz’dan: Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt kitabından’ vahyedilen şey ‘Kur’ân-ı Kerim’i.’ >6:59, 13:39, 36:12, 85:21, 85:22< Değiştirebilecek yoktur, O’nun ‘Allâh’ın’ kelimelerini ‘hükümlerini’. >8:7, 9:40, 10:19, 10:33< Ve asla bulamazsın O’nun ‘Allâh’ın’ dışında sığınılacak.

 

18:28    Ve sabırlı tut benliğini o kimselerle beraber ki, Rablerinin yüzünü ‘Zât’ını, rızasını’ isteyerek sabah ve akşam, davet ‘dua’ ederler. Ve dönmesin gözlerini onlardan, dünya hayatının görkemini isteyerek. Ve itaat etme ‘o’ kimseye ki, bihaber bıraktık onun kalbini hatırlatanımızdan. Ve peşine düştü tutkularının; ve onun işi aşırılıktır.

 

18:29    ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Hak ‘İlâhi esaslar’ Rabbinizdendir. Öyleyse isteyen inansın ve isteyen de nankörlük etsin. “. Muhakkak ki hazırladık zalimlere, bir ateş ki, duvarları onları ‘inkârcıları’, kuşatmıştır. Ve eğer yardım isterlerse, yağdırılır su gibi erimiş maden ki, yüzleri haşlar. Ne kötü bir içki; ve ne kötü bir refakat.

 

18:30    Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı ‘işlere’ gayret ettiler. Mutlaka zayi etmeyiz mükâfatını, kim en iyi gayret ettiyse.

 

18:31    Ve işte onlar ki… Onlaradır Adn cennetleri; ki akar zeminlerinden ırmaklar. ‘Cennetlikler’ Süslenirler orada bileziklerle altından. Ve giyerler yeşil giysiler, ince ipekten ve atlastan. Kurulurlar orada tahtlar üzerine. Ne güzel bir sevap ‘mükâfat’ ve ne güzel bir refakat.

 

18:32    ‘Yâ Muhammed!’, Vurgula onlara, ‘şu’ emsali: İki adam ki, oluşturduk ikisinden birisine üzüm bağından iki bahçe. Ve ikisini de hurmalıklarla çevirdik. Ve oluşturduk ikisinin arasında ekinler.

 

18:33    Her iki bahçenin ikisi de yemişlerini verdi. Ve eksiltmedi ondan ‘adamdan, mahsul verim gibi’ bir şey. Ve fışkırttık ikisinin arasından bir ırmak.

 

18:34    Ve oluştu ona mahsul ‘variyeti’. Bunun üzerine dedi ki, arkadaşına ve o, onunla konuşurken: „ Ben senden ekseriyetle de malca ve nüfusça da daha üstünüm. “.

 

18:35    Ve girdi bahçesine; ve o, ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ benliğine zulmeden; ‘ve’ dedi ki: „ Zannetmem ki bozulup yok olsun bu ‘bağ, bahçe’ ebedîyen. “.

 

18:36    Ve zannetmiyorum ki o saat ‘kıyâmet yalanı’, dimdik kalır. Ve elbet eğer ‘bir gün’ döndürülürsem bile Rabbime, mutlaka bulacağım ondan ‘daha’ hayırlısına dönüşmeyi.

 

18:37     Dedi ki ona, arkadaşı ve o, onunla konuşurken: „ Nankörlük mü ediyorsun? O’na ‘Allâh’a’ ki… Seni yaratandır topraktan, sonra özümlenmiş damladan, sonra da seni düzenleyendir bir adam şekline. “.

 

18:38    „ Lâkin O Allâh, benim Rabbimdir. Ve ben, ortak yakıştırmam Rabbime ‘başka’ birini. “.

 

18:39    „ Ve olmaz mıydı? Girdiğin zaman bahçene, deseydin: ‘MâşâAllâh!’ Dilediğidir Allâh’ın! ‘Hiçbir’ Kuvvet yoktur Allâh’tan başka. Ki, beni ‘her ne kadar’ görsen de aşağı, senden malca ve evlatça. “.

 

18:40    „ Buna rağmen olur ki Rabbim, bana senin bahçenden daha hayırlısını verir. Ve gönderir onun ‘seninkinin’ üzerine de gökten hesaplaşma ‘olarak afet’. Böylece kıraç toprak olur. “.

 

18:41    „ Veya onun suyu yerin dibine çekiliverecek olsa; artık asla tâkat edemezsin onu talep ‘geri elde’ etmeye. “.

 

18:42    Ve onun ‘benliğine zulmedenin’, mahsulleri kuşatıldı. Bu yüzden ‘ovuşturarak’ çevirir oldu avuçlarını, orada üzerindeki ‘emeğe’ sarf ettiği şeylere. Ve o ‘seranın’ çatıları üzerine çökmüş ve diyordu ki: „ Keşke ortak yakıştırmasaydım Rabbime ‘başka’ birini. “. >10:24<

 

18:43    Ve bir topluluk ta olmadı ona yardım edecek, Allâh’tan başka. Ve olmadı da, yardım edilen.

 

18:44    Orada ‘âhirette’, dost ‘olarak’ himaye, varlığı gerçek, sabit; Allâh’ındır. O, ‘daha’ hayırlıdır sevapta ‘kazançta’ ve ‘daha’ hayırlıdır âkıbette.

 

18:45    ‘Yâ Muhammed!’, Vurgula onlara, ‘şu’ emsali: Dünya hayatının misali su gibidir ki onu, Biz indirdik gökten. Öyle ki karışır onunla ‘su ile’ yerin bitkisi. Fakat kuruyup, ufalandı mı, rüzgâr onu savurur. Ve Allâh, her şeyi irade ettiği gibi icra etmeye ve yapmaya kudretlidir.

 

18:46    Mal ve oğullar, dünya hayatının cazibesidir. Ve kalıcı olan, yararlı, iyi ahlâk sahibi olmaktır. Daha hayırlıdır Rabbinin katında, sevapça ‘kazançça’ ve daha hayırlıdır emelce ‘ümit olarak’.

 

18:47    Ve o gün ‘kıyâmet günü’ yürütürüz dağları. Ve görürsün ki, yeryüzü barizdir. Ve onları ‘insanları’, Allâh’ın huzurunda’ toplarız, öyle ki bırakmayız onlardan ‘hiç’ birini. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

18:48    Ve arz olundular Rabbinin huzuruna dizilerek. Andolsun ki, geldiniz Bize, sizleri yarattığımız gibi ilk defasında. Aksine, zanda bulundunuz, asla oluşturamayacağımızı ‘sanarak’ sizlere ‘bir’ vade.

 

18:49    Ve konulmuştur ‘âhirette, dünyadaki gidişat’ kitabı. Fakat görürsün ki, suçlular ‘günahkârlar’ korkarlar içindeki şeylerden. Ve derler ki: „ Eyvahlar olsun bizlere! Bu kitap, nasıl ‘bir kitaptır ki’, bırakmıyor küçük ve büyük olmaksızın, onu saptamadan. “. Ve buldular gayret ettikleri şeyi hazır olarak. Ve zulmetmez Rabbin, ‘hiç’ birine.

 

18:50    Ve dediğimiz zaman meleklere: „ Secde edin Âdem’e! “. Hemen ‘her biri’ secde ettiler; İblis hariç, o cinlerden oldu. Bunun üzerine Rabbinin itaat emrinden, yoldan çıktı. Hâlâ onu ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz yanım sıra? Ve onlar sizlere düşmandır. Zalimlere ne kötü bir bedel ‘onlarla arkadaşlık’. >4:38<

 

18:51    Şahit tutmadım onları ‘cinleri’ göklerin yaratılışına ve yerin de, kendilerinin yaratılışına da. Ve saptırılmışları kol gücü edinen olmadım.

 

18:52    Ve ‘Allâh, huzurunda dikilme’ günü der ki: „ Çağırın ortaklarınızı ‘uydurma ilâhlarınızı’ ki, zanda bulundunuz o kimseleri! “. Bunun üzerine onları ‘kutsallaştırılan zât’ı, putu’ davet ettiler. Fakat icabet etmediler onlara ‘Allâh’a ortak yakıştıran kimselere’. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< Ve ‘hatırdan, gönülden çıkararak’ koyduk onların aralarına tehlikeli bir ‘engel’ uçurum.

 

18:53    Ve gördü suçlular ‘günahkârlar’, ateşi ‘cehennemi’. Öyle ki, fark ettiler ona düşecek olduklarını. Ve bulamazlar ondan firar yolu.

 

18:54    Ve andolsun ki, Biz, türlü ifadelerle sıraladık bu Kur’ân’da, insanlara tüm emsalleri. Ve insan, ‘her’ şeyde ekseriyetle mücâdele edendir.

 

18:55    Ve mâni olan şey insanların inanmasını; onlara geldiği zaman ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilme ve bağışlanma istemesini, Rablerinden; illâki onlara gelmediğidir evvelkilerin sünneti ‘uygulanan İlâhî hüküm’. Veya onlara gelecek bir azapla karşılaşmadıklarıdır.

 

18:56    Ve göndermeyiz elçileri ki ‘hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyiciler ve ‘kıyâmetle’ uyaranlar olmaksızın. Ve mücâdele ederler ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler, asılsız ile ortadan kaldırmak için hakkı ‘İlâhi esasları’. >2:42, 3:70, 3:71, 40:5< Ve edindiler âyetlerimi ‘Kur’ân-ı Kerim’ ve uyarıldıkları şeylerle alay ederek.

 

18:57    Ve daha zalim kimdir ki o kimseden, Rabbinin âyetleri hatırlatıldığı hâlde ondan vazgeçti ve unuttu elleriyle sunduğu ‘günahları’. Ve koyduk kalplerinin üzerine kılıflar ki, onu ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ anlamamaları için. ‘Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir’ >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve kulaklarında ağırlık vardır. Ve eğer onları davet etsen de ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmeye, buna rağmen asla yönlendirilmezler o zaman, ebedîyen. >6:109, 6:110, 6:111<

 

18:58    Ve Rabbin, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; şefkat, lütuf, bağışlamanın sahibidir. Eğer onları sorumlu tutsaydı, kazandıkları şeyler ‘ceza’ ile, elbette acele ederdi onlara azapta. Aksine onlaradır vaadedilen süreç, asla bulamazlar onun dışında varılacak mahal.

 

18:59    Ve bunlar şehirler ki, onları ‘halkını’ yok ettik zulmettiklerinde. Ve tanıdık onların mahvolmalarına vaadedilen ‘bir’ süreç.

 

18:60    Ve dediği zaman Mûsâ, genç uşağına (Yûşa’ bin Nûn’a): „ Devam edeceğim, ta ki ulaşıncaya kadar birleştiği yere iki denizin; veya ‘bu yolda’ uzun zamanlar geçireceğim. “.

 

18:61    Nihayet ulaştıklarında birleştiği yere ikisinin ‘iki denizin’ aralarına; ikisi de unuttular ‘tuttukları’ balıklarını. Ne var ki ‘balık, kaçıp kurtularak’, yolunu edindi denize akıntıyla.

 

18:62    Artık orayı geçtiklerinde ‘Mûsâ a.s.’ dedi ki genç uşağına: „ Getir bize Kahvaltımızı. Andolsun ki, yorgun düştük bu yolculuğumuzda. “.

 

18:63    ‘Genç’ Dedi ki: „ Gördün mü; oturduğumuz zaman kayalıkta, öylece unuttum balığı! Ve onu bana unutturmadı ya, şeytandan başkası onu hatırlamayı. Ve ‘balık, elbet’ yolunu edindi denize ‘ne’ tuhaf. “.

 

18:64    ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ İşte bu talep ediyor olduğumuz şey! “. Bu yüzden geri döndüler izlerinin üstünden takiben.

 

18:65    Derken buldular kullarımızdan bir kul ‘Hızır a.s.’ı’ ki, Biz, ona verdik bahşedilme, merhametle esirgenme katımızdan; ve ona öğrettik katımızdan bir ilim.

 

18:66    Dedi ki ona Mûsâ: „ Sana uyabilir miyim? Bana öğretmen üzere, sana öğretilen şeyle olgunluğa ulaşmayı. “.

 

18:67    ‘Hızır a.s.’ Dedi ki: „ Gerçekten asla tâkat edemezsin maiyetimde ‘olacaklara’ sabretmeye. “.

 

18:68    „ Ve nasıl sabredersin bir şeye karşı? Kavrayamadığın ‘bir şeyi, ki’ onunla haberdar edilmedin. “.

 

18:69    ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Beni bulacaksın eğer dilerse Allâh, sabırlı. Ve asi olmayacağım sana ‘hiçbir’ işte. “.

 

18:70    ‘Hızır a.s.’ Dedi ki: „ Fakat eğer bana uyarsan, artık bana soru sorma ‘hiç’ bir şeyden, ta ki bahsederim sana ondan ‘bir’ anı. “.

 

18:71    Nihayet gittiler; ta ki bindikleri zaman bir gemiye, ‘Hızır a.s.’ onu ‘gemiyi’ deldi. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Onu deldin mi? Boğmaya ‘gemi’ ahalisini! Andolsun ki, ‘vebali’ çok bir şey yaptın. “.

 

18:72    ‘Hızır a.s.’ Dedi ki: „ Dememiş miydim? Gerçekten asla tâkat edemezsin maiyetimde ‘olacaklara’ sabretmeye. “.

 

18:73    ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Beni sorumlu tutma, unuttuğum şeyle. Ve beni sürükleme, ‘bu’ işimde zorluğa. “.

 

18:74    Nihayet gittiler; ta ki rastladıkları zaman bir oğlana, ‘Hızır a.s.’ hemen onu öldürdü. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Öldürdün mü? Masum Bir canı, bir cana karşılık olmaksızın! Andolsun ki, dehşet bir şey yaptın. “.

 

18:75    ‘Hızır a.s.’ Dedi ki: „ Dememiş miydim sana? Gerçekten asla tâkat edemezsin maiyetimde ‘olacaklara’ sabretmeye. “.

 

18:76    ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Eğer bundan sonra sana bir şey sual edersem, artık benimle arkadaşlık etme. ‘Son sefer mazur gör ki’ Ulaşmış oldun benden yana bir özre. “.

 

18:77    Derken gittiler; ta ki vardıkları zaman bir şehir ahalisine, onun ‘şehrin’ ahalisinden yiyecek istediler. Fakat ‘ahali’ çekindiler onları misafir etmekten. Derken buldular orada bir duvar ki, yıkılmayı bekliyor. ‘Hızır a.s.’ Hemen onu düzeltti. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „ Eğer isteseydin, elbette edinirdin üstlendiğin ‘bu işten’ bir ücret. “.

 

18:78    ‘Hızır a.s.’ Dedi ki: „ Bu benimle senin, aramızda ayrılıştır. Sana haber vereceğim neticesini, üzerinde sabırlı olmaya tâkat edemediğin şeylerin. “.

 

18:79    „ Gemi ise, denizde çalışıyor olan yoksullarındı. Fakat istedim onu kusurlu yapmayı ve vardı onların ardında bir kral ki, her gemiyi alıyor gasp ederek. “.

 

18:80    „ Ve oğlan ise, öyle ki onun ebeveyni inançlılardır. Bu yüzden kaygılıydık onları, sürüklemesinden azgınlığa ve inkâra. “.

 

18:81    „ Böylece istedik ki Rableri onlara, onun yerine ‘versin, daha’ hayırlısını, temiz ve merhamete yakınını. “.

 

18:82    „ Ve duvar ise, öylece şehirdeki iki yetim oğlanındı. Ve onun altındaki definede onlarındı. Ve babaları da yararlı, iyi ahlâk sahibiydi. Bunun üzerine diledi ki Rabbin, erişkinliğe ulaşmalarını ve ‘kendilerinin’ çıkarmalarını definelerini; bahşedilme, merhametle esirgenme ‘olarak’ Rabbinden. Ve onu ifa etmedim emrimle ‘kendi kararımla’. İşte budur neticesi, üzerinde sabırlı olmaya tâkat edemediğin şeylerin. “.

 

18:83    Ve soruyorlar sana Zu’l-Karneyn’den. De ki: „ Okuyacağım sizlere ondan ‘bir’ anı. “.

 

18:84    Şüphesiz Biz, imkânlandırdık onu yeryüzünde. Ve verdik ona her türlü şeyi ‘ulaşıma’ sebep.

 

18:85    Böylece peşine düştü bir sebebin.

 

18:86    Ta ki ulaştığı zaman güneşin battığı doğrultuya, onu ‘güneşi’ buldu batarken bulanık bir pınarda. Ve buldu onun ‘o pınarın’ yanında bir toplum. Dedik ki: „ Yâ Zu’l-Karneyn! ‘Onları’ Ya azaba uğratırsın, ya da içlerinde güzelliği ‘esas’ edinirsin. “.

 

Hz. Zu’l-Karneyn a.s. : – ıkra.com

 

18:87    ‘Zu’l-Karneyn a.s.’ Dedi ki: „ Ama kim zulmederse, hemen onu azaplandıracağız. Sonra geri döndürülür Rabbine ki, artık azaplandırır onu dehşetli azapla. “. >65:8, 65:9, 65:10<

 

18:88    „ Fakat kim, samimiyetle inanır, iyi niyet ve amaçlarla, yararlı ‘işlere’ gayret eder; öyleyse ona, güzeldir hak ettiği. Ve söyleyeceğiz ona, emrimizden kolayını ‘zora koşmayacağız’. “.

 

18:89    Sonra peşine düştü bir sebebin.

 

18:90    Ta ki ulaştığı zaman güneşin doğduğu doğrultuya, onu ‘güneşi’ buldu doğarken bir toplumun üzerine ki, yapmamıştık onlara, ona karşı bir perde.

 

18:91    İşte böyle kavrıyorduk yanındaki şeyleri ‘olayları’, onunla haberdar edilerek.

 

18:92    Sonra peşine düştü bir sebebin.

 

18:93    Ta ki ulaştığı zaman iki set arasına, buldu o iki ‘toplumun’ dışında, bir toplum ki, neredeyse ‘hiçbir’ sözü anlamıyorlar.

 

18:94    Dediler ki: „ Yâ Zu’l-Karneyn! Gerçekten de Ye’cüc ve Me’cüc, bozgun çıkaranlardır yeryüzünde. Bu yüzden, verelim mi sana harç, yapmana karşılık onlarla bizim aramıza bir set? “.

 

18:95    ‘Zu’l-Karneyn a.s.’ Dedi ki: „ Rabbimin beni imkânlandırdığı şeyler ‘kazançça’ ondan daha hayırlıdır. Öyleyse bana kuvvet ile yardım edin, yapayım onlarla sizin aranıza sağlamlaştırılmış bir engel. “.

 

18:96    „ Bana verin demir parçalarını! “. Dengede olduğu zaman iki yakanın arası, dedi ki: „ Üfürün! ‘Körükleyin!’ “. Onu, kor hâline getirdiği zaman da dedi ki: „ Bana verin dökeyim üzerine erimiş bakırı! “.

 

18:97    Artık ‘ne’ güçleri yetti onu aşmaya ve ‘ne de’ güçleri yetti onu delip ‘geçmeye’.

 

18:98    Zu’l-Karneyn a.s.’ Dedi ki: „ Bu, Rabbimden bahşetme, merhametle esirgemedir. Ama Rabbimin vaadi geldiği zaman, onu parçalar. >89:21< Ve oldu Rabbimin vaadi gerçek. “.

 

18:99    Ve bıraktık onları birbirleriyle izin günü ‘Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü’ ki, birbirlerine çalkalanırcasına karışırlar. Ve üfürüldü Sûr’a; hemen topladık onları topluca.

 

18:100  Ve arz ettik cehennemi izin günü ‘Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü, hakikati’ örtmeye şartlanmışlara bir arz edişle…>89:21, 89:22, 89:23<

 

18:101  O kimselere ki… ‘Onlar’, gözleri zarlı olanlardır Beni yâd etmekten. ‘Çünkü’ Tâkatları olmadı ‘İlâhi esasları’ işitmeye. >11:20, 89:23, 89:24<

 

18:102  Yoksa hesapladılar mı ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler, Beni bırakıp dostlar edindikleri kullarım ‘kâfidir’? >18:4< Muhakkak hazırladık cehennemi, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimselere, ağırlanma ‘olarak’. >11:119<

 

18:103  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Sizlere haber vereyim mi, gayretlerde en çok hüsrana uğrayanları? “.

 

18:104  O kimseler ki, boşa gitmiştir çabaları dünya hayatında. Ve onlar, iyi davranışlar üretiyor olduklarını sanıyorlar.

 

18:105  İşte onlar ki… İnkâr eden kimselerdir Rablerinin âyetlerini; ve O’na kavuşmayı. Bu yüzden onların gayretleri boşa gitmiştir. Artık uygulamayacağız onlara kıyâmet günü teraziyi.

 

18:106  İşte budur onların cezası; cehennem! Ki, inkâr ettikleri sebebiyle. Ve edindiler âyetlerimi ‘hakikat bilgisini’ ve elçilerimi alay konusu.

 

18:107  Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı ‘işlere’ gayret ediyorlar…. Onlaradır Firdevs cennetlerinde ağırlanma.

 

18:108  Kalıcılardır onun içinde. Arzulamazlar oradan nakledilmeyi.

 

18:109  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Eğer denizler olsaydı mürekkep, Rabbimin kelâmı için ki, denizler mutlaka tükenirdi, tükenmeden Rabbimin kelâmı ‘vukuf hazinesi’. Ve eğer getirsek de onun bir mislini medet ‘olarak’. “.

 

18:110  De ki: „ Ben de sadece insanım sizlere benzer. ‘Ne var ki’ Bana vahyediliyor ilâhınızın tek İlâh olduğu. Öyleyse kim, ümit ediyorsa Rabbine kavuşmayı, artık gayret etsin iyi niyet ve amaçlarla, yararlı ‘işlere’ gayret etmeye. Ve ortak yakıştırmasın Rabbine ibadette ‘kutsallaştırılan zât put gibi başka’ birini. “. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5<