17. İSRÂ:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm…’

 

Sığınırım Allâh’a, ‘rahmetinden kovulmuş’ taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’. >16:98<

Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

 

17:1      ‘Allâh’, Noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır; ki o… Geceleyin yürüttü kulunu ‘Muhammed a.s.’ı’ Mescid-i Harâm’dan, ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneden’ Mescid-i Aksâ’ya ‘en uzak ibadethaneye’; ki onun etrafını bereket kaynağı kıldık. Ona ‘Muhammed a.s.’a’ göstermek için âyetlerimizden ‘alâmetlerimizden’. Şüphesiz O Allâh’, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; her hâliyle görendir.

 

17:2      Ve Mûsâ’ya kitabı ‘Tevrât’ı’ verdik. Ve O’nu, İsrail oğullarına yönlendiren kıldık ki, Benim dışında himayeci edinmeyin.

 

17:3      ‘Ey’ Nûh ile beraber ‘gemide’ taşıdığımız kişilerin soyu! ‘Ey İsrail oğulları!’ Doğrusu Nûh, çok şükreden bir kuldu.

 

17:4      Ve bildirdik İsrail oğullarına, Kitap’ta ki: „ Mutlaka yeryüzünde iki defa bozgun çıkaracaksınız. “. Ve gerçekten, büyük bir üstünlükle galip geleceksiniz. >17:104, 17:5, 17:6, 17:7, 17:8<

 

17:5      Artık geldiği zaman ‘çıkaracağınız bozgunun’ vadesi, onlardan birincisinin; gönderdik üzerlerinize cefa, şiddete ehil kullarımızı. Öyle ki, yurtların aralarına ‘kadar’ girip arandılar. Ve vaadedilen, yapılmış oldu. >17:104, 17:4, 17:6, 17:7, 17:8<

 

17:6      Sonra döndürdük sizleri, tekrar ‘işgalcilerin’ aleyhlerine. Ve imdada yetiştik mallarla ve oğullarla. Sizleri, cengâver toplulukta sayıca çok kıldık. >17:104, 17:4, 17:5, 17:7, 17:8<

 

17:7      Eğer iyi olursanız, kendi benliğinize en iyisi olur. Ve eğer kötü olursanız, ancak onadır ‘o da, kendi benliğinizedir’. Artık geldiği zaman vadesi, sonraki ‘çıkaracağınız bozgunun’, yüzünüzü karartsınlar ki ‘insanların yüzüne bakamaz olun’. Ve girsinler mescide, ilk defasında girdikleri gibi. Ve yok etsinler, ‘ellerine geçirdikleri’ üstünlük sağladıkları şeyleri mahvedip. >17:104, 17:4, 17:5, 17:6, 17:8<

 

İsrail oğullarının, muhtemelen 2163 senesinde sonları:

 

17:8     ‘Önceki hayatınızdan vazgeçerseniz’ Belki Rabbiniz sizleri bağışlar. Ve eğer ‘eskiye’ dönerseniz, Biz de ‘cezalandırmaya’ döneriz. Ve oluşturduk cehennemi, nankörlere hüsran. >17:104, 17:4, 17:5, 17:6, 17:7<

 

17:9      Muhakkak bu Kur’ân, ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirir ki o… O, en dayanıklı ‘yoldur’. Ve müjdeler samimiyetle inanan kimseleri ki, ‘onlar’ yararlı gayretler yapanlardır. Onlaradır ‘âhirette’ büyük mükâfat.

 

17:10    Ve o kimseler ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’, âhirete inanmazlar. >6:109, 6:110, 6:111< Hazırladık onlara, ‘âhirette’ elem azap.

 

17:11    Davet ‘dua’ eder insan, şerre ‘öfkelendiğinde veya akıbeti için’, duası hayırmışçasına. İnsan, ‘neticesini düşünmeyip’ çok aceleci olmuştur.

 

17:12    Ve oluşturduk geceyi ve gündüzü iki âyet ‘alâmet’. Ancak, sildik gecenin âyetini ‘alâmetini’ ve oluşturduk gündüzün âyetini ‘alâmetini’ görünür ‘yaptık’; ‘Bunlar’ Rabbinizden bir lütuf talep etmeniz içindir. Ve bilmeniz için, senelerin adedini ve hesabını. Ve her bir şeyi ayrı ayrı açıkladık, ayrıntılarıyla.

 

17:13    Ve tüm insanların talih kuşunu boynuna bağladık ‘kaderlerini kendi gayretlerine bıraktık’. Ve çıkarırız ona, kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü bir Kitap ki, ‘o gayretleriyle’ karşılaşır ‘açılıp’ saçılmış ‘olarak’.

 

17:14    Oku! Kitabını, yeter benliğin bugün, aleyhine hesap ‘görücü olarak, denir’.

 

17:15    Kim, ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmişse o hâlde ancak benliği için yönlendirilmiştir. Ve kim saptıysa, o hâlde ancak ‘sorumluluğu kendi’ üzerine sapmıştır. Ve ‘günahla’ yüklenen, bir başkasının ‘günahını’ yüklenmez. Ve olmadık azap edenler, çıkarmadıkça bir elçi.

 

17:16    Ve dilediğimiz zaman bir şehri yok etmeyi, ‘elçiye isyanları sebebiyle’ >34:34, 43:23< onun kodamanlarına emrettik; öyle ki orada bozgun çıkardılar. Nihayet söz gerçekleşti üzerlerine. >7:94, 7:95, 7:96< Ne var ki ‘değişmeyen’ onu ‘şehir halkını’ dumura uğratarak yerle bir ettik.

 

17:17    Nice kuşakları yok ettik; Nûh’tan sonra. >25:35, 25:36, 25:37, 25:38, 25:39< Ve yeterlidir; Rabbin, kullarının suçlarından haberdar, üstün bilgi sahibidir; her hâliyle görendir.

 

17:18    Kim acele olarak ‘dünya kazancı’ istiyorsa, ona orada acele verdik; dilediğimiz şeyi, dilediğimiz kimseye. Sonra ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’ onu cehenneme koyduk. >7:16, 7:17, 7:18< Ona maruz kalır; hor görülmüş, ‘Allâh’ın merhametinden’ kovulmuş ‘olarak’.

 

17:19    Ve kim âhireti istedi ve çalışması da ona ‘âhiret mükâfatına lâyık’ çalışmaysa; ve o, samimiyetle inanan ise, o hâlde, işte onların çalışmaları minnete lâyık olmuştur.

 

17:20    Her birini destekleriz bunlarla ‘dünya kazancı veya âhiret mükâfatı ile’. Ve bunlar, Rabbinin hibelerindendir. Ve Rabbinin hibeleri, ‘kimseden’ sakındırılmaz.

 

17:21    Bak nasıl, onları ‘yaratılanları’ üstün kıldık bazılarını bazılarının üzerine. Ve elbette âhiret, daha büyüktür derecelerce ve daha büyük ehemmiyettedir.

 

17:22    Uydurma! Allâh ile beraber başka bir ilâh. Bu yüzden kalırsın hor görülmüş, ayıplanmış ‘olarak’. >15:96<

 

17:23    Ve hükmetti Rabbin, O’ndan, başkasına ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmemeyi ve anne-babaya iyi davranmayı. Eğer ulaşırsa yanında yaşlılığa, onlardan birisi veya ikisi de, o zaman: „ Of! “ ‘dahi’ deme. Ve onları azarlama ve onlara kıymetli söz söyle.

 

17:24    Ve ger onlara ‘kol’ kanatlarını, tevazu ile, esirge merhamet ederek. Ve de ki: „ Rabbim, onları esirge. Nasıl ki beni yetiştirdiler küçükken. “.

 

17:25    Rabbiniz, en iyi bilendir benliğinizdeki şeyi. Eğer iyi ahlâk sahibi olursanız, o hâlde şüphesiz O, tövbekâr olana fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır.

 

17:26    ‘Ey samimiyetle inanan!’ Ver akrabaya hakkını ‘bağış payını’ ve yoksullara ve yolda kalmış yolculara. Ve ‘mallarını’ savurganlıkla saçıp savurma.

 

17:27    Mutlaka ‘ihtiyaç harici’ savuranlar, ‘uygunsuz şeylere, haksızlığa ve bozgun çıkarmaya harcayarak’, şeytanların kardeşleri oldular. >2:219, 9:34, 16:90< Ve şeytan, Rabbine nankör oldu.

 

17:28    Ve fakat ‘imkânsızlıklar yüzünden’ vazgeçer de onlardan, Rabbinden şefkat, lütuf, bağışlama isterken ‘rızası için, bağış payı veremezsen’, öyleyse onlara yumuşak söz söyle.

 

17:29    Ve yapma elini bağlamışı boynuna ‘eli sıkılık yapma’; ve hepsini de açma ‘çok eli açık ta olma’. Yoksa kalırsın kınanmış, malı tükenmiş.

 

17:30    Şüphesiz Rabbin, ‘İlâhî adalet gereği’ rızkı yayar, uzatır ‘genişletir’ dilediği kimseye ve ‘veya’ değersizleştirir. Şüphesiz O ‘Allâh’, kullarından haberdar, üstün bilgi sahibidir; her hâliyle görendir.

 

17:31    Ve öldürmeyin evlatlarınızı yokluk korkusuyla. Biz… Yalnızca Biz, rızıklandırırız onları ve sizleri de. Muhakkak ki onların öldürülmesi, ‘kasıtlı’ büyük suçtur.

 

17:32    Ve yaklaşmayın zinaya ‘evlilik dışı cinsel ilişkiye’. Muhakkak ki o, hayâsızlık ve kötü bir yoldur.

 

17:33    Ve ‘hiçbir’ cana ‘kıyıp’ öldürmeyin ki, onu Allâh haram kıldı ‘yasakladı’ haklı olmanız müstesna. Kim katledilirse mazlum ‘haksız yere’, artık kıldık onun yakınını salahiyetli. Artık ‘o da’ israf ‘aşırılık’ etmesin öldürmede ‘kısasta’. >2:178< Mutlaka o ‘maktul’, yardım görmüş olandır ‘yardıma lâyık görülmüştür’.

 

17:34    Ve yaklaşmayın yetimin malına; o, olgunluk çağına ulaşıncaya kadar, ona iyi ‘maksat’ olmaksızın. Ve vefa edin taahhüde. Muhakkak ki, taahhüt sorumluluktur.

 

17:35    Artık vefa edin ölçüye ölçtüğünüz zaman; doğru tartın adaletle. İşte bu ‘daha’ hayırlıdır ve netice bakımından daha iyidir.

 

17:36    Ve ardına düşme ‘zanna uyma’, hakkında bilgin olmayan bir şeyde. Mutlaka işitme ve görme ve gönül ‘idrak kuvveleri’, her biri; işte onlar ondan sorumludur.

 

17:37    Ve yeryüzünde yürüme kasılarak. Doğrusu sen, ‘çalım ve baskınla’ yeryüzünü asla tahrik edemezsin. Ve asla erişemezsin dağlara boyca.

 

17:38    Tümden işte bunlar kötülüğüdür onun ‘yapanın’; Rabbinin katında nahoştur.

 

17:39    ‘Yâ Muhammed!’ İşte bunlar, Rabbinin sana ‘Kur’ân-ı Kerim’ hükümlerinden vahyettiği şeylerdir. ‘Ey insanoğlu!’ Ve uydurma, Allâh ile beraber başka ilâh. Bu yüzden atılırsın cehenneme, kınanmış ‘Allâh’ın merhametinden’ kovulmuş ‘olarak’.

 

17:40    Sizlere Rabbiniz, oğulları mı seçti de ve edindi meleklerden kız evlâtlar? Gerçekten sizler, elbette büyük söz söylüyorsunuz! >2:168, 2:169, 7:33<

 

17:41    Ve andolsun ki; Biz, ‘tüm meseleleri’ türlü ifadelerle sıraladık bu Kur’ân’da; ki, hatırda tutarlar. Ve ‘bu açıklamalar’ onlara, arttırmadı nefretten başka bir şeyi.

 

17:42    ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ O’nunla ‘Allâh ile’ beraber ‘başka’ ilâhlar olsaydı, dedikleri gibi, o zaman ‘onlar da’ mutlaka Arş’ın sahibine ‘yaranmak için’ bir yola talipliydiler. “.

 

17:43    O ‘Allâh’, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzak ve yücedir söyledikleri şeylerden. Üstündür; sınırsız büyüktür.

 

17:44    O’nu ‘Allâh’ı’ ,her türlü noksanlıktan uzak sayarlar; yedi gökler ve yeryüzü ve içindeki kimseler. Ve bir şey yoktur ki O’nu ‘Allâh’ı’, hamd ile her türlü noksanlıktan uzak saymasın. Ve lâkin onların, her türlü noksanlıktan uzak saymalarını anlayamazsınız. Şüphesiz O ‘Allâh’, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır; fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır.

 

(Ç.N.: Allâh’ın, onlara koyduğu doğa kurallarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam edip, O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş oluyorlar. Hür iradeyle Allâh’ın rızasını kazananlar ise O’nun, yüceliğini bilinçli bir şekilde över ve ibadet ederler.)

 

17:45    ‘Yâ Muhammed!’ Kur’ân okuduğun zaman, oluşturduk senin aran ve âhirete inanmayan kimselerin aralarına gizli bir örtü >6:109, 6:110, 6:111<

 

17:46    Ve koyduk kalplerinin üzerine kılıflar ki, onu ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ anlamamaları için. ‘Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir’ >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve kulaklarında ağırlık vardır. Ve yâd ettiğin zaman Rabbini, Kur’ân’da O’nun tekliğini, dönüp gittiler arkalarına nefretle.

 

17:47    Biliyoruz seni dinleyecekleri zaman ne sebeple dinleyeceklerini. Ve fısıldaşırlarken de derler ki o zaman, zalimler ‘birbirlerine’: „ Eğer peşine düşerseniz ‘o’ büyülenmiş bir adamdan başkası değildir. “.

 

17:48    Bak nasıl, vurgularla sana emsaller getirdiler. >36:78< Ne var ki ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için’ saptılar da, artık güçleri yetmez ‘varmaya, Allâh’ın razı olduğu’ yola.

 

17:49    Ve derler ki: „ Biz, kemik yığını ve toz toprak olduğumuz zaman; gerçekten de mutlaka, yeni bir yaratılışla diriltilecekmişiz! “.

 

17:50    ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ ‘Elbette; ola ki’ Taş veya demir olun. “.

 

17:51    „ Veya göğsünüzde ‘gönlünüzde, en büyük hayal ettiğiniz’ büyüyen şeylerle yaratılış. “. O hâlde diyecekler ki: „ Kim, bizi ‘hayata geri’ döndürecek? “. De ki: „ O ‘Allâh’, ki… İlk defasında sizleri örneksiz, sanat inceliği bakımından üstün yarattı. “. Bunun üzerine ‘alaycı tavırla’ sana başlarını sallayarak ve diyecekler ki: „ Ne zamanmış o ‘hayata geri döndürülme’? “. De ki: „ Belki olması yakındır. “.

 

17:52    O gün ‘kıyâmet sonrası âhirette, Allâh’, sizleri davet eder. Hemen O’nu yücelterek övgü ile icabet edersiniz. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48< Ve zannedersiniz ki, ‘kabirde’ ise ancak az kaldınız.

 

17:53    ‘Yâ Muhammed!’ Ve söyle kullarıma, konuşunca ki o… O, en iyisiyle ‘konuşsunlar ki’ mutlaka şeytan, kışkırtır ‘bozar’ aralarını. Mutlaka şeytan, insana apaçık düşman oldu.

 

17:54    Rabbiniz, bilir ‘reva gördüğünü’ sizlere. Eğer dilerse, sizlere merhamet eder veya eğer dilerse sizlere azap eder. ‘Yâ Muhammed!’ Ve seni, göndermedik onlara himayeci.

 

17:55    Ve Rabbin, bilir ‘var olan’ kişileri göklerde ve yerde. Ve andolsun ki; üstün kıldık bazı peygamberleri bazılarının üzerine. Ve verdik Dâvûd’a Zebur’u.

 

17:56    ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Davet ‘dua’ edin zanda bulunduklarınıza ‘kutsallaştırılan her türlü zât’a, puta’ >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< O’ndan ‘Allâh’tan’ başka. “. Ne var ki, ehil değillerdir sizden ne mağduriyet gidermeye ve ne de değiştirmeye.

 

17:57    İşte onlar ki… Onların, davet ‘dua’ ettikleri ‘kutsallaştırılan her türlü zât, put’ onların hangisi ‘ibadette ileriyse, bunlardan’ talep ederler bir yakınlık vesilesi, Rablerine. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< Ve bağışlanma, merhamet ümit ederler, ve korkarlar azabından. Şüphesiz Rabbinin azabı, sakındırıcıdır.

 

17:58    Ve ‘hiç’ bir şehir kalmaksızın Biz, kıyâmet gününden önce onun yok edicisi veya onun ‘halkını’ şiddetli azapla azaplandırıcısı olmayalım. İşte bu, Kitap’ta ‘Levh-i Mahfûz: Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt kitabında’>6:59, 13:39, 36:12, 85:21, 85:22< satır satır yazılıdır.

 

17:59    Ve âyetleri ‘alâmetleri’ göndermemize mâni olan şey, illâki evvelkilerin onu ‘alâmetleri’ yalanlamış olmalarıdır. >6:37< Ve ‘nitekim’ verdik Semûd ‘Sâlih a.s.’ın halkına’, dişi deve ‘alâmeti ki, gözle’ görülür. Ne var ki zulmettiler ona. >7:73, 7:77< Ve göndermeyiz âyetleri ‘alâmetleri’ korkutmak haricinde.

 

17:60    ‘Yâ Muhammed!’ Ve bir zamanlar söylemiştik sana, şüphesiz Rabbin, ‘onlara kader belirleyip’ kuşattı insanları. >17:13< Ve sana gösterdiğimiz rüyayı ki onu, illâki insanlara fitne ‘sınama vesilesi’ yaptık; ve Kur’ân’daki lânetlenmiş ‘zakkum’ ağacını. >37:62, 37:63, 37:64< Ve onları korkutuyoruz; fakat ‘bu açıklamalar’ onlara, arttırmadı büyük azgınlıklarından başka bir şeyi.

 

17:61    Ve o zaman meleklere dedik ki: „ Âdem’e secde edin! “. İblis dışında ‘her biri’ hemen secde ettiler. ‘İblis’ Dedi ki: „ Secde mi edeyim? Topraktan yarattığın kimseye! “.

 

17:62    Dedi ki: „ Görüşüne göre, ki o benden üstün, itibarlı kıldığın bu mu? Mutlaka eğer beni ertelersen kıyâmet gününe, elbette ‘peşimden’ sürükleyeceğim onun soyunu; azı müstesna. “.

 

17:63    ‘Allâh’ Dedi ki: „ Git! Öyleyse onlardan ‘insanlardan’ kim sana uyarsa, artık mutlaka cehennemdir cezanız, noksansız bir ceza! “.

 

17:64    „ Ve ayart; onlardan kime güç yetirirsen, sesinle ’vesvesenle’. Ve yaygara çıkarıp atlıların ve yayalarınla üzerlerine aban. Ve onlara ortak ol, evlatlarda ve mallarda. Ve onlara ‘yalan yere’ vadet. “. >2:268, 6:112, 14:22< Ve şeytan, onlara aldatmacadan başka ‘bir şey’ vadetmez.

 

17:65    ‘Allâh’: „ Doğrusu benim kullarım üzerinde senin ‘hiç’ bir salahiyetin yoktur “. Ve yeterlidir; Rabbin her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir.

 

17:66    Rabbiniz, O ki… Sevk ettirendir; sizlere gemileri denizde. ‘Bunlar’ O’nun ‘Allâh’ın’, lütfundan talep etmeniz içindir. Şüphesiz O ‘Allâh’, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

17:67    Ve sizlere dokunduğu zaman bir darlık denizde, ayrılırlar davet ‘dua’ ettiğiniz kimseler. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< Yalnızca O ‘Allâh’, müstesna. Fakat sizleri, karaya ‘çıkarıp’ kurtardığımızda vazgeçersiniz. Ve insan çok nankördür.

 

17:68    Öyleyse emin misiniz, ‘Allâh’ın’, sizleri, kara tarafında çöken yere geçirmeyeceğinden; >14:46, 16:26, 35:43, 52:42< veya üzerlerinize, taşlar yağdırmayacağından? >2:15, 14:42, 14:43< Sonra bulamazsınız sizleri, ‘müdafaa eden’ himayeci.

 

17:69    Emin misiniz, ‘Allâh’ın’, sizleri, geri döndürmesinden oraya ‘denize’, başka bir kez daha? Böylece üzerlerinize kasırgayla bir rüzgâr gönderip, artık sizleri nankörlüğünüze ‘karşılık’ boğmayacağından? Sonra bulamazsınız sizleri, ‘müdafaa eden birini’ aleyhimize, onun peşine düşecek.

 

17:70    Ve andolsun ki; üstün, itibarlı kıldık Âdemoğullarını. Onları taşıdık karada ve denizde. Ve onları rızıklandırdık temiz ‘rızıkla’. Ve onları üstün kıldık yarattıklarımızdan birçoğunun üzerine ehemmiyetçe.

 

17:71    O gün ‘kıyâmet sonrası âhirette’, davet ederiz tüm insanları öncüleriyle. Artık kime kitabı sağından verilirse, işte onlar hemen okurlar kitaplarını. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48< Ve hurma çekirdeğinin ince lifi kadar ‘bile’ zulmedilmezler.

 

17:72    Ve burada kör olan kimse ‘dünyada idrak edemediyse’, artık o âhirette de kördür. Ve yoldan daha da sapmıştır.

 

17:73    ‘Yâ Muhammed!’ Ve neredeyse gerçekten ‘Sakîf kabilesi, menfaatlerine göre değiştirmeni isteyip’ seni fitneye ‘zarara’ düşürüyorlardı; ki o, sana vahyettiğimizden başkasıyla, Aleyhimize iftira etmen için. Ve o zaman elbette seni dost edinirlerdi. >17:76<

 

17:74    Ve seni sabit kılmış olmasaydık, andolsun ki, az kalsın meyledecektin onlara az bir şey.

 

17:75    O zaman, mutlaka sana tattırırdık hayatın üst üste ıstırabını ve ölümün kat kat sıkıntılarını. Sonra bulamazdın kendine, Bize karşı yardımcılardan ‘kimse’.

 

17:76    Ve neredeyse gerçekten seni ‘ikna edemeyince de’ elbette tedirgin ediyorlardı; yerinden, oradan ‘Mekke’den’ çıkarmak için. Ve o zaman kalamazlardı senden sonra az ‘bir süreden’ başka. >17:73<

 

17:77    Sünnet ‘uygulanan İlâhî hüküm’, kimi gönderdiysek elçilerimizden, ‘aynı’ oldu senden önce de. Ve bulamazsın sünnetimizde ‘uygulanan hükmümüzde’ bir değişiklik.

 

17:78    İbadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygula; güneşin aşağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar. Ve Kur’ân ‘oku’ şafakta; mutlaka Kur’ân, şafakta şahit olunandır.

 

17:79    ‘Yâ Muhammed!’ Ve gecenin bir kısmında da; ve uykudan uyan, onunla ‘Kur’ân-ı Kerim ile’ sana ilâveten. Ola ki, gönderir seni Rabbin, övülen bir konuma.

 

17:80    Ve de ki: „ Rabbim, beni dâhil et ‘gireceğim’ yere hoşnutlukla; ve beni çıkar ‘çıkacağım’ yerden hoşnutlukla. Ve ‘nasip’ eyle katından yardımcı güç, salahiyet. “.

 

17:81    Ve de ki: „ Gerçek ‘hakikat bilgisi’ geldi ve yok oldu asılsızlık. Mutlaka asılsızlık yok olacaktır. “.

 

17:82    Ve indiriyoruz ki Kur’ân’dan ‘öyle’ bir şey, o, şifa ve lütuf, esirgeme ‘vesilesidir’ samimiyetle inananlara. Ve arttırmaz zalimlere hüsrandan başka ‘bir şey’.

 

17:83    Ve imkânlandırdığımız zaman insanı, umursamaz ve yan çizerek uzaklaşır. Ve ona bir şer dokunduğu zaman ümidi kesilir.

 

17:84    ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Herkes kendi hakikat ölçüsüyle gayret yapar. “. Öyleyse Rabbiniz, en iyi bilendir; kim ki o, daha doğru bir yola yönlenmişlerdir.

 

17:85    Ve sana ruhtan sorarlar, De ki: „ Ruh, Rabbimin emrindendir ‘hükmündendir’. “. Ve size, ‘ruha ait’ ilimden sadece ancak az verildi. “.

 

17:86    Ve elbette eğer dileseydik, mutlaka giderirdik onu ‘âyetleri, açıklanmadıkça algılanamayan haberleri’ ki, sana vahyettik. >2:106, 3:44, 3:179, 4:163, 6:19, 6:145, 11:12, 11:49, 12:3, 12:102, 16:123, 17:39< Sonra bulamazsın kendine, bununla aleyhimize ‘müdafaa eden’ himayeci.

 

17:87    ‘Vahyedilenleri unutmaman’ İllâki Rabbinden bir lütuftur. Şüphesiz O’nun lütfu senin üzerinde büyüktür.

 

17:88    ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Elbette toplansalar, ins ve cin ‘insanlar ve cinler’ getirmek üzere benzerini bu Kur’ân’ın; getiremezler onun bir benzerini. Ve onların bir kısmı, bir kısmına destek olsalar da. “.

 

17:89    Ve andolsun ki; Biz, türlü ifadelerle sıraladık insanlara bu Kur’ân’da, tüm meseleleri. Buna rağmen direndi insanların birçoğu illâda nankörlükte. >17:88, 17:90, 25:48, 25:49, 25:50<

 

17:90    Ve dediler ki: „ Asla inanmayız sana, ta ki fışkırtırsın bize yerden bir pınar. “.

 

17:91    „ Veya senin, sana ait bir bahçen olsun, hurmalıktan ve üzümler ‘dolu’, hatta arasından ırmaklar fışkırt. “.

 

17:92    „ Veya göğü düşüresin iddia ettiğin gibi üzerimize parça parça. Veya getirirsin Allâh’ı ve melekleri karşılığında. “.

 

17:93    „ Veya senin, sana ait bir evin olsun mücevherden. Veya yükselirsin göğe. Ve asla inanmayız senin ‘bu’ çıkışına da, ta ki indiresin üzerimize okuyacağımız bir kitap. “. De ki: „ Noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır Rabbim. Ben, insan elçi olmaktan başkası değil miyim ki ‘yapabileyim’? “.

 

17:94    Ve ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola, peygamber aracılığıyla’ yönlendirilme geldiği zaman insanlara, onları ‘ona’ inanmalarına mâni olan şey, illâki: „ Allâh, insan elçi mi gönderdi? “. Demeleridir.

 

17:95    De ki: „ Yeryüzünde olanlar huzurla yürüyen melekler olsaydı, elbette indirirdik üzerlerine gökten melek elçi. “.

 

17:96    De ki: „ Yeterlidir; Allâh, şahit benimle sizin aranızda. “. Şüphesiz O, kullarından haberdar, üstün bilgi sahibidir; her hâliyle görendir.

 

17:97    Ve ‘O’na yönelen’ Kimi Allâh, yönlendirirse, artık o, ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmiştir. >7:178, 13:27, 64:11< Ve ‘inkâr eden’ kimi de şaşırtırsa, o hâlde bulamazsın onlara dostlardan ‘kimse’, O’nun ‘Allâh’ın’ dışında. Ve toplarız onları kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü yüzüstü ‘sürerek ki, anlamak istemedikleri için’, kör ve dilsiz ve sağır ‘bir hâlde’. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48< Onların varacakları yer cehennemdir. Her defasında sönmeye yüz tutunca onlara arttırırız alevli ateşi.

 

17:98    İşte bu, mutlaka onların cezasıdır ki, âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır. Ve derler ki: „ Biz, kemik yığını ve toz toprak olduğumuz zaman; gerçekten de mutlaka, yeni bir yaratılışla diriltilecekmişiz! “.

 

17:99    Ve görmüyorlar mı ki, şüphesiz Allâh, ki o… Yaratandır gökleri ve yeri. Üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra etmeye ve yapmaya kudretlidir; ve onların ‘kendilerinin’ bir mislini daha yaratmaya da. Ve var etti onlara bir vade ki, onda şüphe yoktur. Buna rağmen direndiler zulmedenler, illâki ‘hakikati’ örtmeye şartlanarak.

 

17:100  Yâ Muhammed!’ De ki: „ Eğer siz sahip olsaydınız, Rabbimin lütfunun hazinelerine, o zaman mutlaka ‘sıkıca’ tutardınız harcanma korkusuyla. “. Ve insan, tamahkardır.

 

17:101  Ve andolsun ki; Mûsâ’ya açıkça delillerle dokuz âyetler ‘alâmetler’ verdik. Haydi sor İsrail oğullarına; onlara geldiği zaman, hatta demişti ki ona, Firavun: „ Doğrusu mutlaka ben zannediyorum ki, sana büyü yapılmış yâ Musa! “.

 

17:102  ‘Mûsâ a.s.’, Dedi ki: „ Andolsun biliyordun ki bunları ‘alâmetleri’, göklerin ve yerin Rabbi dışında ‘kimse’ indiremezdi ki, görünür ‘ibretlik olsun’. Ve doğrusu mutlaka ben de zannediyorum ki, sen yıkıma uğramışsın yâ Firavun! “.

 

17:103  Bundan sonra istedi ki, onları tedirgin etmek; yerinden çıkarmak. Bunun üzerine onu, ‘suda’ boğduk; ve beraberindekileri de topluca.

 

17:104  Ve dedik ki ardından, İsrail oğullarına: „ Yerleşin yeryüzünde! Artık geldiği zaman vadesi, sonraki ‘çıkaracağınız bozgunun’, getiririz sizleri bir araya. “. >17:4, 17:5, 17:6, 17:7, 17:8<

 

17:105  Ve hakkı ‘İlâhi esasları’… Onu, Biz indirdik. Ve gerçek ‘hakikat bilgisi’ ile indi. Ve seni göndermedik, müjdeleyici ve ‘kıyâmet ile’ uyaran >2:127, 2:128, 2:129< ‘olman’ haricinde.

 

17:106  Ve Kur’ân… Onu kısımlara ayırdık ki, onu insanlara uzun sürede oku; ve onu azar azar bir indirişle indirdik. >2:97, 16:102<

 

17:107  (Secde âyeti!) Yâ Muhammed!’ De ki: „ Ona ‘Kur’ân-ı Kerim’e’, inanın veya inanmayın, mutlaka o kimseler ki, ondan ‘Kur’ân-ı Kerim’den’ önce kendilerine ilim ‘ilham’ verilenler, >4:162< onlara okunduğu zaman ‘Kur’ân-ı Kerim’, secde ederek çenelerine kapanırlar. “. >7:206, 13:15, 16:49, 17:107, 19:58, 22:18, 25:60, 27:25, 32:15, 38:24, 41:37, 53:62, 84:21, 96:19<

 

17:108  Ve derler ki: „ Noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır, Rabbimiz. Eğer Rabbimiz vadettiyse, mutlaka ‘daima’ yapılmış olur. “.

 

17:109  Ve çenelerine kapanırlar ağlayarak. Ve ‘Kur’ân-ı Kerim dinlemek’ ürpertilerini arttır. >17:107<

 

17:110  Yâ Muhammed!’ De ki: „ Allâh ‘diye’ davet ‘dua’ edin veya Rahmân ‘sonsuz şefkatle merhamet eden, diye’ davet ‘dua’ edin. Hangisiyle davet ‘dua’ etseniz, ancak O’nundur ‘tüm’ güzel isimler. “. Ve bağırma duanda; ve onu ‘sesini’ gizleme. Ve bunun arasında bir yola talip ol.

 

17:111  Ve de ki: „ Yüceltilme, övgü, Allâh’a ki, O, evlat edinmemiştir. Ve olmaz, O’nun bir ortağı saltanat, hükümranlıkta. Ve olmaz, O’nun bir dostu ki, noksanlıktan ‘uzaktır’. “. O’nu tekbir ile yücelt. ‘Allâhû Ekber’.