16. NAHL:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm…’

 

Sığınırım Allâh’a, ‘rahmetinden kovulmuş’ taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’. >16:98<

Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

 

16:1      Geldi Allâh’ın, ‘samimiyetle inananlara zafer, hakikati örtmeye şartlanmışlara ise tehdit’ emri. Artık onu acele istemeyin. O ‘Allâh’, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır ve yücedir, ortak yakıştırdıkları şeylerden.

 

16:2      İndirir melekleri, ruh ‘hakikat bilgisi’ ile hükmünü, kullarından dilediği kimseler üzerine. Uyarsınlar ki, ‘yegâne İlâh’ O’nun olduğunu: „ Benden başka İlâh yoktur. Öyleyse Bana karşı ‘gelmekten’ korunun! “.

 

16:3      ‘Allâh’, Yaratandır gökleri ve yeri hak ile ‘amaç için’. Ve yücedir, ortak yakıştırdıkları şeylerden.

 

16:4      İnsanı yaratandır bir damladan. Buna rağmen o ‘insan’, apaçık karşıdır.

 

16:5      Ve hayvanlar… Onu da yaratandır sizlere. Ondan, ısınılacaklar ve faydalar sağlarlar. Ve onlardan yersiniz.

 

16:6      Ve sizlere, bir güzelliktir onları ‘ağıllarına’ güdüp topladığınızda ve ‘otlaklara’ güdüp saldığınızda.

 

16:7      Ve taşırsınız ağırlıklarınızı ‘eşyalarınızı’, canlarınıza meşakkat olmaksızın ulaşamayacağınız bir şehre. Şüphesiz Rabbiniz, elbette insaf eden, acıyandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

16:8      Ve atlar ve katırlar ve merkepler onlara binmeniz için ve ‘görkemli’ ziynet ‘olması için’. Ve yaratır ‘nice’ bilmediğiniz şeyleri.

 

16:9      Ve Allâh’ın üzerinedir yolun tayini. Ve ondan sapanlar da ‘vardır’. Ve eğer O ‘Allâh’, dileseydi, ‘onlar da isteseydiler’ elbette sizleri yönlendirirdi topluca. >7:178, 13:27, 64:11<

 

16:10    O ‘Allâh’, O ki… İndirendir, gökten su sizlere. Ondandır ‘sudandır’ içilen. Ve ondandır ağaç. Orada ‘hayvanlarınızı’ otlatırsınız.

 

16:11    Yetiştirir sizlere, onunla ekin ve zeytinler ve hurmalıklar ve üzüm bağları ve mahsullerin her birinden. Muhakkak işte bu, elbette âyettir ‘alâmettir’; inceden inceye düşünen bir topluma.

 

16:12    Ve ‘Allâh’, itaat ettirdi ‘hesaplanıp ölçülebilir, kullanılabilir kıldı’ sizlere, geceyi ve gündüzü ve Güneş ve Ay ve yıldızlar da itaat ettirilenlerdendir O’nun emriyle. >6:96, 55:5< Muhakkak işte bu, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’; akıl eden bir topluma.

 

16:13    Ve ne türettiyse sizlere yeryüzünde, hepsinin renkleri türlü türlüdür. Muhakkak işte bu, elbette âyettir ‘alâmettir’; hatırda tutan bir topluma.

 

16:14    Ve O ‘Allâh’, O ki… İtaat ettirendir ‘hesaplanıp ölçülebilir, kullanılabilir kılandır, sizlere’ denizi. Ondan ‘denizden’ taze et yemeniz için. Ve çıkarırsınız ondan süs eşyası ‘inci’, onu takarsınız. Ve onun içinde ‘denizde’, suları yararak giden gemileri görürsün. Ve ‘bunlar’ O’nun ‘Allâh’ın’, lütfundan talep etmeniz içindir. Ve umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

16:15    Ve koydu yeryüzünde ağırlıklar sizler için, sarsılmayın ‘diye’. Ve ırmaklar ve yollar. Umulur ki, böylelikle yönlendirilirsiniz.

 

16:16    Ve ‘daha’ nice alâmetler ve yıldızlar da. Onlar, ‘bu alâmetleri anlaya bilenler, Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilirler.

 

16:17    O hâlde yaratan kimse, yaratmayan kimse gibi midir? Hâlâ, hatırda tutmaz mısınız?

 

16:18    Ve eğer tek tek sayarsanız Allâh’ın lütfunu, onu sayamazsınız. Şüphesiz Allâh, mutlaka fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

16:19    Ve Allâh, bilir sırlarınızı ve açığa vurduğunuz şeyi de.

 

16:20    Ve o kimseler ki… ‘Onların’, Allâh’ın yanı sıra davet ‘dua’ ettikleri, ‘kutsallaştırılan zât, put’ hiçbir şey yaratamazlar ve onlar ‘kendileri’ yaratılmışlardır. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5<

 

16:21    Ölüdürler, diri değildirler. Ve farkında olamazlar ne zaman diriltileceklerinin.

 

16:22    İlâhınız, tek İlâhtır. Artık o kimseler ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’, âhirete inanmazlar. >6:109, 6:110, 6:111< Onların, kalpleri ‘hakikati’ örtmeye şartlanmıştır ve onlar, büyüklenenlerdir.

 

16:23    Hiç kuşkusuz, şüphesiz Allâh, bilir sırlarını ve açığa vurdukları şeyi de. Şüphesiz O, büyüklenenleri sevmez.

 

16:24    Ve denildiği zaman onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „ Rabbiniz ne indirdi? “ Derler ki: „ Evvelkilerin masallarını. “. >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

16:25    Ki, taşırlar kendi yüklerini ‘günahlarını, hakikati örtmeye şartlanmışlar’, tamamen kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü. Ve bilgisi olmaksızın saptırdıkları o kimselerin yüklerinden de ‘günahlarından’. Yüklendikleri şey ne kötü değil mi?

 

16:26    Onlardan önceki kimseler de tuzak kurmuşlardı. >14:46, 16:26, 35:43, 52:42< Allâh, binalarını temellerinden harap etti, yıktı. Öyle ki tavanları, üstlerinden üzerlerine çöktü. Ve onlara azap, farkında olmadıkları bir yerden geldi.

 

16:27    Sonra kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü ‘Allâh’, onları ‘Allâh’a ortak yakıştıranları’ rezil eder. Ve der ki: „ Nerede ortaklarım? Kendileri için uzlaşmazlığa düştünüz! “ Kendilerine ‘ dünyada ilhamla’ ilim verilenler >4:162< derler ki: „ Gerçekten rezillik ve kötülük, bugün inkârcıların başındadır. “.

 

16:28    O kimseler ki, onları vefat ettirirken melekler, ‘Allâh’a ortak yakıştırıp’ benliklerine zulmedenleri, o zaman teslimiyetçi tutumla ‘derler ki’: „ Biz, bir kötülük yapmadık! “. >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< Aksine şüphesiz Allâh, en iyi bilendir; yapmış olduğunuz şeyleri.

 

16:29    Haydi dâhil olun, cehennemin kapılarından ‘girerek’, içinde kalıcılar ‘olarak’. Oysaki, elbette kaldıkları yer ne kötüdür, kibirlenenlerin.

 

16:30    Ve denilir ki: „ Rabbiniz ne indirdi? “ Derler ki: „ Hayrı! ‘Allâh’ın rızasıyla olan şeyleri’ “. O kimseler, ki… ‘Onlara’ En iyi ‘davrananlaradır’ bu dünyada iyilikler. Ve elbette âhiret yurdu ‘daha’ hayırlıdır ve mutlaka, ne güzeldir ‘günahlardan’ korunanların yurdu.

 

16:31    Adn cennetleri… Dâhil edilirler ona. ‘Cennetin’ Zemininden ırmaklar akar. Onlaradır, içindeki diledikleri şeyler. İşte böyle Allâh, hak ettiklerini verir günahlardan’ korunanların.

 

16:32    O kimseler ki, onları vefat ettirirken melekler, temize ‘samimiyetle inanana’ derler ki: „ Selâmun aleykum! ‘Esenlik üzerinize olsun!’ Dâhil olun cennete! Yapmış olduğunuz gayretler sebebiyle. “.

 

16:33    ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’, İllâki meleklerin ‘Azrâîl a.s. ve yardımcılarının’ veya Rabbinden emrin ‘kıyâmet hükmünün’ onlara gelmesini mi gözlerler? 15:8, 25:25, 25:26< İşte bunun gibi yaptılar onlardan önceki kimseler de. Ve Allâh, onlara zulmetmedi. Ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine zulmediyorlardı.

 

16:34    Böylelikle isabet etti kötü gayretleri onlara. Ve sarıverdi onları, onunla alay etmiş oldukları şey. >2:15, 14:42, 14:43<

 

16:35    Dediler ki ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran kimseler: „ Eğer dileseydi Allâh, bizler ve atalarımız da, O’nun ‘Allâh’ın’ yanı sıra bir şeye ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmezdik. Ve hiçbir şeyi haram kılmazdık ‘yasaklamazdık’ “. İşte bunun gibi yaptılar, onlardan önceki kimseler de. Artık elçilerin üzerine ‘düşen’, apaçık bildirmekten başka ‘bir şey’ değildir.

 

16:36    Ve andolsun ki; Biz, her milletin içinden elçi çıkardık. Allâh’a, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin ve tâğut’tan ‘Allâh’a sırt çeviren herkesten’ kaçının ‘diye bildirmesi için’. Böylelikle onlardan ‘O’na yönelen’ kimilerini Allâh, ‘razı olduğu doğru yola’ yönlendirdi. >7:178, 13:27, 64:11< Ve ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için’ kimilerinin üzerlerine sapkınlık taahhüt oldu. Haydi yeryüzünde gezinin de böylelikle bakın, akıbeti nasıl oldu ‘hakikat bilgisini’ yalanlayanların.

 

16:37    Sen hırsla üstlerine düştükçe düşsen de, ‘Allâh’ın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmelerine; buna rağmen muhakkak Allâh, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için’ yönlendirmez, sapkınlıkta bıraktığı kimseyi. >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve yoktur onlara yardımcılardan ‘kimse’.

 

16:38    Ve var güçleriyle yemin ettiler, Allâh’a: „ Allâh, ölen kimseyi diriltmez! “ Aksine, ‘bu’ vaaddir ‘Allâh’ın’ üzerine, hak ile ‘amaç için’. Ve lâkin insanların birçoğu bilmezler.

 

16:39    ‘Diriltecekler ki, Allâh’, Onlara, açıkça belli etsin, o ihtilâf ettiklerini ve bilmesi ‘belirlenmesi’ için, inkârcı kimselerin, kendilerinin gerçekten yalancılar olduklarını.

 

16:40    Sadece sözümüz, bir şey dilediğimiz zaman, ona: „ Ol! “ dememizdir; ‘o’, hemen olur.

 

16:41    Ve o kimseler ki, hicret ‘göç’ ettiler, Allâh için; zulmedilmenin ardından. ‘Bu’ Onları dünya hayatında iyice eğleştirmemiz içindir. Ve elbette âhiret mükâfatı ‘daha’ büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

 

16:42    ‘Âhiret mükâfatı’ O kimselere ki, ‘onlar’ sabrettiler; Ve ‘onlar’ Rablerine itimat edenlerdir.

 

16:43    ‘Yâ Muhammed!’ Ve göndermedik ‘hiçbir elçiyi ki’, senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkekler haricinde. Öyleyse sorun ‘kim olduklarını, hakikat bilgisini’ hatırlayan halka, bilmiyorsanız.

 

16:44    ‘O elçiler’, Açıkça deliller ve ulvî sayfalarla ‘gönderildiler’. Ve sana da ‘hakikat bilgisini’ hatırlatan ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ indirdik ki; onlara indirilen şeyleri ‘diğer mukaddes Kitapları’, insanlara açıkla ‘ve onayla’. Umulur ki, böylelikle inceden inceye düşünürler.

 

16:45    Öyleyse eminler mi, kötülüklerle tuzak kuran kimseler, Allâh’ın, onları çöken yere geçirmeyeceğinden; >14:46, 16:26, 35:43, 52:42< veya onlara gelmesinden azabın, farkında olamayacakları bir yerden? >2:15, 14:42, 14:43<

 

16:46    Veya onları alır ‘yakalar’ dolaşırlarken; ve onlar, ‘hükmün yerine getirilmesinde Allâh’ı’ aciz bırakacak değiller.

 

16:47    Veya onları alır ‘yakalar’ peyderpey tüketerek. Buna rağmen, şüphesiz Rabbiniz, elbette insaf eden, acıyandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

16:48    Ve görmüyorlar mı ki, Allâh’ın yarattığı şeyi ‘nesneyi’. Herhangi bir şey ki ‘madde, proton ve nötron’, döner onun gölgesi ‘elektron ve pozitron bulutu’ sağdan ve soldan Allâh’a secde ederek ‘spin ederek’; ve onlar zavallıdır, boyun bükmüştür ‘Allâh’ın hükmüne’.

 

(Ç.N.: Allâh’ın, onlara koyduğu doğa kurallarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam edip, O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş oluyorlar. Hür iradeyle Allâh’ın rızasını kazananlar ise O’nun, yüceliğini bilinçli bir şekilde över ve ibadet ederler.)

 

16:49    (Secde âyeti!) Ve Allâh’a secde eder, ne varsa göklerde ve ne varsa yerde, hareket eden mahlûklardan ve melekler de. Ve onlar, büyüklenmezler. >7:206, 13:15, 16:49, 17:107, 19:58, 22:18, 25:60, 27:25, 32:15, 38:24, 41:37, 53:62, 84:21, 96:19<

 

16:50    Korkarlar, üstlerindeki Rablerinden. Ve yaparlar emrolundukları şeyi.

 

(Ç.N.: Allâh’ın, onlara koyduğu doğa kurallarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam edip, O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş oluyorlar. Hür iradeyle Allâh’ın rızasını kazananlar ise O’nun, yüceliğini bilinçli bir şekilde över ve ibadet ederler.)

 

16:51    Ve Allâh, dedi ki: „ İki ilâh edinmeyin! O, sadece tek İlâhtır. Öyleyse artık, yalnızca Benden korkun! “

 

16:52    Ve O’nundur, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de. Ve dîn ‘borçluluk’, daima O’nadır. Buna rağmen, Allâh’tan başkasından mı korkuyorsunuz?

 

16:53    Ve sizler, ne imkâna ‘sahipseniz’, o hâlde Allâh’tandır. Sonra sizlere bir darlık dokunduğu zaman, ancak O’na yakarırsınız.

 

16:54    Sonra sizden, darlığı açtığı ‘giderdiği’ zaman, bir kısmınız Rablerine bir ortak yakıştırırlar.

 

16:55    Nankörlük etsinler, onlara verdiğimiz şeylere. Haydi menfaatlenin! Artık yakında ‘âhirette’ bileceksiniz! >17:18: 17:19, 17:20, 57:20<

 

16:56    Ve ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’, uydurdular onları rızıklandırdığımız o şeylerden, bilmediklerine bir nasip. Vallâhi mutlaka sorgulanacaksınız, iftira etmiş olduğunuz şeylerden! ‘Uydurma ilâhlarınızdan’ >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5<

 

16:57    Ve uydurdular Allâh’a, kızları. O ‘Allâh’, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır. Ve onlarındır, arzuladıkları ‘erkek çocuklar’.

 

16:58    Ve müjdelendiği zaman onlardan birisi bir kız çocuk ile, yüzü gölgelenir, kararır. Ve o, kahırlanır.

 

16:59    Müjdelendiği şeyin kötülüğünden, halktan gizlenir. Onu tutsun mu alçaltılma üzere, yoksa onu toprağa mı gömsün? Hükmettikleri şey ne kötü değil mi?

 

16:60    Âhirete inanmayan kimseler, kötü emsaldir. Ve ötesiz yüce emsaller ‘ise’ Allâh’ındır. Ve O, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir.

 

16:61    Ve eğer sorumlu tutup ‘hemen’ cezalandırsaydı Allâh insanları, onların ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulümleri sebebiyle, bırakmazdı onun üzerinde ‘yeryüzünde’, hareket eden ‘hiç’ bir mahlûk ve ‘insan’. Ve lâkin onları, erteler adlandırılmış bir vadeye kadar. Artık onların vadeleri geldiği zaman, ‘yok olmaları’ ne bir saat ertelenebilir ve ne de öne alınabilir.

 

16:62    Ve ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’ uydurdular Allâh’a, hoşlanmadıkları şeyleri vasıflandırarak. Ve dilleri, en güzelin onların olduğu yalanını söyler. Hiç kuşkusuz, Ateşin ‘cehennemin’, onların olduğudur. Ve muhakkak ki onlar, ‘haddi aşarak’ ileri gidenlerdir.

 

16:63    ‘Yâ Muhammed!’ Vallâhi, andolsun ki; gönderdik, milletlere ‘nice elçileri’ senden önce de. >2:127, 2:128, 2:129< Fakat şeytan, onlara gayretlerini gösterişli ‘gösterdi’. Çünkü o ‘şeytan’, onların dostudur bugün ‘dünyada’. Ve onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

16:64    Ve indirmedik kitabı ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ üzerine ki, onlara açıkça belli etmen haricinde, o ihtilâf ettiklerini. Ve yönlendiren ve lütuf, esirgeme ‘vesilesi olarak’ samimiyetle inanan bir topluma.

 

16:65    Ve Allâh, indirdi gökten su; böylelikle onunla, ölümünden sonra yeryüzünü diriltti. Muhakkak işte bu, elbette âyettir ‘alâmettir’; işiten bir topluma.

 

16:66    Ve muhakkak ‘sağmal’ hayvanlar da, sizlere elbette ibrettir. Sizleri sularız ‘sizlere içiririz’, onun karnında, posa ve kan arasından ‘salgılanan’ saf süt ki, içenlere ‘içimi’ kolay.

 

16:67    Ve mahsullerden, hurma ağaçları ‘meyvelerinden’ ve üzüm bağından, ediniyorsunuz ondan şerbet, müskirat ve iyi bir rızık. Muhakkak işte bu, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, akıl eden bir topluma.

 

16:68    Ve vahyetti Rabbin, dişi bal arısına edinmesini dağlardan evler ‘kovanlar’, ve ağaçlardan ve ‘insanların’ kurdukları çardak ‘gibi dikip yükselttikleri’ şeylerden.

 

16:69    „ Sonra ye, her türlü mahsullerden ‘çiçeklerden’; böylelikle yollarına koyul Rabbinin, boyun eğdirilmişlikle! “. Çıkar karnından içecek ki, türlü türlüdür renkleri. Onda ‘bal da’, bir şifa ‘vardır’ insanlara. Muhakkak işte bu, elbette âyettir ‘alâmettir’; inceden inceye düşünen bir topluma.

 

16:70    Ve Allâh, sizleri yaratandır. Sonra da sizleri vefat ettirendir. Ve sizlerden kimileri, döndürülür ömrün en rezil dönemine ‘bunaklığa’ ki, bir bilgiden ‘bildiklerinden’ sonra bir şey bilememesi için. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir; dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

16:71    Allâh, üstün kıldı bazılarınızı bazılarınıza rızıkta. Ne var ki ‘rızıkta’ üstün kılınan kimseler, ellerinin altındakilere ‘savaş esiri, köleye, eşitlik için’ rızıklarını vermemekteler. Oysa onlar ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’, onda ‘bu konuda’ eşittirler. ‘Kendilerine köleleriyle eşitliği yakıştıramadıkları hâlde, aciz putları, kudretli Allâh’a, eşit görüyorlar’. Öyleyse, Allâh’ın lütfuna inatla direniyorlar mı? ‘Allâh’ın verdiğine inanmıyorlar mı ki rızıklarını paylaşmıyorlar?’ >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5<

 

16:72    Ve Allâh, var edendir, sizlere cinsinizden eşler; ve var etti sizlere eşlerinizden oğullar ve torunlar. Ve sizleri rızıklandırdı temiziyle. Buna rağmen asılsızlığa inanıyorlar da ve Allâh’ın lütfuna nankörlük mü ediyorlar?

 

16:73    Ve ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ediyorlar ‘tapınıyorlar’, Allâh’ın dışında şeylere ki onlara, göklerden ve yerden rızk sağlamaya ehil olmayan; ve güç yetiremeyen şeylere ‘uydurma ilâhlara’.

 

16:74    Artık ‘putları’ Allâh’a, vurgularla emsal kılmayın! Şüphesiz Allâh, bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’.

 

16:75    Allâh, vurgularla emsal verdi. Bir kul, sahipli köle ‘düşün’, değerlendiremez ‘kazandıklarını’ bir şeye karşı ’çünkü bağımsız değildir’; ve ‘diğer’ kişi, tarafımızdan iyi bir rızık ile rızıklandırdığımız ‘biri’; öyle ki o, ondan bağış yapar gizli ve açık. ‘Onlar’, Aynı olur mu? ‘Ki, aciz putları, kudretli Allâh’a, eşit görüyorlar’. Yüceltilme, övgü Allâh’adır. Aksine onların, birçoğu bilmezler.

 

16:76    Ve Allâh, vurgularla emsal verdi. İki adam ‘düşün’, onlardan biri dilsiz, değerlendiremez ‘kazandıklarını’ bir şeye karşı; ve o, efendisi üstünde yüktür. Onu, nereye gönderse bir hayır sağlayamaz ‘hakkını koruyamaz’. Ve o, ‘diğer’ kişi, adaletle emreder ve o, ‘Allâh’ın razı olduğu’ doğru yol üzeredir. ‘Onlar’, Aynı olur mu? ‘Ki, aciz putları, kudretli Allâh’a, eşit görüyorlar’.

 

16:77    Ve Allâh’ındır, göklerin ‘açıklanmadıkça’ algılanamayanları ve yerdekiler de. O saatin ‘kıyâmetin’ emri ‘süresi’ ancak göz kırpmak kadar veya ondan daha yakın ‘hızlıdır’. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

16:78    Ve Allâh, sizleri analarınızın karnından çıkardı; ‘hiç’ bir şey bilmezken. Ve var edendir, sizlere işitme ve görme ‘duyuları’ ve gönül ‘idrak kuvveleri’. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

16:79    Görmüyorlar mı ki, ‘Allâh’ın, koyduğu doğa kurallarına’ itaat ettirilen kuşları, göğün boşluğunda. Onları, Allâh’tan başkası ‘havada’ tutmaz. Muhakkak işte bu, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, samimiyetle inanan bir topluma.

 

16:80    Ve Allâh, var edendir, sizlere evlerinizi sükûnet yeri. Ve var edendir, sizlere sağmal hayvanların derilerinden, göç ettiğiniz günde ve ikâmet ettiğiniz ‘konakladığınız’ günde, hafif taşınabileceğiniz ‘çadır’ evler ve koyunların yünlerinden ve develerin tüylerinden ve kıllarından çeşitli ‘kilim, giyim’ eşyası ve bir müddet geçimlik.

 

16:81    Ve Allâh, var edendir, sizlere yarattığı şeylerden gölgelikler. Ve var edendir, sizlere dağlardan ‘mağaralardan’ yerler. Ve var edendir, sizlere ‘giyimlik’ gömlekler ki, sizleri korur sıcaktan; ve ‘zırhlı’ gömlekler ki, sizleri korur çarpışmadan. Böylelikle tamamlıyor ‘Allâh’, üzerinizdeki lütfunu. Umulur ki, böylelikle ‘Allâh’a’ teslim olursunuz.

 

16:82    Buna rağmen eğer dönüp giderlerse, artık senin üzerine ‘düşen’ apaçık bildirmektir.

 

16:83    Allâh’ın lütfunu ‘hakikat bilgisini’ tanıyorlar, sonra onu örtüyorlar. Ve onların, birçoğu ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır.

 

16:84    Ve o gün, ‘kıyâmet sonrası âhirette’, çıkarırız her bir milletlerden birer şahit ‘inancına tanıklık edecek öncü’; >17:71< o kimselere ki… ‘Onlar, hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır; sonra izin verilmez özür ve mazerete. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48<

 

16:85    Ve azabı gördükleri zaman, ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmeden kimseler, artık hafifletilmez onlardan ‘azap’ ve onlara göz açtırılmaz ‘süre verilmez’.

 

16:86    Ve ortak koştuklarını ‘uydurma ilâhlarını’ gördükleri zaman, ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran kimseler, derler ki: „ Rabbimiz! Bunlar, ‘Senin’ yanın sıra davet ‘dua’ ettiğimiz ortaklarımızdır. “. Ne var ki, söz atarlar ‘kutsallaştırılan her türlü zât, put’ >4:117, 6:100, 7:190, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 46:5< onlara: „ Doğrusu sizler, gerçekten yalancılarsınız. “.

 

16:87    ‘Allâh’a ortak yakıştıranlar’ Ve teslimiyetçi tutum ‘gösterirler’ Allâh’a, izin günü. Ve ayrıldı onlardan, iftira etmiş oldukları şeyler ‘hatırdan, gönülden çıkarıldı uydurma ilâhları’.

 

16:88    O kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır ve Allâh yolundan alıkoyarlar. Onlara arttırdık azap üstüne azabı ‘cehennemde’; bozgun çıkarıyor oldukları şeyler sebebiyle.

 

16:89    Ve o gün ‘kıyâmet sonrası âhirette’, çıkarırız her bir milletlerin içinden bir şahit ‘inancına tanıklık edecek öncü’, aleyhlerine kendilerinden. >17:71< Ve getireceğiz seni de şahit ‘olarak’ bunların aleyhlerine. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48< Ve sana azar azar indirdik, kitabı ‘Kur’ân-ı Kerim’i’, açıklayan her şeyi ve yönlendiren ve lütuf, esirgeme ve müjde ‘olarak’ Müslümanlara ‘Allâh’a teslimiyeti onayanlara’.

 

16:90    Şüphesiz Allâh, emreder adil ve iyi davranmayı ve akrabalara ‘ihtiyaçtan artanını’ vermeyi. >2:219, 2:245< Ve men eder hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı. ‘Allâh’, Sizlere öğüt veriyor. Umulur ki, böylelikle hatırda tutarsınız.

 

16:91    Ve vefa edin, Allâh’ın ‘adıyla verdiğiniz’ taahhüde; taahhüt ettiğiniz zaman. Ve bozmayın yeminleri onu kesinleştirdiğinizden sonra. Ve Allâh’ı üzerinize kefil kıldığınızda. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınız şeyleri en iyi bilendir.

 

16:92    Ve o karı gibi olmayın ki, kuvvetle sıkıladığı yünü, sağlam iplik haline getirdikten sonra, tekrar tel tel çözer. Yeminlerinizi aranızda aldatmaya ‘alet’ ediniyorsunuz, bir milletin diğer bir milletten daha nemadâr olduğundan. Fakat Allâh, sizi imtihan eder onunla ‘yeminlerinizle’. Ve mutlaka açıkça belli edecek sizlere; kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü ihtilâf ediyor olduklarınız şeyde.

 

16:93    Ve eğer dileseydi Allâh, ‘onlar da isteseydiler’ elbette sizleri ‘aynı inançtan’ bir tek millet oluştururdu. Ve lâkin Allâh, dilediği kimseyi ‘hakikati örtmeye şartlandığı için’ sapkınlıkta bırakır ve ‘O’na yönelen’ dilediği kimseyi de yönlendirir ‘razı olduğu doğru yola’. >7:178, 13:27, 64:11< Ve mutlaka sorgulanacaksınız, yapıyor olduğunuz şeylerden!

 

16:94    Yeminlerinizi aranızda aldatmaya ‘alet’ edinmeyin. Yoksa kayar ayak, sağlam bastıktan sonra. Ve tadarsınız kötülüğü ‘dünyada’; Allâh yolundan ‘Allâh’ın rızasından’ ayrıldığınız ‘için’. Ve ‘bekler’ sizleri ‘âhirette’ büyük azap.

 

16:95    Ve satmayın, Allâh’ın ‘adıyla verdiğiniz’ taahhüdünü az bir bedele. Allâh’ın katında o, ‘daha’ hayırlıdır sizlere, eğer bilirseniz.

 

16:96    ‘Çünkü’, Sizin yanınızdaki şeyler tükenir. Allâh’ın katındaki şeyler sonsuzdur. Ve mutlaka hak ettiklerini vereceğiz sabreden kimselere; onların mükâfatlarını ki, daha iyisiyle yapmakta oldukları şeylere ‘karşılık’.

 

16:97    Kim, ‘yaptıysa’, iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayret, erkeklerden veya kadınlardan; ve o samimiyetle inanansa, o hâlde mutlaka, ona temiz ‘arınmış’ bir hayat yaşatırız. Ve mutlaka onlara hak ettiklerini vereceğiz; onların mükâfatlarını ki, daha iyisiyle yapmakta oldukları şeylere ‘karşılık’.

 

16:98    Artık Kur’ân okuduğun zaman, ‘Rahmetinden kovulan’, taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, hemen Allâh’a sığın.

 

19:99    Doğrusu o ‘şeytan ki’, onun salahiyetli yoktur, samimiyetle inanan kimseler üzerinde. Ve ‘onlar’ Rablerine itimat edenlerdir.

 

16:100  Sadece onun ‘şeytanın’ salahiyeti, ona yönelen kimseler üzerindedir; ve o kimseleredir ki onlar, O’na ‘Allâh’a’, ortak yakıştıranlardır.

 

16:101  Ve değiştirdiğimiz zaman, bir âyetin konumunu, bir âyetle… Ve Allâh, bilir bilerek azar azar indirdiği şeyi. Dediler ki: „ Sen sadece bir iftiracısın! “. Aksine onların, birçoğu bilmezler.

 

16:102  De ki: „ O’nu ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ azar azar indirdi, Ruh’ûl Kudüs ‘Cebrâîl a.s.’, Rabbinden hak ile ‘amaç için’. Sabitleştirmek için inanan kimseleri; ve yönlendiren ve müjde ‘olarak’ Müslümanlara ‘Allâh’a teslimiyeti onayanlara. “.>2:97, 17:106<

 

16:103  Ve andolsun ki; biliyoruz, diyorlar ki: „ Zaten ona öğreten bir insan. “. Ki o, saparak ‘kendisine atfettiklerinin’ lisanı yabancıdır. Ve bu ‘Kur’ân-ı Kerim’ apaçık Arapça lisandır.

 

16:104  Muhakkak o kimseler ki… ‘Onlar’, İnanmazlar Allâh’ın âyetlerine ‘hakikat bilgisine’. >6:109, 6:110, 6:111< ‘İnkâra şartlandıkları için, razı olduğu doğru yola’ Yönlendirmez onları, Allâh. >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

16:105  Sadece yalanla iftira ederler o kimseler ki… ‘Onlar’, İnanmazlar Allâh’ın âyetlerine ‘hakikat bilgisine’. >6:109, 6:110, 6:111< Ve işte onlar… Onlar, yalancılardır. >3:98, 4:41, 22:76, 41:20, 82:10, 82:11, 82:12, 50:16<

 

16:106  Kim nankörlük ederse Allâh’a, inancının ardından ki, kalbi inançla huzur bulmuşken ’baskıyla’ zorlanan kimse müstesna; ve lâkin kim inkâra göğüs açarsa, öyleyse üzerinedir Allâh’tan bir öfke. Ve onlaradır ‘âhirette’ büyük azap.

 

16:107  İşte bu, tercih ettikleri sebebiyledir dünya hayatını âhirete karşı. Ve şüphesiz Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez nankörler toplumunu. >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

16:108  Ve işte onlar… Onlar, Allâh’ın mühürledikleridir kalplerinin üzerini ve kulaklarını ve görmelerine de. ‘Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir’ >2:86, 2:88, 3:108, 4:155, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Ve İşte onlar… Onlar, ‘bunun’ farkında olmayanlardır.

 

16:109  Hiç kuşkusuz onlar, âhirette hüsrana uğrayanlardır.

 

16:110  Sonra şüphesiz Rabbin, o kimselere ki işkenceye uğratıldıktan sonra hicret ‘göç’ ettiler sonra da cihâd ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi verdiler’ ve sabrettiler; şüphesiz Rabbin, bunların ardından, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

16:111  O gün ‘kıyâmet sonrası âhirette’, her bir benlik gelir; canını savunur. Ve her benliğe kazandığı şeyler ‘ödül, ceza’ tastamam ödenir. >1:3, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48< Ve onlar zulmedilmezler.

 

16:112  Ve Allâh, vurgularla emsal verdi. Bir şehir, ‘halkını’ emniyet ve huzur içinde; Oraya geliyordu rızkı, bolca her bir yerden. Ne var ki, nankörlük ettiler Allâh’ın lütuflarına. Bunun üzerine Allâh, onlara tattırdı ‘saran’ açlık giyimi ve korku ki, iktisadi etkinlikle işliyor oldukları şeylerin ‘yol açtığı sebeplerden’.

 

16:113  Ve andolsun ki; onlara geldi bir elçi, aralarından. Ne var ki onu yalanladılar. Bunun üzerine onları aldı ‘yakaladı’ azap. Ve onlar zalimlerdir.

 

16:114  O hâlde Allâh’ın sizleri rızıklandırdığı şeylerden helâl hoş ‘olarak’ yiyin. Ve Allâh’ın lütuflarına şükredin; eğer yalnızca O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenlerseniz.

 

16:115  Ne var ki, sizlere sadece leşi ve kanı ve domuz etini haram kıldı ‘yasakladı’. Ve Allâh’tan başkası için boğazlanmış ‘kesilmiş hayvanı’ helâl kılmadı ‘izin verilmedi’. Artık kim darda kalırsa, ‘başkasının hakkına’ saldırmaksızın ve aşırı gitmeksizin ‘yiyebilir’. O hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

16:116  Ve söylemeyin, dillerinizin yalan vasıflandırdığı şeyleri, Allâh üzerine yalanla iftira etmek için ‘Allâh’ın emri diyerek’: „ Bu helâl ‘izin verildi’ ve bu haram ‘yasaklandı’. “. Muhakkak Allâh üzerine ‘Allâh’ın emri diyerek’ yalanla iftira eden o kimseler ki, kurtuluşa eremezler. >2:168, 2:169, 7:33<

 

16:117  ‘Bunları diyenleredir’ Az bir geçimlik ‘dünyada’. Ve onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

16:118  Ve Yahudi olan o kimseler üzerine haram ‘yasak’ kıldık; daha önce sana anlattığımız şeyleri. >6:146< Ve Biz, onlara zulmetmedik. Ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine zulmediyorlardı.

 

16:119  Sonra şüphesiz Rabbin, o kimselere ki… Cahillikle ‘bilgisizlikle’ bir kötülük yapıp sonra tövbe ettiler; bunun ardından ve durumlarını düzelttiler. Şüphesiz Rabbin, onun ardından elbette fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

16:120  Muhakkak İbrâhîm, ‘aynı inancı paylaşan’ bir millettendi ki; Allâh’a itaat, ibadet eden; Hanif ‘yegâne İlâh’a inanandır’. >3:95, 6:79< Ve ‘İbrâhîm a.s. , Allâh’a’ ortak yakıştıranlardan değildi.

 

16:121  O’nun ‘Allâh’ın’ lütuflarına şükredendi. ‘Allâh’, Onu seçti; ve onu ‘razı olduğu’ yol doğrultusunda yönlendirdi.

 

16:122  Ve ona dünyada iyilikler verdik. Ve muhakkak o, âhirette de elbette iyi ahlâk sahiplerindendir.

 

16:123  ‘Yâ Muhammed!’ Sonra da sana vahyettik ki: „ İbrâhîm’in milleti ‘aynı inancı paylaşanlar’, Hanif’tir ‘yegâne İlâh’a inananlardır’. >3:95, 6:79< Ve ‘İbrâhîm a.s. , Allâh’a’ ortak yakıştıranlardan olmadı. “.

 

16:124    Sadece onun hakkında ihtilâf edenlerin üzerine ‘Yahudilere’ >4:154< Cumartesi ‘kutsal şabat tatili zorunlu’ kılındı. Ve Şüphesiz Rabbin, hükmedecektir aralarında; kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü ihtilâf ediyor oldukları şeyleri.

 

16:125  ‘Yâ Muhammed!’ Davet et, Rabbinin yoluna ‘Kur’ân-ı Kerim’ hükümleriyle; ve iyilikle öğütle. Ve onlara ‘karşı’ savun onunla ki o, ‘Kur’ân-ı Kerim’ en güzelidir. Şüphesiz Rabbin… O, en iyi bilendir; yolundan sapan kimseyi. Ve O, en iyi bilendir; yönlendirilmişleri de.

 

16:126  Ve eğer ‘karşılık olarak’ cezalandıracaksanız, öyleyse sizin cezalandırıldığınız şeyin benzeri ile, onunla cezalandırın. >9:29, 9:36, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9< Ve eğer mutlaka sabrederseniz, elbette o daha hayırlıdır sabredenler için.

 

16:127  ‘Yâ Muhammed!’ Ve sabret! Senin sabrın illâki Allâh ile ‘mümkündür’. Ve onların ‘davetine uymadıklarına’ üzülme. Ve olma sıkıntı içinde, kurdukları düzenler sebebiyle. >14:46, 16:26, 35:43, 52:42<

 

16:128  Şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunan kimselerle beraberdir. Ve o kimseler ki… ‘Onlar’ iyi davranıp, iffetli olanlardır.