14. İBRÂHÎM:

‘Rahmetinden kovulan’, Taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’…

 

 

14:1      Elif, Lâm, Râ… ‘Bir’ Kitap ki, onu indirdik sana, insanları çıkarman için Rablerinin izni ile karanlıklardan ‘hakikat bilgisizliğinden’ aydınlığa ‘İlâhi esasları görmeye’; daima üstün gelen, eşi benzeri olmayanın, yüceltilmeye, övgüye lâyık ‘olanın’ yoluna.

 

14:2      O ‘Allâhü Teâlâ’ ki; O’nundur göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de. Vay haline ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların, şiddetli bir azaptan ‘ötürü’.

 

14:3      O kimseler ki, dünya hayatını âhirete tercih ederler. Allâh yolundan alıkoyarlar ve onun eğriliğini ‘gerçek anlamından saptırmayı’ isterler. İşte onlar, uzak ‘geri dönülmez’ bir sapkınlık içindedirler.

 

14:4      Ve Biz göndermedik, ‘hiçbir’ elçiyi, ‘hakikat bilgisini’ toplumunun lisanıyla onlara açıkça belli etmesi dışında. O hâlde Allâh, şaşkın bırakır dilediği kimseyi ‘inkârı sebebiyle’ ve yönlendirir ‘razı olduğu doğru yola’ dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi de. Ve O, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

14:5      Ve andolsun ki; Biz gönderdik, Mûsâ’yı âyetlerimizle ‘alâmetlerimizle, dedik ki’: „Çıkar toplumunu karanlıklardan ‘hakikat bilgisizliğinden’ aydınlığa ‘İlâhi esasları görmeye’; ve onlara Allâh’ın ‘geçmiş toplumlara getirdiği felaket’ günlerini hatırlat.“. Muhakkak işte bu, sizin için elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, hepsi için şükredip, sabredenlerin.

 

14:6      Ve bir zamanlar dedi ki Mûsâ toplumuna: „Allâh’ın üzerinizdeki lütfunu hatırlayın. Sizi kurtardığı zaman Firavun ailesinden ‘hanedanından’, size azabın en kötüsünü tattırıyorlardı. Oğullarınızı boğazlayıp ve kadınlarınızı ‘kızlarınızı faydalanmak için’ sağ bırakıyorlardı.“. Ve işte bu, Rabbinizin büyük imtihanıdır.

 

14:7      Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki: „Mutlaka eğer ‘verilen lütfa’ şükrederseniz, elbette size ‘imkânlarınızı’ artırırız ve mutlaka eğer nankörlük ederseniz, muhakkak azabım şiddetlidir.“.

 

14:8      Ve Mûsâ dedi ki: „Eğer inkâr ederseniz, siz ve yeryüzündeki kimseler topluca, buna rağmen şüphesiz, Allâh, elbette hiçbir şeye muhtaç olmayandır, yüceltilmeye övgüye lâyıktır.“.

 

14:9      Size gelmedi mi, sizden önceki o kimselerin haberi? Nûh’un toplumu, Âd ve Semûd ve onlardan sonra gelen o kimselerin, ki onları, Allâh’tan başkası bilemez. Onlara, elçileri açıkça delillerle geldi. Fakat onlar, reddederek ellerini ‘elçilerin’ ağızlarına ‘uzatıp’ ve dediler ki: „Gerçekten biz bununla gönderildiğiniz şeyi inkâr ettik. Ve doğrusu biz mutlaka şüphe içindeyiz; bizi ona ‘kulluğa’ davet ettiğin şeyden tereddüt ediyoruz.“.

 

14:10    Elçileri dedi ki: „Allâh hakkında mı şüphedesiniz? Gökleri ‘örneksiz, sanat inceliği bakımından üstün’ yaratandan ve yeri de. Sizi, davet ediyor günahlarınızı bağışlamak için ve sizi erteliyor belli bir zamana kadar.“. Onlar da dediler ki: „Siz ancak bizim gibi bir insansınız. Atalarımızın kulluk ettikleri ‘tapındıkları’ şeylerden bizi alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize getirin apaçık bir delil! “.

 

14:11    Dedi ki onlara elçileri: „Biz de ancak sizin gibi insandan başka ‘bir şey’ değiliz. Ve lâkin Allâh, lütufta bulunur kullarından dilediği kimse üzerine. Ve bizim, Allâh’ın izni olmaksızın bir delil getirmemiz olamaz.“. Ve samimiyetle inananlar, artık Allâh’a itimat etsinler.

 

14:12    „Ve neden biz Allâh’a itimat etmeyelim ki? Ve yönlendirmişken bizi, ‘razı olduğu doğru’ yollarımıza. Ve elbette sabredeceğiz, bize yaptığınız eziyetli şeyler üzerine.“. Ve artık Allâh’a itimat etsinler, itimat edenler.

 

14:13    Ve dedi ki ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler, elçilerine: „Sizi mutlaka çıkaracağız diyarımızdan veya mutlaka geri döneceksiniz bizim milletimize ‘aynı inancı paylaşanlara’.“. Bunun üzerine vahyetti onlara ‘elçilere’ Rableri: „Mutlaka mahvedeceğiz zalimleri.“.

 

14:14    „Ve sizi yerleştireceğiz mutlaka yeryüzünde, onlardan sonra. İşte bu, makamımdan korkan ve ‘kıyâmet’ vaadimden korkan kimse içindir.“.

 

14:15    ‘Elçiler’ Zafer istediler ve tüm inatçı zorba perişan ‘oldu’.

 

14:16    Onun arkasından ‘inatçı zorbaya’ cehennem… Ve irinli sıvıdan içirilir.

 

14:17    Onu yutkunmaya çabalar ve onu boğazından kolayca geçiremez. Ve ona ölüm ‘sebepleri’ gelecek her yerden ve o ölemeyecek. Ve onun arkasından katı azap…

 

14:18    Rablerini inkâr eden kimselerin yaptıkları gayretlerin misali, fırtınalı bir günde şiddetli rüzgârın savurduğu kül gibidir. Kazandıklarından ‘sevaplarından’ bir şey elde edemezler. İşte bu, uzak ‘geri dönülmez’ bir sapkınlıktır.

 

14:19    Görmüyor musun ki, ‘ancak’ Allâh’ın yarattığını, gökleri ve yeri hak ile ‘amaç için’? Eğer O, dilerse sizi giderir ‘yok eder’; ve getirir yeni bir halk.

 

14:20    Ve bu, Allâh’a büyük ‘zor’ gelmez.

 

14:21    Ve ‘kıyâmet günü’ çıktılar Allâh’a ‘huzuruna’ topluca. Zayıflar ‘acizler’, kibirlenen kimselere o zaman derler ki: „Doğrusu biz… Biz size uyanlardandık. Şimdi siz, Allâh’ın azabından bir şeyi bizden giderebilir misiniz? “ ‘Onlarda’ Derler ki: „Eğer Allâh, bizi ‘razı olduğu doğru yola’ yönlendirseydi, elbette biz de sizi yönlendirirdik. ‘Artık’ Feryat etsek de sabretsek de bize göre eşittir. Kaçacak bir yerimiz yoktur.“.

 

14:22    Ve der ki şeytan, emir bitirildiğinde ‘kıyâmet hükmü yerine getirildiğinde’: „Şüphesiz Allâh, size hakkı ‘İlâhi esasları’ vadetti. Ve ‘ben de inkârı’ size vadettim. Ama ben, caydım. Ve benim, sizin üzerinizde bir kudretim yoktu, sizi davet etmemden başka. Buna rağmen siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın ve nefsaniyetinizi kınayın! Çünkü ne benim size yardımım ‘dokunabilir’, ne sizin bana yardımınız dokunabilir. Doğrusu ben, daha önceden de inkâr etmiştim beni, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştırdığınız şeyler sebebiyle.“. Muhakkak zalimler… Onlaradır ‘âhirette’ elem azap.

 

14:23    Ve dâhil edilirler o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar, zemininden ırmaklar akan cennetlere; kalıcılardır onun içinde Rablerinin izni ile. Onların hayır duaları orada: „Selâm’dır.“.

 

14:24    Görmedin mi? Nasıl Allâh, vurgularla emsal verdi. Hoş bir söz, hoş bir ağaç gibidir. Onun aslı ‘kökü’ sabittir ‘sağlamdır’ ve onun dalları göktedir.

 

14:25    ‘O ağaç’ Her zaman Rabbinin izni ile meyvesini verir. Ve Allâh, vurgular emsallerle insanlara. Umulur ki, böylelikle hatırda tutarlar.

 

14:26    Ve kötü bir sözün misali ise, yerin üstünden kökünden koparılmış kötü bir ağaç gibidir. Onun için karar ‘dayanak’ yoktur.

 

14:27    Allâh, sabitler ‘sağlamlaştırır’ samimiyetle inanan kimseleri, sabit ‘sağlam’ sözle dünya hayatında ve âhirette. Ve Allâh, şaşkın bırakır ‘inkârları sebebiyle’ zalimleri. Ve Allâh, dilediği şeyi yapar.

 

14:28    Görmedin mi? O kimseleri ki, Allâh’ın lütfunu ‘hakikat bilgisini’ inkâr ile değiştirip ve toplumlarını mahvolma yurduna tıktılar.

 

14:29    ‘İşte o yurt’ Cehennem! Ona maruz kalırlar. Ve ne kötü karar kılınan yerdir ‘o’.

 

14:30    Ve Allâh’a eşler icat ettiler O’nun yolundan saptırmak için. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Menfaatlenin!“. Nihayet varışınız ateşedir.

 

14:31    ‘Yâ Muhammed!’ Samimiyetle inanan kullarıma de ki: „İbadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulasınlar! Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden bağış yapsınlar gizli ve açık! “. Öyle bir gün gelmeden önce ki, onda ne alışveriş geçer ve ne de dostluk.

 

14:32    Allâh O ki; yaratandır gökleri ve yeri ve indirdi gökten su; böylelikle çıkardı onunla mahsullerden rızık ‘olarak’ sizin için. Ve sizin için itaat ettirdi gemileri denizde, O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ buyruğu ile yüzmesi için. Ve ırmakları da sizin için itaat ettirdi.

 

14:33    Ve itaat ettirdi sizin için Güneş’i ve Ay’ı. İkisi de ‘Allâhü Teâlâ’nın, onlara koyduğu doğa kurallarına uyarak, yaratılış amaçları gereğince’ devamlı hareket halindedir. Ve itaat ettirdi sizin için geceyi ve gündüzü.

 

14:34    Ve size verdi, O’ndan istediğiniz her şeyden size bir parça. Ve eğer ‘tek tek’ sayarsanız Allâh’ın lütfunu, onu sayamazsınız. Gerçekten insan, çok zalim, çok nankördür.

 

14:35    Ve bir zamanlar dedi ki İbrâhîm: „Rabbim! Bu şehri ‘Mekke’yi’ güvenilir yap. Ve beni uzak tut ve oğullarımı da kulluk etmemizi ‘tapınmamızı’ putlara.“.

 

14:36    „Rabbim! Muhakkak onlar ‘putlar’, saptırdılar insanlardan birçoğunu. Ama kim bana uyarsa, artık o mutlaka bendendir. Ve kim de bana isyan ederse, o hâlde şüphesiz Sen, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayansın, inançlıları esirgeyen, bahşedensin.“.

 

14:37    „Rabbimiz! Muhakkak ben, soyumdan ‘oğlu İsmâîl a.s. ve karısı Hâcer’i’, ekin bitmeyen bir vadiye yerleştirdim; Senin Beyt-i muharreminin ‘hürmetli, yasakların uygulandığı evin, Kâbe’nin’ yanında. Rabbimiz! İbadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulasınlar. İnsanlardan ‘bazı’ gönülleri onlara meylettir. Ve onları rızıklandır mahsullerden.“. Umulur ki, böylelikle şükrederler.

 

14:38    „Rabbimiz! Şüphesiz Sen, bizim gizlediğimiz şeyi de açığa vurduğumuz şeyi de bilirsin.“. Ve ‘hiç’ bir şey gizli değildir Allâh’a, yerde ve gökte de.

 

14:39    „Yüceltilme, övgü, Allâh’adır. O ‘Allâhü Teâlâ’ ki; ihtiyarlık halinde bana İsmâîl ve İshâk’ı bağışladı. Şüphesiz benim Rabbim, duayı mutlaka işitendir.“.

 

14:40    „Rabbim! Beni ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayanlardan eyle ve zürriyetimi de. Rabbimiz! Ve kabul eyle duamı.“.

 

14:41    „Rabbimiz! Beni, bağışla ve anne-babamı ve samimiyetle inananları, hesap uygulandığı gün.“.

 

14:42    Ve sakın zannetme ki, Allâh, zalimlerin yaptıkları şeylerden bihaberdir. Sadece onları, erteler o güne ki onda, gözler ‘dehşetten’ bakakalır.

 

14:43    Başlarını kaldırmış ‘göğe bakarak’ koşanların bakışları, ‘şaşkınlıktan’ kendilerine ‘bile’ dönmez. Ve yüreklerinde tutkulardan ‘eser yoktur’.

 

14:44    ‘Yâ Muhammed!’ Ve korkut ‘uyar’ insanları, azabın onlara geleceği gün ile. O zaman zalim kimseler der ki: „Rabbimiz! Bizi ertele yakın bir vadeye kadar; Senin davetine icabet edelim ve elçilere uyalım.“. Ve siz değil misiniz yemin eden, daha önce sizin için bir zeval olmadığına?

 

14:45    Ve oturdunuz meskenlerine, benliklerine zulmeden kimselerin ve size açıkça belli oldu ya onlara, nasıl ‘neler’ yaptığımız. Ve ‘durumları hakkında’ size emsaller verdik.

 

14:46    Ve onlar ‘sözde’ tuzak kurdular; ‘her türlü’ tuzaklarıyla. Ve Allâh katındadır ‘malumdur’ onların tuzakları. Ve tuzakları, onunla dağları yok edecek ‘güçte’ olsa bile.

 

14:47    Öyleyse sakın zannetme ki, Allâh elçilerine ‘olan’ vaadine ters düşer. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, intikam alandır.

 

14:48    O gün ‘kıyâmet günü’ yer başka bir yeryüzüne dönüştürülür ve gökler de. Ve onlar ‘insanlar’, çıktılar yegâne, mutlak galip Allâh’a ‘huzuruna’.

 

14:49    Ve görürsün suçlu ‘günahkârları’, izin günü ‘Allâhü Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü’, birbirlerine bağlanmış prangalar içinde.

 

14:50    Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş bürümüştür.

 

14:51    ‘Bu’ Allâh’ın hak ettiklerini vermesi içindir, her benliğe kazandığı şeyleri. Şüphesiz Allâh, hesabı tez ‘noksansız görendir’.

 

14:52    Bu ‘Kur’ân-ı Kerim’, bir bildiridir insanlar için ve korkutulsunlar ‘kıyâmet ile uyarılsınlar’ onunla. Ve bilinmesi için O ‘Allâhü Teâlâ’, yegâne İlâhtır. Ve aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinin hatırda tutması için.