13. RA’D:

‘Rahmetinden kovulan’, Taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’…

 

 

13:1      Elif, Lâm, Mîm, Râ… Bunlar, kitabın âyetleridir. ‘Levh-i Mahfûz: Allâhü Teâlâ’nın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt kitabının’. Ve ki o, sana Rabbinden indirilen ‘Kur’ân-ı Kerim’ gerçektir. Ve lâkin insanların birçoğu inanmazlar.

 

13:2      Allâh O ki; yükseltendir gökleri, onu görebileceğiniz direkler olmaksızın. Sonra kuruldu Arş üzerine ‘cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evrene’. Ve itaat ettirdi Güneş’i ve Ay’ı. Hepsi akar adlandırılmış bir vadeye kadar. Buyruğu ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şeyi’ önceden düşünüp hazırlar. ‘Allâhü Teâlâ’, Âyetleri ‘alâmetleri’ ayrı ayrı açıklar. Umulur ki, böylelikle Rabbinize kavuşacağınıza kati inanırsınız.

 

13:3      Ve O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki; uzatandır ‘genişletendir’ yeryüzünü. Ve var etti içinde ağırlıklar ve ırmaklar. Ve orada mahsullerin her birinden ‘zıt cinsten’ çiftler oluşturdu. Gece, gündüze bürüyüp örtülür. Muhakkak işte bu, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, inceden inceye düşünen bir topluma.

 

13:4      Ve yeryüzünde birbirine komşu ‘ancak farklı’ kara parçaları ve üzüm bağları, ekinler ve budaklı ve budaksız, hurma ağaçlarından bahçeler vardır. ‘Onca türe rağmen’ Bir tek su ile sulanır. Ve yemişlerini üstün kılarız onların bazılarını bazılarının üzerine. Muhakkak işte bu, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, akıl eden bir topluma.

 

13:5      ‘Yâ Muhammed!’ Ve ‘bunca yaratılmayı yok sayanlar’ eğer acayibine gidiyorsa, öyleyse onların: „Biz toprak olduğumuz zaman, gerçekten de mutlaka yeniden mi yaratılacağız? “ sözleri de acayip. İşte onlar, Rablerini inkâr eden kimselerdir. Ve işte onlar ki, halkalar onların boyunlarındadır. İşte onlar, ateş halkıdır; onlar orada kalıcılardır.

 

13:6      Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’ senden, ‘vadettiğin’ iyilikten önce kötülüğü istemede ‘alaya alarak’ acele ediyorlar. Ve onlardan önce ‘emsallerine’ nice ceza gelip geçmişti. Ve şüphesiz Rabbin, insanlar için elbette bağışlamanın sahibidir onların, ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmetmelerine rağmen. Ve şüphesiz Rabbinin cezası elbette şiddetlidir.

 

13:7      Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler, der ki: „Ona ‘Muhammed a.s.’a’, Rabbinden bir âyet ‘alâmet’ indirilseydi ya? “. Sen sadece korkutansın ‘kıyâmet ile uyaransın’. Ve her toplumu yönlendiren ‘Allâhü Teâlâ’dır’.

 

13:8      Allâh, bilir ‘hangi cinsiyet ve nitelikte’ neyi taşıdığını tüm dişilerin ve rahimlerinin neyi azalttığını ve neyi artırdığını. Ve her şey, O’nun katında miktar ‘ölçü’ iledir.

 

13:9      ‘Allâhü Teâlâ’, Bilir gizliyi ve şahit olunanı ‘görüneni’. Sınırsız büyüktür, mümkün her şeyin üstündedir.

 

13:10    ‘O’nun için’ Eşittir; aranızdan, sözü gizleyen kimse de onu açıkça söyleyen kimse de ve o kimse de geceleyin ‘karanlığa’ gizlenip, gündüzün yoluna devam eden de.

 

13:11    Onu ’o kimseyi’, önünden ve arkasından izleyen ‘melekler’, Allâh’ın buyruğuna bağlı, onu koruyup, kollarlar. Şüphesiz Allâh, bir toplumda olan şeyi değiştirmez. ‘O toplum’, Nefsaniyetlerinde olan şeyi ‘gidişatı’ değiştirmedikçe. Ve Allâh dilediği zaman, bir topluma kötülük ‘ceza’, artık onu döndürecek yoktur. Ve yoktur onlar ‘o toplum’ için, O’ndan ‘Allâhü Teâlâ’dan’ başka samimi dost.

 

13:12    O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki; gösterendir size korkutan ve umutlandıran şimşeği ve inşa eder ‘yaratır, su’ yüklü bulutları.

 

13:13    Her türlü noksanlıktan uzak sayar, gök gürültüsü O’nu ‘Allâhü Teâlâ’yı’, yücelterek överler ‘Allâhü Teâlâ’nın, onlara koyduğu doğa kurallarına uyarak, yaratılış amaçları gereğince işlevlerine devam edip, O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince O’nun yüceliğini övüp ibadet etmiş oluyorlar’. Ve melekler de O’nun korkusundan. Ve gönderir yıldırımları, böylelikle isabet ettirir onlarla dilediği kimseye. Ve onlar, mücadele ediyorlar Allâh hakkında. Ve O, ‘yıldırımlardan’ daha şiddetlidir ‘cezasıyla’, karşı koyulması mümkün olmayandır.

 

13:14    Lâyık davet ‘dua’ O’nadır ‘Allâhü Teâlâ’yadır’. Ve o kimseler ki, davet ‘dua’ ederler O’ndan başkasına. İcabet edilmez onların ‘dualarına, hiç’ bir şeyle. ‘Allâhü Teâlâ’ya benzer yakıştıranlar’ Ağzına ulaşması için suya doğru iki avucunu açan ‘birinden’ başkasına benzemiyorlar. Ve o ‘su’ ona ulaşmaz. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların daveti ‘duası’ boşa çıkmaktan başka bir şey değildir.

 

13:15    Ve Allâh’a secde eder, kim varsa göklerde ve yerde, isteyerek ve istemeyerek ve onların gölgeleri de sabahleyin ve akşamleyin. ‘Allâhü Teâlâ’nın, onlara koyduğu doğa kurallarına uyarak, yaratılış amaçları gereğince işlevlerine devam edip, O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince O’nun yüceliğini övüp ibadet etmiş oluyorlar. Hür iradeyle Allâh’ın rızasını kazananlar da O’nun yüceliğini bilinçli bir şekilde över ve ibadet ederler’.

 

13:16    ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Kimdir, göklerin ve yerin Rabbi? Allâh’tır.“ de. De ki: „Artık O’nun yanı sıra kendilerine bile fayda ve zarar sağlamaya sahip olmayan dostlar mı edindiniz? “. De ki: „Kör ve gören ‘idrak eden’ aynı olur mu? Veya karanlıklar ve aydınlık bir olur mu? “. Yoksa O’nun yaratması gibi yaratan ortaklar icat ettiler de ‘bu’ yaratılma kendilerince benzer mi göründü? De ki: „Allâh, her şeyin yaratanıdır.“. Ve O, yegânedir, mutlak galiptir.

 

13:17    ‘Allâhü Teâlâ’ İndirdi gökten su; böylelikle vadiler takdir miktarınca sel oldu aktı. Böylelikle sel, arttıkça artan köpüğü yüklenip götürdü. Ve süs veya menfaat ‘eşyası’ yapmak isteyerek ateşte körükledikleri şeyin üzerindeki köpükte onun emsalidir. Allâh, vurgular böylelikle gerçek ve asılsızı. Ama ne var ki, köpük çözülür, dağılır gider ve böylelikle insanlara fayda sağlayan şey, artık yeryüzünde kalır. İşte bunun gibi Allâh, vurgular emsallerle.

 

13:18    Rablerine icabet edenler içindir en güzeli. Ve o kimseler ki ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’, O’na icabet etmezler. Eğer yeryüzünde olanlar topluca onların olsa ve onunla beraber bir misli daha, feda ederlerdi onları, ‘kıyâmet gününün azabından kurtulmak için. İşte onlar ki… Onlaradır ‘âhirette’ hesabın en kötüsü. Ve onların varacakları yer cehennemdir. Ve ne kötü döşektir ‘o’.

 

13:19    Öyleyse sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, kör olan ‘görmezden gelen’ kimse gibi midir? ‘Bunu’ Ancak aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri hatırda tutar.

 

13:20    O kimseler ki… ‘Onlar’, Allâh’ın ‘aldığı’ taahhüde vefa ederler. Ve kesin sözlerini bozmazlar.

 

13:21    Ve o kimseler ki, ulaştırırlar Allâh’ın, O’na ulaştırılmasını emrettiği şeyi ‘iyilik ve sevap kazanmayı’. Ve ürperirler Rablerinden ve korkarlar kötü hesaptan.

 

13:22    Ve o kimseler ki, sabırla isteyerek, Rablerinin yüzünü ‘rızasını’ ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar ve bağış yaparlar onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık. Ve savarlar iyilik ile kötülüğü. İşte onlar ki… Onlaradır ‘âhirette, esenlik’ yurdunun akıbeti.

 

13:23    ‘Ki bunlar’, Adn cennetleridir; ona girerler. Ve kim iyi ahlâk sahibiyse, babalarından ve eşlerinden ve soylarından ‘onlarla beraber girerler’. Ve melekler onların yanlarına girerler her kapıdan.

 

13:24    ‘Ve derler ki’: „Selâmun aleykum!“ ‘Esenlik üzerinize olsun! „Sabrettiğiniz şeyler sebebiyle“. ‘Esenlik’ Yurdunun akıbeti ne güzel.

 

13:25    Ve o kimseler ki ‘yoldan çıkmışlar’, kesin sözlerinin ardından Allâh’ın ‘aldığı’ taahhüdü bozarlar. Allâh’ın, ‘O’na’ ulaştırılmasını emrettiği şeyi ‘iyilik ve sevap kazanmayı’ keserler ve yeryüzünde bozgun çıkarırlar. İşte onlar… Onlaradır lânet. Ve onlaradır yurdun kötüsü ‘cehennem’.

 

13:26    Allâh, ‘adaleti gereği’ rızkı yayar, uzatır ‘genişletir’ dilediği kimseye ve sıkar, daraltır. Ve onlar ‘yoldan çıkmışlar’, keyiflenirler dünya hayatı ile. Ve dünya hayatı, âhiret hayatı yanında ‘geçici’ bir menfaatten başka bir şey değildir.

 

13:27    Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler der ki: „Ona ‘Muhammed a.s.’a’, Rabbinden bir âyet ‘alâmet’ indirilseydi ya? “. Yâ Muhammed!’ De ki: „Şüphesiz Allâh, dilediği kimseyi ‘inkârı sebebiyle’ şaşkın bırakır ve O’na yönelen kimseyi de yönlendirir.“.

 

13:28    O kimseler ki, samimiyetle inananlardır ve kalpleri, Allâh’ın hakikat bilgisini hatırlatan ‘Kur’ân-ı Kerim’le’ huzur bulmuştur. Kalpler, ancak Allâh’ın hakikat bilgisini hatırlatan ‘Kur’ân-ı Kerim’le’ huzur bulur değil mi?

 

13:29    O kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Ne mutlu onlara ve dönülecek barınağın ‘en’ güzeli onlaradır.

 

13:30    Yâ Muhammed!’ İşte böylelikle seni gönderdik bir milletin içine, ondan önce gelip geçmiş milletlerde olduğu gibi; okuman için onlara Bizim, sana vahyettiğimizi. Ve Onlar, Rahmân’ı inkâr ediyorlar. De ki: „O benim Rabbimdir. O’ndan başka İlâh yoktur. Ben O’na itimat ettim. Ve tövbem kabul edilmiş olarak, dönüşüm O’nadır.“.

 

13:31    Ve onunla dağların yürütüldüğü veya yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur’ân mı olsaydı? Aksine, topluca buyruklar ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şey’ Allâh’ındır. Samimiyetle inanan kimseler, hâlâ ‘inkârcıların inanmalarından’ ümitlerini kesmediler mi? Eğer Allâh dileseydi, elbette yönlendirirdi insanları topluca. ‘Hakikati’ Örtmeye şartlanmış kimselere, iktisadi etkinlikle işliyor oldukları şeylerin ‘yol açtığı sebeplerden’ şiddetli gürültülerle çarpan bir felâketin isabet etmesi veya yurtlarının yakınına musibetler inmesi, Allâh’ın vadi gelinceye kadar devam eder. Şüphesiz Allâh, verdiği söze ters düşmez.

 

13:32    ‘Yâ Muhammed!’ Ve andolsun ki; senden önceki elçilerle de alay edildi. Buna rağmen Ben, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış o kimselere müddet verdim. Sonra onları aldım ‘kıstırdım’. Artık ‘görsünler’, cezam nasıl oldu!

 

13:33    O hâlde kimdir? O, her benliğin kazandığı şeyler üzerine kollayıcı. Ve onlar, Allâh’a ortaklar icat ettiler. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Onları isimlendirin ‘icabet edilmeyeceğinizi görmeniz için isimleri ile dua edin. Yoksa siz, O’na ‘Allâhü Teâlâ’ya’ haber mi veriyorsunuz yerde bilmediği şeyleri? Veya sözün açığını mı? ‘Daha doğrusunu mu biliyorsunuz?’.“. Aksine, süslü gösterildi tuzakları o kimselere ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlandılar ve alıkonuldular orta ‘yoldan’. Ve Allâh, kimi ‘inkârı sebebiyle’ şaşkın bırakırsa, artık onun için yoktur bir yönlendiren.

 

13:34    Onlaradır dünya hayatında azap ve elbette âhiret azabı daha da meşakkatlidir. Ve onları Allâh’tan koruyacak ‘kimse’ yoktur.

 

13:35    ‘Günahlardan’ Korunanlara vadedilen cennetin misali, zemininden ırmaklar akan ve meyvesi ve gölgesi daimî ‘bahçe’ gibidir. Bunlar ‘günahlardan’ korunanların akıbetidir. ‘Hakikati’ Örtmeye şartlanmışların akıbeti ise ateştir.

 

13:36    Ve kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ sevinirler. Topluluklardan onun bir kısmını örtenlere de ki: „Ben, sadece Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kul olmamla ve O’na benzer yakıştırmamamla emrolundum. Ben, O’na davet, dua ederim ve dönüşüm O’nadır.“.

 

13:37    İşte böyle O’nu ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ indirdik, Arapça bir hüküm ‘olarak’. Ve elbette, sana gelen şey ‘hakikat bilgisi’ ilminden sonra, onların isteklerine uyarsan, yoktur senin için Allâh’tan başka samimi dostlardan ‘kimse’ ve bir koruyucu.

 

13:38    Ve andolsun ki; Biz gönderdik, ‘nice’ elçileri senden önce de. Ve onlara da eşler var ettik ve soylar da. Ve bir elçinin, Allâh’ın izni olmaksızın bir âyet getirmesi olamaz. Her vade için bir yazgı ‘kader’ vardır.

 

13:39    Allâh, dilediği şeyi mahveder ve ‘dilediğini de’ sabit kılar ve O’nun katındadır ana kitap. ‘Levh-i Mahfûz: Allâhü Teâlâ’nın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt kitabı’.

 

13:40    Eğer sana, onlara vadettiğimiz ‘azabın’ bir kısmını ‘onları yok ederek’ göstersek veya seni ‘bundan önce’ vefat ettirsek; artık sadece senin üzerine ‘düşen’ sadece bildirmektir. Ve hesap, Bizim üzerimizedir.

 

13:41    Görmüyorlar mı ki, nasıl gelip yeryüzüne, onu eksiltiyoruz onun etrafından? Ve Allâh, ‘bunu, koyduğu doğa kurallarıyla’ hükmeder. O’nun hükmünü izleyecek ‘değiştirebilecek’ yoktur. Ve O, hesabı tez ‘noksansız görendir’.

 

13:42    Onlardan önceki kimseler de ‘sözde’ tuzak kurmuşlardı. Ne var ki, topluca tuzaklar Allâh’ındır ‘Yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturur. 35:43, 52:42’. Her benliğin kazandığı şeyi ‘sevapları ve günahları’ O, bilir. Ve yakında ‘âhirette’ bilecekler ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar, ‘esenlik’ yurdunun akıbetinin kimin ‘lehine’ olacağını.

 

13:43    Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler der ki: „Sen, gönderilmiş bir elçi değilsin.“. De ki: „Yeter Allâh, her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında şahit ‘olarak’, benim ve sizin aranızda. Ve kim ki, kitabın ‘hakikat bilgisinin’ ilmi yanında olanlar.“.