11. HÛD:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm…’

 

Sığınırım Allâh’a, ‘rahmetinden kovulmuş’ taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’. >16:98<

Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

 

11:1       Elif, Lâm, Râ… Bir Kitaptır ki ‘Kur’ân-ı Kerim’, âyetleri ‘delillerle’ sağlamlaştırılmıştır. Sonra ayrı ayrı açıklandı, âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden; haberdar, üstün bilgi sahibinin katından.

 

11:2       Ki, Allâh’tan başkasına kulluk etmemeniz ‘tapınmamanız’ içindir. ‘Yâ Muhammed! De ki’: „ Muhakkak ben, sizlere O’ndan ‘Allâh tarafından, kıyâmet ile’ uyaran ve ‘hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyiciyim. “.

 

11:3       Ve Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra tövbe edin O’na ki, adlandırılmış bir vadeye ‘ömrünüzün sonuna’ kadar sizleri güzel bir menfaatle menfaatlendirsin ve her lütuf sahibine, lütfunu versin. Ve eğer ‘eskiye’ dönerseniz, o hâlde doğrusu ben, korkarım üzerinize sınırsız ‘dehşetli’ büyük bir günün azabından.

 

11:4       Sizlerin ‘dönüş’ mevkiiniz Allâh’adır. Ve O ‘Allâh’, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir.

 

11:5       Gerçekten onlar, O’ndan ‘Allâh’tan’ gizlenmek için, göğüslerini bükerler ‘gönüllerini kapatırlar’ değil mi? Giysilerini perdelediklerinde ‘bile’ sırlarını ve açıkladıklarını bilir değil mi? Şüphesiz O ‘Allâh’, bilir göğüslerde ‘gönüllerde’ olanı.

 

11:6       Ve yoktur ki, yeryüzünde bir hareket eden mahlûk, onun rızkı, Allâh üzerine ‘Allâh’a ait’ olmasın. Ve ‘Allâh’, bilir onun kararlaştırılmış yerini ve emanet yerini. Hepsi apaçık Kitap’tadır. ‘Levh-i Mahfûz: Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt kitabında’. >6:59, 13:39, 36:12, 85:21, 85:22<

 

11:7       Ve O ‘Allâh’, O ki… Yaratandır, gökleri ve yeri altı günde. Ve O’nun Arş’ı ‘cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evreni’ su üzerindeydi. Sizleri imtihan etmek için ki, hanginiz en iyi gayreti yapacak? Ve mutlaka eğer sen desen ki: „ Ölümün ardından diriltileceksiniz. “. ‘Hakikati’ Örtmeye şartlanmışlar mutlaka derler ki: „ Bu apaçık bir büyüden başka ‘bir şey’ değildir. “.

 

11:8       Ve mutlaka eğer bir milletten azabı, sayılı ‘bir süre’ ertelesek, elbette derler ki: „ Onu tutan nedir? “. Onlara azap geldiği gün, onlardan ‘geri’ çevrilecek değil, ‘öyle’ değil mi? Ve sarıverdi onları, onunla alay etmiş oldukları şey. >2:15, 14:42, 14:43<

 

11:9       Ve mutlaka eğer insana tarafımızdan bir şefkat, lütuf, bağışlanma tattırdığımızda, sonra onu ondan çekip alsak, muhakkak o, elbette ümidi kesilir nankörleşir.

 

11:10     Ve mutlaka lütuf tattırdığımızda ise, ona bir mağduriyet dokunduktan sonra, elbette der ki: „ Kötülükler benden gitti. “. Doğrusu o, elbette şımarıktır, böbürlenendir.

 

11:11     Sabredenler kimseler ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yapanlar başka. İşte onlaradır ‘âhirette’ bağışlanma ve büyük mükâfat.

 

11:12     ‘Yâ Muhammed!’ Artık ‘galiba’ böylelikle sen, sana vahyolunan şeyin ‘hakikat bilgisinin’ bir kısmını terk edeceksin ve daralır göğsün bununla, onların ‘Allâh’a ortak yakıştıranların’: „ Ona bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi ya? “ demelerinden. >6:8, 23:71, 45:18< Sen sadece ‘kıyâmet ile’ uyaransın. >2:127, 2:128, 2:129< Ve Allâh, her şey üzerinde her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir.

 

11:13     ‘Yâ Muhammed!’ Yoksa onu ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ uydurdu mu diyorlar? De ki: „ Haydi onun benzeri uydurulmuş olan on sûre getirin. Ve çağırın Allâh’ın dışında gücünüzün yettiği kimseleri de eğer sözünde samimilerseniz. “.

 

11:14     Hâlâ eğer icabet edemezlerse sizlere, öyleyse bilin ki, ‘Kur’ân-ı Kerim’ şüphesiz Allâh’ın ilmi ile indirilmiştir. Ve O’ndan başka İlâh yoktur. Nihayet sizler Müslümanlar ‘Allâh’a teslimiyeti onayanlar’ mısınız?

 

11:15     Kim istediyse dünya hayatını ve onun ‘görkemli’ ziynetini. Veririz onlara onların gayretlerini orada. >17:18, 17:19< Ve onlara, orada ‘karşılıkları’ eksiltilmez.

 

11:16     İşte onlar ‘dünya hayatını isteyen’, o kimseler ki… Onlara âhirette ateşten başka ‘bir şey’ yoktur. Ve boşa gitti orada ‘dünyada’ iktisadi etkinlikle işliyor oldukları şeyler. Ve yapmış oldukları şeyler asılsızdır.

 

11:17     Öyleyse ‘böyleleri’ açıkça bir delil üzerine ‘hakikat bilgisine dayanıyor’ olan kimse gibi midir? Ve onu ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ okur ‘Muhammed a.s.’a’, Rabbinden bir şahit ‘Cebrâîl a.s.’. Ve ondan önce Mûsâ’nın kitabı ‘Tevrât bunu destekler’, bir rehber ve lütuf, esirgeme ‘vesilesi olarak’. İşte onlar ‘delilleri olanlar’, ona ‘bunlara’ inanırlar. Ve kim bir topluluktan onu örterse, artık ona vadeliden yer ateştir. Öyleyse ondan ‘Kur’ân-ı Kerim’den’ tereddüt içinde olma. Muhakkak o, Rabbinden ‘gelen’ bir gerçektir. Ve lâkin insanların birçoğu inanmazlar. >6:109, 6:110, 6:111<

 

11:18     Ve kimdir, Allâh üzerine yalanla iftira eden kimseden daha zalim? >2:168, 2:169, 7:33< İşte onlar ki… Rablerine arz edilirler. Ve şahitler ‘Allâh, melekler, peygamberler ve kendi uzuvları derler ki: „ İşte bunlar, Rableri üzerine yalancı kimselerdir. “. Allâh’ın lâneti zalimlerin üzerine değil mi?

 

11:19     O kimseler ki, Allâh yolundan alıkoyarlar ve onun eğriliğini ‘gerçek anlamından saptırmayı’ isterler. Ve onlar… Onlar, âhireti inkâr edenlerdir.

 

11:20     İşte onlar, yeryüzünde ‘hükmün yerine getirilmesinde Allâh’ı’ aciz bırakacak değiller. Ve yoktur onlara, Allâh’ın dışında dostlar. Onlara ‘âhirette’ azap kat kattır. ‘Çünkü İlâhi esasları’ işitmeye güç yetiremediler ve onlar gören ‘idrak eden’ değillerdi.

 

11:21     İşte onlar ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’, o kimseler ki… Canlarını hüsrana uğrattılar. Ve ayrıldı onlardan, iftira etmiş oldukları şeyler ‘hatırdan, gönülden çıkarıldı uydurma ilâhları’.

 

11:22     Hiç kuşkusuz onlar, âhirette ziyandalardır.

 

11:23     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Ve Rablerine korku ve saygı ile itaatkâr oldular… İşte onlar, cennet ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

11:24     İki ‘zıt’ topluluğun misali, kör ve sağır ve gören ve işiten gibidir. Hiç bunlar emsalce birbiriyle aynı olurlar mı? Hâlâ hatırda tutmaz mısınız?

 

11:25     Ve andolsun ki; Biz gönderdik Nûh’u halkına. ‘Dedi ki’: „ Muhakkak ben, sizleri apaçık ‘kıyâmet ile’ uyaranım. “.

 

11:26     „ Kulluk etmeyin ‘tapmayın’ Allâh’tan başkasına. Doğrusu ben, ‘böyle devam ederseniz’ korkarım üzerinize elem bir günün ‘dehşetli’ azabından. “.

 

11:27     Ne var ki, halkından ileri gelenlerden inkâr edenler dedi ki: „ Bizler seni, bizlere benzer insandan başka görmüyoruz. Ve bizlerden aşağı ‘tabakadan’ basit görüşlü kimselerden başkasının da sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizlerin, bizlere bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizleri, yalancılardan zannediyoruz. “.

 

11:28     ‘Nûh a.s.’ Dedi ki: „ Ey halkım! Bakın, eğer ben, Rabbimden bir açıkça delil üzerine ‘hakikat bilgisine dayanıyor’ isem ve bana katından bir şefkat, lütuf, bağışlama verdi de ne var ki sizlere gizli tutulduysa, sizleri ona zorlayacak mıyız? Ve sizler onu istemiyorken… “.

 

11:29     „ Ve ey halkım! Ona ‘tebliğine karşılık’ sizlerden bir mal istemiyorum. Varsa da ücretim, illâki Allâh üzerine ‘almıştır’. Ve ben inanan kimseleri ‘aşağı görüyorsunuz diye’ kovacak değilim. Doğrusu onlar, Rablerine kavuşacaklar. Ve lâkin ben, sizleri cahillik eden ‘idrak edemeyen’ bir toplum görüyorum. “.

 

11:30     „ Ve ey halkım! Eğer ben onları kovarsam, Allâh’tan bana kim yardım eder? Hâlâ hatırda tutmaz mısınız? “.

 

11:31     ‘Yâ Nûh, de ki’: „ Ve ben, sizlere, Allâh’ın hazineleri yanımdadır demiyorum ve ‘açıklanmadıkça’ algılanamayanı bilmiyorum ve sizlere, muhakkak ben bir meleğim de demiyorum. Ve gözlerinizin hakir gördüğü kimselere de Allâh asla bir hayır ‘âhiret mükâfatı’ vermeyecek demiyorum. Allâh, bilir onların içindeki şeyleri. ‘Bunları diyecek olsam’ Muhakkak ben, o zaman elbette zalimlerden olurum. “.

 

11:32     Dediler ki: „ Ey Nûh! Bizlerle tartıştın, hatta bizlerle tartışmada çok ileri gittin. Haydi, bizlere vadettiğin şeyi ‘bizleri tehdit ettiğini azabı’ getir, eğer sözünde samimiysen. “.

 

11:33     ‘Nûh a.s.’ Dedi ki: „ Onu sizlere ancak eğer dilerse Allâh getirir. Ve ‘hükmün yerine getirilmesinde Allâh’ı’ aciz bırakacak değilsiniz. “.

 

11:34     „ Ve benim nasihatim sizlere fayda sağlamaz, sizlere nasihat etmek istesem de, eğer Allâh, ‘inkâra şartlandığınız için’ sizleri azdırmayı diliyorsa. O, Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz. “.

 

11:35     ‘Yâ Muhammed!’ Yoksa onu ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ uydurdu mu diyorlar? De ki: „ Eğer onu uydurduysam, öyleyse suçum ‘günahım’ üzerimedir. Ve ben, işlediğiniz şeylerden, suçlardan ‘günahlardan’ uzağım. “.

 

11:36     Ve vahyolundu Nûh’a: „ Onlar asla inanmayacaklar, halkından inançlı olan kimseler müstesna. Öyleyse üzülme, yapmış oldukları şeyler ‘zalimlikler’ sebebiyle. “.

 

11:37     Ve gemiyi üret, gözetimimizde ve vahyimizle. Ve Bana hitap etme, zalim kimselerin ‘bağışlanmaları’ hakkında. Muhakkak onlar, ‘suda’ boğulacaklardandır.

 

11:38     Ve ‘Nûh a.s.’ gemiyi üretiyorken ve her defasında onun ‘yanından’ geçerken halkından ileri gelenler, onunla alay ettiler. ‘Nûh a.s.’ Dedi ki: „ Eğer bizlerle alay ediyorsanız, nihayet mutlaka ‘gün gelir’ bizlerde sizlerin alay ettiğiniz gibi sizlerle alay edeceğiz. “.

 

11:39     „ Artık yakında ‘âhirette’ bileceksiniz; kime gelecekse rezil eden bir azap. Ve ‘cehennemde de’ iner onun üzerine sürekli azap. “.

 

11:40     ‘Yok etme’ Emrimiz gelinceye kadar ve tandır kaynayınca ‘sular fışkırınca veya geminin kazanı kaynayınca’ dedik ki: „ Onun ‘geminin’ içine yükle, her birinden ‘zıt cinsten’ çiftler ve aileni. Üzerlerine ‘boğulacakların’ sözü geçmiş kimseler başka. Ve samimiyetle inanan kimseleri de ‘yükle’. “. Ve ‘zaten’ onunla beraber illâki inanan pek azıydı.

 

11:41     Ve ‘Nûh a.s.’ Dedi ki: „ Binin içine. Onun yüzmesi ve durması Allâh’ın adıyla ‘besmeleyledir’. Şüphesiz Rabbim, elbette fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, bahşedendir. “.

 

11:42     Ve o ‘gemi’ yüzüyordu onlarla, dağlar gibi dalgalar içinde. Ve seslendi Nûh oğluna ki, ‘o’ ayrı bir yerdeydi: „ Yâ oğlum, bin bizlerle beraber ve inkârcılarla beraber olma! “.

 

11:43     ‘Oğlu’ Dedi ki: „ Beni sudan kurtaracak bir dağa sığınacağım. “. ‘Nûh a.s.’ Dedi ki: „ Bugün bir kurtarıcı yoktur Allâh’ın emrinden, esirgeyip, bahşettikleri kimseler başka. “. Ve aralarına dalga girdi ve böylelikle ‘oğlu’ boğulanlardan oldu.

 

11:44     Ve denildi ki: „ Ey yeryüzü, suyunu yut! Ve ey gök, ‘sen de yağmurunu’ kes! “. Ve çekildi su ve emir ‘hüküm’ bitirildi ‘yerine getirildi’. Ve ‘gemi’, Cudi ‘dağı’ üstünde yer aldı. Ve denildi ki: „ Zalimler toplumu geri gelmez olsunlar. “.

 

11:45     Ve seslendi Nûh Rabbine, böylelikle dedi ki: „ Rabbim! ‘Ailemin kurtulacağını vadetmiştin’; muhakkak oğlum, ailemdendir. Ve şüphesiz Senin, vaadin hakkaniyetledir’. Ve Sen en iyi, âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedensin. “.

 

11:46     ‘Allâh’ Dedi ki: „ Yâ Nûh! Gerçekten o, senin ailenden değildir. Doğrusu o, yararlı olmayan gayretler yapandır. Öyleyse senin onunla bir bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Şüphesiz Ben, sana nasihat ediyorum ki cahillerden ‘idrak edemeyenlerden’ olma. “.

 

11:47     ‘Nûh a.s.’ Dedi ki: „ Rabbim! Muhakkak ben, Sana sığınırım ve Senden istemekten onunla bir bilgimin olmadığı bir şeyi. Ve beni bağışlaman ve bana şefkatin, lütfun, olmazsa, hüsrana uğrayanlardan olurum. “.

 

11:48     Denildi ki: „ Yâ Nûh ‘gemiden’ in esenlik ve güvenle ve Bizden bereketlerle üzerine ve seninle beraber olan milletlerden ‘aynı inancı paylaşan’ kimselerin üzerlerine. Ve ‘inkârcı’ milletler ‘olacak’, onları yakında menfaatlendireceğiz. Sonra onlara dokunacak Bizden ‘âhirette’ elem azap. “. >17:18: 17:19, 17:20, 57:20<

 

11:49     ‘Yâ Muhammed!’ Bunlar, ‘açıklanmadıkça’ algılanamayan haberlerdir ki, onu sana vahyediyoruz. Sen onların yanlarında değildin. Ne sen onu biliyordun ve ne de halkın, daha önceden bunu. Artık sabret; mutlaka akıbet ‘asıl kazanç’, ‘günahlardan’ korunanlarındır.

 

11:50     Ve Âd ‘halkına’ kardeşleri Hûd dedi ki: „ Ey halkım! Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin! Sizlere, O’ndan başka İlâh yoktur. Sizler, illâki ‘asılsız şeyler’ uyduranlarsınız. “.

 

11:51     „ Ey halkım! Ona ‘tebliğime karşılık’ sizlerden bir ücret istemiyorum. Varsa da ücretim, illâki beni örneksiz, sanat inceliği bakımından üstün yaratan üzerine ‘almıştır’. “. Hâlâ akıl etmez misiniz?

 

11:52     „ Ey halkım! Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra tövbe edin O’na ki, göndersin gökten üzerinize sağanak. Ve kuvvetlerinizi, kuvvetle arttırsın. Ve ‘İlâhi esaslara’ suçlular ‘günahkârlar olarak’ dönüp ‘gitmeyin’. “.

 

11:53     Dediler ki: „ Yâ Hûd! Bizlere açıkça bir delil getirmedin. >13:38, 14:11< Ve senin sözünle ilâhlarımızı terk edecek değiliz ve sana inanacak ta değiliz. “.

 

11:54     ‘Sana’, İllâki deriz ki: „ Seni kötü çarptı, bazı ilâhlarımız. “. ‘Hûd a.s.’ Dedi ki: „ Mutlaka Ben, Allâh’ı şahit tutuyorum. Ve şahit olun benim, mutlaka ‘Allâh’a’ ortak yakıştırdığınız şeylerden uzak olduğuma. “.

 

11:55     „ O’ndan ‘Allâh’tan’ başka ‘şeylere’. Haydi, hepiniz bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmaksızın. “. >13:33, 14:46, 16:26, 35:43, 52:42<

 

11:56     „ Muhakkak ben, benim Rabbim ve sizlerin Rabbi Allâh’a itimat ettim. Hiçbir hareket eden mahlûk yoktur ki, O ‘Allâh’, onun alnından tutmuş ‘denetliyor’ olmasın. >3:98, 4:41, 22:76, 41:20, 82:10, 82:11, 82:12, 50:16< Şüphesiz Rabbim, ‘razı olduğu’ doğru yol üzeredir. “.

 

11:57     „ Eğer hâlâ dönerseniz, artık bununla gönderilmiş olduğum şeyi ‘hakikat bilgisini’, sizlere tebliğ ettim. Ve Rabbim, sizlerden başka bir toplumu sizlerin yerinize halifeler ‘vârisler’ yapar. Ve sizler, O’na ‘hiç’ bir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şey üzerinde muhafaza eden, koruyup kollayan, gözeten, hafızası daimdir. “.

 

11:58     Ve ‘yok etme’ emrimiz geldiğinde, Biz, kurtardık Hûd’u ve onunla beraber inançlı kimseleri, Bizden bir şefkat, lütuf, bağışlama ile. Ve onları kurtardık katı bir azaptan.

 

11:59     Ve bunlar Âd ‘Hûd a.s.’ın halkı’ ki; bile bile nankörlük ettiler Rablerinin âyetlerine ‘hakikat bilgisine’. Ve O’nun elçilerine isyan ettiler. Ve her inatçı zorbanın emrine uydular.

 

11:60     Ve uğratıldılar bu dünyada lânete ve kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü de. Ve gerçekten de Âd ‘halkı’, Rablerine nankörlük etmediler mi? Hûd’un halkı Âd, ‘Allâh’ın razı olduğu yoldan’ uzak kaldı, ‘öyle’ değil mi?

 

11:61     Ve Semûd ‘halkına’ kardeşleri Sâlih dedi ki: „ Ey halkım! Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin! Sizlere, O’ndan başka İlâh yoktur. O, sizleri inşa edendir ‘yaratandır’ yerden ‘nemli topraktan’. Ve orada sizlere dirlik verdi. Öyleyse O’ndan bağışlanma isteyin, sonra tövbe edin O’na. Şüphesiz Rabbim, yakındır ‘dualara’ icabet edendir. “. >2:153, 2:186, 6:102, 7:128, 50:16<

 

11:62     ‘Halkı’ Dediler ki: „ Ey Sâlih, sen bundan önce aramızda, ümit vadeden biriydin. Atalarımızın kulluk ettikleri ‘tapındıkları’ şeylerden bizleri vazgeçirmek mi istiyorsun? Ve doğrusu mutlaka şüphe içindeyiz; bizleri ona ‘kulluğa’ davet ettiğin şeyden tereddüt ediyoruz. “.

 

11:63     ‘Sâlih a.s.’ Dedi ki: „ Ey halkım! Bakın, eğer ben, Rabbimden bir açıkça delil üzerine ‘hakikat bilgisine dayanıyor’ isem ve bana Zât’ından bir şefkat, lütuf, bağışlama verdi de artık Allâh’a karşı kim bana yardım eder; eğer ben O’na asi olursam? Öyleyse kabahatlerimi arttırmanızdan başka bir şey olmaz. “.

 

11:64     „ Ve ey halkım! Bu Allâh’ın dişi devesi, sizlere bir âyettir ‘alâmettir’. Bu yüzden onu bırakın, Allâh’ın yeryüzünde yesin ve ona kötü ‘niyetle’ dokunmayın, yoksa sizleri yakın azap alır. “.

 

11:65     Buna rağmen onu ayaklarını bağlayarak devirip kestiler. Bunun üzerine ‘Sâlih a.s.’ Dedi ki: „ Yurdunuzda üç gün ‘daha’ menfaatlenin. İşte bu, yalanlanamayacak bir vaaddir. “.

 

11:66     Ve ‘yok etme’ emrimiz geldiğinde, Biz, kurtardık Sâlih’i ve onunla beraber inançlı kimseleri, Bizden bir şefkat, lütuf, bağışlama ile. Ve izin gününün ‘Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet gününün’ rezillik azabından da. Şüphesiz Rabbin… O, gücüne, iktidarına güç yetirilemeyen, sağlam kuvvetlidir; daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır.

 

11:67     Ve ‘iftirayla, kendi benliklerine’ eziyet eden o kimseleri bir çığlık aldı. Öyle ki, yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.

 

11:68     Sanki orada hiç var olmamışlar gibi ‘yok oldular’. Ve gerçekten de Semûd ‘halkı’ Rablerine nankörlük etmediler mi? Semûd ‘halkı’, ‘Allâh’ın razı olduğu yoldan’ uzak kaldı, ‘öyle’ değil mi?

 

11:69     Ve andolsun ki; ‘Melek’ elçilerimiz İbrâhîm’e müjdeyle geldiler, dediler ki: „ Selâm! “ ‘olsun’. ‘İbrâhîm a.s.’ Dedi ki: „ Selâm! “. Hemen, ‘çok’ kalmadan kızarmış bir buzağı getirdi.

 

11:70     Fakat ona ‘yemeğe’ el uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı. Ve onlardan korktuğunu hissetti. ‘Melekler’ Dediler ki: „ Korkma, muhakkak Biz, Lût halkına gönderildik. “.

 

11:71     Ve ayakta duran ‘İbrâhîm’in’ karısı ‘Sâre’, bunun üzerine gülümsedi. Nihayet onu müjdeledik, İshâk ile ve İshâk’ın arkasından ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ile.

 

11:72     ‘Sâre’ Dedi ki: „ Eyvahlar olsun! Ben mi doğuracağım? Ve ben kocakarı ve bu kocam da ihtiyarlamışken… Muhakkak bu, elbette acayip bir şeydir. “.

 

11:73     ‘Melekler’ Dediler ki: „ Allâh’ın emri mi ‘hükmü mü’ acayibine gitti? Ey ev halkı, Allâh’ın şefkati, lütfu, bağışlaması ve onun bereketi üzerinizedir! “. Şüphesiz O ‘Allâh’, yüceltilmeye, övgüye lâyıktır; erdemli, şerefli, lütfu sonsuz, mübârek, şanı yücedir.

 

11:74     Nihayet İbrâhîm’den korku gidip, ona müjde geldiğinde Lût halkı hakkında ‘inanca çevrilebilirler umudu ile’ Bizimle ‘meleklerle’ tartışmaya başladı.

 

11:75     Doğrusu İbrâhîm, ılıman huylu, sakin, yüreği sızlayan; Allâh’a yönelmiş ‘bir kimsedir’.

 

11:76     ‘Melekler dediler ki’: „ Yâ İbrâhîm, bundan vazgeç! Doğrusu o ‘azap hükmü’, gelmiştir Rabbinin emri ‘ile’. Ve mutlaka onlara… Onlara geldi, bir azap ki, ‘geri’ döndürülemez. “.

 

11:77     Ve geldiğinde elçilerimiz ‘insan görünümündeki melekler’ Lût’a, onları ‘koruyamayacağı endişesiyle’ tedirgin oldu ve içi daraldı ve dedi ki: „ Bu, çok zorlu bir gün. “.

 

11:78     Ve ‘insan görünümündeki elçilerin geldiğini haber alan’ halkı geldi, süratle koşarak ona ‘Lût a.s.’a’. Ve ‘halkı’ daha önceden de kötülükler yapıyorlardı. ‘Lût a.s.’ Dedi ki: „ Ey halkım! Bunlar kızlarım, onlar sizlere daha temizdir. Artık Allâh’a karşı ‘gelmekten’ korunun ve misafirlerimin içinde beni rezil etmeyin. Aranızda olgun bir adam yok mu? “.

 

11:79     ‘Halkı’ Dediler ki: „ Andolsun bilirsin ki, kızlarında bir hakkımız ‘meylimiz’ yok. Ve doğrusu sen, elbette biliyorsun ne istediğimizi. “.

 

11:80     ‘Lût a.s.’ Dedi ki: „ Keşke sizlere ‘karşı koyacak’ kuvvette olsaydım veya sığınabilseydim şiddetli bir yandaşa. “.

 

11:81     ‘Elçilerimiz’ Dediler ki: „ Yâ Lût! Muhakkak Biz, Rabbinin elçileriyiz. ‘Onlar’ Sana asla ulaşamazlar. Hemen yola çık, ailenle birlikte gecenin bir kısmında. Ve sizlerden ‘hiç’ biri arkasına dönüp bakmasın. Karın müstesna; mutlaka o… Ona isabet eden şey, onlara da ‘kötülükler yapan topluma da’ isabet edecek. Muhakkak onlara, vaadedilen ‘yok olma’ sabahleyindir. Sabah ‘vakti de zaten’ yakın değil mi? “.

 

11:82     Artık ‘yok etme’ emrimiz geldiğinde onu ‘o şehri’ altüst ettik. Ve yağdırdık üzerine, dizili pişirilmiş sert taşlar.

 

11:83     ‘O taşlar’ Rabbinin katında belirlenmiştir. Ve o, zalimlerden uzak değildir.

 

11:84     Ve Medyen ‘halkına’ kardeşleri Şuayb dedi ki: „ Ey halkım! Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin! Sizlere, O’ndan başka İlâh yoktur. Ve eksiltmeyin ölçeği ve tartıyı. Gerçekten ben sizleri hayırda ‘imkânlarda, bollukta’ görüyorum. Ve doğrusu ben, ‘böyle devam ederseniz’ korkarım üzerinize kuşatan bir günün ‘dehşetli’ azabından. “.

 

11:85     „ Ve ey halkım! Vefa edin ölçü ve tartıya adaletle. Ve insanların eşyalarının ‘değerini’ azaltmayın. Ve bozgunculukla yeryüzünde bozgun çıkarmayın. “.

 

11:86     Allâh’ın bıraktığı kâr ‘daha’ hayırlıdır sizlere, eğer samimiyetle inananlarsanız. Ve ben, üzerlerinize muhafız değilim.

 

11:87     ‘Halkı’ Dediler ki: „ Yâ Şuayb! Sana ibadetin mi emrediyor, atalarımızın kulluk ettikleri ‘tapındıkları’ şeyleri veya mallarımızla istediğimizi yapmayı bırakmamızı? Doğrusu mutlaka sen ılıman huylu, sakin, olgunsun. “.

 

11:88     ‘Şuayb a.s.’ Dedi ki: „ Ey halkım! Bakın, eğer ben, Rabbimden bir açıkça delil üzerine ‘hakikat bilgisine dayanıyor’ isem ve beni Zât’ından iyi bir rızıkla rızıklandırdı ise. Ve sizlere yasakladığım şeyde ‘kendim aksini yaparak’ sizlere muhalefet ‘çelişkili tutum sergilemek’ istemiyorum. İstediğim, gücümün yettiği kadar ıslahattan başka bir şey değil. Ve muvaffakiyetim ancak Allâh ‘yardımı’ iledir. Ben, O’na itimat ettim ve O’na yöneliyorum. “.

 

11:89     „ Ve ey halkım! ‘Bana olan’ Uzlaşmazlık, sakın sizleri sevk etmesin, Nûh halkına veya Hûd halkına veya Sâlih halkına isabet eden şeyin benzerine. Ve Lût halkı, sizlerden uzak ‘henüz unutulmuş’ değil. “.

 

11:90     „ Ve Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra tövbe edin O’na. Şüphesiz Rabbim, inançlıları esirgeyen, bahşedendir; iyi kullarını çok seven, onlar tarafından çok sevilendir. “.

 

11:91     ‘Halkı’ Dediler ki: „ Ya Şuayb! Söylediğin şeylerin çoğunu anlamadık Ve doğrusu bizler, seni içimizde zayıf ‘aciz’ görüyoruz. Ve yakın çevren olmasaydı mutlaka seni taşlardık. Ve sen bizlerden üstün değilsin. “.

 

11:92     ‘Şuayb a.s.’ Dedi ki: „ Ey halkım! Yakın çevrem yanınızda Allâh’tan daha mı üstün? Ve O’nu ‘Allâh’a’ sırt ‘çevirip’ ardınıza ‘attınız’. Şüphesiz Rabbim, yaptıklarınız şeyleri kuşatandır. “.

 

11:93     ‘Şuayb a.s.’ Dedi ki: „ Ey halkım! Yapabileceğiniz imkânlar üzere gayret edin. Mutlaka ben de ‘vazifeme’ gayret ediciyim. Artık yakında ‘âhirette’ bileceksiniz; kime gelecekse rezil eden bir azap ve kim yalancıdır. Ve ‘neticeyi’ gözleyin; doğrusu ben de sizlerle beraber gözleyenim. “.

 

11:94    Ve ‘yok etme’ emrimiz geldiğinde, Biz, kurtardık Şuayb’ı ve onunla beraber inançlı kimseleri, Bizden bir şefkat, lütuf, bağışlama ile. Ve ‘iftirayla, kendi benliklerine’ eziyet eden o kimseleri bir çığlık aldı. Öyle ki, kendi yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.

 

11:95     Sanki orada hiç var olmamışlar gibi ‘yok oldular’. Medyen halkı da Semûd ‘halkı’ gibi ‘Allâh’ın razı olduğu yoldan’ uzak kaldı, ‘öyle’ değil mi?

 

11:96     Ve andolsun ki; gönderdik, Mûsâ’yı âyetlerimizle ‘alâmetlerimizle’ ve apaçık bir delille. >2:127, 2:128, 2:129<

 

11:97     Firavuna ve ‘halkının’ ileri gelenlerine. Fakat Firavunun emrine uydular. Ve Firavunun emri ‘ise’ olgunca değildi.

 

11:98     ‘Firavun’ Öncülük eder halkına kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ günü, ancak onları ateşe girdirdi. Ve ne kötü girdikleri yer.

 

11:99     Ve uğratıldılar burada ‘dünyada’ lânete ve kıyâmet ‘Allâh’ın huzuruna dikilme’ gününde de. Verilen bahşiş ne kötü bir bağıştır.

 

11:100   ‘Yâ Muhammed!’ İşte bu, ‘yok edilen’ şehirlerin haberleridir ki, onu sana anlatıyoruz. Onlardan ‘kimi’ ayakta kalmış ve ‘kimi de’ biçilmiştir.

 

11:101   Ve Biz, onlara zulmetmedik. Ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine zulmettiler. Ne var ki, onlara bir şey fayda sağlamadı, Rabbinin ‘yok edilme’ emri geldiğinde Allâh’ın yanı sıra davet ‘dua’ ettikleri ‘uydurma’ ilâhları. Ve onlara tahribatlarını arttırmaktan başka bir şey olmadı.

 

11:102   İşte böyledir, alması Rabbinin, ‘halkı’ zalim şehirleri aldığında ‘kıstırdığında’. O’nun ‘Allâh’ın’ alması ‘kıstırması’ muhakkak elemdir, şiddetlidir.

 

11:103   Muhakkak işte bu, elbette bir âyettir ‘ibrettir’, âhiret azabından korkan kimseye. İşte bu, insanların onda ‘kıyâmet sonrası âhirette’, bir araya toplandığı gündür. Ve işte bu, ‘hiçbir şeyin gizli kalmadığı’ şahit olunan gündür. >1:3, 11:104, 11:105, 14:48<

 

11:104   Ve Biz, onu ‘o günü’ ertelemeyiz sayılı ‘bir sürenin’ vadesi olmaksızın.

 

11:105   O gün ‘kıyâmet sonrası âhiret günü’, geldiğinde O’nun ‘Allâh’ın’ izni olmaksızın ‘hiçbir’ benlik konuşamaz. >1:3, 11:103, 11:104, 14:48< Artık onlardan, ‘cehennem ahalisi’ bedbahttır ve ‘cennet ahalisi’ bahtiyardır.

 

11:106  Nihayet bedbaht kimseler ise artık ateştedirler. Onlar, orada inleyerek ve hırlayarak solurlar.

 

11:107   Kalıcılardır ‘onlar’ onun içinde, durdukça ‘cehennem’ gökleri ve yeri. Rabbinin dilediği şey ‘cehennemi yok etmesi’ başka. Şüphesiz Rabbin, dilediği şeyi yapar.

 

11:108   Ve bahtiyar kimseler ise artık cennettedirler; kalıcılardır ‘onlar’ onun içinde, durdukça ‘cennetlerin’ gökleri ve yeri. Rabbinin dilediği şey ‘cennetleri yok etmesi’ başka. Kesintisiz vergidir ‘lütuftur bu’.

 

11:109   ‘Yâ Muhammed!’ Öyleyse tereddüt içinde olma, ‘âhirette azap edileceklerinden’; kulluk ettikleri ‘tapındıkları’ şeylerden. Bunlar, illâki atalarının önceden ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ettiği gibi kulluk ediyorlar ‘tapınıyorlar’. Ve şüphesiz Biz, onların ‘hak ettikleri’ nasiplerini eksiltmeksizin verenleriz.

 

11:110   Ve andolsun ki; Mûsâ’ya Kitap ‘Tevrât’ verdik. Ancak onun hakkında ihtilâf ettiler. Ve eğer Rabbinden geçmiş bir söz, ‘hür iradenin yaşanması hükmü’ olmasaydı, aralarında ihtilâf ettikleri o şeyde mutlaka ‘hüküm, hemen’ bitirilir ‘yerine getirilirdi’. Ve doğrusu onlar, mutlaka ‘Kur’ân-ı Kerim’den de’ şüphe içindeler, ondan tereddüt ediyorlar.

 

11:111   Ve muhakkak onların, hepsinin gayretlerini elbette onlara tastamam öder, Rabbin. Şüphesiz O ‘Allâh’, yaptıkları şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir.

 

11:112   ‘Yâ Muhammed!’ O hâlde emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve beraberindeki tövbe eden kimseler de. Ve haddi aşmayın. Şüphesiz O ‘Allâh’, yaptıklarınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

11:113   Ve zalim kimselere meyletmeyin, yoksa sizlere ateş dokunur. Ve yoktur sizlere, Allâh’ın dışında dostlar. Sonra yardım da edilmezsiniz.

 

11:114   Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygula. Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vaktinde. Muhakkak iyilikler, kötülükleri giderir. İşte bu, bir hatırlatmadır, hatırda tutacaklara.

 

11:115   Ve sabret; şüphesiz Allâh, iyi davranıp, iffetli olanların mükâfatını zayi etmez.

 

11:116   Oysaki sizlerden önceki nesillerden kurtardıklarımızdan, geri kalanlardan azı müstesna, yeryüzünde bozgundan vazgeçirselerdi ya? Ve ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine zulmeden kimseler, onları şımartan şeylere ‘dünyevi hazlara’ uydular ve suçlular ‘günahkârlar’ oldular.

 

11:117   Ve Rabbin, şehirleri ‘sırf inançları yüzünden’, zulümle yok eden olmadı ve nesebi, ‘gidişatı’ düzeltenler ‘olduğu sürece’.

 

11:118   Ve Rabbin, eğer dileseydi, ‘onlar da isteseydiler’ elbette insanları ‘aynı inançtan’ bir tek millet oluştururdu. Ve ihtilâflar bitmeyecek.

 

11:119   Rabbinin esirgeyip, bahşettikleri ‘samimiyetle inanan’ kimseler başka. Ve bunun için ‘inananları, diğerlerinden ayırmak için’ onları ‘insanları’ yarattı. Ve Rabbinin: „ Mutlaka dolduracağım cehennemi, cinlerle ve insanlarla topluca! “ sözü tamamlandı. >7:17, 7:18<

 

11:120   ‘Yâ Muhammed!’ Ve sana anlattığımız şeylerin hepsi elçilerin haberleridir ki, bununla pekiştiririz gönlünü ‘idrak kuvvelerini’. Ve sana geldi bunda ‘Kur’ân-ı Kerim’de’, gerçek ‘hakikat bilgisi’ ve samimiyetle inananlara nasihat ve hatırlatma.

 

11:121   ‘Yâ Muhammed!’ Ve inanmayan kimselere de ki: „ Yapabileceğiniz imkânlar üzere gayret edin. Mutlaka bizler de ‘vazifemize’ gayret edicileriz. “.

 

11:122   ‘Yâ Muhammed! De ki’: „ Ve ‘neticeyi’ gözleyin, doğrusu bizler de gözleyenleriz. “.

 

11:123   Ve Allâh’ındır, göklerin ‘açıklanmadıkça’ algılanamayanları ve yerdekiler de. Ve ‘O’nun’ emirleriyle ‘oluşan her şey’ Allâh’a döndürülür. Öyleyse ‘yalnızca’ O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ve itimat edin. Ve Rabbin, yaptıklarınız şeylerden bihaber değildir.