10. YÛNUS:

‘Rahmetinden kovulan’, Taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’…

 

 

10:1       Elif, Lâm, Râ… Bunlar, adaleti hükmeden kitabın ‘Kur’ân-ı Kerim’in’ âyetleridir.

 

10:2       İnsanlara acayip mi geldi, aralarından bir adama, insanları korkutması ‘kıyâmet ile uyarması’ ve inanan kimseleri, onlar için Rablerinin katında, hoşnutluk mertebesi olduğunu müjdelemesine vahyetmemiz? ‘Hakikati’ Örtmeye şartlanmışlar dediler ki: „Doğrusu bu, mutlaka apaçık bir büyücü.“.

 

10:3       Şüphesiz Rabbiniz, Allâh’tır… O ‘Allâhü Teâlâ’ ki; yaratandır gökleri ve yeri altı günde. Sonra kuruldu Arş üzerine ‘cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evrene’. Buyruğu ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şeyi’ önceden düşünüp hazırladı. Ve O’nun izni olması hariç ardından ‘hiç’ bir şefaatçi yoktur. İşte budur Allâh, sizin Rabbiniz. Öyleyse ‘yalnızca’ O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin. Hâlâ hatırda tutmaz mısınız?

 

10:4       Topluca ‘dönüş’ mevkiiniz O’nadır ‘Allâhü Teâlâ’yadır’. Allâh’ın vaadi gerçektir. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’, örneksiz, yoktan var edendir. Sonra ‘diriltip’ O’na geri döndürülür ki, adaletlice hak ettiğiyle mükâfatlandırmak için, samimiyetle inanan kimseleri ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yapanları. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler ki, onlaradır ‘âhirette’ kaynar sudan içecek ve elem azap, inkâr etmiş oldukları şeyler sebebiyle.

 

10:5       O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki; var edendir Güneş’i bir ışık, Ay’ı bir aydınlık ‘olarak’. Ve ona menziller ‘yörüngeler’ takdir etti ki, senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için. Allâh’ın yarattığı şeyler bununla illâki hak iledir ‘amaç içindir’. ‘Allâhü Teâlâ’, âyetleri ‘alâmetleri’ ayrı ayrı açıklar, bilen bir toplum için.

 

10:6       Muhakkak gece ve gündüzün karşılıklı ‘oluşunda’ ve Allâh’ın yarattığı şeylerde göklerde ve yerde âyetler ‘alâmetler vardır, günahlardan’ korunan bir toplum için.

 

10:7       Muhakkak o kimseler ki, Bizimle buluşmayı ümit etmezler. Ve razı olmuşlardır dünya hayatına ve huzur bulmuşlardır onunla. Ve o kimseler ki… Onlar, âyetlerimizden ‘hakikat bilgisinden’ habersiz ‘gibilerdir’.

 

10:8       İşte onlar ki… Onların varacakları yer, kazanmış oldukları şeyler ‘günahları’ sebebiyle ateştir.

 

10:9       Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Rableri, inançları sebebiyle onları yönlendirir. Onlar, zemininden ırmaklar akan Naîm cennetlerindedirler.

 

10:10     Onların duaları orada: „Allâh’ım, Sen, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaksın.“. Ve onların hayır duaları orada: „Selâm’dır.“. Ve dualarının sonu: „Yüceltilme, övgü, var olan her şeyin Rabbi, Allâh’adır.“.

 

10:11     Ve eğer Allâh, insanlara, onların hayrı acele istemeleri gibi ‘hak ettikleri’ şerri hemen verseydi, elbette onların vadelerinin ‘sonlandırılma hükmü’ bitirilir ‘yerine getirilirdi’. Artık Bizimle buluşmayı ümit etmeyenleri bırakırız azgınlıkları içinde ‘yaptıklarıyla keyiflenip’ bocalasınlar.

 

10:12     Ve insana bir mağduriyet dokunduğunda Bize davet ‘dua’ etti, yan üstü uzanmışken veya otururken veya ayaktayken. Nihayet mağduriyetini ondan açtığımızda ‘giderdiğimizde’, ona dokunan mağduriyetten, Bize davet ‘dua’ etmemiş gibi geçer gider. İşte böyle ‘haddi aşarak’ israf edenlere, yapmış oldukları şeyler süslendi.

 

10:13     Ve andolsun ki; sizden önceki devirlerde yaşayan kuşakları ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmettiklerinde mahvettik. Ve onlara, elçileri açıkça delillerle geldi. Ve onlar inançlı da değillerdi. İşte böyle cezalandırırız suçlu ‘günahkâr’ toplumu.

 

10:14     Sonra sizi, yeryüzünde halifeler ‘varisler’ yaptık, onların ardından ki, bakmamız için nasıl gayretler ediyorsunuz.

 

10:15     Ve okunduğu zaman üzerlerine âyetlerimiz ‘hakikat bilgisi’ açıkça delillerle, Bizimle buluşmayı ümit etmeyen kimseler dediler ki: „Bize bundan başka bir Kur’ân getir veya onu değiştir.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Canımın ‘istediği’ şeyi katarak onu değiştirmem olamaz. İllâki bana vahyolunan şeye uyarım. Doğrusu ben, korkarım eğer isyan edersem Rabbime, büyük bir günün azabından.“.

 

10:16     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Eğer Allâh dileseydi, onu size okumazdım ve ‘Allâhü Teâlâ’ onu size ‘benim aracılığımla’ bildirmezdi. Oysaki ondan ‘Kur’ân-ı Kerim’den’ önce bir ömür boyu aranızda bulundum. Hâlâ akıl etmez misiniz? “.

 

10:17     O hâlde kimdir, Allâh üzerine yalanla iftira eden kimseden daha zalim? Veya yalanlayandan O’nun âyetlerini ‘hakikat bilgisini’? Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’, kurtuluşa erdirmez suçluları ‘günahkârları, inkâra şartlanmaları sebebiyle’.

 

10:18     Ve kulluk ediyorlar ‘tapınıyorlar’, Allâh’ın yanı sıra onlara zarar vermeyen şeylere ve fayda sağlamayan ‘putlara’. Ve derler ki: „Bunlar, Allâh yanında bizim şefaatçilerimizdir.“. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Allâh’a haber mi veriyorsunuz göklerde ve yerde bilmediği şeyleri? “. O ‘Allâhü Teâlâ’, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır ve benzer yakıştırdıkları şeylerden, mümkün her şeyin üstündedir.

 

10:19     Ve insanlar, bir tek milletten başka değillerdi; ancak anlaşmazlığa düştüler. Ve eğer Rabbinden geçmiş bir söz, ‘hür iradenin yaşanması hükmü’ olmasaydı, aralarında anlaşmazlığa düştükleri o şeyde mutlaka ‘hüküm, hemen’ bitirilir ‘yerine getirilirdi’.

 

10:20     Ve derler ki: „Ona ‘Muhammed a.s.’a’, Rabbinden bir âyet ‘alâmet’ indirilseydi ya? “. O hâlde ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Algılanamayan ancak Allâh’ındır. Artık ‘neticeyi’ gözleyin, doğrusu ben de sizlerle beraber gözleyenlerdenim.“.

 

10:21     ‘Yâ Muhammed!’ Ve insanlara bir şefkat, lütuf, bağışlanma tattırdığımızın ardından, onlara bir mağduriyet dokunduğunda, onların âyetlerimiz hakkında kurnazca düzenleri olduğunda, de ki: „Allâh, kurnazca düzen kurmakta daha hızlıdır.“. ‘Yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturur. Muhakkak elçilerimiz, kurduğunuz kurnazca düzenleri yazıyorlar.

 

10:22     O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki; seyahat ettirendir sizi karada ve denizde. Hatta gemilerdeydiniz ve hoş bir rüzgârla onlarla ‘yolcularla’ yüzüyorlardı. Ve bununla keyiflendiler. Ona geldi fırtınalı bir rüzgâr ve onlara dalgalar geldi her yerden ve zannettiler onların kuşatılıyor olduklarını. Dînde ‘İlâhi esaslara sarılıp’, O’na içtenlikle yönelerek Allâh’a davet ‘dua’ ettiler: „Elbette eğer bizi bundan kurtarırsan, biz mutlaka şükredenlerden oluruz.“.

 

10:23     Ne var ki ‘Allâhü Teâlâ’ onları kurtarınca, onlar yeryüzünde haksız yere azgınlaşırlar. Ey insanlar! Dünya hayatının menfaati ‘için yaptığınız’ azgınlığınız, sadece nefsaniyetiniz aleyhinedir. Sonra ‘dönüş’ mevkiiniz Bizedir. Artık size haber vereceğiz, yapmış olduğunuz şeyleri.

 

10:24     Dünya hayatının misali ancak su gibidir. Onu Biz indirdik gökten. Öyle ki karışır onunla ‘su ile’ yerin bitkisi. İnsanlar yerler ‘o’ şeylerden ve hayvanlar da. Ve yeryüzü onun güzelliğini alıp ta süslediğinde ve onun sahibi ona hükümran olduğunu zannetti. Onun üzerine geldi emrimiz ‘afetimiz’ gece veya gündüz ki ‘ansızın’, böylelikle onu, dün sanki hiç zenginleşmemiş gibi kökünden biçilmiş ekin yaptık. İşte bunun gibi, âyetleri ‘hakikat bilgisini’ ayrı ayrı açıklıyoruz, inceden inceye düşünen bir toplum için.

 

10:25     Ve Allâh, davet eder esenlik ve güven yurduna ve yönlendirir dilediği ‘O’na yönelen’ kimseyi, ‘razı olduğu’ doğru yola.

 

10:26     En iyi ‘davranan’ o kimseler içindir güzellik ve ziyadesi. Ve kaplamaz onların yüzlerini ne bir kararma ve ne de aşağılanma. İşte onlar, cennet ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

10:27     Ve kötülük kazanan kimselerin kötülüklerinin cezası, onun misli kadardır. Ve onları bir aşağılanma kaplar. Ve onları Allâh’tan kurtaracak ‘kimse’ yoktur. Onların yüzleri karanlık geceden bir parça ile bürünmüş gibidir. İşte onlar, ateş ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

10:28     Ve o gün ‘kıyâmet günü’ topluca ‘Allâhü Teâlâ’nın huzurunda’ toplayacağız, sonra ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlara deriz ki: „Siz ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştırdıklarınız, yerlerinize!“. Artık Biz onların aralarını ayırdık. Ve onların ortak koştukları derler ki: „Siz yalnızca bize kulluk etmiyordunuz ‘tapınmıyordunuz’.“. ‘Sadece şeytana uyup, kendi hayallerinize tapınıyordunuz’.

 

10:29     „Artık yeter Allâh, her yerde hazır, her şeyin iç yüzünün farkında şahit ‘olarak’, bizim aranızda ve sizin aranızda. Biz, sizin ‘hizmetle, ibadetle’ kulluğunuzun gerçekten farkında olanlar değildik.“.

 

10:30     Yoklanır her can, geçmişte yaptıkları şeylerden ve döndürüldüler Allâh’a. Onların sahipleri, koruyucuları varlığı gerçek ve sabittir. Ve ‘uzaklaşıp’ kayboldu onlardan, iftira etmiş oldukları şeyler ‘uydurma ilâhları’.

 

10:31     ‘Yâ Muhammed! Allâh’a benzer yakıştıranlara’, De ki: „Kim sizi rızıklandırıyor gökten ve yerden? Veya kimdir işitme ve görme ‘duyularının’ sahibi? Ve kim diriyi çıkarıyor ölüden ve ölüyü çıkarıyor diriden? Ve kimdir buyruğu ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şeyi’ önceden düşünüp hazırlayan? “. O zaman yakında derler ki: „Allâh!“. O hâlde de ki: „Hâlâ ‘günahlardan’ korunanlar olmayacak mısınız? “.

 

10:32     Ancak işte bu Allâh’tır. Sizin Rabbiniz, varlığı gerçek ve sabittir. Artık varlığı gerçek ve sabit ‘olandan’ sonrası sapkınlıktan başka nedir? Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?

 

10:33     Böylelikle Rabbinin: „Onlar inanmazlar!“. Sözü yoldan çıkmış kimseler üzerine gerçekleşmiş oldu.

 

10:34     ‘Yâ Muhammed! Allâh’a benzer yakıştıranlara’, De ki: „Sizin ‘Allâhü Teâlâ’ya benzer yakıştırdığınız’ ortaklarınızdan örneksiz, yoktan var eden sonra onu ‘diriltip’ geri döndürecek kimdir? “. De ki: „Allâh… Örneksiz, yoktan var edip yaratandır sonra onu ‘diriltip’ geri döndürür.“. O hâlde nasıl çevriliyorsunuz?

 

10:35     ‘Yâ Muhammed! Allâh’a benzer yakıştıranlara’, De ki: „Sizin ‘Allâhü Teâlâ’ya benzer yakıştırdığınız’ ortaklarınızdan, varlığı gerçek, sabit olana yönlendiren kimdir? “. De ki: „Allâh… Varlığı gerçek, sabit olana yönlendirir. Öyleyse varlığı gerçek, sabit olan, yönlendiren mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa illâki yönlendirilmedikçe, kendisi yönlendirilemeyen kimse mi? “. Öyleyse size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

 

10:36     Ve onların birçoğu zandan başkasına uymazlar. Muhakkak zan, yarar sağlamaz gerçeklerden bir şeye. Şüphesiz Allâh, yaptıkları şeyleri en iyi bilendir.

 

10:37     Ve bu Kur’ân, Allâh’ın yanı sıra ‘birilerince’ uydurulmuş değildir. Ve lâkin onayandır ellerinde olan kitabı ‘diğer mukaddes kitapları’ ve ayrı ayrı açıklar. Onda ‘hiçbir’ şüphe yoktur, var olan her şeyin Rabbindendir.

 

10:38     ‘Yâ Muhammed!’ Yoksa onu ‘Kur’ân-ı Kerim’i’ uydurdu mu diyorlar? De ki: „Haydi onun benzeri bir sûre getirin. Ve çağırın Allâh’tan başka gücünüzün yettiği kimseleri de eğer sözünde samimilerseniz.“.

 

10:39     Aksine, ilmini kavrayamadılar ve onlara ‘Kur’ân-ı Kerim’in bildirdiği’ neticesi gelmedikçe yalanladılar. İşte bunun gibi onlardan öncekiler de yalanladılar. Artık bak, akıbeti nasıl oldu zalimlerin.

 

10:40     Ve aralarından kimileri ona ‘Kur’ân-ı Kerim’e’ inanır ve aralarından kimileri de ona inanmazlar. Rabbin bozgun çıkaranları en iyi bilendir.

 

10:41     ‘Yâ Muhammed!’ Ve eğer seni yalanlarlarsa, o hâlde de ki: „Benim gayretim bana ve sizin gayretiniz size. Siz benim yaptığım şeylerden ilişkisizsiniz ve ben de sizin yaptığınız şeylerden ilişkisizim.“.

 

10:42     Ve aralarından kimileri seni dinlerler. Fakat sen, sağırlara duyurabilir misin? Ve akıl etmez olanlarsa?

 

10:43     Ve aralarından kimileri sana bakarlar. Fakat sen, körleri yönlendirebilir misin? Ve görmezler ‘görmezden gelenler’ olanlarsa?

 

10:44     Şüphesiz Allâh, insanlara ‘hiç’ bir şeyle eziyet etmez. Ve lâkin insanlar, ‘iftirayla’ kendi benliklerine eziyet ederler.

 

10:45     Ve ‘Allâh, âhiret’ günü, gündüzden bir saatten başka kalmamışlar gibi onları ‘huzurunda’ toplayacak. Onlar aralarında ‘birbirleriyle’ tanışacaklar. Allâh’a kavuşmayı yalanlayanlar, hüsrana uğramışlardır ve ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmişte değillerdi.

 

10:46     Eğer sana, onlara vadettiğimiz ‘azabın’ bir kısmını ‘onları yok ederek’ göstersek veya seni ‘bundan önce’ vefat ettirsek, nihayet onların ‘dönüş’ mevkileri Bizedir. Sonra Allâh, yaptıkları şeyler üzerine şahittir.

 

10:47     Ve her millet için bir elçi vardır. Onlara elçileri geldiğinde onların aralarında ‘hüküm’ adaletle bitirildi ‘yerine getirildi’. Ve onlar zulmedilmezler.

 

10:48     Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’ derler ki: „Ne zaman bu vaad ‘kıyâmet’, eğer sözünde samimilerseniz? “.

 

10:49     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Canıma zarar ve fayda sağlayacak güce sahip değilim. Allâh’ın dilemesi hariç.“. Her millet için bir vade ‘dünyada yaşam süreci’ vardır. Onların vadeleri geldiğinde artık ‘yok olmaları’ ne bir saat ertelenebilir ve ne de öne alınabilir.

 

10:50     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Siz ‘aczinizi’ gördünüz mü? Eğer O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ azabı gece veya gündüz ‘ansızın’ size gelse. Nedir suçluların ‘günahkârların’ O’ndan acele istediği? “.

 

10:51     O ‘kıyâmet’, vuku bulduğunda O’na ‘Allâhü Teâlâ’ya’ şimdi mi inanacaksınız? Ve siz, onu acele istiyordunuz?

 

10:52     Sonra ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmeden o kimselere denildi ki: „Ebedî azabı tadın!“. Kazandıklarınız ‘günahlarınızdan’ başka şeyler mi cezalandırılacaksınız?

 

10:53     ‘Yâ Muhammed!’ Ve senden haber soracaklar: „O ‘kıyâmet’ gerçek midir? “. De ki: „Evet, Rabbime andolsun. Muhakkak o ‘kıyâmet’, mutlaka gerçektir.“. Ve ‘hükmün yerine getirilmesinde Allâh’ı’ aciz bırakacak değilsiniz.

 

10:54     Ve ‘iftirayla, kendilerine’ eziyet eden her benlik, yeryüzünde ne varsa onun olsaydı, ‘kıyâmeti gördüğünde’ pişmanlıklarını gizlediler ve mutlaka onu feda etti. Ve onların aralarında ‘hüküm’ adaletle bitirildi ‘yerine getirildi’. Ve onlar zulmedilmezler.

 

10:55     Şüphesiz Allâh’ın değil mi, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de? Allâh’ın vaadi mutlaka gerçek değil mi? Ve lâkin onların birçoğu bilmezler. ‘Anlamak istemedikleri sebebiyle idrak kuvveleri kilitlidir’.

 

10:56     O ‘Allâhü Teâlâ’, diriltir ve öldürür. Ve O’na döndürüleceksiniz.

 

10:57     Ey insanlar! Size geldi, Rabbinizden nasihat ve göğüslerdeki şeye ‘şuura’, şifa. Ve yönlendiren ve şefkat, lütuf, bağışlama ‘olarak’ samimiyetle inananlar için.

 

10:58     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Allâh’ın lütfu ve O’nun şefkati, bağışlaması ile artık neşelensinler. O, onların topladıkları şeylerden ‘mevkii ve servetten’ daha hayırlıdır.“.

 

10:59     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Siz ‘aczinizi’ gördünüz mü? Allâh’ın sizin için rızık olarak indirdiği şeylerin ‘bir kısmını’ haram ve ‘bir kısmını’ helâl kıldınız.“. De ki: „Allâh size izin mi verdi, yoksa Allâh’a iftira mı ediyorsunuz? “.

 

10:60     Allâh’a iftira eden o kimselerin kıyâmet günü ‘hususundaki’ zannı nedir? Şüphesiz Allâh, insanlar üzerine elbette lütuf sahibidir. Ve lâkin onların birçoğu şükretmezler.

 

10:61     Ve bir işle meşgul olmazsınız ve ondan, Kur’ân’dan bir şey okumazsınız ve bir gayret yapmazsınız ki, ona daldığınız zaman üzerinize şahitler olmayalım. Ve gizli kalmaz Rabbinden, zerre ağırlığınca yerde ve olmaz ki, gökte ve daha küçüğü ve bundan daha büyüğü apaçık kitapta olmasın. ‘Levh-i Mahfûz’da: Allâhü Teâlâ’nın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt kitabında’.

 

10:62     Şüphesiz Allâh’ın, samimi dostları… Onlara korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler değil mi?

 

10:63     O kimseler ki, samimiyetle inananlardır ve ‘günahlardan’ korunanlardır.

 

10:64     Onlaradır müjdeler, dünya hayatında ve âhirette. Allâh’ın sözü ‘hükümleri’ değişmez. İşte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

10:65     Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz, kudret tamamen Allâh’ındır. O, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

10:66     Şüphesiz Allâh’ın, değil mi? Göklerde ki kimseler ve yeryüzünde ki kimseler. Allâh’ın yanı sıra benzer yakıştırdıkları ortaklarına dua edenler ‘tapanlar’, neye uyuyorlar? ‘Ortakları bunun farkında değiller ki’. ‘Onlar’, Zandan başkasına uymazlar. Ve onlar, illâki saçmalarlar.

 

10:67     O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki; var edendir sizin için geceyi, onda sükûnet için ve gündüzü de görmeniz için. Muhakkak bunda, elbette âyetler ‘alâmetler’ vardır, işiten bir toplum için.

 

10:68     Derler ki: „Allâh evlat edindi.“. O, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır. Hiçbir şeye muhtaç olmayandır. Göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de O’nun dur. Yanınızda buna ait bir delil ise ‘yok’. Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

 

10:69     ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Muhakkak Allâh’a, iftira eden o kimseler ki, kurtuluşa eremezler.“.

 

10:70     Dünyada bir menfaat ‘vardır’. Sonra onların ‘dönüş’ mevkileri Bizedir. Sonra da ‘âhirette’ inkâr ettikleri şeyler sebebiyle, onlara tattıracağız şiddetli azabı.

 

10:71     ‘Yâ Muhammed!’ Ve oku onlara Nûh’un haberini. Bir zamanlar dedi ki toplumuna: „Ey halkım! Eğer konumum ve Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ hatırlatmam, size büyük ‘ağır’ geliyorsa ‘ne deyim’, artık Allâh’a itimat ettim ben. Fakat siz ve ortaklarınız, yapacağınız hükme karar verin. Sonra hükmünüz üzerinize örtülü kalmasın ‘endişe duymayın’, sonra da bana uygulayın ve göz açtırmaksızın.“.

 

10:72     „Buna rağmen eğer ‘hakikat bilgisinden’ dönerseniz, ‘tebliğime karşılık’ sizden bir ücret istemiyorum. Varsa da ücretim, illâki Allâh üzerine ‘almıştır’. Ve ben emrolundum Müslüman ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim’ olmakla.“.

 

10:73     Ne var ki onu yalanladılar. Sonra Biz, onu kurtardık ve gemide onunla beraber kimseleri de. Ve onları, halifeler ‘varisler’ yaptık. Ve âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’ yalanlayan kimseleri, ‘suda’ boğduk. Artık bak, akıbeti nasıl oldu korkutulanların ‘kıyâmet ile uyarılanların’.

 

10:74     Sonra onun ardından Biz çıkardık, ‘nice’ elçileri toplumlarına. Öyle ki onlara açıkça deliller getirdiler. Ama ‘onlar’ daha önceden yalanladıkları şeyler sebebiyle inanmadılar. İşte böyle mühürleriz kalplerinin üzerini, haddi aşanların. ‘Anlamak istemedikleri sebebiyle idrak kuvveleri kilitlidir.

 

10:75     Sonra onların ardından Biz çıkardık, Mûsâ ve Hârûn’u Firavuna ve ‘toplumunun’ ileri gelenlerine âyetlerimizle, ‘alâmetlerimizle’. Fakat onlar büyüklendiler ve suçlu ‘günahkâr’ bir toplum oldular.

 

10:76     Ne var ki, onlara katımızdan gerçek geldiğinde dediler ki: „Mutlaka bu, apaçık bir büyüden başka ‘bir şey’ değildir.“.

 

10:77     Mûsâ dedi ki: „Size gerçek gelince ‘hep böyle mi’ söylersiniz; bu bir büyü müdür? “. Ve ‘oysaki’ büyücüler kurtuluşa eremezler.

 

10:78     ‘Firavun ve toplumunun ileri gelenleri’ Dediler ki: „Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden ‘inancımızdan’ bizi vazgeçirmek için mi bize geldiniz? Ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun ‘diye mi?’. Ve biz ikinize de inanacak değiliz.“.

 

10:79     Ve dedi ki Firavun: „En bilgili büyücülerin hepsini bana getirin!“.

 

10:80     Böylelikle büyücüler geldiğinde Mûsâ onlara dedi ki: „Siz atacağınız ‘hüneriniz olan’ şeyleri ‘ortaya’ atın.“.

 

10:81     Nihayet ‘hünerlerini ortaya’ attıklarında, Mûsâ dedi ki: „Getirdiğiniz şey büyüdür; mutlaka Allâh, onu asılsız kılacaktır.“. Şüphesiz Allâh, bozgun çıkaranların gayretlerini düzeltmez.

 

10:82     Ve Allâh gerçekleştirecektir hakkı ‘İlâhi esasları’ sözleri ile. Ve suçlular ‘günahkârlar bundan’ hoşlanmasa da.

 

10:83     Ne var ki, inanmadı Mûsâ’ya toplumundan ‘yeni bir’ soy hariç ‘hiç kimse’. Firavundan ve ‘toplumunun’ ileri gelenlerinin, onları fitneye ‘zarara’ düşürmesi korkusu üzerine… Ve gerçekten Firavun, yeryüzünde ‘zorbalıkta’ üstündü. Ve muhakkak o, ‘haddi aşarak’ israf edenlerdendi.

 

10:84     Ve Mûsâ dedi ki: „Ey halkım! Eğer Allâh’a inanıyorsanız, artık O’na itimat edin, eğer Müslümanlarsanız ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olanlarsanız’. “.

 

10:85     O zaman ‘toplumu’ dediler ki: „Biz Allâh’a itimat ettik. Rabbimiz! Bizi zalim toplumla fitne yapma ‘sınama’ “.

 

10:86     „Ve bizi kurtar, şefkatin, lütfun, bağışlaman ile inkârcı toplumundan.“.

 

10:87     Ve Biz vahyettik Mûsâ’ya ve kardeşine: „İkinizin de toplumu için Mısır’a evler ‘hazırlayın’ ve evlerinizi kıble yapın ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulayın. Ve inançlıları ‘cennet ile’ müjdele“.

 

10:88     Ve Mûsâ dedi ki: „Rabbimiz! Şüphesiz Sen… Sen verdin Firavun ve ‘toplumunun’ ileri gelenlerine, dünya hayatında ziynet ve mallar. Rabbimiz! ‘O malları’ Onları Senin yolundan saptırsın. Rabbimiz, onların mallarını mahvet ve kalplerinin üzerini pekiştir. Artık inanmazlar, elem azabı görünceye kadar.“.

 

10:89     ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „İkinizin duasına icabet edilmiştir. Artık ikiniz de ‘hakikat bilgisini’ titizlikle, gereğince uygulayın ve uymayın, Benden ‘uzaklaşan’, bilmeyen ‘idrak edemeyen’ o kimselerin yoluna.“.

 

10:90     Ve Biz, İsrail oğullarını denizden geçirdik. Hemen onların peşine düştü, Firavun ve onun ordusu azgınca ve düşmanca. ‘Su’ Onu boğacakken, o zaman dedi ki: „İnandım o, İsrail oğullarının O’na, inandığı İlâhtan başka ‘ilâh’ olmadığına. Ve ben de Müslümanlardanım ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olanlardanım’.“.

 

10:91     ‘Allâhü Teâlâ’: „Şimdi? “ ‘öyle mi?’. „Ve sen, daha önce asi olmuştun. Ve sen, bozgun çıkaranlardandın.“.

 

10:92     „Öyleyse bugün seni bedeninle kurtaracağız, senden sonraki halifelere ‘varislere’, âyet ‘ibret’ olman için.“. Ve muhakkak insanların birçoğu elbette âyetlerimizden ‘hakikat bilgisinden’ habersiz ‘gibilerdir’.

 

10:93     Ve andolsun ki; İsrail oğullarını hoşnut bir yere yerleştirdik. Ve onları rızıklandırdık temiz ‘rızıkla’. Bundan sonra onlara ilim ‘Tevrât’ gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, onların aralarında hüküm verir kıyâmet günü, hakkında ‘sonradan’ anlaşmazlığa düşmüş oldukları şeyde.

 

10:94     ‘Yâ Muhammed!’ Bundan sonra eğer sana indirdiğimiz şeyden ‘Kur’ân-ı Kerim’den’ şüphe içinde olursan, öyleyse senden önce kitabı ‘hakikat bilgisini’ okuyan kimselere sor. Andolsun ki; sana geldi, Rabbinden gerçek ‘hakikat bilgisi’. O hâlde sakın tereddüt edenlerden olma.

 

10:95     Ve sakın olma, o kimselerden ki… ‘Onlar’, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ yalanladılar. O hâlde hüsrana uğrayanlardan olursun.

 

10:96     Muhakkak o kimseler ki… ‘Onlar’, Rabbinin, „inanmazlar!“ sözü üzerlerinde gerçekleşmiş ‘olanlardır’.

 

10:97     Ve eğer onlara tüm âyetler ‘alâmetler’ gelse de elem azabı görene kadar ‘inanmazlar’.

 

10:98     Oysaki bir şehir ‘halkı, azabımız gelmeden’ inanıp ta, böylelikle inançları ona fayda sağlayan ‘bir halk’ olsaydı ya! Yûnus’un toplumu başka. Samimiyetle inandıklarında, onlardan dünya hayatında rezillik azabını açtık ‘giderdik’ ve onları bir müddet menfaatlendirdik.

 

10:99     ‘Yâ Muhammed!’ Ve eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki kimselerin hepsi elbette topluca inanırlardı. Buna rağmen sen, insanları zorlayacak mısın, samimiyetle inananlar oluncaya kadar?

 

10:100   Ve olamaz bir benliğin ‘kendisi istemeden’, Allâh’ın izni olmaksızın inanması. Ve oluşturur ‘Allâhü Teâlâ’, murdarlığı akıl etmeyen kimselerin üzerlerine.

 

10:101   ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Bakın, neler var göklerde ve yerde!“. Ve yarar sağlamaz, âyetler ‘alâmetler’ ve korkutmalar ‘kıyâmet ile uyarmalar’, inanmayan bir topluma.

 

10:102   Yoksa onlardan önce geçmiş kimselerin günlerinin benzerinden ‘başlarına gelenden’ başka ‘bir şey mi’ bekliyorlar? ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Artık ‘neticeyi’ gözleyin, doğrusu ben de sizlerle beraber gözleyenlerdenim.“.

 

10:103   Sonra Biz, elçilerimizi ve inanan kimseleri kurtarırız. İşte bunun gibi, üzerimize borçtur samimiyetle inananları kurtarmamız.

 

10:104   ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Ey insanlar! Eğer şüphe içindeyseniz benim dînimden, ‘bilin ki, ben sizin’ Allâh’ın yanı sıra kulluk ettiklerinize ‘tapındıklarınıza’ kulluk etmem ‘tapınmam’. Ve lâkin Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ederim ki O, sizi vefat ettirecektir. Ve ben emrolundum, samimiyetle inananlardan olmakla.“.

 

10:105   „Ve yüzünü Hanif ‘tek bir İlâh’a inanan’ olarak dîne ‘İlâhi esaslara’ yönelt ve sakın ‘Allâhü Teâlâ’ya’ benzer yakıştıranlardan olma!“ ‘diye’.

 

10:106   „Ve davet etme ‘tapma’, Allâh’ın yanı sıra sana fayda sağlamayan şeylere ve sana zarar vermeyenlere. Buna rağmen eğer yaparsan, o zaman, mutlaka ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ zalimlerden olursun.“.

 

10:107   Ve eğer Allâh, sana bir zarar dokundurursa, artık yoktur onu, O’ndan başka açacak ‘giderecek’. Ve eğer senin için bir hayır dilerse, o hâlde yoktur reddedecek O’nun lütfunu. O’nu ‘lütfunu’ kullarından dilediği ‘O’na yönelen’ kimseye isabet ettirir. Ve O ‘Allâhü Teâlâ’, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

10:108   ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „Ey insanlar, Rabbinizden size gerçek ‘hakikat bilgisi’ gelmiştir. Nihayet kim, ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu doğru yola’ yönlendirilmişse o hâlde ancak benliği için yönlendirilmiştir. Ve kim saptıysa, o hâlde ancak ‘sorumluluğu kendi’ üzerine sapmıştır. Ve ben, sizin üzerinize himayeci değilim.“.

 

10:109   ‘Yâ Muhammed!’ Ve uy, sana vahyolunan şeye! Ve sabret; Allâh, hükmedinceye kadar! Ve O ‘Allâhü Teâlâ’, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedenlerin en hayırlısıdır.