2. BAKARA:

‘Rahmetinden kovulan’, taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’.

 

 

2:1          Elif, Lâm, Mîm…

 

2:2          İşte bu kitap ki ‘Kur’ân’… O’nda şüphe yoktur. ‘Günahlardan’ Korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar için yönlendirilmedir.

 

2:3          O kimseler ki, algılayamadıklarına samimiyetle inanmışlardır ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden hayırseverlik ederler.

 

2:4          Ve o kimseler ki, sana indirilen şeye ‘Kur’ân’a’ samimiyetle inanırlar ve senden önce indirilen şeye de ‘diğer mukaddes kitaplara da’. Ve onlar âhirete kati inananlardır.

 

2:5          İşte onlar… Rablerinden yönlendirilme üzeredirler. Ve işte onlar… Onlar kurtuluşa erenlerdir.

 

2:6          Muhakkak, o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlardır’. Onları ‘kıyâmet ile’ uyarıp uyarmaman onlar için birdir, inanmazlar.

 

2:7          Allâh onların kalplerinin üzerini ve kulaklarının üzerini mühürlemiştir. Ve onların görmelerine de perde gerilmiştir. ‘Anlamak istemedikleri sebebiyle idrak kuvveleri kilitlidir. 2:88, 61:5, 64:11’ Ve onlar içindir büyük azap.

 

2:8          Ve insanlardan kimileri derler ki: „Allâh’a ve âhiret gününe inandık.“. Ve onlar inanmış değiller.

 

2:9          ‘Sözde’ Allâh’ı ve samimiyetle inananları kandırırlar. Ve onlar, kendilerinden başkasını kandırmıyorlar ve ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

2:10       Onların kalplerinde hastalık ‘şüphe, inkâr’ vardır. Allâh, bu yüzden hastalıklarını daha da artırdı. Ve yalanlıyor olmaları sebebiyle onlar içindir elem azap.

 

2:11       Ve onlara: „Yeryüzünde bozgun çıkarmayın!“ denildiğinde derler ki: „Biz sadece ‘gidişatı’ düzeltenleriz.“.

 

2:12       Gerçekte onlar değil mi bozgun çıkaranlar? Onlar… Ve lâkin ‘bunun’ farkında olmazlar.

 

2:13       Ve onlara „İnsanların samimiyetle inandığı gibi siz de samimiyetle inanın!“ denildiğinde, derler ki: „Akıl erdirmekten yoksunların inandığı gibi mi inanalım?“. Gerçekten, akıl erdirmekten yoksunlar, onların kendileri değil mi? Ve lâkin bilmezler ‘idrak edemezler’.

 

2:14       Ve samimiyetle inananlarla karşılaştıklarında derler ki: „Samimiyetle inandık.“. Ve şeytanlarıyla ‘onları şaşırtanlarla’ baş başa olduklarında ise derler ki: „Doğrusu, biz sizlerle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz.“.

 

2:15       ‘Oysaki’, Allâh onlarla alay eder. Ve onlara mühlet verir ki, azgınlıkları içinde ‘yaptıklarıyla keyiflenip’ bocalasınlar.

 

2:16       İşte onlar ‘ikiyüzlüler’… O kimseler ki, yönlendirilme ile ‘karşılığında’ sapkınlığı alanlardır. Alışverişleri kâr sağlamadı ve yönlendirilmiş te değillerdi.

 

2:17       Onların misali, ateş yakıp böylelikle çevresindeki şeyleri aydınlattığında Allâh’ın ışığını giderdiği ve onları karanlıklar içinde bıraktığı kimselerin misali gibidir. Artık onlar görmezler.

 

2:18       Onlar ‘anlamak istemedikleri sebebiyle’, sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar cayamazlar.

 

2:19       Veya gökten zifiri karanlıklar içinde ve gök gürültüsü ve şimşekle gelen şiddetli sağanağa benzer, ölüm korkusuyla yıldırımlardan korunmak için parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Ve Allâh, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışları’ kuşatandır.

 

2:20       Şimşek neredeyse gözlerini kamaştırır. Onları her defasında aydınlattığında onda ‘ışığında’ yürürler. Ve üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Ve eğer Allâh dileseydi, onların duymalarını da görmelerini de elbette giderirdi. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

2:21       Ey insanlar! Yalnızca Rabbinize ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin, O ‘Allâhü Teâlâ’, sizi ve sizden önceki o kimseleri yaratandır. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsınız.

 

2:22       O ‘Allâhü Teâlâ’ ki, yeryüzünü sizin için döşek ve göğü bina var edendir. Ve gökten su indirdi. Ve böylelikle onunla mahsullerden sizin için rızık çıkardı. Ve öyleyse bunları bildiğiniz hâlde kimseyi Allâh’a denk tutmayın.

 

2:23       Ve eğer kulumuza indirdiğimizden ‘Kur’ân’dan’ şüphe içindeyseniz, haydi onun benzeri bir sûre getirin. Allâh’ın yanı sıra ‘taptıklarınız’ şahitlerinizi de çağırın, eğer sözünüzde samimiyseniz.

 

2:24       Ama eğer yapamadıysanız ve asla yapamayacaksınız, o hâlde yakıtı insanlar ve taşlar olan, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlar’ için hazırlanmış ateşten korkun.

 

2:25       Ve müjdele, o kimselere ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla her defasında nasiplendirildiklerinde derler ki: „İşte bu daha önce rızıklandırıldığımız şey.“. Ve bu rızık onlara, ona benzeri verildi. Ve onlar için orada temiz eşler vardır. Ve onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:26       Şüphesiz Allâh, misallerle, örnek şeyler vermekten çekinmez. Öyle ki, sivrisineği ‘ve sanat inceliği bakımından’, onun üstündeki şeyi de ‘daha değersizini de’. Böylelikle, samimiyetle inananlar bilirler ki, onun ‘ancak’ Rablerinden bir gerçek olduğunu. Ve fakat ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlar’ ise derler ki: „Allâh, bunu misal vermekle ne demek istedi?“. ‘Allâhü Teâlâ’ Onunla birçoğunu şaşırtır ve birçoğunu da ‘ilimle’ yönlendirir. Ve onunla yoldan çıkmış olanlardan başkasını şaşırtmaz.

 

2:27       O kimseler ki ‘yoldan çıkmışlar’, kesin sözlerinin ardından Allâh’a taahhütlerini bozarlar. Allâh’ın, ulaştırmasını emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgun çıkarırlar. İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

 

2:28       Allâh’a nasıl inkâr edersiniz? Ve siz ‘ruhen’ ölülerken, O sizi diriltti. Yine öldürecek, yine diriltecek. Sonra O’na döndürüleceksiniz.

 

2:29       O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki, yaratandır sizin için yeryüzünde olanların hepsini. Sonra göğe kurulup onları da yedi gök olarak düzenledi. Ve O, her şeyi en iyi bilendir.

 

2:30       Ve Rabbin meleklere demişti ki: „Mutlaka, Ben yeryüzünde bir halife ‘varis’ var edeceğim.“. ‘Melekler de’ Dediler ki: „Orada bozgun çıkaracak ve kan dökecek kişi mi var edeceksin? Ve biz, her türlü noksanlıktan uzak sayıyor, Seni yücelterek övüyor ve hürmet ediyoruz Sana.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Şüphesiz Ben, sizin bilmediklerinizi en iyi bilenim.“.

 

2:31       Ve ‘Allâhü Teâlâ, Âdem a.s.’a ‘varlıkların’ isimlerini hepsini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek dedi ki: „Haydi Bana bunların isimlerini bildirin, eğer sözünüzde samimiyseniz.“.

 

2:32       ‘Melekler’ Dediler ki: „Seni noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzak tutarız. Senin bize öğrettiğin şey haricinde bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen… Sen en iyi bilen, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedensin.“.

 

2:33       ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Yâ Âdem! Bunları onlara isimleriyle bildir.“. İsimlerini onlara bildirince: „Size, göklerin ve yerin bilginiz dışında olanını mutlaka Ben bilirim, açıkladığınız şeyi ve gizlediğiniz şeyleri de bilmekteyim dememiş miydim?“.

 

2:34       Ve o zaman Biz meleklere dedik ki: „Âdem’e secde edin!“. İblis hariç ‘hepsi’ hemen secde ettiler. ‘O’ direndi ve büyüklendi ve nankörlerden oldu.

 

2:35       Ve Biz dedik ki: „Yâ Âdem! Sen ve eşin cennete oturun ve ondan bol bol istediğiniz yerden yiyin ve bu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ ikinizde zalimlerden olursunuz.“.

 

2:36       Fakat şeytan, ikisinin ‘ayağını’ oradan kaydırdı. Böylelikle ikisini de içinde bulundukları yerden çıkardı. Ve Biz dedik ki: „Birileriniz birilerinize düşman olarak aşağıya ‘yeryüzüne’ inin! Ve sizin için bir müddet yeryüzünde kararlaştırılmış ve yararlandırılma yeri ‘vardır 40:39’ „.

 

2:37       Sonra Âdem, Rabbinden ‘tövbe’ kelimeleri aldı. Bunun üzerine, onun tövbesini kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’… O, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:38       Biz dedik ki: „Hepiniz oradan inin. Ben’den, size yönlendirilme gelecektir. Ancak kim, razı olduğum yola uyarsa, artık onlara ‘azaba karşı’ korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.“.

 

2:39       Ve o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlardır’ ve âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’ yalanladılar. İşte onlar, ateş ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:40       Ey İsrail oğulları! Üzerlerinize bağışladığım o imkânımı hatırlayın ve taahhüdünüzü yerine getirin ki, Ben de taahhüdümü yerine getireyim. Ve artık yalnızca Ben’den korkun.

 

2:41       Beraberinizde olanı ‘Tevrât’ı’ onayan, indirdiğim şeye ‘Kur’ân’a’ samimiyetle inanın ve onun gerçekliğini inkâr edenlerin öncüsü olmayın. Ve âyetlerimi ‘hakikat bilgisini’ az bir bedel karşılığı satmayın. Ve artık, yalnızca Bana karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabımdan’ korkun, ‘buyruklarıma’ karşı gelmekten sakının.

 

2:42       Ve gerçeği, asılsız ile karıştırmayın. Ve bildiğiniz hâlde gerçeği gizliyorsunuz.

 

2:43       Ve ibadeti titizlikle, gereğince uygulayın ve zekât verin. Ve rükû edenlerle ‘Allâhü Teâlâ’nın huzurunda eğilenlerle’ beraber rükû edin.

 

2:44       İnsanlara samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşamı emrediyorsunuz ve kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz, kitabı ‘Tevrât’ı’ okuduğunuz hâlde hâlâ akıl etmez misiniz?

 

2:45       Ve sabır ve ibadetle yardım isteyin. Ve muhakkak, tutkuyla ürperenden başkasına elbette büyük ‘zor’ gelir.

 

2:46       O kimseler ‘tutkuyla ürperenler’, ümit ederler ki, ‘ancak’ Rablerine kavuşacak olduklarını ve O’na dönece olduklarını.

 

2:47       Ey İsrail oğulları! Üzerlerinize bağışladığım o imkânımı hatırlayın. Ve muhakkak, sizi herkesin üzerine üstün kıldım.

 

2:48       Ve korkun bir günden ki, bir candan diğer bir cana bir şey ödenmeyecek ve ondan şefaat kabul edilmeyecek ve ondan ‘azabı uzaklaştırmak için’ fidye alınmayacak ve onlara ‘azaba karşı’ yardım olunmayacak.

 

2:49       Ve sizi Firavun ailesinden ‘hanedanından’ kurtarmıştık ki, size fena azap ediyorlardı. Oğullarınızı boğazlayıp ve kadınlarınızı ‘faydalanmak için’ sağ bırakıyorlardı. Ve bunda, Rabbinizin büyük imtihanı vardır.

 

2:50       Ve sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış ve siz de bakarken Firavun ailesini ‘hanedanını’ boğmuştuk.

 

2:51       Ve Mûsâ’ya kırk gece vadetmiştik. Sonra siz, onun ardından buzağıyı ‘ilâh’ edinmiştiniz. Ve siz zalimlersiniz.

 

2:52       Sonra sizi bunun ardından affettik. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

 

2:53       Ve Mûsâ’ya kitabı ‘Tevrât’ı’ ve gerçeği, asılsızdan ayırma kavrayışı verdik. Umulur ki, böylelikle yönlendirilirsiniz.

 

2:54       Ve Mûsâ toplumuna demişti ki: „Ey halkım! Buzağıyı ‘ilâh’ edinmenizle doğrusu siz, benliklerinize haksızlık ettiniz. Bu yüzden, ne yapacağını önceden bilen, ahenkle kusursuz türler yaratana tövbe edin, böylelikle benliğinizi ‘kötü huylarınızı’ öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlıdır.“. Bu yüzden ‘Allâhü Teâlâ’, tövbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’… O, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçendir, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:55       Ve demiştiniz ki: „Yâ Mûsâ! Biz, Allâh’ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız.“. Bunun üzerine ve siz bakarken sizi bayıltan çarpılma aldı.

 

2:56       Sonra ölümünüzün ardından sizin ‘ruhunu geri’ gönderdik. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

2:57       Ve gölge yaptık üzerlerinize bulutu. Ve size ‘katımızdan’ lütuf ve acıyıp esirgenme indirdik. ’Dedik ki’: „Sizi rızıklandırdığımız şeylerden temiz ‘helâl, izin verilen yiyeceklerden’ yiyin.“. Ve ‘onlar’, Bize haksızlık etmediler. Ve lâkin ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliklerine haksızlık edenler oldular.

 

2:58       Ve o zaman demiştik ki: „Bu şehre girin artık ondan ‘imkânlarından’ istediğiniz yerden bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve „hıtta“ ‘bizi affet’ deyin ki, Biz de hatalarınızı bağışlayalım. Ve iyi davranıp, iyilik edenlere ‘mükâfatlarını’ yakında daha da artıracağız.“.

2:59       Ne var ki, haksızlık eden o kimseler, sözü, onlara söylenenden başka bir sözle ‘buğday manasındaki „hınta“ ile’ değiştirdiler. Bu yüzden Biz de, yoldan çıkanlar olmaları sebebiyle, ‘benliklerine’ haksızlık eden kimselerin üzerlerine gökten murdar indirdik.

 

2:60       Ve Mûsâ, toplumu için su istemişti. Bunun üzerine dedik ki: „Asanla taşa vur!“. Hemen ondan on iki pınar fışkırdı. İnsanların hepsi kendi içeceği yeri bilmişti. „Allâh’ın rızkından yiyin ve için ve sakın azıp yeryüzünde bozgun çıkaranlar olmayın ‘dedik’.“.

 

2:61       Ve demiştiniz ki: „Yâ Mûsâ! Biz bir tek yemeğe asla sabredemeyiz. Artık bizim için Rabbine davet et ‘dua et’. Bize yerin yetiştirdiği şeylerden, baklasından ve acurundan ve sarımsağından ve mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.“. ‘Mûsâ a.s.’ demişti ki: „O hayırlı olanı, o ki daha değersiz olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Mısır’a inin, sizin istediğiniz şeyler muhakkak orada var.“. Ve üzerlerine aşağılanma ve sefalet ‘damgası’ vuruldu ve Allâh’tan öfkeye uğradılar. İşte bu, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmalarındandır. İşte bu, isyan edip ve haddi aşmış olmaları sebebiyledir.

 

2:62       Muhakkak, o kimseler ki, samimiyetle inanırlar ve onlardan Yahudi olanlar ve Hristiyanlar ve Sâbiîlerden ‘Yahudi ve Hristiyan karışımı dîn’ kim, Allâh’a ve âhiret gününe inanır ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaparsa, artık onların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara ‘azaba karşı’ korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:63       Ve sizden kesin söz almıştık ve Tur’u ‘Tur dağını’ üstünüze yükseltmiştik. ‘Demiştik ki’: „Size verdiğimiz şeye ‘Tevrât’a’ kuvvetle alın ‘uygulayın’ ve içinde olan şeyleri ‘hakikat bilgisini’ hatırlayın.“. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsınız.

 

2:64       Sonra bunun ardından ‘eskiye’ döndünüz. Oysaki eğer, Allâh’ın lütfu üzerlerinize olmasaydı ve şefkati, bağışlaması, elbette hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

 

2:65       Ve ant olsun ki; biliyorsunuz aranızdan cumartesi gününde ‘kutsal şabat, tatilini’ çiğneyenleri. Bu yüzden onlara dedik ki: „Aşağılık maymunlar olun!“

 

2:66       Artık bunu ibretlik uyarı yaptık önündekilere ve arkasındakilere ve ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar için.

 

2:67       Ve Mûsâ toplumuna demişti ki: „Muhakkak Allâh, sizin bir sığır kesmenizi emrediyor.“. Dediler ki: „Bizimle alay mı ediyorsun?“. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „Cahillerden ‘idrak edemeyenlerden’ olmaktan Allâh’a sığınırım.“.

 

2:68       Dediler ki: „Bizim için Rabbine davet et ‘dua et’, onun ne ‘cins’ olduğunu bize açıklasın.“. ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „Şüphesiz O, diyor ki, mutlaka o ne yaşlı ve ne de genç, bu ‘ikisinin’ arasında ‘orta yaşta’ bir sığırdır. Artık emrolunduğunuz şeyi yapın.“.

 

2:69       Dediler ki: „Bizim için Rabbine davet et ‘dua et’, onun rengi nedir, bize açıklasın.“. . ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „Mutlaka O, onun sarı ve parlak renkte, bakanlara neşe veren bir sığır olması gerektiğini söylüyor.“.

 

2:70       Dediler ki: „Bizim için Rabbine davet et ‘dua et’, onun nasıl olduğunu ‘daha açık’ bize açıklasın. Gerçekten o sığır, bize göre, diğerlerine benziyor. Ve eğer Allâh dilerse, gerçekten elbet ‘emredilen ineğe’ mutlaka ulaşırız.“.

 

2:71       ‘Mûsâ a.s.’ Dedi ki: „Şüphesiz O, diyor ki: O, henüz boyunduruk altına alınmamış bir sığırdır. Toprak sürmez ve ekin sulamaz, çifte koşulmamış, lekesi olmayan.“. „İşte şimdi tam gerçeği getirdin! ‘Tam tarifini yaptın!’ “ deyip ineği kestiler ve neredeyse yapmayacaklardı.

 

2:72       Ve siz, bir can ‘kıymış’ öldürmüştünüz, sonra da ondaki ‘suçu’ başınızdan savdınız. Ve Allâh gizlemiş olduğunuz şeyi açığa çıkarandır.

 

2:73       Bunun üzerine Biz dedik ki: „Onun ‘ineğin’ bir parçasıyla ona ‘maktule’ vurun.“. Allâh ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini ‘alâmetlerini’ gösterir. Umulur ki, böylelikle akıl edersiniz.

 

2:74       Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı taş gibi, hatta daha ötedir. Ve gerçekten, taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır ve muhakkak onlardan öyleleri vardır ki yarılır, bu yüzden içinden su çıkar. Ve muhakkak öyleleri de vardır ki, yuvarlanır aşağı düşer Allâh kaygısıyla. Ve Allâh yaptıklarınız şeylerin ‘gayretlerinizin’ farkında olmayan değildir.

 

2:75       Umuyor musunuz onların size inanmalarını? Ve onlardan topluluk vardı ki, Allâh’ın kelâmını ‘hakikat bilgisini’ işitirler ve o şeyi anlayıp ardından, bildikleri hâlde değiştirirlerdi.

 

2:76       Ve onlar samimiyetle inananlarla buluştuklarında, dediler ki: „Samimiyetle inandık.“. Ve birbirleriyle yalnız kaldıklarında dediler ki: „Allâh’ın size açtığı şeyleri Rabbinizin katında üzerlerinize ‘aleyhinize’ onu delil göstersinler diye mi onlara anlatıyorsunuz, hâlâ akıl etmez misiniz?“

 

2:77       Ve bilmezler mi ki, sırlarını ve açıkladıklarını Allâh’ın biliyor olduğunu.

 

2:78       Ve aralarından kimileri okuma yazma bilmeyenlerdir, kitabı ‘hakikat bilgisini’ bilmezler, hurafe başka. Ve onlar sadece zannederler.

 

2:79       Bu yüzden yazıklar olsun onlara ki, kitabı ‘hakikat bilgisini’ kendi elleriyle yazarlar, sonra da onu az bir bedel karşılığında satmak için derler ki: „Bu Allâh katındandır.“. Bu yüzden yazıklar olsun onların elleriyle yazdıkları şeyler ‘sebebiyle’ ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler ‘sebebiyle’.

 

2:80       Ve ‘Yahudiler’ dediler ki: „Ateş, bize sayılı günler haricinde asla dokunmayacak.“. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Allâh katından taahhüt mü edindiniz? O hâlde Allâh, taahhüdüne asla karşı olmaz.“. Yoksa Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? ‘2:168-169, 7:33’

 

2:81       Aksine kim, fenalıkla ‘günah’ kazanmış ve hataları kendisini kuşatmışsa, o hâlde işte onlar ateş ahalisidir. Onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:82       Ve o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar. İşte onlar, cennet ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:83       Ve İsrail oğullarından kesin söz almıştık: „Allâh’tan başkasına kulluk etmeyin ‘tapmayın’! Ve anne-babaya, akrabaya ve yetimlere ve yoksullara iyi davranıp, bağış yapın, iffetli olun. Ve insanlara güzel söz söyleyin. Ve ibadeti titizlikle, gereğince uygulayın ve zekât verin. Sonra, aranızdan birazınız hariç ‘eskiye’ döndünüz ve ‘hâlâ, ibret almayıp’ kaçınanlarsınız.“.

 

2:84       Ve kesin söz almıştık: „Kanlarınızı dökmeyin ve çıkarmayın canlarınıza ‘kıyıp’ yurtlarınızdan.“. Sonra bunu kabul etmiştiniz. Ve sizler ‘buna Tevrât’ta’ şahitsiniz.

 

2:85       Sonra siz ‘yine’ canlarınıza ‘kıyıp’ öldürüyorsunuz ve aranızdan bir kısmını yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı şaibe ve saldırganlıkta yardımlaşıyorsunuz. Ve onlar size esir olarak geldiklerinde ise, onların yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış ‘yasaklanmış’ olduğu hâlde fidye karşılığı değiştirirsiniz. Yoksa kitabın ‘hakikat bilgisinin’ bir kısmına inanıyor bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık aranızdan böyle yapan kimselerin cezası dünya hayatında rezillikten başka ‘bir şey’ değildir. Ve kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine döndürülürler. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerin ‘gayretlerinizin’ farkında olmayan değildir.

 

2:86       İşte onlar… O kimseler ki, âhiret karşılığında dünya hayatını satın aldılar. Bu yüzden hafifletilmez onlardan azap ve onlara edilmez yardım da.

 

2:87       Ve ant olsun ki; Mûsâ’ya kitap ‘Tevrât’ verdik ve ardından art arda elçiler gönderdik. Ve Meryem’in oğlu Îsâ’ya açık deliller verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs’le ‘Cebrâîl a.s. ile’ destekledik. Öyle ki, canlarınızın ‘istemeyip’ hoşlanmadığı şeylerle size gelen elçiye her defasında büyüklendiniz. Bu yüzden bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.

 

2:88       Ve dediler ki: „Bizim kalplerimiz kılıflı. ‘Bize ne söylersen kâr etmez.’ “. Aksine, Allâh onları, ‘hakikati’ örttükleri sebebiyle lânetledi. Bu yüzden pek azı samimiyetle inanırlar.

 

2:89       Ve onlara, Allâh katından onların beraberinde olan sebebi ‘Tevrât’ı’ onayan bir kitap, ‘Kur’ân’ geldiğinde ‘kabul etmediler’. Daha önce ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlar’ üzerine ‘Allâhü Teâlâ’dan’ zafer istiyorlardı. Ne var ki tanıdıkları şey ‘hakikat bilgisi’ onlara gelince onu inkâr ettiler. Bu yüzden, Allâh’ın lâneti, hakikat inkârcılarının üzerinedir.

 

2:90       Allâh’ın, kullarından dilediği kimse üzerine lütfuyla indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’ çekememezlikle inkâr etmeleri, onunla canlarını sattıkları ne kötü şey. Bu yüzden öfke üstüne öfkeye uğradılar. Ve ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlaradır’ alçaltıcı azap.

 

2:91       Ve onlara, denilince: „Allâh’ın indirdiği sebebe ‘hakikat bilgisine’, samimiyetle inanın.“. Dediler ki: „Biz, bize indirilen şeye ‘Tevrât’a’ inanırız.“. Ve onun ardındaki şeyi inkâr ederler. Ve o gerçektir ve onların beraberindeki şeyi ‘hakikat bilgisini’ onayandır. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Daha önce neden Allâh’ın peygamberlerini öldürüyordunuz? Madem samimiyetle inanmışlardınız.“.

 

2:92       Ve ant olsun ki; Mûsâ size açık delillerle geldi. Sonra siz onun ardından buzağıyı ‘ilâh’ edindiniz. Ve siz zalimlersiniz.

 

2:93       Ve sizden kesin söz almıştık ve Tur’u ‘Tur dağını’ üstünüze yükseltmiştik. ‘Demiştik ki’: „Size verdiğimiz şeye ‘Tevrât’a’ kuvvetle alın ‘uygulayın’ ve dinleyin.“. Dediler ki: „Dinledik ve isyan ettik.“. Ve nankörlükleri sebebiyle buzağı ‘sevgisi’ onların kalplerine sindirildi. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „İnancınızın size emrettiği ne kötü şey, eğer samimiyetle inanmışlarsanız.“.

 

2:94       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Allâh katındaki âhiret yurdu, başka insanlara değil de sadece sizinse, o hâlde ölümü arzulayın, eğer sözünüzde samimiyseniz.“.

 

2:95       Ve asla onu arzulamazlar ebedî. Elleriyle sundukları şeyler ‘günahları’ sebebiyle. Ve Allâh, zalimleri en iyi bilendir.

 

2:96       Ve onları, hayat üzerine insanların en hırslısı bulursun ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıranlardan bile… Onların her biri eğer bin yıl ömür verilse, ‘yaşamak’ ister. Ve onun ömrünün uzatılması, onu azaptan uzaklaştırıcı değildir. Ve Allâh, yaptıkları şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:97       ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Kim Cebrâîl’e düşman olursa ‘bilsin ki’, muhakkak O ‘Cebrâîl a.s.’, Allâh’ın izniyle senin kalbine indirdi onların ellerindekini onayan sebebi ‘Kur’ân’ı’ ve yönlendiren ve müjde olarak samimiyetle inanmışlara.“.

 

2:98       Kim Allâh’a ve meleklerine ve elçilerine ve Cebrâîl’e ve Mîkâîl’e düşman olursa, o hâlde şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlara’ düşmandır.

 

2:99       Ve ant olsun ki; sana açık delillerle âyetler ‘hakikat bilgisi’ indirdik. Ve bunları yoldan çıkmış olanlardan başkası inkâr etmez.

 

2:100     Ve defasında taahhüt ettiler de aralarından bir topluluk o taahhüdü ‘kaldırıp’ atmadılar mı? Aksine, onların çoğu samimiyetle inanmazlar.

 

2:101     Ve onlara ‘Yahudilere’, Allâh katından, beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’ onayan bir elçi geldiğinde kitap verilenlerden ‘Yahudilerden’ bir topluluk, Allâh’ın kitabını ‘hakikat bilgisini’, kendilerinin ‘gerçekte ne’ olduğunu bilmezlermiş gibi sırt ‘çevirip’ artlarına attılar.

 

2:102     Ve Süleymân’ın saltanatı, hükümdarlığı üzerine ‘aleyhine’, şeytanların peşinden gittiği şeye ‘sihir yaparak kazandığı iddiasına’ uydular. Ve Süleymân nankörlük etmedi ‘sihir yapıp ‘hakikati’ inkâr edenlerden olmadı’. Ve lâkin şeytanlar, insanlara sihri ve Babil şehrindeki iki Melek üzerine, Hârût ve Mârût’a indirilen şeyi öğretmekle nankörlük ettiler. Ve ancak o ikisi: „Biz sadece sizin için bir fitneyiz ‘sınamayız’, o hâlde ‘hakikati’ inkâra yeltenmeyin.“ demedikçe ‘başka’ birine bunu öğretmiyorlardı. Fakat o ikisinden, bir erkek ve karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ve ne var ki onlar, Allâh’ın izni haricinde onunla ‘sihirle’ ‘başka’ birine zarar verebilecek değillerdi. Ve onlara zarar veren şeyleri ve fayda sağlamayanları ‘sihri’ öğrendiler. Ve ant olsun ki; onlar, onu ‘sihri’ satın alan kimsenin âhirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. Ve elbette ne kötü, canlarına ‘karşılık’ satın aldıkları şey. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:103     Ve eğer onlar samimiyetle inananlar olsalardı ve ‘günahlardan’ korunup, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkup, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınsalardı, elbette Allâh katında kesinleşmiş kazanç daha hayırlı olurdu. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:104     Ey samimiyetle inananlar! „râinâ“ ‘bizi gözet, İbranice: ahmak’ demeyin ve „unzurnâ“ ‘bize bak’ deyin ve dinleyin. Ve ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlar’ içindir elem azap.

 

2:105     Ne diğer kitapların varislerinden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan, hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlar’ ve ne de ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıranlar, Rabbinizden, üzerlerinize ‘gelen ilimle’ bir iyilik gelmesini isterler. Ve Allâh, şefkati, lütfu, bağışlamayı dilediği ‘isteyen’ kimseye nasip eder. ‘6:124’ Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

2:106     ‘Biz’ bir âyetten ‘hakikat bilgisiyle vazifelendirmekten, İslâm hukukundan, yaşam ortamı ve şartlarına göre kurallarından 6:124, 74:52’ bir şeyi unutturursak veya onu ertelersek, ondan daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Bilmez misin ki, Allâh’ın, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetiren olduğunu.

 

2:107     Bilmez misin ki, ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu, göklerin saltanatının, hükümranlığının ve yerin de? Ve yoktur sizin için, Allâh’tan başka samimi dost ve yardımcı.

 

2:108     Yoksa siz de daha önceden Mûsâ’ya sorulduğu gibi, elçinizi ‘itaat etmeyerek’ sorguya mı çekmek istiyorsunuz. Ve kim, inancı nankörlük ile değiştirirse, orta yoldan sapmıştır.

 

2:109     Diğer kitapların varislerinin ‘Yahudiler ve Hristiyanların’ çoğu, sizi samimiyetle inanmışlığınızın ardından ‘hakikat’ inkârcılığına döndürmek isterler. Gerçek olan şey ‘hakikat bilgisi’ onlara açıkça belli olmasının ardından, bencilliklerinin çekememezliğinden. Artık, Allâh emrini ‘kıyâmeti’ getirinceye kadar bağışlayın ve hoşgörün. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

2:110     Ve ibadeti titizlikle, gereğince uygulayın ve zekât verin. Ve benlikleriniz için hayır olarak sunduğunuz şeyleri ‘sevapları’, onu Allâh katında bulursunuz. Şüphesiz Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:111     Ve dediler ki: „Asla girmeyecektir cennete, Yahudi veya Hristiyan olan kimseden başkası.“. Bunlar, onların hurafesidir. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Delillerinizi getirin, eğer sözünüzde samimiyseniz.“.

 

2:112     Aksine kim, yüzünü ‘canını’ Allâh’a teslim eder ve iyi davranıp, bağış yapar, iffetli olursa, artık onun Rabbi katında mükâfatı vardır. Ve onlara ‘azaba karşı’ korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:113     Ve Yahudiler Dediler ki: „Hristiyanlar bir şey üzere değildir ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksunlar’.“. Ve Hristiyanlar Dediler ki: „Yahudiler bir şey üzere değildir ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksunlar’.“. Ve oysaki onlar kitabın ‘hakikat bilgisinin’ izinden gidiyorlar. Bunun gibi bilmeyenler de onların sözleri gibi sözler söylediler. Artık Allâh, aralarında anlaşmazlığa düşüyor oldukları şey hakkında, kıyâmet günü hüküm verecektir.

 

2:114     Ve Allâh’ın ibadethanelerinde O’nun adının anılmasını engelleyen ve onların yıkımı için uğraşan kimseden daha zalim kimdir? İşte onların, oraya korkmaları haricinde ‘korkusuzca’ girmeleri olamaz. Ve onlar içindir dünyada rezillik, âhirette de büyük azap.

 

2:115     Ve doğu da Allâh’ındır ve batı da. Hangi tarafa dönerseniz dönün, Allâh’ın yüzü ‘Zat’ı’ işte oradadır. Şüphesiz Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

2:116     Ve dediler ki: „Allâh evlat edindi.“. O, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır. ‘6:100, 7:33’ Aksine, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de O’nun dur, hepsi de O’na boyun eğmiştir.

 

2:117     ‘Allâhü Teâlâ’ gökleri ve yeri, örneksiz, yoktan var edendir. Ve bir buyruğun ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şeyin’ olmasına hükmettiğinde ona sadece „Ol!“ der. ‘O’, hemen olur.

 

2:118     Ve ‘gerçeği’ bilmeyenler dediler ki: „Allâh bizimle konuşsa veya bize bir âyet ‘alâmet’ gelse olmaz mıydı ya?“. Bunun gibi onlardan öncekiler de onların sözlerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri ‘anlamak istemedikleri sebebiyle’ birbirine benzedi. Biz âyetleri ‘hakikat bilgisini’, kati inanmış bir toplum için açıkça belli ettik.

 

2:119     Muhakkak Biz, seni hak ile ‘amaç için, hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyici ve ‘kıyâmet ile’ uyarıcı gönderdik. ‘2:25, 2:97’ Ve cehennem ahalisinden sual olunmayacaksın.

 

2:120     Ve asla razı olmazlar senden ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar, sen onların milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uymadıkça. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Şüphesiz, Allâh’ın ‘razı olduğu yol doğrultusunda’ yönlendirmesi o, ‘tek gerçek’ yönlendirilmedir.“. Ki, o sana gelen ‘hakikat’ bilgisinden sonra, eğer gerçekten onların isteklerine uyarsan, senin için yoktur, Allâh’tan ‘sığınabileceğiniz’ samimi dost ve ‘azaba karşı’ yardımcı.

 

2:121     Kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, onu lâyığıyla okur uygularlar. İşte onlar, ona samimiyetle inanmışlardır. Ve kim onu inkâr ederse, o hâlde işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

 

2:122     Ey İsrail oğulları! Üzerlerinize bağışladığım o imkânımı hatırlayın. Ve muhakkak, sizi herkesin üzerine üstün kıldım.

 

2:123     Ve korkun bir günden ki, bir candan diğer bir cana bir şey ödenmeyecek ve ondan ‘azabı uzaklaştırmak için’ fidye kabul edilmeyecek ve ona şefaat fayda vermeyecek ve onlara ‘azaba karşı’ yardım olunmayacak.

 

2:124     Ve İbrâhîm’i, Rabbi kelimelerle ‘hükümlerle’ imtihan etmişti. Nihayet tamamladı da ‘Allâhü Teâlâ’: „Mutlaka Ben, seni insanlara önder kılacağım.“. ‘İbrâhîm a.s.’: „Ve benim Soyumdan da.“ deyince. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Ulaşmaz ‘geçmez’ taahhüdüm zalimlere.“.

 

2:125     Ve Biz Beyt’i ‘evi, Kâbe’yi’, insanlar için sevap ‘kazanılan’ ve güvenli ‘bir merkez’ kılmıştık. Ve siz de İbrâhîm’in mevkiinden bir ibadet yeri edinin. Ve taahhüt ettik İbrâhîm ve İsmâîl ile: „Ziyaret edenler ve kendini ibadete verenler ve rükû edenler ‘Allâhü Teâlâ’nın huzurunda eğilenler’ secde edenler için evimi temizleyin.“.

 

2:126     Ve İbrâhîm demişti ki: „Rabbim! Burayı güvenli bir şehir kıl. Onun halkından Allâh’a ve âhiret gününe inananları çeşitli mahsullerle rızıklandır.“. ‘Allâh’ Dedi ki: „Ve kim, ‘hakikati’ inkâr ederse, kısa bir süre ‘dünya yaşamı’ boyunca yararlandırır ve sonra onu, ateşin azabına maruz bırakırım. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’.“.

 

2:127     Ve İbrâhîm ve İsmâîl, ‘dua ederek’ Beyt’in ‘evin, Kâbe’nin’ temellerini yükseltiyorlardı: „Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz Sen… Sen işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edensin, en iyi bilensin.“.

 

2:128     „Rabbimiz! Ve bizi, sana teslim olmuş iki Müslüman ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olan’ kıl. Ve soyumuzdan da sana Müslüman bir millet oluştur. Ve bize ibadet yerlerimizi ‘ve usullerini’ göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz Sen… Sen itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçensin, inançlıları esirgeyen, bahşedensin.“.

 

2:129     „Rabbimiz! Ve aralarından onlara bir elçi gönder ve onlara âyetlerini aktarsın, kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümlerini öğretsin ve onları ‘günahlardan’ arındırsın. Şüphesiz Sen… Sen daima üstün gelen, eşi benzeri olmayansın, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedensin.“.

 

2:130     Ve kim, rağbet etmez İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’. Nefsaniyetini akıl erdirmekten yoksun ‘kılandan’ başka kim?’. ‘3:95’ Ve ant olsun ki; Biz onu dünyada seçtik ‘yücelttik’, ve muhakkak, o âhirette de yararlı, iyi ahlâk sahibidir.

 

2:131     Rabbi ona demişti ki: ‘Müslüman olarak, Bana’ „Teslim ol!“. ‘İbrâhîm a.s.’ Dedi ki: „Teslim oldum var olan her şeyin Rabbine.“.

 

2:132     Ve İbrâhîm onu kendi oğullarına vasiyet etti. Ve ‘torunu’ Yâkub da: „Ey oğullarım! Şüphesiz Allâh, bu dîni ‘İlâhi esasları’ sizin için seçti. Ve siz de sakın, Müslümanlar ‘Allâhü Teâlâ’ya teslim olanlar’ haricinde ‘bir inanç üzerinde’ ölmeyin.“.

 

2:133     Yoksa siz Yâkub öleceği zaman şahit mi oldunuz? O, oğullarına demişti ki: „Neye ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceksiniz ‘benim’ ardımdan?“. ‘Onlar’ Dediler ki: „Senin İlâh’ına ve senin ataların İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk’ın İlâh’ı ve yegâne İlâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceğiz. Ve biz, O’na ‘Allâhü Teâlâ’ya’ Müslümanlarız ‘teslim olanlarız’.“.

 

2:134     Bunlar bir milletti geldi geçti. Onların kazandığı şeyler ‘sevapları, günahları’ kendilerine ve sizin kazandığınız şeyler sizedir. Ve size sorulmaz, yapmış oldukları şeylerden.

 

2:135     Ve dediler ki: „Yahudi veya Hristiyan olun ki, yönlendirilesiniz.“. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Aksine, İbrâhîm’in milleti ‘aynı inancı paylaşanlar’ Hanif’tir ‘tek bir İlâh’a inananlardır ve bizde aynı inancı paylaşırız’. Ve o, ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıranlardan olmadı.“.

 

2:136     Deyin ki: „Biz Allâh’a ve bize indirilen şeye ‘Kur’ân’a’, İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunlarına indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya verilen şeye ‘Tevrât ve İncîl’e’ ve ‘diğer’ peygamberlere, Rableri tarafından verilen şeylere ‘sahife, kitap ve vahiylere’ samimiyetle inandık. Onların aralarından ‘hiç’ birini ‘diğerlerinden’ ayırmayız. Ve biz, O’na ‘Allâhü Teâlâ’ya’ Müslümanlarız ‘teslim olanlarız’.“.

 

2:137     Eğer onlar da sizin O’na samimiyetle inandığınız gibi samimiyetle inanmış olsalardı, yönlendirilirlerdi. Ve eğer dönüp giderlerse, artık onlar sadece bir ayrılık içinde olurlar. Allâh, ‘onlara karşı’ sana yeter. Ve O, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:138     Allâh’ın boyası ‘İlâhi esasları’… Ve kimdir Allâh’ın boyasından ‘İlâhi esaslarından’ daha iyisi? Ve biz, O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenleriz.

 

2:139     ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Bizimle Allâh hakkında tartışmaya mı girişiyorsunuz? Ve O, bizim Rabbimizdir ve sizin de Rabbinizdir. Ve bizim gayretlerimiz bize ve sizin gayretleriniz sizedir. Ve biz O’na içtenlikle yönelenleriz.“.

 

2:140     Yoksa siz: „Muhakkak, İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve ‘İbrâhîm a.s.’ın torunu’ Yâkub ve ‘onun’ torunları Yahudi veya Hristiyan olanlar mı?“ diyorsunuz. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allâh mı?“. Ve Allâh katından ‘ulaşan’ şahitliği, ‘gerçeği’ yanında gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerin ‘gayretlerinizin’ farkında olmayan değildir.

 

2:141     Bunlar bir milletti geldi geçti. Onların kazandığı şeyler ‘sevapları, günahları’ kendilerine ve sizin kazandığınız şeyler sizedir. Ve size sorulmaz, yapmış oldukları şeylerden.

 

2:142     ‘Evvelce Müslümanların namazda Kudüs’e yöneldiğinden’ İnsanlardan akıl erdirmekten yoksunlar yakında derler ki: „Onları çeviren nedir? Ki o, üzerinde oldukları kıblelerinden.“. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Doğu ve batı da Allâh’ındır. ‘Allâhü Teâlâ’, dilediği ‘isteyen’ kimseyi ‘razı olduğu’ yol doğrultusunda yönlendirir.“.

 

2:143     Ve işte bunun gibi, insanlar üzerine şahitler ‘örnek’ olmanız için Biz, sizi orta ‘ılımlı’ bir millet yaptık. Elçi de üzerlerinize şahit ‘inancınıza tanıklık eden ve örnek’ olsun. Ve Biz, yapmadık elçiye uyan kimseyi, topukları üzerinde geri dönenden ayırıp bilmemiz haricinde hâlen o üzerine olduğunuz ‘Kâbe’yi’ kıble. Ve bu, elbette zor bir iştir, ancak Allâh’ın, yönlendirdiği kimselerden başkasına. Ve Allâh inancınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allâh, insanlara insaf eden, acıyandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:144     ‘Yâ Muhammed!’, Biz, yüzünün göğe dolaştığını ‘vahiy beklediğini’ görüyoruz. Artık elbette seni razı olacağın kıbleye çevireceğiz. Bundan sonra yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ tarafına çevir. Ve nerede olursanız ‘namazda’ yüzlerinizi o yöne çevirin. Ve muhakkak kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenler, bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Ve Allâh onların yaptıkları şeylerin ‘gayretlerinin’ farkında olmayan değildir.

 

2:145     Ve gerçekten kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verilenlere ‘Yahudiler ve Hristiyanlara’ âyetlerin ‘alâmetlerin’ hepsini getirsen senin kıblene uymazlar. Ve sen de onların kıblesine uymayacaksın. Ve onların birileri de birilerinin kıblesine uymazlar. Ve sana gelen şey ‘hakikat’ bilgisinin ardından, eğer gerçekten onların isteklerine uyarsan, mutlaka ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ zalimlerden olursun.

 

2:146     Kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, onu ‘Muhammed’i s.a.s.’ kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler. Ve muhakkak aralarından bir topluluk bildikleri hâlde gerçeği gizliyorlar.

 

2:147     ‘Yâ Muhammed!’, Rabbinden gerçek ‘hakikat bilgisi geldi’. O hâlde sakın şüphe edenlerden olma. ‘6:114, 10:94’

 

2:148     Ve herkes için yöneldikleri bir yönü vardır. O hâlde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allâh sizin hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

2:149     Ve nereden çıkarsan çık, yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ yönüne çevir. Ve o, ‘emir’, şüphesiz Rabbinden gelen elbette gerçektir. Ve Allâh, yaptıklarınız şeylerin ‘gayretlerinizin’ farkında olmayan değildir.

 

2:150     Ve nereden çıkarsan çık, bundan sonra yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ yönüne çevir. Ve nerede olursanız olun, yüzlerinizi ‘namazda’ o yöne çevirin ki, insanların üzerlerinize ‘aleyhinize’ delili olmasın. Aralarından illâki haksızlık edenler ‘olacaktır’. Ve üzerinizdeki lütfumu tamamlamam için, artık onlardan korkmayın ve Ben’den korkun. Ve umulur ki, böylelikle yönlendirilirsiniz.

 

2:151     Öyle ki, size, ‘görevlendirilmek üzere’ sizden bir elçi gönderdik. Ve size âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’ aktarıp açıklasın ve sizi ‘günahlardan’ arındırsın, size kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümlerini öğretsin ve bilmediğiniz şeyleri öğretsin. ‘2:129’

 

2:152     O hâlde Beni hatırlayın ki, Ben de sizi ‘lütuflarımla’ hatırlayım. Ve Bana şükredin ve Bana nankörlük etmeyin!

 

2:153     Ey samimiyetle inananlar! Sabır ve ibadetle ‘namazla’ yardım isteyin. Şüphesiz Allâh, sabredenlerle beraberdir.

 

2:154     Ve Allâh yolunda öldürülen kimseler için „ölüler“ demeyin. Aksine, onlar diridirler ve lâkin siz ‘bunun’ farkında olmazsınız.

 

2:155     Ve sizi elbette korku ve açlıkla ve mallardan ve canlardan ve mahsuller gibi şeyleri eksilterek imtihan ederiz. Ve cennet ile’ müjdele sabredenleri. ‘2:25’

 

2:156     O kimseler ki, ‘sabredenler’ kendilerine bir musibet isabet ettiğinde derler ki: „Biz şüphesiz Allâh içiniz ‘teslim olmuşlarız’ ve muhakkak O’na döneceğiz.“.

 

2:157     İşte onlar ki… Üzerlerinedir Rablerinden tecelli ve şefkat, lütuf, bağışlama. Ve işte onlar… Onlar, yönlendirilmişlerdir.

 

2:158     Muhakkak Safa ve Merve, ‘ibadet tepeleri’ Allâh’ın alâmetlerindendir. Artık kim, Beyt’i ‘evi, Kâbe’yi’, hacceder veya umre ziyareti yaparsa, o hâlde ikisini de tavaf ‘etrafında yürüyerek yerine getirilen ibadet’ etmesinde üzerine vebal yoktur. Ve kim, isteyerek hayır olarak ‘zorunlu olmadığı hâlde fazladan tavaf’ yaparsa, mutlaka Allâh, şükrün karşılığını cömertçe veren, en iyi bilendir.

 

2:159     Muhakkak, o kimseler ki, indirdiğimiz açık delilleri ve yönlendirilmeyi kitapta ‘hakikat bilgisinde’ insanlara açıklamamızın ardından gizlerler. İşte onlara Allâh lânet eder ve lânet ediciler de ‘bilgilendirilme şansı olmadığı için sapan ve neticelerine katlanan herkes’ onlara lânet ederler.

 

2:160     Ancak, o kimseler ki, tövbe ettiler ve durumlarını düzelttiler ve ‘gerçeği’ açıkladılar. O hâlde işte onların tövbelerini kabul ederim. Ve Ben, itaate döneni kabul eden, cezadan vazgeçenim, inançlıları esirgeyen, bahşedenim.

 

2:161     Muhakkak, o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlardır’ ve inkârcılar olarak öldüler. İşte onlar… Allâh’ın ve meleklerin ve ‘insanların hepsinin lâneti onların üzerinedir.

 

2:162     Kalıcılardır onun ‘cehennemin’ içinde. Hafifletilmez onlardan azap ve onlara bakılmaz da.

 

2:163     Ve sizin İlâh’ınız yegâne İlâh’tır. O’ndan başka İlâh yoktur. O, sonsuz şefkatle merhamet edendir, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:164     Muhakkak, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün karşılıklı ‘oluşunda’ ve gemilerde ki, o yüzer denizde insanlara faydalı şeylerle ‘yüklü gemiler’. O’nun ‘Allâhü Teâlâ’nın’ gökten su indirip böylelikle onunla, ölümünden sonra yeryüzünü diriltip, orada her türlü hareket eden mahlûk yaymasında ve rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne estirmesinde ve yeryüzüyle gök arasında emre hazır kılınmış bulutlarda, akıl eden bir toplum için elbette âyetler ‘alâmetler’ vardır.

 

2:165     Ve insanlardan kimileri, Allâh’ın yanı sıra ‘O’na’ denk ‘putlar’ edinirler, onları Allâh’ı severcesine severler. İman etmişlerin ise Allâh’a olan sevgileri çok daha ötedir. Ve ‘benliklerine’ haksızlık eden o kimseler bilincinde olsalardı, azap gördüklerinde kuvvetin tamamen ‘ancak’ Allâh’ın olduğunu ve Allâh’ın azabının şiddetli olduğunu.

 

2:166     O zaman kendilerine uyulanlar, ‘kutsallaştırılanlar’ kendilerine uyanlardan uzaklaştılar ve azabı gördüler. Aralarındaki her türlü bağ kesildi.

 

2:167     Ve o kimseler ki, ‘Allâhü Teâlâ’ya bir benzer yakıştıranlara’ uydular, dediler ki: „Keşke bizim için ‘dünyaya’ bir kere daha ‘dönüş’ olsaydı. O hâlde bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.“. Allâh, böylelikle onlara gayretlerini hasretlerle ‘pişmanlık duygusuyla’ gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak ta değiller.

 

2:168     Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helâl ‘izin verilen’, temiz ‘yiyeceklerden’ yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

 

2:169     O, size sadece fenalığı, hayâsızlığı ve Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

 

2:170     Ve onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ uyun!“ denildiğinde ‘onlar’ dediler ki: „Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye ‘inancımıza’ uyarız.“. Ve onların ataları ‘gerçeklere ait’ bir şey akıl etmiyor ve ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirilmedilerse?

 

2:171     Ve o ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışların’ misali, bağırıp çağırmadan başka ‘bir şey’ işitmeyen ve haykıranın ‘ancak çobanın bağırmasını algılayan ama anlamını bilmeyen sürünün’ misali gibidir. ‘Onlar, anlamak istemedikleri sebebiyle’, Sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden, onlar akıl etmezler.

 

2:172     Ey samimiyetle inananlar! Sizi rızıklandırdığımız şeylerden temiz ‘helâl, izin verilen yiyeceklerden’ yiyin. Ve Allâh’a şükredin, eğer yalnızca O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenlerseniz.

 

2:173     Ne var ki, size sadece leşi ve kanı ve domuz etini haram kıldı ‘yasakladı’. Ve Allâh’tan başkası için ‘kesilmiş’ olanı helâl kılmadı ‘izin verilmedi’. Artık kim darda kalırsa, hakka ‘başkasının hakkına’ tecavüz etmeksizin ve haddi aşmadan ‘yiyebilir’, onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:174     Muhakkak, o kimseler ki, Allâh’ın indirdiği kitaptan bir şeyleri gizlerler ve onu az bir bedelle satarlar. İşte onların yedikleri, karınlarında ateşten ‘bir şey’ değildir. Ve kıyâmet günü Allâh, onlarla konuşmayacak ve onları ‘günahlarından’ arındırmayacak. Ve onlar içindir elem azap.

 

2:175     İşte onlar… O kimseler ki, yönlendirilme ile ‘karşılığında’ sapkınlığı ve bağışlanma ile ‘âhirette’ azabı alanlardır. Onları ateş üzerine bu kadar sabırlı kılan nedir?

 

2:176     İşte bu ‘azap’, Allâh’ın, kitabı ‘hakikat bilgisini’ adalet gereğince indirdiği, ‘onların da bunu inkâr ediyor’ olmasındandır. Ve muhakkak, kitap ‘Kur’ân’ hakkında anlaşmazlığa düşenler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler.

 

2:177     Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz, samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam değildir. Ve lâkin hakiki samimiyetle inanmışlığı yaşamak, kişinin Allâh’a ve âhiret gününe ve meleklere ve kitap ‘hakikat bilgisi’ ve peygamberlere samimiyetle inanmasıdır. Ve sevdiği maldan, akrabalara ve yetimlere ve çaresizlere ve yolda kalmışlara ve yoksullara ve özgürlüğüne kavuşma çabasında olanlara vermesi. Ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygulaması, zekât vermesidir. Ve taahhüt ettiklerinde taahhütlerini yerine getirenler, sıkıntıda ve darlıkta ve şiddetli savaş hâlinde sabredenler, işte onlar, o kimseler ki… Sözünde samimilerdir. Ve işte onlar, o kimseler ki… ‘Günahlardan’ Korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlardır.

 

2:178     Ey samimiyetle inananlar! Öldürülme hususunda kısas üzerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’. Hüre hür ve köleye köle ve dişiye dişi, ancak kim, onun ‘maktulün’ kardeşi tarafından bir şeyle affolunursa, o hâlde geleneklere uygun olarak ve affedene iyi davranarak bağış yapmak gerekir. İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve şefkat, lütuf, bağışlamadır. Buna karşın kim, bundan sonra saldırıya kalkarsa, o hâlde onun içindir elem azap.

 

2:179     Ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Ve kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsınız.

 

2:180     Sizden birinize ölüm geldiğinde miras bırakırsa anne-babaya ve akrabalarına, iyilikle vasiyet etmek ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar üzerine yazıldı ‘zorunlu kılındı’.

 

2:181     Artık kim, onu ‘vasiyeti’ işittikten sonra değiştirirse, o hâlde onun günahı sadece onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:182     Ne var ki kim, vasiyet edenin haktan uzaklaşacağından veya günaha gireceğinden korkar da bu yüzden, onların durumlarını düzeltirse, o hâlde onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:183     Ey samimiyetle inananlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı ‘zorunlu kılındığı’ gibi sizin üzerinize de yazıldı. Umulur ki, böylelikle ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsınız.

 

2:184     Sayılı günlerdir ‘oruç’. Fakat aranızdan kim, hasta veya yolculukta olursa, o hâlde ‘tutamadığı günleri’, diğer günlerde tamamlar. Ve ona güç yetiremeyenlerin ‘sağlığı elvermeyenlerin’, bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermesi gerekir. Artık kim, isteyerek bir hayır yaparsa, o hâlde o, kendisi için bir hayırdır. Ve oruç tutmak sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

 

2:185     Ramazan o ay ki, onda indirildi Kur’ân. Yönlendirenden, insanlara ve açık delillerle ve gerçeği, asılsızdan ayıranla yönlendirilmeleri için. Artık aranızdan kim bu aya şahit olursa ‘ulaşırsa’, o hâlde onu oruçlu geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, O hâlde ‘tutamadığı günleri’ diğer günlerde tamamlasın. Allâh sizin için kolaylık diler ve zorluk dilemez. Ve sayıyı tamamlamanız ve büyük ‘tanımanız’ içindir Allâh’ı. Sizi yönlendirdiği şey üzerine. Ve umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

2:186     Ve kullarım sana, Ben’den sorduğunda, şüphesiz Ben, ‘onlara’ yakınım. Beni davet edince ‘dua edilince’, davet edenin ‘dua edenin’ davetine ‘duasına’ icabet ederim. ‘2:186, 50:16’ O hâlde onlar da Bana ‘Benim davetime’ icabet etsinler ve Bana samimiyetle inansınlar. Umulur ki, böylelikle onlar gafletten uyanıp, olgunluğa ulaşırlar.

 

2:187     Oruç gecesi kadınlarınıza ‘cinsel arzu ile’ yaklaşmanız size helâl kılındı ‘izin verildi’. Onlar sizin ‘günahlardan koruyan’ elbisenizdir ve siz de onların ‘günahlardan koruyan’ elbisesisiniz. Allâh, mutlaka nefsaniyetinize ihanet ediyor olduğunuzu bildi. Bunun üzerine tövbelerinizi kabul etti ve sizi affetti. Şimdi artık onlara yaklaşın ve Allâh’ın sizin için yazdığı şeyleri isteyin. Şafak vaktinde beyaz iplik ‘aydınlık’, siyah iplikten ‘karanlıktan’ sizce açıkça belli oluncaya kadar yiyin ve için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Ve ibadethanelerde ibadete çekilmişseniz onlara ‘kadınlara, cinsel arzu ile’ yaklaşmayın. Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır, artık ona yaklaşmayın. Allâh, âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara işte böyle açıklıyor. Umulur ki, böylelikle onlar ‘günahlardan’ korunur, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırlar.

 

2:188     Ve birbirinizin mallarınızı kendi aranızda gerekçesiz yemeyin. Ve insanların mallarından bir kısmını, ‘haksız olduğunuzu’ bildiğiniz hâlde şaibeyle yemeniz için, onu hâkimlere ‘rüşvet olarak’ vermeyin.

 

2:189     Sana hilâllerden ‘ay takviminden’ soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „O, insanların yararlanması ve Hac için ölçülerdir.“. Ve samimiyetle inanmışlığı yansıtan yaşam, evlere ‘asılsız inançlara uyarak’ arkalarından girmek değildir. Ve lâkin hakiki samimiyetle inanmışlığı yaşamak, kişinin ‘günahlardan’ korunup, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkup, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınmasıdır. Ve evlere kapılarından girin. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.

 

2:190     Ve sizlerle savaşanlarla, Allâh yolunda savaşın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allâh, haddi aşanları sevmez. ’60:7, 60:8, 60:9’

 

2:191     Ve onları ‘sizlerle savaşanları’, bulduğunuz yerde öldürün. Ve sizi çıkardıkları yerden ‘Mekke’den’ siz de onları çıkarın. Ve fitne ‘sapma’, öldürmekten daha şiddetlidir. Ve Mescid-i Haram ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane’ yanında, onlar sizlerle savaşmadıkça siz de onlarla orada savaşmayın. Fakat eğer sizlerle savaşırlarsa, o hâlde onları öldürün. İşte böyledir cezası inkârcıların.

 

2:192     Artık eğer ‘savaşmaktan ve inkârdan’ vazgeçerlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:193     Ve fitne ‘sapkınlık’ kalmayıncaya ve dîn ‘İlâhi esaslar’ Allâh için oluncaya kadar onlarla savaşın. Bundan sonra eğer vazgeçerlerse, o hâlde zalimlerden başkası üzerine düşmanlık yoktur.

 

2:194     Haram ay, haram aya karşılıktır ‘saldırmanın yasak olduğu aylar’ ve hürmetler ‘saygı gösterilmesi gereken şeyler’ karşılıklıdır. Ne var ki, kim size saldırırsa o hâlde onun size saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve bilin, Allâh’ın ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlarla beraber olduğunu.

 

2:195     Ve Allâh yolunda bağış yapın. Ve kendi elinizle ‘kendinizi’ tehlikeye atmayın. Ve ‘yaptığınız işleri’ en iyi yapın. Şüphesiz Allâh, iyi davranıp, iyilik edenleri sever.

 

2:196     Ve hac ve um­re­yi Allâh için ta­mam­layın. Fakat eğer engellenirseniz, o hâlde kolayınıza gelen kurbandan ‘gönderin’. Ve kurban yerine ulaşıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. Fakat aranızdan hasta veya başından rahatsızlığı olan ‘kurban yerine varmadan tıraş olan’ kimsenin o hâlde oruçtan, sadakadan veya kurbandan fidye ‘vermesi gerekir’. Artık emniyette olduğunuzda artık kim, hacca kadar umreden yararlanırsa, o hâlde kolayına gelen kurbandan ‘keser’. Fakat kim bunu bulamazsa, o zaman üç gün hacda, döndüğünüzde de yedi ‘gün’ oruç tutması gerekir ki bunların tamamı on ‘gündür’. Bu, ailesi Mescid-i Haram ’da ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethanede’ hazır ‘yerleşik’ olmayan kimseler içindir. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve bilin, Allâh’ın cezasının şiddetli olduğunu.

 

2:197     Hac, bilinen aylardır. O hâlde kim, onlarda haccı ‘kendine’ zorunlu kılarsa, artık hacda kadına yaklaşmak ve yoldan çıkmak ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne yaparsanız Allâh onu bilir. Ve ‘hayırlarla kendinize’ azık hazırlayın. Fakat azığın en hayırlısı, muhakkak ‘günahlardan’ korunmak, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkmak, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınmaktır. „Ve ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Bana karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabımdan’ korkun, ‘buyruklarıma’ karşı gelmekten sakının!“.

 

2:198     Rabbinizden, ‘Hacda ticaret yaparak’ bir lütuf ve bereket istemenizde üzerinize vebal yoktur. Artık Arafat’tan akın akın geldiğiniz zaman ve Meş’ar-i Haram yanında Allâh’ı hatırlayın. Ve sizi yönlendirdiği gibi ‘içtenlikle’ O’nu hatırlayın. Ve sizler, ondan önce elbette sapanlar idiniz.

 

2:199     Sonra insanların akın akın dönüp geldikleri yerden siz de akın akın gelin ‘Arafat’tan’ ve Allâh’tan bağışlanma isteyin. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:200     Nihayet ‘hac’ ibadetlerinizi tamamladığınızda, artık atalarınızı hatırladığınız gibi veya daha ötede bir hatırlamayla Allâh’ı hatırlayın. Fakat insanlardan kim, derse ki: „Rabbimiz! Bize dünyada ver.“. Âhirette onun bir nasibi yoktur. ‘11:15-16’

 

2:201     Ve onlardan kim, derse ki: „Rabbimiz! Bize dünyada iyilikler ve âhirette de iyilikler ver, bizi ateşin azabından koru.“.

 

2:202     İşte onlar ki… Onlara kazandıkları o şeyden ‘sevaplarından’ nasip vardır. Ve Allâh’ın hesabı noksansız, çabuktur.

 

2:203     Ve sayılı günlerde ‘teşrik günlerinde’ Allâh’ı ‘tekbirlerle’ hatırlayın. Fakat kim, iki gün içinde ‘Mina’dan dönmek için’ acele ederse, bundan sonra onun üzerine günah yoktur. Ve kim geciktirirse, o hâlde onun üzerine de günah yoktur. ‘Bu günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar içindir. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve bilin, mutlaka ‘ancak’ O’nun huzurunda toplanacak olduğunuzu.

 

2:204     Ve insanlardan, dünya hayatında sözü senin hoşuna giden kimseler vardır. Ve kalbinde olana Allâh’ı şahit tutar ve o, düşmanlıkta en amansızıdır.

 

2:205     Ve dönüp ‘gittiğinde’, yeryüzünde bozgun çıkarmak, ekini ve nesli mahvetmek için çalışır. Ve Allâh fesadı sevmez.

 

2:206     Ve ona: „Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korun, kork, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakın!“ Denildiğinde, üstünlük ‘kibir’ onu şaibeye alır ‘sürükler’. Artık yeter ona, cehennem ve mutlaka ne kötü döşektir ‘o’.

 

2:207     Ve insanlardan, Allâh’ın rızasını isteyerek canını satan ‘feda eden’ kimseler vardır. Ve Allâh, kullarına insaf eden, acıyandır.

 

2:208     Ey samimiyetle inananlar! Topluca barışa ‘İslâm’a, Allâh’a teslime’ girin. Ve şeytanın adımlarına uymayın. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

 

2:209     Artık size açık delillerle gelen şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından eğer yine de sürçerseniz o hâlde bilin, Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

2:210     Onlar ‘şeytanın adımlarına uyanlar’, illâki Allâh’ın ve meleklerin kendilerine buluttan gölgeler içinde gelmesini ve emrin ‘kıyâmet hükmünün’ yerine getirilmesine mi bakınırlar? Ve buyruklar ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şey’ Allâh’a döndürülür.

 

2:211     Nice açık delillerle âyetler ‘hakikat bilgisi’ verdiğimiz İsrail oğullarına sor. Ve kim, kendisine gelen şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından Allâh’ın lütfunu değiştirirse, o hâlde şüphesiz Allâh’ın cezası şiddetlidir.

 

2:212     ‘Hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışlara’, dünya hayatı süslendi ‘cazip gösterildi’ ve onlar, inançlıların bazılarıyla alay ediyorlar. Ve ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar, kıyâmet günü onların üstündedir. Ve Allâh, dilediği ‘isteyen’ kimseyi hesapsız rızıklandırır.

 

2:213     İnsanlar, bir tek millet idiler. Sonra Allâh, ‘hakikat bilgisi ve cennet ile’ müjdeleyici ‘2:25, 2:97’ ve ‘kıyâmet ile’ uyaran peygamberler gönderdi. Ve onlarla beraber, insanların aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için adalet gereğince kitap ‘hakikat bilgisi’ indirdi. Ve onda ‘hakikat bilgisinde’ anlaşmazlığa düşenler, o kimseler ki, aralarındaki çekememezlikten, onlara açık delillerle gelen şeyin ardından kendilerine ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ başkası değildir. Bu yüzden Allâh, Kendi izniyle yönlendirdi samimiyetle inanan o kimseleri, onda ‘hakikat bilgisinde’ anlaşmazlığa düştükleri şeyde. Ve Allâh dilediği ‘isteyen’ kimseyi, ‘razı olduğu’ yol doğrultusunda yönlendirir.

 

2:214     Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin misali, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Ve onlara ‘öyle’ sıkıntı ve darlık dokundu ki, elçi ve onunla beraber samimiyetle inanmışlar: „Allâh’ın yardımı ne zaman?“ diyecek kadar sarsıldılar. Allâh’ın yardımı mutlaka yakın değil mi?

 

2:215     Sana ne bağış yapacaklarını soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Hayır olarak ne bağış yaparsanız işte o, anne-baba ve akrabalar ve yetimler ve yoksullar ve yolcular ‘yolda kalmışlar’ içindir.“. Ve hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

2:216     Üzerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’ savaş ve o, sizi tiksindirse de. Ve tiksineceğiniz bir şey olur ki, o sizin için hayırdır. Ve hoşlanacağınız bir şey olur ki, o sizin için şerdir. Ve Allâh bilir ve siz bilmezsiniz ‘kaderinizi’.

 

2:217     Sana haram aydan ‘saldırmanın yasak olduğu aydan’ ve onda savaşmayı soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Onda savaş büyük ‘günah’. Allâh yolundan alıkoymak ve O’nu ‘Allâhü Teâlâ’yı’ inkâr etmek ve Mescid-i Haram’ı ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane ziyaretini engellemek’ ve halkını oradan çıkarmak ise Allâh katında daha büyüktür ‘daha büyük günah’. Ve fitne ‘ara bozuculuk’, öldürmekten daha büyüktür ‘günahtır’.“. Eğer onların güçleri yetse, sizi dîninizden ‘İlâhi esaslardan’ döndürünceye kadar sizlerle savaşmaktan geri kalmazlar. Ve aranızdan kim, dîninden dönerse, o hâlde o, inkârcı olarak ölür. O hâlde işte onlar… Gayretleri dünyada ve âhirette boşa gitmiş olanlardır. Ve işte onlar, ateş ahalisidir ve onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:218     Muhakkak, o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve o kimseler ki, hicret ‘göç’ ettiler ve Allâh yolunda cihat ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verdiler’. İşte onlar, Allâh’ın şefkatini, lütfunu, bağışlamasını ümit ederler. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:219     Sana, sarhoşluk veren şeyler ve kumardan soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „O ikisinde de hem büyük günah ve insanlar için ‘bazı’ faydalar vardır. Onların günahları, faydalarından daha büyüktür.“. Ve sana neyi bağış yapacaklarını soruyorlar. De ki: „Affedileni ‘ihtiyaçtan artanını’ „. İşte böyle açıklıyor Allâh, size âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:220     Dünya ve âhiret hakkında ‘inceden inceye düşünürsünüz’… Ve yetimlerden sana soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Ve eğer onlara karışırsanız ‘onlarla yaşarsanız’, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.“. Ve Allâh, bozgun çıkaranı, düzelteni bilir. Ve eğer Allâh dileseydi, elbette sizi zora sokardı. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

2:221     Ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıran kadınları, samimiyetle inanıncaya kadar nikâhlamayın. Ve samimiyetle inanmış savaş esiri ki, imrendirse de ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıran ‘hür’ bir kadından elbette hayırlıdır. Ve ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıran erkekleri, samimiyetle inanıncaya kadar nikâhlamayın. Ve samimiyetle inanmış bir köle ki, imrendirse de ‘Allâhü Teâlâ’ya’ bir benzer yakıştıran ‘hür birinden’ elbette hayırlıdır. İşte onlar, ateşe davet ederler. Allâh ise sizi, ‘Kendi’ izniyle cennete ve bağışlanmaya davet ediyor. Ve insanlara âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ açıklıyor. Umulur ki, böylelikle hatırda tutarlar.

 

2:222     Ve sana regl hâlinden ‘kadınların adet günlerinden’ soruyorlar. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „O bir eziyettir. Bu yüzden regl hâlinde kadınlardan ‘ilişkiden’ uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde artık Allâh’ın emrettiği yerden onlarla bir araya gelin.“. Şüphesiz Allâh, tövbe edenleri sever ve temizlenenleri sever.

 

2:223     Kadınlarınız sizin için ‘evlat veren’ tarladır. O hâlde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve benlikleriniz için ‘sevaplar’ sunun. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve bilin, mutlaka ‘ancak’ O’na kavuşacak olduğunuzu. Ve ‘cennet ile’ müjdele samimiyetle inananları. ‘2:25’

 

2:224     İyilerden olmanız ‘için’, ve ‘günahlardan’ korunup, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkup, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınmanız ‘için’, ve insanların arasını düzeltmeniz ‘için’, yeminleriniz sebebiyle Allâh’ı siper edinmeyin ‘yemin engellemesin’. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:225     Allâh sizi, yeminlerinizdeki boş sözlerinizden sorumlu tutmaz. Ve lâkin kalplerinizin kazandığı şeyler sebebiyle ‘bilinçli yeminlerden’ sizi sorumlu tutar. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:226     Kadınlarına ‘yaklaşmamaya’ yemin edenler, dört ay sabrederler. Ancak eğer ‘süre dolmadan’ geri dönerlerse, öyleyse şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

2:227    Ve eğer boşamaya kesin karar verirlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:228     Ve boşanmış kadınlar üç dönem regl hâlini ‘kadınların adet günlerini’ kendi başına sabrederler. Eğer Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inanmışlarsa, rahimlerinde Allâh’ın yaratmış olduğu şeyi gizlemeleri onlar için helâl olmaz ‘izin verilmez’. Ve eğer onların kocaları durumlarını düzeltmek isterlerse, bu ‘süre’ içinde onlara geri dönmeye daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınları üzerinde ‘hakları’ olduğu gibi, kadınların da erkekleri üzerinde geleneklere uygun ‘hakları’ vardır. Erkeklerin, kadınların üzerindeki ‘hakkı’ bir derece daha üstündür. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

2:229     Boşanma iki defadır. Bundan sonra ‘kadını’ ya iyilikle tutmak veya iyi davranıp, bağış yaparak serbest bırakmak gerekir. Allâh’ın sınırlarına gereğince adil davranamamaktan korkmaları haricinde onlara verdikleriniz şeyden bir şey almanız sizin için helâl olmaz ‘izin verilmez’. Bu yüzden eğer, Allâh’ın bu sınırlarına gereğince adil davranamamaktan korkarsanız, o hâlde kadının ‘ayrılmak için’ verdiği fidye hakkında her ikisinin de üzerine vebal yoktur. Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Artık onları aşmayın. Ve kim, Allâh’ın sınırlarını aşarsa, o hâlde işte onlar… Onlar zalimlerdir.

 

2:230     Buna rağmen ardından eğer onu ‘karısını, üçüncü kez’ boşarsa artık o kadın başka bir eşle nikâhlanmadıkça kendisi için helâl olmaz ‘izin verilmez’. Eğer ‘ikinci eş de’ onu boşarsa, Allâh’ın sınırlarına gereğince adil davranacaklarına inanırlarsa o hâlde onların ‘ilk karı-kocanın’ birbirine dönmelerinde her ikisinin de üzerine vebal yoktur. Ve bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Allâh onu, ‘anlaya’ bilen bir toplum için açıklıyor.

 

2:231     Ve kadınları boşadığınızda, vadelerine ulaştıktan sonra, artık onları geleneklere uygun olarak tutun veya onları geleneklere uygun olarak serbest bırakın. Ve yarar vermek amacıyla haklarını çiğneyerek onları tutmayın. Ve kim bunu yaparsa, ancak benliğine haksızlık etmiştir. Ve Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ alay ‘konusu’ edinmeyin. Ve Allâh’ın üzerinizdeki lütfunu ve size indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’, kitaptan size onunla uyarı olması için verdiği hükümlerini hatırlayın. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve bilin, Allâh, en iyi bilendir.

 

2:232     Ve kadınları boşadığınızda, vadelerine ulaştıktan sonra, artık onlar kendi aralarında geleneklere uygun olarak razı olurlarsa, o hâlde onların ‘ilk’ eşleriyle nikâhlanmalarına ‘karşı’ baskı yapmayın. Bununla, aranızdan Allâh’a ve âhiret gününe samimiyetle inanmış kimselere nasihat veriliyor. İşte bunlar, sizin ‘günahlardan’ daha çok arındırılmanız ve ‘şartlanmalardan’ daha iyi temizlenmeniz içindir. Ve Allâh bilir ve siz bilmezsiniz.

 

2:233     Ve Anneler evlatlarını tam iki yıl emzirirler. ‘Bu hüküm’ süt emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler içindir. Ve onların ‘annelerin’ rızıkları ve giyecekleri geleneklere uygun olarak, kendisi için doğurulmuş olanın ‘babanın’ üzerinedir. ‘Hiçbir’ Can gücünün yettiğinin haricinde sorumlu tutulamaz. Ne anne evladıyla ve ne de kendisi için doğurulmuş olan ‘baba’, evladıyla mağduriyete uğratılmasın. Ve mirasçının üzerindeki de ‘sorumluluk ve görev’ bunun gibidir ‘baba öldüğünde nafaka temini’. Eğer ikisi de ve rızalarıyla evladı sütten kesmek isterlerse, o hâlde her ikisinin de üzerine vebal yoktur. Ve eğer evlatlarınızı ‘sütanne tutup’ emzirtmek isterseniz, vereceğinizi ‘ücretini’, geleneklere uygun olarak teslim ettiğinizde artık sizin üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve bilin, Allâh’ın yaptığınız şeyleri her hâliyle gören olduğunu.

 

2:234     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri dört ay ve on gün kendi başına sabrederler. Böylelikle vadelerine ulaştıklarında, artık canlarının ‘istediği gibi’ geleneklere uygun ‘gördükleri’, yaptıkları şeylerden ‘yeniden evlenmesinde’, sizin üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh, yaptığınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

2:235     Ve ‘kocaları ölen’ kadınlara, onlarla evlenme istediğinizi ima etmenizde veya içinizde gizlemenizde sizin üzerinize vebal yoktur. Allâh, sizin onları daima hatırlayacak olduğunuzu bildi. Ve lâkin onlara geleneklere uygun olarak bir söz söylemeniz hariç, sakın onlarla gizlice sözleşmeyin. Kitapta yazılı vadesi sona erinceye kadar nikâh akdine karar vermeyin. Ve bilin, Allâh’ın içinizde olanı biliyor olduğunu. O hâlde O’ndan sakının. Ve bilin, Allâh’ın, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayan, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranan olduğunu.

 

2:236     Henüz kendilerine dokunmadığınız veya kendileri için zorunlu kılınan evlilik bağışı taahhüt etmediğiniz kadınları boşarsanız, sizin üzerinize vebal yoktur. İmkânları geniş olanın kendi durumuna göre ve imkânları dar olanın da kendi durumuna göre, geleneklere uygun olarak bir yararlanma imkânı, iyi davranıp, iyilik edenler üzerine uygun olandır.

 

2:237     Ve onlar için evlilik bağışı taahhüt ettiyseniz ve eğer onlara dokunmadan ‘birlikte olmadan’ önce boşarsanız, artık onlar için zorunlu kılınan taahhüt edilen evlilik bağışının yarısını vermek size zorunlu kılınmıştır. Ancak, ‘kadının’ affetmesi ‘vazgeçmesi’ veya nikâh bağı elinde bulunanın ‘erkeğin’ affetmesi ‘hepsini kadına bağışlaması’ hariç ve sizin affetmeniz ‘diğer yarısını da vermeniz, günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlara daha yakındır. Ve aranızdaki üstünlüğü unutmayın. Şüphesiz Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:238     İbadeti ‘namazı’ ve orta ibadeti ‘namazı’ muhafaza edin. Ve kıyam edin ‘Allâhü Teâlâ’nın huzurunda durun’ Allâh’a itaat ve ibadet edin.

 

2:239     Fakat eğer ‘bir tehlikeden’ korkarsanız, o hâlde ‘namazı’ yürürken veya binekteyken ‘kılın’. Nihayet emniyette olduğunuzda, sizin bilmediğiniz şeyi ‘nasıl kılacağınızı’ size öğrettiği gibi artık Allâh’ı ‘ibadetle’ hatırlayın.

 

2:240     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri için, ‘evlerinden’ çıkarılmaksızın bir yıla kadar yararlanma imkânı vasiyet etmesi gerekir. Fakat eğer kendileri çıkarlarsa, o hâlde canlarının ‘istediği gibi’ geleneklere uygun ‘gördükleri’ şeylerde artık sizin üzerinize vebal yoktur. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

2:241     Ve boşanmış kadınların, geleneklere uygun olarak yararlandırılmaları, ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlar üzerine uygun olandır.

 

2:242     İşte böyle açıklıyor Allâh, size âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle akıl edersiniz.

 

2:243     Görmedin mi? O kimseleri ki ve onlar binlerce ‘kişi’, ölüm korkusuyla kendi yurtlarından çıktılar. Bu yüzden Allâh onlara dedi ki: „Ölün.“. Sonra da onları diriltti ‘tekrar türeterek yaşama hakkı verdi’. Şüphesiz Allâh, insanlar üzerine elbette lütuf sahibidir. Ve lâkin insanların çoğu şükretmezler.

 

2:244     Ve Allâh yolunda savaşın. Ve bilin, Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:245     Kim Allâh’a iyilikle bir borç verirse, o hâlde o, kendisine arttırılır. Ve Allâh, ‘İlâhî adalet gereği rızkı’ sıkar, daraltır ve yayar, uzatır ‘genişletir’. Ve O’na döndürüleceksiniz.

 

2:246     Görmedin mi? Mûsâ’nın ardından İsrail oğullarından ileri gelenlerini. Kendi peygamberlerine demişlerdi ki: „Bizim için bir hükümdar gönder de Allâh yolunda savaşalım.“. ‘Peygamberleri’ Dedi ki: „Eğer savaş sizin üzerinize yazılırsa ‘zorunlu kılınırsa’ sizin savaşmamanızdan korkulur.“. ‘İleri gelenler’ Dediler ki: „Biz neden Allâh yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılmıştık ‘uzaklaştırılmıştık’.“. Nihayet savaş üzerlerine yazılınca aralarından pek azı hariç, hepsi dönüp ‘gittiler’. Ve Allâh, zalimleri en iyi bilendir.

 

2:247     Ve peygamberleri onlara dedi ki: „Şüphesiz Allâh, sizin için hükümdar olarak Talut’u gönderdi.“. Dediler ki: „Bizim üzerimize onun hükümdarlığı nasıl olur? Ve hükümdarlığa biz ondan daha çok hak sahibiyiz ‘lâyığız’. Ve ona maldan geniş bir imkân ‘servet’ verilmedi.“. ‘Peygamberleri’ Dedi ki: „Şüphesiz Allâh, onu sizin üzerinize seçti ve onun bilgisini ve kuvvetini artırdı.“. Ve Allâh, saltanatı, hükümdarlığı dilediği kimseye verir. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

2:248     Ve peygamberleri onlara dedi ki: „Mutlaka onun hükümdarlığının âyeti ‘alâmeti’, bir tabutun ‘ahit sandığının’ size gelmesidir. Onun içinde Rabbinizden sükûnet ve Mûsâ ailesinin ve Hârûn ailesinin bıraktığı şeylerden kalıntılar vardır, onu melekler taşıyacaklar. Muhakkak, bunda sizin için elbette âyet ‘alâmet’ vardır, eğer samimiyetle inanmışlarsanız.“.

 

2:249     Böylelikle Talut, orduyla ayrıldığında dedi ki: „Mutlaka Allâh, sizi bir nehirle imtihan edecek. Bundan sonra, kim ondan içerse, o hâlde benden değildir. Ve kim ondan içmezse, sadece eliyle bir avuç avuçlayıp içen haricinde ancak o mutlaka bendendir.“. Fakat aralarından ancak pek azı hariç, içtiler. Nihayet o ‘Talut’, ve onunla beraber inançlılar, ‘nehri’ geçtiklerinde ‘sudan rahatsızlanıp ve geride kalanlar’ dediler ki: „Bugün bizim, Calut ve onun ordusuna karşı gücümüz yok.“. O kendilerinin mutlak Allâh’a kavuşacak olduklarını ümit edenler dediler ki: „Nice az topluluk, Allâh’ın izniyle ‘sayıca’ çok topluluğa galip gelmiştir. Ve Allâh, sabredenlerle beraberdir.“.

 

2:250     Ve Calut ve onun ordusunun karşısına çıktıklarında dediler ki: „Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sağlamlaştır ve inkârcı toplum üzerine bize yardım et.“.

 

2:251     Nihayet Allâh’ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar. Ve Dâvûd, Calut’u öldürdü. Ve Allâh ona saltanat, hükümdarlık ve idrak yeteneği verdi ve ona dilediği şeylerden öğretti. Ve Allâh’ın, insanlardan birilerinin birileriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzünde elbette bozgun çıkardı. Lâkin Allâh, var olan her şeyin üzerine lütuf sahibidir.

 

2:252     Bunlar Allâh’ın âyetleridir ‘hakikat bilgisidir’, onu sana, gerçekleriyle aktarıp açıklıyoruz. Ve muhakkak sen, elbette gönderilen elçilerdensin.

 

2:253     Bunlar elçiler ki, Biz, onların bazılarını bazılarından üstün kıldık. Allâh, onlardan kimileriyle konuştu ve kimini de derecelerle yükseltti. Ve Biz, Meryem’in oğlu Îsâ’ya açık deliller verdik. Ve onu Ruh’ûl Kudüs’le ‘Cebrâîl a.s. ile’ destekledik. Ve eğer Allâh dileseydi, onların ardından gelenler, kendilerine açık deliller gelmesinin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin ayrılığa düştüler, bu yüzden aralarından kimileri samimiyetle inandı ve onlardan kimileri de ‘hakikati’ inkâr etti. Ve eğer Allâh dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin Allâh, dilediği şeyi yapar.

 

2:254     Ey samimiyetle inananlar! İçinde ne bir alışverişin ne bir dostluğun ve ne de bir şefaatin bulunmadığı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan hayırseverlik edin. Ve ‘hakikati’ örtenler, onlar zalimlerdir.

 

2:255     Allâh ki, O’ndan başka İlâh yoktur. O, ebedî ve evveli diridir, var olan her şeyin kaynağı ve dayanağıdır. O’nu ne uyuklama ve ne de uyku hâli almaz. Göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler Onun’dur. O’nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olan şeyleri ‘geçmiş ve geleceklerini’ bilir. Ve O’nun ilminden, O’nun dilediğinden başka ‘bir şeyi’ kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeryüzünü kapsamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek kendisine zor gelmez. O, kudretli, yücedir, ölçüsüz büyüktür.

 

2:256     Dînde ‘İlâhi esaslarda’ zorlama yoktur. Olgunluk, sapkınlıktan ayrılıp, açıkça belli olmuştur. Artık kim, tâğut’u ‘Allâh’a sırt çeviren herkesi’ inkâr eder ve Allâh’a samimiyetle inanırsa, o hâlde o, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa tutunmuştur. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

2:257     Allâh, samimiyetle inanmışlara samimi dost, işlerini yoluna koyan, lütfedendir. Onları karanlıklardan ‘bilgisizlikten’ aydınlığa ‘İlâhi esasları görmeye’ çıkarır. Ve ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışların’ dostları ise tâğut’tur ‘Allâh’a sırt çeviren herkestir’, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateş ahalisidir, onlar onun içinde kalıcılardır.

 

2:258     Görmedin mi? O kimse ki, Allâh’ın kendisine saltanat, hükümdarlık vermesi sebebiyle ‘kibirlenip’ Rabbi hakkında İbrâhîm’le tartıştı. İbrâhîm demişti ki: „Benim Rabbim ki, diriltir ve öldürür.“. ‘O’ Dedi ki: „Ben de diriltir ve öldürürüm.“. İbrâhîm dedi ki: „Şüphesiz ancak Allâh, Güneş’i doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir.“. Bu yüzden inkâr eden kimse şaşırıp kaldı. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez zalimler toplumunu.

 

2:259     Veya çatıları üzerine çökmüş bir şehre uğrayan kimsenin, „Allâh bu ‘şehri’ ölümünden sonra nasıl diriltecek ki?“ demesi gibi. Bunun üzerine Allâh, onu yüz yıl süreliğine öldürdü. Sonra da ‘ruhunu geri’ gönderdi. ‘Ona’ Dedi ki: „Ne kadar kaldın?“. ‘O’ Dedi ki: „Bir gün veya günün bir kısmı kadar.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Aksine, yüz yıl kaldın. Haydi, yiyecek ve içeceğine bak bozulup kokuşmadı. Ve merkebine bak. Ve ‘bu’ seni insanlara bir âyet ‘alâmet’ kılmamız içindir. Ve kemiklere bak. Onları nasıl inşa ediyoruz, sonra ona et giydiriyoruz.“. Artık ona açıkça belli olunca dedi ki: „Biliyorum, Allâh’ın, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetiren olduğunu.“.

 

2:260     Ve İbrâhîm demişti ki: „Rabbim! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „Ve inanmıyor musun?“. ‘İbrâhîm a.s.’: „Aksine!“ dedi. „Ve lâkin kalbimin tatmin olması için.“. ‘Allâhü Teâlâ’ Dedi ki: „O hâlde kuşlardan dört tane tut sonra onları kendine alıştır, her dağın ‘tepenin’ üzerine onlardan birer parçayı koy, sonra da onları çağır. Sana koşarak ‘süratle uçarak’ gelirler. ‘Ben çağırdığımda işte bunun gibi gelirsiniz e istinaden’. Ve bil, Allâh’ın, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmeden olduğunu.“.

 

2:261     Mallarını Allâh yolunda bağış yapanların misali, yedi başak yetiştiren bir tohum misaline benzer ki, her başakta yüz tohum vardır. Ve Allâh, dilediği ‘isteyen’ kimseye ‘rızkını’ arttırır. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

2:262     O kimseler ki, mallarını Allâh yolunda bağış yaparlar, sonra verdikleri şeyi minnete uğratmazlar ‘başa kakmazlar’ ve onlara eziyet etmezler ‘gönül incitmezler’. Onların mükâfatları Rableri katındadır ve onlara ‘azaba karşı’ korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:263     Güzel bir söz ve bağış yapmak, ardından eziyet gelen ‘gönül inciten’ bir sadakadan hayırlıdır. Ve Allâh hiçbir şeye muhtaç olmayandır, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır.

 

2:264     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a ve âhiret gününe inanmayarak, malını insanlara gösteriş için bağış yapan kimse gibi, sadakalarınızı minnetle ‘başa kakarak’ ve eziyetle ‘gönül inciterek’ asılsız kılmayın. İşte onun misali, üzerinde toprak olan sert bir kaya misali ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince, böylelikle onu sert bir kaya hâlinde bırakması gibidir. Onlar kazandıklarından ‘sevaplarından’ bir şey elde edemezler. Ve Allâh, ‘inkâra şartlanmaları sebebiyle’ yönlendirmez nankörler toplumunu.

 

2:265     Allâh’ın rızasını isteyerek ve benliklerinde sağlamlaştırarak ‘gönülden’ mallarından hayırseverlik edenlerin misali, verimli bir tepe üzerinde olan bahçenin misaline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince, böylelikle ürününü iki kat verir. Öyle ki şiddetli bir yağmur ona isabet etmese, çiselese bile. Ve Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

2:266     Sizden biriniz ister mi ki, onun altlarından ırmaklar akan hurmalık ve üzümlerden bir bahçesi olsun, orada her türlü mahsuller olsun ve ona yaşlılık isabet etsin ve onun zayıf ‘küçük’ evlatları olsun. Sonra da ona ‘bahçeye’, içinde ateş olan ‘yıldırımlı’ bir kasırga isabet etsin, bu yüzden onu yaksın. İşte böyle açıklıyor Allâh, size âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Umulur ki, böylelikle inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:267     Ey samimiyetle inananlar! Kazandıklarınız şeylerden ve yerden sizin için çıkardığımız şeylerden temiz ‘helâl, izin verilen yiyeceklerden’ bağış yapın. Ve sakın onun pisinden ‘haram, yasaklanan, kötü olanından’ ve kendiniz için gözü kapalı almayacağınızdan başkasını bağış yapmaya kalkışmayın. Ve bilin, Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmadığını, yüceltilmeye, övgüye lâyık olduğunu.

 

2:268     Şeytan size fakirlik vadediyor ‘bağışa engel olup, sevabı önlüyor’ ve size çirkin işleri emreder ‘kolay kazançla günaha teşvik ediyor’. Ve Allâh ise, size Kendisinden bağışlama ve lütuf vadediyor. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütfu geniş, en iyi bilendir.

 

2:269     ‘Allâhü Teâlâ’, İdrak yeteneğini dilediği ‘isteyen’ kimseye verir. Ve kime idrak yeteneği verilmişse, o hâlde ona çok hayır verilmiştir. Ve aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinden başkası hatırda tutmaz.

 

2:270     Ve nafakadan ‘Allâhü Teâlâ’nın yolunda’ ne bağış yaptıysanız veya adaktan ne adaysanız, o hâlde mutlaka, Allâh onu bilir. Ve yoktur zalimler için, ‘azaba karşı’ yardımcı.

 

2:271     Eğer sadakaları açıktan verirseniz, işte o ne iyi. Ve eğer o ‘sadakaları’ gizleyerek ve ‘böyle’ fakirlere verirseniz, o hâlde o, sizin için hayırlıdır. Ve ‘Allâhü Teâlâ’ fenalıklarınızdan ‘günahlarınızdan, bir kısmını’ örter. Ve Allâh, yaptığınız şeylerden haberdar olan, üstün bilgi sahibidir.

 

2:272     Onların yönlendirilmeleri senin üzerine değildir. Ve lâkin Allâh, dilediği ‘isteyen’ kimseyi yönlendirir. Ve hayır olarak ne bağış yaptıysanız, işte o kendi benliğiniz içindir. Siz sadece Allâh’ın yüzünü isteyerek ‘rızası için’ bağış yaparsınız. Ve hayır olarak ne bağış yaptıysanız, size fazlasıyla verilir ve haksızlık edilmezsiniz.

 

2:273     ‘Sadakalarınız’, kendilerini Allâh yoluna adayan, yeryüzünde ‘geçimlik için’ dolaşmaya gücü yetmeyen fakirler içindir. Onların durumlarını bilmeyen, onları iffetlerinden ‘ahlâklarından’ zengin zanneder. Onları sen, yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Ve hayır olarak ne bağış yaptıysanız, o hâlde şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir.

 

2:274     O kimseler ki, mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık bağış yaparlar. Artık onların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara ‘azaba karşı’ korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:275     O kimseler ki, faiz yerler. İllâki şeytan çarpmasından hırpalanmış bir kimsenin kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka ‘bir biçim’ kalkmazlar. İşte bu, onların: „Alışveriş de ancak faiz gibidir.“. diyor olmalarındandır. Ve Allâh, alışverişi helâl ‘izin verilen’ ve faizi haram kılmıştır ‘yasaklamıştır’. Bundan sonra, Rabbinden kendisine nasihat gelen kimse, artık ‘faizden’ vazgeçerse, o hâlde geçmiş olan onun dur ve onun işi ‘hükmü’ Allâh’a aittir ‘kalmıştır’. Ve kim de ‘eskiye’ dönerse, o hâlde işte onlar, ateş ahalisidir ve onlar, onun içinde kalıcılardır.

 

2:276     Allâh, faizi eksiltir ‘bereketsiz kılar’ ve sadakayı arttırır ‘bereketlendirir’. Ve Allâh günahkâr, ‘hakikati’ örtmeye ‘şartlanmışların’ hiçbirini sevmez.

 

2:277     Muhakkak, o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve iyi niyet ve amaçlarla, yararlı gayretler yaptılar ve ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uyguladılar ve zekât verdiler. Onların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara ‘azaba karşı’ korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

 

2:278     Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Faizden arta kalan şeyi bırakın ve ‘henüz alınmayandan vazgeçin’. Eğer samimiyetle inanmışlarsanız.

 

2:279     Buna rağmen eğer yapmazsanız, o hâlde bilin, Allâh ve O’nun elçisinden ‘size karşı’ savaş ‘ilan olunduğunu’. Ve eğer tövbe ederseniz o hâlde ana malınız ‘sermayeniz’ sizindir. Ne haksızlık etmiş ve ne de haksızlık edilmiş olursunuz.

 

2:280     Ve eğer ‘borçlu’ zor durumdaysa, o hâlde kolaylaşıncaya kadar beklenmelidir. Ve ‘borcu’ sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

 

2:281     Ve korkun bir günden ki, onda Allâh’a döndürüleceksiniz. Sonra her benliğe kazandığı şeyler fazlasıyla verilir ve onlar haksızlık edilmezler.

 

2:282     Ey samimiyetle inananlar! Birbirinize adlandırılmış bir vadeye kadar borç verdiğinizde onu yazın. Aranızda bir yazıcı onu adaletle yazsın. Ve yazıcı, Allâh’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, öylece yazsın. Ve üzerinde hak bulunan ‘borçlu’ da yazdırsın. Ve Rabbi, Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunup, ‘azabından’ korkup, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınsın ve ondan bir şey eksiltmesin. Ancak üzerinde hak olan kimse ‘borçlu’, akıl erdirmekten yoksun veya zayıf ‘küçük’ veya söyleyip yazdıramıyorsa velisi onu adaletle yazdırsın. Ve erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. Fakat eğer iki erkek bulunamıyorsa, o hâlde şahitlerden razı olacağınız bir erkek ve iki kadını tutun ki ikisinden biri şaşırırsa o hâlde diğeri ona hatırlatır. Ve şahitler çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Ve borç büyük olsun, küçük olsun vadesine kadar onu yazmaktan usanmayın. Ve işte bu, Allâh katında en adil ve şahitlik için en sağlam, şüphe etmemeniz için en yakın olandır. Kendi aranızda devretmeye hazır olan bir ticaret ‘bunun’ haricinde o zaman yazmamanızda sizin üzerinize vebal yoktur. Ve alım-satım yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazıcıya ve şahitlere bir mağduriyet verilmesin. Ve eğer bunu yaparsanız, o hâlde o mutlaka sizin için yoldan çıkmak olur. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve Allâh size öğretiyor. Ve Allâh, en iyi bilendir.

 

2:283     Ve eğer siz, yolculuktaysanız ve bir yazıcı da bulamazsanız, o hâlde alınmış rehinler ‘yeter’, birbirinizden emin olduğunuzda, ‘rehin alınmayıp itimat edildiğinde’ o hâlde güven duyulan kişi onun emanetini ödesin. Ve Rabbi, Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Ve şahitliği de gizlemeyin. Ve kim onu gizlerse, o hâlde mutlaka onun kalbi günahkârdır. Allâh yaptığınız şeyleri en iyi bilendir.

 

2:284     Allâh’ındır göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler. Ve eğer içinizde olanı açıklasanız veya onu gizleseniz de Allâh, sizi onunla hesaba çeker. Artık dilediği ‘isteyen’ kimseyi bağışlar ve dilediği ‘istemeyen’ kimseye de azap eder. Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

2:285     Elçi, Rabbinden kendisine indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’ samimiyetle inandı ve samimiyetle inanmışlar da. Hepsi Allâh’a ve O’nun meleklerine ve O’nun kitaplarına ‘hakikat bilgisine’ ve O’nun elçilerine samimiyetle inandılar. Ve dediler ki: „Biz, O’nun elçileri arasından ‘hiç’ birini, diğerinden ayırmayız. İşittik ve itaat ettik ‘4:80’. Ve Rabbimiz! Senin bağışlamanı ‘dileriz’. Ve Sana’dır varış.“.

 

2:286     Allâh, ‘Hiçbir’ canı gücünün yettiği haricinde sorumlu tutmaz. Kazandığı şeyler ‘sevaplar’ onundur ve yüklendiği kazançta ‘günahlarda’ onundur. „Rabbimiz! Eğer unuttuysak veya hata yaptıysak bizi sorgulama. Ve Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme ‘güç yetiremeyeceğimiz şeyde sabır, yetirebildiğimizde güç ver’. Ve bizi affet ve bağışla ve bize şefkat et, ‘imkânlar’ lütfet, bizi bağışla. Sen bizim sahibimiz, koruyucumuzsun. Artık inkârcılar toplumu üzerine bize yardım et.“.