8. ENFÂL:

 

‘Rahmetinden kovulan’, taşlanmış şeytanın ‘şerrinden’, Allâh’a sığınırım. ‘16:98’

Sonsuz şefkatle merhamet eden, inançlıları esirgeyen, bahşeden Allâh’ın adıyla…

 

‘Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’.

 

 

8:1          ‘Yâ Muhammed!’, Sana ganimetlerden sorarlar, de ki: „Ganimetler ‘hususunda hüküm’, Allâh’ın ve elçisinindir.“. O hâlde, Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının ve aranızdaki durumu düzeltin. Ve Allâh’a itaat edin ve O’nun elçisine de eğer samimiyetle inanmışlarsanız.

 

8:2          Ancak samimiyetle inanmışlar o kimseler ki, Allâh’ı hatırladıklarında kalpleri ürperir. Ve okunduğunda onlara, O’nun âyetleri ‘hakikat bilgisi’, onların inançlarını arttırır ve Rablerine itimat ederler.

 

8:3          O kimseler ki, ibadeti ‘namazı’ titizlikle, gereğince uygularlar ve rızık olarak verdiğimiz şeylerden hayırseverlik ederler.

 

8:4          İşte onlar, gerçek, samimiyetle inananlardır. Onların Rableri katında dereceleri vardır. Ve onlar içindir bağışlanma ve hoşgörü, karşılıksız bolca ikram ‘edilen’ rızık.

 

8:5          ‘Ganimetlerin bölüşümü sırasında karşılaştığın bu hoşnutsuzluk’, Rabbinin seni adalet gereğince, ‘Bedir savaşına’ evinden çıkardığında ‘kervan için çıkıp, savaş emriyle karşılaştıklarında’ ve doğrusu inançlılardan bir kısmının isteksizlikleri ‘gibidir’.

 

8:6          Seninle tartışıyorlar uygun olanı, o şey ‘savaş gerekliliği’, açıkça belli olmuşken. Ve onlar sanki baka baka ölüme sürülüyorlar.

 

8:7          Ve Allâh size vadediyordu, iki gruptan ‘silahsız kervan ve Kureyş ordusundan’ birinin sizin olmasını. Ve arzuluyordunuz ki, silahsız olanın ‘kervanın’ sizin olmasını. Ve Allâh diler ki, O’nun sözüyle ‘hükümleriyle’ adalet gerçekleşsin ve hakikat inkârcıları ‘neslinin’ arkası kesilsin.

 

8:8          Lâyık olanın gerçekleşmesi için ve asılsızın boşa çıkması. Ve suçlular ‘günahkârlar bundan’ hoşlanmasa da.

 

8:9          Yardım istediğinizde Rabbinizden, bunun üzerine size icabet etti: „Mutlaka Ben, peş peşe gelen meleklerden, bini ile size imdada. ‘Yetişenim’ „.

 

8:10       Ve Allâh, onu, sizin için müjde olması ve bununla kalplerinizin yatışmasından başka ‘bir şey’ için yapmadı. Ve yardım olmaz ki, illâki Allâh katından ‘olmasın’. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

8:11       O’nun ‘Allâhü Teâlâ’ tarafından, emin olmanız ‘korkunuzun yatışması’ için sizi uyuklama hâli bürüyordu. Ve üzerinize gökten su indiriyordu ki, onunla temizlenin ve giderilsin sizden şeytanın murdarlığı ve ‘Kendine’ bağlasın kalplerinizi ve sağlamlaştırsın onunla ayaklarınızı.

 

8:12       Vahyetmişti Rabbin meleklere: „Şüphesiz, Ben, sizlerle beraberim. Haydi, cesaretlendirin inançlı kimseleri. Hakikati inkâra şartlanmış kimselerin kalplerine korku salacağım. Haydi, boğazlarının üstüne vurun ve vurun onların parmaklarının hepsine.“.

 

8:13       İşte bu ‘azap’, onların, Allâh’a karşı geliyor olmalarından ve O’nun elçisine de. Ve kim, Allâh’a karşı gelirse ve O’nun elçisine de o hâlde şüphesiz, Allâh’ın cezası şiddetlidir.

 

8:14       İşte bu ‘Allâhü Teâlâ’nın azabı’ artık onu tadın. Ve hakikati inkâra şartlanmış olanlaradır ateş azabı.

 

8:15       Ey samimiyetle inananlar! Hakikati inkâra şartlanmış kimselerle topluca karşılaştığınızda, hemen onlara arkanızı dönmeyin ‘savaştan kaçmayın’.

 

8:16       Ve kim, izin günü ‘Allâhü Teâlâ’nın izniyle gerçekleşen gün’ onlara arkasını dönerse ki, savaş için tekrar dönmek için veya bir topluluğa ‘birliğe’ katılmak üzere dönmesi başka. Artık ‘o’ Allâh’tan öfkeye uğramıştır. Ve onun barınağı cehennemdir ve ne kötü varış yeridir ‘o’.

 

8:17       Ancak, ‘kaderleri gereği’ onları siz öldürmediniz ve lâkin onları Allâh öldürdü. Ve ‘oku’ attığında sen atmadın ve lâkin Allâh attı. Ve inançlıları ‘zafer ve ganimetle’ imtihan etmek için O’ndan ‘Kendinden, inkâra şartlanmışlara’, iyi bir belâ ‘verdi’. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

8:18       İşte böyle ve mutlaka Allâh, inkâra şartlanmışların hilesini alçaltandır ‘boşa çıkarandır’.

 

8:19       ‘Ey inkâra şartlanmışlar!’, Eğer zafer istiyorsanız, böylelikle size zafer gelmiştir ‘yenelim derken yenildiniz’. Ve eğer ‘elçiye direnmekten’ vazgeçerseniz, artık o, sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer ‘savaşa, inkâra’ dönerseniz, Biz de döneriz. Ve topluluğunuz ‘sayıca’ çok olsa bile size ‘hiç’ bir şey, bir varlık sağlamaz. Ve Şüphesiz Allâh, samimiyetle inanmışlarla beraberdir.

 

8:20       Ey samimiyetle inananlar! Allâh’a itaat edin ve O’nun elçisine de. Ve siz, ‘hakikat bilgisi ve hükümlerini’ işitiyorken, ondan ‘eskiye’ dönmeyin.

 

8:21       Ve siz, o kimseler gibi olmayın. Ki, ‘idrak etmek istemedikleri hâlde’ dediler ki: „İşittik.“. Ve onlar işitmezler ‘idrak etmezler’.

 

8:22       Şüphesiz, Allâh katında, hareket eden mahlûkların en şerlisi ‘anlamak istemedikleri sebebiyle’, sağır, dilsiz, akıl etmeyen kimselerdir.

 

8:23       Ve eğer Allâh, onlarda hayır olduğunu bilse, elbette onlara işittirirdi ‘idrak ettirirdi’. Ve eğer onlara işittirse bile, ‘onlar’ mutlaka dönüp giderlerdi ve onlar kaçınanlardır.

 

8:24       Ey samimiyetle inananlar! İcabet edin, Allâh’a ve elçiye, sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiğinde. Ve bilin, ‘ancak’ Allâh’ın kişi ve onun kalbi arasına giriyor olduğunu ve O’nun huzurunda toplanacak olduğunuzu.

 

8:25       Ve ‘günahlardan’ korunun, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. ‘Öyle bir’ Fitneden ‘zarardan, sakının ki’, sadece sizden ‘aranızdan, günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ eziyet eden o kimselere isabet etmekle kalmaz. Ve bilin, Allâh’ın cezasının şiddetli olduğunu.

 

8:26       Ve hatırlayın ki, siz yeryüzünde ‘Mekke’de’ az, aciz bırakılanlardınız, insanların sizi kuşatmasından korkuyordunuz. Bu yüzden ‘Allâhü Teâlâ’ sizi ‘Medîne’de’ barındırdı ve sizi yardımı ile destekledi ve size temiz ‘helâl, izin verilen’ rızıklar verdi. Umulur ki, böylelikle şükredersiniz.

 

8:27       Ey samimiyetle inananlar! İhanet etmeyin, Allâh’a ve elçiye ve emanetlerinize, bildiğiniz hâlde ihanet eder misiniz?

 

8:28       Ve bilin, mallarınız ve evlatlarınız, ‘sizin için’ ancak bir fitnedir ‘zarar vesilesidir’. Ve ‘ancak’ Allâh, O’nun katında büyük mükâfatı olandır.

 

8:29       Ey samimiyetle inananlar! Eğer ‘günahlardan’ korunur, Allâh’tan korkar, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınırsanız, size, gerçeği, asılsızdan ayırma kavrayışı verir. Ve sizden fenalıklarınızı bağışlar. Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir.

 

8:30       ‘Yâ Muhammed!’, Ve kurnazca düzen kuruyorlardı, o inkâr eden kimseler sana, seni tutuklamak veya öldürmek veya ‘Mekke’den’ sürgün etmek için. Ve ‘onlar’ kurnazca düzen kurarlarken ve Allâh’ta ‘onlara’ kurnazca düzen kurar ‘yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturur’. Ve Allâh, kurnazca düzen kuranların en hayırlısıdır.

 

8:31       Ve âyetlerimiz ‘Kur’ân’ onlara okunduğunda, dediler ki: „Biz işittik. Eğer dileseydik, bunun gibisini elbette biz de söyleriz. Bu ‘Kur’ân’ ise, illâki evvelkilerin masallarından başka ‘bir şey’ değildir.“.

 

8:32       Ve onlar demişlerdi ki: „Allâh’ım, eğer bu ‘Kur’ân’, o gerçekten Senin katından ise, haydi üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem azabı getir.“.

 

8:33       Ve Allâh, onlara azap edecek değildir ve sen onların arasındayken. Ve Allâh, onlara azap edecek değildir ve onlar bağışlama dilerlerken.

 

8:34       Ve neden onlara azap etmesin Allâh? Ve onlar, Mescid-i Haram’dan ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneden, inançlıları ziyaretten’ alıkoyarlarken ve onlar, onun ‘oranın’ dostları ‘koruyucuları’ olmadıkları hâlde. Onun ‘oranın’ dostları ‘koruyucuları’ ancak ‘günahlardan’ korunan, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkan, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınanlardır. Ve lakin onların çoğu bilmezler ‘idrak edemezler’.

 

8:35       Ve ibadetleri Beyt’in ‘hürmetli, yasakların uygulandığı ev, Kâbe’nin’ yanında ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka ‘bir şey’ olmadı. O hâlde, inkâr ettiğiniz şeyler sebebiyle azabı tadın.

 

8:36       Şüphesiz, o kimseler ki, hakikati inkâra şartlanmışlardır. Allâh yolundan alıkoymak için mallarını bağışlarlar. Öyle ki, onu ‘mallarını daha da’, bağışlarlar sonra ‘bu’ onlara hasret ‘pişmanlık duygusu’ olacak. Sonra da onlar mağlup olacaklar ve hakikati inkâra şartlanmış o kimseler, cehenneme sürülecekler.

 

8:37       Allâh’ın ‘buna müsaadesi’ pisi ‘kötüyü, hakikat inkârcılarını’ temiz olandan ‘samimiyetle inanmışlardan’ ayırması ve pisi ‘kötü, inkârcıları’ birbirleri üzerine nihayet yığarak, böylelikle onu cehennemde oluşturması içindir. İşte onlar… Onlar hüsrana uğrayanlardır.

 

8:38       ‘Yâ Muhammed!’, Hakikati inkâra şartlanmış kimselere de ki: „Eğer ‘inkâr ve düşmanlıktan’ vazgeçerseniz, geçmişte olan şeyler bağışlanır. Ve eğer ‘eskiye’ dönerlerse, öyleyse evvelkilerin sünneti ‘uygulanan İlâhî hüküm’ kesinleşir.“.

 

8:39       Ve fitne ‘sapma’ kalmayıncaya ve dîn ‘İlâhi esaslar’ tümüyle Allâh için oluncaya kadar onlarla savaşın. Ancak, onlar ‘hakikati inkârdan’ vazgeçerlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

8:40       Ve eğer ‘Allâhü Teâlâ’ya teslimden’ dönüp giderlerse, o hâlde bilin, Allâh’ın, sizin sahibiniz, koruyucunuz olduğunu. ‘O’ Ne güzel sahip, koruyucudur ve ne güzel yardım edendir.

 

8:41       Ve ganimetten bir şey aldığınızda, ‘onun’ ancak Allâh’ın olduğunu bilin. Ve onun beşte biri elçinin ve yakınlarının ve yetimlerin ve yoksulların ve yolda kalmışlarındır. Eğer Allâh’a ve iki ordunun karşılaştığı, gerçeği, asılsızdan ayıran gün ‘Bedir savaşında, meleklerin yardımına’ ve kulumuza indirdiğimiz şeye ‘Kur’ân’a’ inandıysanız. Ve Allâh, her şey üzerinde, dilediğini yapmaya, yaratmaya güç yetirendir.

 

8:42       ‘Bedir savaşında’, Siz vadinin yakın kenarında ‘Medîne tarafında, susuz, kumluk alanda, savaşa elverişsiz konumda’ ve onlar vadinin uzak kenarında ‘Mekke tarafında, daha elverişli bir konumda’ idiler. Ve kervan ‘Kureyşlilerin süvarileri, aleyhinize olarak sahil tarafında’ sizden daha aşağıdaydı. Ve eğer ‘onlarla savaşmak için’ sözleşseydiniz, yer ve zaman hususunda mutlaka anlaşmazlığa düşerdiniz. Ve lâkin yapılması gerekli olan işin ‘hükmün’ yapılması için. Allâh’ın ‘bunu’ gerçekleştirmesi ‘sizi onlarla bu ortamda karşı karşıya getirdi ki’, yıkıma uğratılan kişinin açık bir delille ‘daha uygun koşullarda, kalabalık olmalarına rağmen mağlup olarak’ yok edilmeleri ve yaşayan kişinin de açık bir delille ‘daha zorlu şartlara rağmen, Allâh’ın yardımı ile galip geldiklerini görerek’ yaşaması ‘için’. Ve Şüphesiz Allâh, mutlaka işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

8:43       ‘Yâ Muhammed!’, Allâh sana uykunda onları az gösteriyordu. Ve eğer sana onları çok gösterseydi, mutlaka yılgınlığa düşer ve elbette emir ‘hüküm’ hakkında ‘birbirinizle’ çekişirdiniz. Ve lâkin Allâh, sizi esenliğe çıkardı. Şüphesiz Allâh, göğüslerde ‘gönüllerde’ olanı en iyi bilendir.

 

8:44       Ve karşılaştığınızda onları sizin gözlerinizde az gösteriyordu ve onların gözlerinde de sizi azaltıyordu. Yapılması gerekli olan Allâh’ın emrinin ‘hükmünün’ yapılması, gerçekleşmesi için. Ve buyruklar ‘Allâhü Teâlâ’nın emriyle oluşan her şey’, Allâh’a döndürülür.

 

 

8:45       Ey samimiyetle inananlar! Bir toplulukla karşı karşıya geldiğinizde artık kararlı olun ve Allâh’ı çok hatırlayın. Umulur ki, böylelikle kurtuluşa erersiniz.

 

8:46       Ve Allâh’a itaat edin ve O’nun elçisine de. Ve ‘Birbirinizle’ Çekişmeyin, böylelikle ‘birliğiniz elden gider’ korkuya kapılırsınız ve rüzgârınız ‘tesiriniz’ gider. ‘8:65-66’ Ve sabredin. Şüphesiz Allâh, sabredenlerle beraberdir.

 

8:47       Ve siz, yurtlarından kibirle ve insanlara gösteriş yaparak çıkan kimseler ‘Kureyşliler’ ve Allâh yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Ve Allâh, yaptıkları şeyleri kuşatandır.

 

8:48       Ve şeytan, onlara gayretlerini süsledi ‘güzel gösterdi’ ve dedi ki: „Bugün insanlardan, size galip gelecek yoktur ‘korkmayın’. Ve muhakkak ben, size müttefikim. ‘Arkanızdayım’ „. Ne var ki, iki topluluk ‘birbirini’ görünce, arkasına dönüp iki topuğu üzerinde kaçtı. Ve dedi ki: „Ben, sizden ilişkisizim. Gerçekten, ben sizin görmediğiniz şeyleri ‘yardıma gelen melekleri’ görüyorum. Doğrusu ben, korkarım Allâh’tan.“. Ve Allâh’ın cezası şiddetlidir.

 

8:49       İkiyüzlülük yapanlar ve kalplerinde hastalık ‘şüphe, inkâr’ bulunan kimseler ‘kendilerinden çok üstün bir ordu ile savaşa kalkışanlar için’ derler ki: „Bunları, kendilerinin dîni ‘İlâhi esasları’ aldattı.“. Ve kim, Allâh’a itimat ederse, o hâlde şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

8:50       ‘Yâ Muhammed!’, Ve görseydin, hakikati inkâra şartlanmış kimseleri, vefat ettirirlerken melekler. Vururlar yüzlerine ve arkalarına ve ‘derler ki’: „Ve tadın ‘âhirette’ yakıcı azabı.“.

 

8:51       İşte bu ‘azap’, ellerinizle sunduğunuz şeyler ‘günahlar’ sebebiyledir. Ve gerçekten Allâh, kullara eziyet edici olduğundan değil.

 

8:52       ‘Bedirde savaşan Kureyşlilerin hâli’, Firavun ailesi ‘hanedanı’ gibidir. Ve o kimseler ki, onlardan önce inkâr ettiler Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Bunun üzerine Allâh, onları günahları sebebiyle aldı ‘kıstırdı’. Şüphesiz Allâh, kudret ve güç sahibi, kendisine güç yetirilemeyendir, azabı şiddetlidir.

 

8:53       Bunun sebebi, Allâh değiştirici değildir bir toplum üzerine lütuf olarak verdiği imkânı. Onlar kendilerindeki şeyi ‘gidişatı’ değiştirinceye kadar ‘değiştirmedikçe’. Ve şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

8:54       ‘Bedirde savaşan Kureyşlilerin hâli’, Firavun ailesi ‘hanedanı’ gibidir. Ve o kimseler ki, onlardan önce yalanladılar Rablerinin âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Bunun üzerine onları helâk ettik, günahları sebebiyle. Ve ‘suda’ boğduk Firavun ailesini ‘hanedanını’. Ve ‘onların’ hepsi zalimler oldular.

 

8:55       Şüphesiz, Allâh katında, hareket eden mahlûkların en şerlisi ‘anlamak istemedikleri sebebiyle’, hakikati inkâra şartlanmışlar kimselerdir. Artık onlar inanmazlar.

 

8:56       Onlardan taahhüt aldığın kimseler, sonra taahhütlerini her defasında bozarlar. Ve onlar, ‘günahlardan’ korunmaz, ‘Allâhü Teâlâ’nın azabından’ korkmaz, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakınmazlar.

 

8:57       Bu yüzden onları savaşta yakaladığında, artık onları öyle korkut ki, onların arkasındaki kişiler böylelikle düşünüp değerlendirsinler.

 

8:58       Ve ancak bir toplumun ‘sözleşmelerine’ ihanetinden kesinlikle korkarsan, denklik üzere sözleşmelerini at ‘feshet’. Şüphesiz Allâh, hainleri sevmez.

 

8:59       Ve sakın zannetmesinler, hakikati inkâra şartlanmış o kimseler, kaçıp kurtuldular. Şüphesiz onlar, ‘hükmün yerine getirilmesinde, Allâh’ı’ aciz bırakamazlar.

 

8:60       Ve hazırlayın onlar için gücünüzün yettiği her kuvvetten ve bağlanan ‘savaş için beslenen’ atlardan. Onunla, Allâh’ın düşmanlarını ve sizin düşmanlarınızı ve onlardan başka diğerlerini korkutasınız. ‘Ki’, Siz onları ‘düşmanları’ bilmezsiniz, Allâh onları bilir. Ve Allâh yolunda bir şeyden ne bağış ederseniz, size fazlasıyla verilir ve siz haksızlık edilmezsiniz.

 

8:61       Ve eğer teslime ‘barışa’ eğilim gösterirlerse ‘sen de’ buna yanaş. Ve Allâh’a itimat et. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir, en iyi bilendir.

 

8:62       Ve eğer ‘barış yanlısı gözükerek’ seni kandırmak isterlerse, o hâlde, şüphesiz sana yeter Allâh. O ‘Allâhü Teâlâ’, O ki, seni destekleyendir yardımıyla ve samimiyetle inanmışları da.

 

8:63       Ve ‘sevgiyle’ kaynaştırdı onların ‘samimiyetle inanmışların’ kalplerinin arasını. Eğer yeryüzündeki şeylerin hepsini ‘senin olsaydı da’ bağışlasaydın, kaynaştıramazdın onların kalplerinin arasını. Ve lâkin Allâh, onların arasını kaynaştırdı. Şüphesiz O ‘Allâhü Teâlâ’, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

8:64       Yâ Peygamber! Sana yeter Allâh ve samimiyetle inanmışlardan sana uyanlar.

 

8:65       Yâ Peygamber! Samimiyetle inanmışları savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı olan 20 ‘kişi’ olursa, 200 ‘kişiye’ galip gelir. Ve eğer sizden 100 ‘kişi olursa’, hakikati inkâra şartlanmış kimselerden 1000 kişiye galip gelir. ‘Bu’ Onların idrak edemeyen bir toplum oldukları sebebiyledir.

 

8:66       Şimdi Allâh, sizden ‘yükünüzü’ hafifletti ve bildi sizde zayıflık olduğunu. O hâlde, eğer sizden sabreden 100 ‘kişi’ olursa, 200 ‘kişiye’ galip gelir ve eğer sizden 1000 ‘kişi’ olursa, Allâh’ın izniyle 2000 ‘kişiye’ galip gelir. Ve Allâh, sabredenlerle beraberdir.

 

8:67       Bir peygamber için yeryüzünde kesin zafer kazanıncaya kadar onun esirlerinin olması ‘ve ondan fidye alması’ olamaz. Siz, dünya malını istiyorsunuz ve Allâh, ‘sizin için’ âhireti diliyor. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

8:68       Eğer ‘Levh-i Mahfûz’da, Allâh’ın bilgisinin tespit edilmiş var olan her şeyin kitabında’ yazılmış olmasaydı, Allâh tarafından önceden ‘izin verilmeseydi’, sizin almış olduğunuz şeyler ‘esirlere bedel olarak alınan fidye’ hakkında mutlaka size büyük azap dokunurdu.

 

8:69       O hâlde, ganimet olarak aldığınız şeylerden helâl ‘izin verilen’, temiz olarak yiyin. Ve Allâh’a karşı ‘günahlardan’ korunun, ‘azabından’ korkun, ‘buyruklarına’ karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.

 

8:70       Yâ Peygamber! Esirlerden elinizin altındaki kimselere de ki: „Eğer Allâh bilirse ki, kalplerinizde vardır hayır ‘Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu şeyler’, sizden alınan şeylerden daha hayırlısı size verilir ve sizi bağışlar. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır, inançlıları esirgeyen, bahşedendir.“.

 

8:71       Ve eğer ‘esirler’, sana ihanet etmek isterlerse, ne var ki daha önce de Allâh’a ihanet etmişlerdi. Oysaki onlardan ‘onlara karşı, sana’ imkânlar verdi. Ve Allâh en iyi bilendir, her şeyi yerli yerince yapan, adaletle hükmedendir.

 

8:72       Şüphesiz, o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve hicret ‘göç’ ettiler ve cihat ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verdiler’, mallarıyla ve canlarıyla, Allâh yolunda. Ve o kimseler ki, barındırdılar ve yardım ettiler. İşte onlar… Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Ve inançlı ve hicret ‘göç’ etmeyen kimseler… Onlar hicret ‘göç’ edinceye kadar, onların velâyeti ‘ile ilgili’ size bir şey ‘sorumluluk’ yoktur. Ve eğer sizden yardım isterlerse dîn ‘İlâhi esaslar’ hakkında, bir toplum üzerinde sizin aranızda ve onların arasında sözleşme olması başka. O hâlde yardım ‘etmek’ üzerinize ‘yükümlülüktür’. Ve Allâh, yaptığınız şeyleri her hâliyle görendir.

 

8:73       Ve hakikati inkâra şartlanmış kimseler… Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Onu ‘birbirinize sahip çıkıp, destek olmayı’ illâki yapmazsanız, yeryüzünde fitne ‘sapma’ ve büyük bozgun olur.

 

8:74       Şüphesiz, o kimseler ki, samimiyetle inandılar ve hicret ‘göç’ ettiler ve cihat ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verdiler’, Allâh yolunda. Ve o kimseler ki, barındırdılar ve yardım ettiler. İşte onlar… Onlar gerçek samimiyetle inananlardır. Onlar içindir bağışlanma ve hoşgörü, karşılıksız ikram ‘edilen’ rızık.

 

8:75       Şüphesiz, o kimseler ki, sonradan samimiyetle inandılar ve hicret ‘göç’ ettiler ve cihat ettiler ‘kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücadelesi verdiler’, sizlerle beraber. Artık işte onlar sizdendir. Allâh’ın Kitabında ‘Levh-i Mahfûz’da, Allâh’ın bilgisinin tespit edilmiş var olan her şeyin kitabında’ kan bağı olanlar birbirlerine ‘varis olmaya’ daha yakındır. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir.