2. BAKARA:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, taşlanmış ‘bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesinden kovulmuş’ şeytanın ‘şerrinden’! >7:200, 15:34, 16:98< Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

2:1          Elif, Lâm, Mîm…

 

2:2          İşte bu kitap ‘Kur’ân-ı Kerîm’ ki, kuşku yoktur onda! Yönlendirilmedir ‘günahlardan’ korunanlara! >16:102, 17:106, 25:32, 32:2, 41:53<

 

2:3          O kimseler ki, samimiyetle inanırlar algılanamayana ve uygularlar ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaparlar.

 

2:4          ‘Yâ Muhammed!’, ve o kimseler ki, samimiyetle inanırlar sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’ ve senden önceki indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’. Ve onlar âhirete kanaatkârlardır ‘inanmışlardır’.

 

2:5          İşte onlar, Rablerinden yönlendirilme üzeredirler. Ve işte onlar ki onlar, kurtuluşa erenlerdir.

 

2:6          Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır, eşittir onları ‘kıyâmetle’ uyardın ya da onları uyarmadın; inanmazlar! >2:6, 7:146, 8:55, 10:96, 10:97, 12:103, 26:201, 28:56, 39:3, 39:49, 45:23<

 

2:7          Mühürledi Allâh, onların kalplerinin üzerini ve kulaklarının üzerini. Ve görme ‘idrak kuvveleri de’ örtülüdür (:anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir). >3:108, 6:104, 7:101, 40:35, 64:11< Ve onlaradır ‘cehennemde’ büyük azap.

 

2:8          Ve insanlardan kimileri der ki: „ Samimiyetle inandık Allâh’a ve âhir ‘son’ güne! “. Ve onlar samimiyetle inanmamışlardır.

 

2:9          ‘Zanlarınca’ Allâh’ı kandırırlar ve samimiyetle inanan kimseleri. Ve ‘aslında’ kandıramazlar benliklerinden başkasını. Ve ‘bunun’ farkında ‘bile’ değillerdir.

 

2:10       Kalplerindedir hastalık ‘şüphe, inkâr’. Bu yüzden ki arttırdı onlara Allâh, hastalıklarını. Ve onlaradır ‘cehennemde’ elem azap, yalanlıyor olmaları sebebiyle.

 

2:11       Ve denildiği zaman onlara: „ Yeryüzünde bozgun çıkarmayın! “. Derler ki: „ Bizler sadece gidişatı düzeltenleriz. “.

 

2:12       Değil mi ki, gerçekten de onlar, ki onlar, bozgun çıkaranlardır!? Ve lâkin farkında ‘bile’ olmazlar.

 

2:13       Ve denildiği zaman onlara: „ İnanın, insanların samimiyetle inandığı gibi! “. Derler ki: „ İnanalım mı? Akıl erdirmekten yoksunların inandığı gibi mi? “. Değil mi ki, gerçekten de onlar, ki onlar, akıl erdirmekten yoksunlardır!? >3:108, 6:104, 7:101, 40:35, 64:11< Ve lâkin ‘bunu’ bilmezler.

 

2:14       Ve buluştukları zaman, samimiyetle inanan kimselerle derler ki: „ Samimiyetle inandık. “. Ve baş başa kaldıkları zaman, ‘onları şaşırtan’ şeytanlarıyla, derler ki: „ Doğrusu bizler, sizlerle beraberiz. Bizler, ancak onlarla alay ediyoruz. “.

 

2:15       ‘Oysaki’ Allâh, alay eder onlarla. Ve ‘süre’ ekler onlara ki, azgınlıkları içinde ‘yaptıklarıyla keyiflenip’ bocalasınlar. >7:101, 10:11, 10:12, 39:49<

 

2:16       İşte onlar ‘ikiyüzlülük yapanlar’, o kimseler ki, alışverişleri sapkınlık ile yönlendirilme ‘karşılığındadır’. Fakat kâr getirmedi ticaretleri. Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilmiş de değillerdi.

 

2:17       Onların emsali ‘şu’ misal gibidir: Ki o, ateş yakıp böylelikle etrafındaki şeyleri ışıttığında Allâh, giderdi onların aydınlığını ve onları karanlıklar içinde bıraktı. Artık onlar ‘idrak etmek istemediği için’ görmezler.

 

2:18       ‘Onlar, idrak etmek istemedikleri için’, sağır, dilsiz ve körlerdir. Artık onlar dönmezler. >6:104, 8:23, 13:19, 17:72, 17:97<

 

2:19       Veya sağanakta gibidirler gökten ‘inen’, zifiri karanlıklar içinde ve gök gürültüsü ve şimşekli. Tıkarlar parmaklarıyla kulaklarını yıldırımlardan, ölüm korkusuyla. Ve Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları kuşatan, kavrayandır!

 

2:20       Neredeyse şimşek gözlerini alır. Her defasında ışıttığında onları, yürürler onda ‘ışığında’. Ve karanlık çöktüğü zaman üzerlerine, dikilip kalırlar. Ve eğer dileseydi Allâh, elbette giderirdi onların işitmesini de görmelerini de (:anlamak istemedikleri için, idrak kuvvelerini kilitler)! >3:108, 6:104, 7:101, 40:35, 64:11< Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir!

 

2:21       Ey insanlar! ‘Yalnızca, hizmetle, ibadetle’ Rabbinize kulluk edin! >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 15:99, 98:5< Ki O ‘Allâhû Teâlâ’, yaratandır sizleri ve sizlerden önceki kimseleri de! Ki, belki ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:22       O ‘Allâhû Teâlâ’ ki… Var edendir; sizlere yeryüzünü döşek ve göğü bina! Ve indirdi gökten su; ki, böylelikle çıkardı onunla mahsullerden sizlere rızık. Ve öyleyse uydurmayın Allâh’a denkler ve bildiğiniz ‘hâlde’!

 

2:23       Ve eğer kuşkulanıyorsanız kulumuza indirdiğimiz şeyden ‘Kur’ân-ı Kerîm’den’, haydi getirin onun benzerinden bir sûre! >16:102, 17:106, 25:32, 32:2, 41:53< Ve çağırın Allâh’tan başka şahitlerinizi de, eğer samimilerseniz! >2:23, 10:38, 11:13, 17:88, 52:34<

 

2:24       Ama eğer uygulamadıysanız ve asla uygulayamazsınız! O hâlde korunun ateşten ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır ‘lavlardır’; hazırlandı ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara.

 

2:25       ‘Yâ Muhammed!’, ve müjdele samimiyetle inanan kimseleri ve erdemli gayretler edenleri! Onlaradır mutlaka cennetler ki, akar tabanından ırmaklar. Her defasında rızıklandırıldıklarında oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla, derler ki: „ İşte bu daha önce de rızıklandırıldığımız şey. “. Ve verildi ona ‘öncekinin’ benzeri. Ve onlaradır orada ak pak eşler; ve onlar, orada süresiz kalıcılardır.

 

2:26       Şüphesiz Allâh, çekinmez vurgularla emsal şeyler vermekten! Öyle ki, dişi sivrisineği ‘ve sanat inceliğinde’, onun üstündeki şeyi ‘daha değersizini de’. Oysaki samimiyetle inanan kimseler ise bilirler onun, ‘ancak’ Rablerinden bir gerçek olduğunu. Ve ama ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler hemen derler ki: „ Ne diledi Allâh bu misalle? “. ‘Allâhû Teâlâ’ onunla birçoğunu şaşırtır ve birçoğunu da ‘ilhamla, idrak ettirerek’ yönlendirir. Ve saptırmaz onunla yoldan çıkmışlardan başkasını.

 

Sivrisineğin bulaşıcı hastalıklara yol açan virüs taşıdığı: ıkra.com

 

2:27       O kimseler ki ‘yoldan çıkmışlar’, bozarlar Allâh’ın ‘adıyla verilen’ taahhüdü, kesin sözlerinin ardından. Ve keserler Allâh’ın onunla erişmesini emrettiği şeyi (:iyiliği, sevap kazanmayı). Ve bozgun çıkarırlar yeryüzünde. İşte onlar ki onlar, hüsrandalardır.

 

2:28       Nasıl inkâr edersiniz Allâh’ı? Ve sizler ‘ruhen’ ölülerdiniz, öyle ki O, sizleri diriltti. >6:122< Sonra sizleri öldürecek, sonra sizleri diriltecek. >2:28, 2:56, 2:243, 6:60, 22:66, 39:42, 40:11< Sonra Zât’ına döndürüleceksiniz!

 

İki defa ölüm, iki defa diriltilme: ıkra.com

 

2:29       O ‘Allâhû Teâlâ’, O ki… Yaratandır sizlere yeryüzündeki şeylerin hepsini! Sonra kuruldu göğe, öyle ki onları da düzenledi yedi gökler ‘olarak’. Ve O, her bir şeyi en iyi bilendir!

 

2:30       Ve demişti ki Rabbin, meleklere: „ Mutlaka Ben, ‘vâris’ var edeceğim yeryüzünde bir halef (:medeniyette yerine geçen)! “. ‘Melekler’ dediler ki: „ Var mı edeceksin orada bozgun çıkaracak ve kan dökecek kimseyi? Ve bizler, noksanlık, kusurluluk, acizlikten öte sayıyor, yücelterek övüyoruz Seni ve mübarek kılıp hürmet ediyoruz Sana! “. ‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Şüphesiz Ben, sizlerin bilmediklerinizi en iyi bilenim! “.

 

2:31       Ve öğretti ‘Allâhû Teâlâ’, Âdem’e, isimlerin hepsini. Sonra onların tümünü arz edip meleklere dedi ki: „ Haydi Bana bunların isimlerini bildirin, eğer samimilerseniz! “.

 

Hz. Âdem a.s’a veya insana, dil öğrenme yeteneği verilmesi: ıkra.com

 

2:32       ‘Melekler’ dediler ki: „ Noksanlık, kusurluluk, acizlikten ötesin! Bizim bir bilgimiz olamaz, Senin bizlere öğrettiğin şey haricinde. Şüphesiz ki, Sen… Sen’sin en iyi bilen; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden! “.

 

2:33       ‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Yâ Âdem! Bunları onlara isimleriyle bildir! “. İsimlerini onlara bildirince dedi ki: „ Dememiş miydim sizlere? Şüphesiz Ben, bilirim algılanamayanını göklerin ve yerin! >2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14< Ve bilirim açıkladığınız şeyi ve ‘sır olarak’ gizliyor olduğunuz şeyleri de! “.

 

2:34       Ve dediğimiz zaman meleklere: „ ‘Saygı ile’ yere kapanın, Âdem’e! “. Hemen ‘her biri, saygı ile’ yere kapandılar ki, İblis hariç; ‘o’ direndi ve büyüklendi ve nankörlerden oldu.

 

2:35       Ve dedik ki: „ Yâ Âdem! Yerleşin sen ve eşin cennete! >55:54, 69:23, 76:13< (:Âyetlerden anlaşıldığı üzere, bu yer dünyada olamaz) Ve ‘o hâlde isterseniz’ yiyin ondan ‘imkânlarından’, bol bol dilediğiniz yerden ve yaklaşmayın bu ağaca! Yoksa olursunuz ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ zalimlerden! “.

 

2:36       Fakat onların ‘ayağını’ oradan kaydırdı şeytan. >2:208, 6:121, 14:22, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21< Böylelikle çıkardı onları içinde bulundukları yerden. Ve dedik ki: „ İnin, birbirinize düşmanca! Ve sizleredir, yeryüzünde kararlaştırılmış ‘yer’ ve menfaat bir müddet! “. >3:157, 7:48, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

2:37       Ne var ki ‘hatasını’ kabullenip aldı Âdem, Rabbinden ‘tövbe’ kelimelerini. Bunun üzerine tövbesini kabul eyledi. >7:23< Şüphesiz Zât’ı ‘Allâhû Teâlâ’… Ki O, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:38       Dedik ki: „ İnin, oradan hepiniz! Ancak Benden, sizlere yönlendirilme geldiğinde ancak kim uyarsa razı olduğum yola, artık korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler. “.

 

2:39       Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler ve yalanlayanlar âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’ ki, işte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, orada süresiz kalıcılardır.

 

2:40       Ey İsrail oğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım! Ve vefa edin ki, taahhüdüme vefa edeyim, taahhüdünüze ‘itaatinize karşılık’! Ve yalnızca Benden irkilin o hâlde!

 

2:41       Ve inanın, indirdiğim şeye ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’! >2:89, 2:91, 2:97, 4:47, 5:48, 35:31, 46:12< Ki, onaylayandır beraberinizdeki sebebi ‘Tevrât’ı’. Ve olmayın ilki ‘öncüsü’ onu inkâr edenlerin! Ve pazarlamayın âyetlerimi ‘hakikat bilgisini’ az bir bedele! >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< Ve yalnızca Benden ‘karşı gelmekten’ korunun artık!

 

2:42       Ve karıştırmayın gerçeği, asılsızla! Ve ‘sır olarak’ gizliyorsunuz gerçeği ve bildiğiniz ‘hâlde’!

 

2:43       Ve uygulayın ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’! Ve verin zekâtı! Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ eğilin, ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ eğilenlerle beraber!

 

2:44       Emrediyorsunuz insanlara hayır işi ve unutuyor musunuz benliğinizi? Ve okuduğunuz hâlde kitabı ‘Tevrât’ı’, hâlâ akıl etmez misiniz?

 

2:45       Ve medet umun, sabırla ve ibadetle! >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 15:99, 98:5< Ve muhakkak o, elbette büyük ‘zor gelir, Allâh’tan’ ürperenden başkasına.

 

2:46       O kimseler ‘ürperenler’, umarlar ki, kavuşacak olduklarını ‘ancak’ Rablerine ve Zât’ına dönecek olduklarını.

 

2:47       Ey İsrail oğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım! Ve doğrusu sizleri üstün kıldım cümle âlemler üzerine!

 

2:48       Ve korunun o günden ‘kıyâmet sonrası âhiretten’ >1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30< ki, ödenmez bir candan bir cana bir şey! Ve ondan şefaat kabul edilmez ve ondan ‘kurtulması için’ denklik alınmaz. Ve onlara yardım olmaz.

 

2:49       Ve sizleri kurtardığımız zaman Firavun hanedanından ki, sizlere azabın en kötüsünü çektiriyorlardı. Oğullarınızı katlettirip ve kadınlarınızı ‘kızlarınızı faydalanmak için’ sağ bırakıyorlardı. Ve işte bu, Rabbinizden büyük sınavdır!

 

2:50       Ve denizi böldüğümüz zaman sizler için, hemen kurtardık sizleri >10:103, 21:88, 30:47, 40:51< ve boğduk Firavun hanedanını ve sizler görüyorken.

 

2:51       Ve vadettiğimiz zaman Mûsâ’ya kırk gece. Sonra edindiniz buzağıyı ardından ‘ilâh’! Ve sizler zalimlersiniz!

 

2:52       Sonra affettik sizlerden ‘günahlarınızı’ ardından. Ki, belki şükredersiniz.

 

2:53       Ve vermiştik Mûsâ’ya kitap ‘Tevrât’. Ve gerçeği itibarsızdan ayırma, kavrayış kabiliyeti. Ki, belki ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenirsiniz.

 

2:54       Ve demişti ki Mûsâ, halkına: „ Ey halkım! Doğrusu zulmettiniz benliklerinize, edinmenizle buzağıyı ‘ilâh’! Bu yüzden tövbe edin, ne yapacağını önceden bilen, ahenkle kusursuz türler yaratıcınıza! Ki, böylelikle benliğinizi ‘kötü huylarınızı’ öldürün! >2:160, 4:26, 5:74, 11:3< İşte bu ‘daha’ hayırlıdır sizler için, ne yapacağını önceden bilen, ahenkle kusursuz türler yaratıcınız; katında. “. Bu yüzden ki ‘Allâhû Teâlâ’, tövbelerinizi kabul eyledi. Şüphesiz Zât’ı ‘Allâhû Teâlâ’… Ki O, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:55       Ve demiştiniz ki: „ Yâ Mûsâ! Bizler, asla inanmayız sana Allâh’ı açıkça görmedikçe! “. Bunun üzerine sizleri aldı bir çarpılma ve sizler bakınırken.

 

2:56       Sonra sizleri dirilttik ardından ölümünüzün. >2:28, 2:56, 2:243, 6:60, 22:66, 39:42, 40:11< Ki, belki şükredersiniz.

 

2:57       Ve gölgeledik üzerlerinize bulutu. Ve indirdik üzerlerinize kudret helvası ve bıldırcın. ’Dedik ki’: ‘O hâlde isterseniz’ yiyin ‘helâl’, hoş ‘olarak, izin verilenlerinden’ sizleri rızıklandırdığımız şeylerden! Ve ‘onlar’ bize zulmetmediler. Ve lâkin ‘iftirayla, günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ oldular kendi benliklerine zulmedenler.

 

2:58       Ve bir zaman (:Tîh sahrasından çıktıktan sonra) demiştik ki: „ Girin bu şehre! O hâlde ‘isterseniz’ yiyin ondan ‘imkânlarından’, dilediğiniz yerden bol bol! Ve girin kapıdan ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ yere kapanarak! Ve deyin ki: „ Hıtta! (:istiğfar etmek) “. Ki, bağışlayalım sizlere hatalarınızı. “. Ve iyilere ‘mükâfatlarını’ daha da arttıracağız.

 

2:59       Ne var ki, değiştirdiler ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmeden o kimseler ‘hıtta (:istiğfar etmek)’ sözünü ki o, onlara söylenenden başkasıyla (:buğday manasındaki hınta ile). >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< Bu yüzden indirdik üzerlerine ‘benliklerine’ zulmeden kimselerin, gökten murdarlık ki, yoldan çıkanlar olmaları sebebiyle.

 

2:60       Ve su istediği zaman Mûsâ, halkı için. Bunun üzerine dedik ki: „ Vur asanla taşa! “. Hemen fışkırdı ondan on iki pınar olarak. Bilmişti insanların her biri kendi içeceği yeri. ‘Dedik ki’: ‘O hâlde isterseniz’ yiyin ve için Allâh’ın rızkından ve azıp yeryüzünde bozgun çıkarmayın!

 

2:61       Ve demiştiniz ki: „ Yâ Mûsâ! Asla sabredemeyiz bir yemekle! Artık davet ‘dua’ et bizler için Rabbine, çıkarsın bizlere yerin yetiştirdiği şeylerden, baklasından ve acurundan ve sarımsağından ve mercimeğinden ve soğanından. “. ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Değişiyor musunuz? Ki o, daha az olanla o, hayırlı olanı ‘özgürlüğü’, inin ‘Mısır’ şehrine o hâlde, muhakkak ‘orada var’ gereksindiğiniz şeyler. “. >6:34, 12:110, 14:15< Ve vuruldu üzerlerine aşağılanma ve miskinlik ‘damgası’ ve uğradılar Allâh’tan ‘bir’ hiddete. İşte bu, Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ örtüyor olmalarındandır. Ve öldürüyorlar peygamberleri hak dışı. İşte bu şey, isyankârlıkları sebebiyledir ve haddi aşmış olmalarındandır.

 

2:62       Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inananlardır ve Yahudi kimseler ve Hristiyanlar ve Sâbiîlerden (:Yahudi ve Hristiyan karışımı) kim ki, inanır da samimiyetle Allâh’a ve âhir ‘son’ güne ve erdemli gayretler ederse, artık mükâfatları Rablerinin katındadır. Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler.

 

2:63      Ve aldığı zaman kesin sözünüzü ve kaldırdık üstünüze Tur’u (:Sînâ’daki Tur dağının düşen parçalarının mağara oluşturup, gölgelik olması) >7:143, 7:171, 16:81< Ki, alın ‘uygulayın’ sizlere verdiğimiz şeyleri ‘Tevrât’ı’ kuvvetle! Ve yâd edin içindeki şeyleri ‘hakikat bilgisini’! Ki, belki ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

Sînâ’daki Tur dağının mağara olması: ıkra.com

 

2:64       Sonra ‘eskiye’ döndünüz ardından. Oysaki olmasaydı Allâh’ın lütfu üzerlerinize ve bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesi, elbette olurdunuz hüsrana uğrayanlardan.

 

2:65       Ve andolsun ki, biliyorsunuz o kimseleri aranızdan, ‘kutsal şabat tatilinin hürmetini ihlâl ederek’ çiğnediler Cumartesi’leri. >2:65, 4:154, 16:124< Bu yüzden onlara dedik ki: „ ‘Olun aşırmayı seven, şehvet düşkünü’ aşağılık maymunlar! “.

 

2:66       Artık yaptık onu ‘ibretlik’ yaptırım ki, ellerinin arasındaki ‘önlerindeki’ için ve ‘gelecek olan’ arkasındakilere; ve nasihattir ‘günahlardan’ korunanlara!

 

2:67       Ve demişti ki Mûsâ, halkına: „ Muhakkak Allâh, sizlere emrediyor, kesmenizi bir inek! “. Dediler ki: „ Alay mı ediyorsun bizlerle? “. ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Sığınırım Allâh’a, cahillerden olmamdan. “.

 

2:68       Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki beyan etsin bizlere, onun ne ‘cins olduğunu’! “. ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Şüphesiz Zât’ı ‘Allâhû Teâlâ’ diyor ki, mutlaka o, bir inektir ki ne yaşlı ve ne de genç, orta yaşta bu ‘ikisinin’ arası. Artık uygulayın emrolunduğunuz şeyi! “.

 

2:69       Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki beyan etsin bizlere, onun rengi nedir! “. ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Şüphesiz Zât’ı ‘Allâhû Teâlâ’ diyor ki, mutlaka o, sarı bir inektir ki, parlak renkli, bakanların beğendiği. “.

 

2:70       Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki ‘daha açık’ beyan etsin bizlere, onun ne ‘cins olduğunu’! Gerçekten o inek, diğerlerine benziyor bizlerce. Ve gerçekten de eğer dilerse Allâh, yönlendiriliriz! “.

 

2:71       ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Şüphesiz Zât’ı ‘Allâhû Teâlâ’ diyor ki, mutlaka o, bir inektir ki, boyunduruk altına alınmamış, toprak süren ve ekin sulayan da değildir; muaftır ‘başıboştur’, leke yoktur onda. “. Dediler ki: „ Şimdi gerçek ‘tarifini’ getirdin! “. Böylelikle onu ‘tanımlanan düveyi bulup’ kestiler. Ve neredeyse uygulamayacaklardı.

 

2:72       Ve öldürmüştünüz bir cana ‘kıyıp’, sonra da ondaki ‘suçu başınızdan’ savuşturdunuz. Ve Allâh, ‘ortaya’ çıkarandır; ‘sır olarak’ gizliyor olduğunuz şeyleri!

 

2:73       Bunun üzerine dedik ki: „ Ona ‘maktule’ vurun, onun ‘ineğin’ bir parçasıyla! “. İşte böyle Allâh, diriltir ölüleri ve sizlere gösterir âyetlerini ‘alâmetlerini’! Ki, belki akıl edersiniz.

 

2:74       Sonra katılaştı kalpleriniz ardından, öyle ki o taşlar gibi veya daha şiddetlice ‘bir’ katılıkta. Ve gerçekten taşlardan öyleleri ‘vardır ki’, fışkırır ondan ırmaklar ve muhakkak onlardan öyleleri de ‘vardır ki’, yarılır da, bu yüzden çıkar içinden su. Ve muhakkak öyleleri de ‘vardır ki’, aşağı yuvarlanır iner Allâh korkusuyla. Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

2:75       Umuyor musunuz ki onların, inanmalarını sizlere? Ve olmuştu bir kısmı onlardan ki, işitirlerdi kelâmını Allâh’ın, sonra da tahrif ederlerdi ‘yönlendirilmenin’ ardından o şeyi ‘hakikat bilgisini’ ki, akıl edip ve bildikleri ‘hâlde’. >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:76       Ve buluştukları zaman, samimiyetle inanan kimselerle de, derlerdi ki: „ Bizler de samimiyetle inandık! “. Ve yalnız kaldıkları zaman ve birbirlerine derlerdi ki: „ Onlara anlatıyor musunuz? Allâh’ın sizlere açtığı şeyleri ‘Tevrât bilgilerini’. Ki, aleyhinize kanıtlarla tartışırlar onunla Rabbinizin huzurunda. >2:76, 3:73, 42:13, 42:14, 42:15, 42:16< Hâlâ akıl etmez misiniz? “.

 

2:77       Ve bilmezler mi ki, şüphesiz Allâh biliyor sırları ve açıklanan şeyleri!

 

2:78       Ve onlardan okuma yazma bilmeyenler, kitabı ‘hakikat bilgisini’ bilmezler. ‘Bildikleri’ hayallerden başka ‘bir şey’ değildir. Ve onlar sadece zanna uyarlar.

 

2:79       Bu yüzden vay hallerine onların ki, yazarlar kitabı ‘hakikat bilgisini’ elleriyle, sonra da derler ki: „ Bu Allâh’ın katındandır! “. Ki, pazarlamak için onu az bir bedele. >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< Bu yüzden vay hallerine onların ki, elleriyle yazdıkları şeylerden ‘cezalandırılacak olmalarına’. Ve vay hallerine onların ki, kazandıkları şeylerden ‘cezalandırılacak olmalarına’.

 

2:80       Ve ‘Yahudiler’ derler ki: „ Asla bizlere dokunmaz ateş, sayılı günler haricinde! “. ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Edindiniz mi de Allâh’ın katından bir taahhüt? O hâlde asla ters düşmez Allâh, taahhüdüne! Yoksa Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? “. >2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

2:81       Aksine kim, kazandı kötülük ‘vebal’ ve kuşattı onun hataları onunla ‘günahla kendisini’, o hâlde işte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, orada süresiz kalıcılardır.

 

2:82       Ve samimiyetle inanan kimseler ve erdemli gayretler edenler, işte onlar, cennet sahabeleridir; onlar, orada süresiz kalıcılardır.

 

2:83       Ve almıştık kesin söz İsrail oğullarından ki, Allâh’tan başkasına ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmeyin! Ve ebeveynlere iyi davranın ve yakınlık sahiplerine ve yetimlere ve yoksullara da! Ve söyleyin insanlara ‘konuşunca’ güzellikle! Ve uygulayın ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti! Ve verin zekâtı! Sonra ‘eskiye’ döndünüz, aranızdan azınız müstesna. Ve sizler yadsıyanlarsınız!

 

2:84       Ve aldığı zaman kesin sözünüzü, dökmeyin kanlarınızı ve çıkarmayın birbirinizi canlarınıza ‘kıyıp’ yurdunuzdan! Sonra kabul ettiniz. Ve sizler ‘buna Tevrât ile’ şahitlerken.

 

2:85       Sonra ‘işte’ sizler busunuz ki, öldürüyorsunuz birbirinizi canlarınıza ‘kıyıp’. Ve çıkarıyorsunuz aranızdan bir kısmını yurtlarından ve dayanışıyorsunuz aleyhlerine günah ve düşmanlıkta. Ve sizlere geldiklerinde ise esir olarak, onları fidyeyle değiştirirsiniz ve o, haram ‘caiz olmaz’ olduğu hâlde üzerlerinize onların çıkarılmaları ‘yurtlarından’. Yoksa kitabın ‘Tevrât’ın, fidye’ kısmına inanıyor ve ‘kötülükte dayanışmama’ kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık cezası, kim ifa ederse işte böyle aranızdan, rezillikten başka ‘bir şey’ değildir dünya hayatında. Ve kıyâmet günü döndürülürler azabın en şiddetlisine! Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

2:86       İşte onlar, o kimseler ki, alışverişleri dünya hayatının ‘geçici menfaati’ ile âhiret ‘karşılığındadır’. >3:157, 7:48, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20< Bu yüzden hafifletilmez onlardan ‘cehennemde’ azap. Ve onlara yardım olmaz.

 

2:87       Ve andolsun ki, vermiştik Mûsâ’ya kitap ‘Tevrât’. Ve art arda yolladık bunun ardından elçileri. >2:127, 2:128, 2:129, 28:47< Ve verdik Meryem’in oğlu Îsâ’ya ayan beyan ‘deliller’. Ve destekledik onu, Ruh’ûl Kudüs (:Cebrâîl aleyhisselâm) ile. Öyle ki, her defasında sizlere gelen elçiye, canlarınızın ‘istemeyip’ emellerine uymayan şeylerle büyüklendiniz. Bu yüzden bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.

 

2:88       Ve derler ki: „ Kalplerimiz katmanlı ‘lâzım değil’! “. Zaten lânetledi onları Allâh, ‘hakikati’ örttükleri sebebiyle. Bu yüzden pek azı samimiyetle inanırlar.

 

2:89       Ve ‘kabul etmediler’ geldiğinde onlara ‘Yahudilere’ bir kitap ‘Kur’ân-ı Kerîm’, Allâh’ın katından ki, onaylayandır beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’. Ve daha önceleri ‘Allâhû Teâlâ’dan, gönderilecek elçi vesilesiyle’ zafer istiyorlardı inkârcıların üzerine. >2:246, 8:19< Ne var ki tanıdıkları şey ‘Kur’ân-ı Kerîm ve elçi’ geldiğinde onlara, onu inkâr ettiler. Bu yüzden, Allâh’ın lâneti, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların üzerlerinedir. >2159, 2:161, 3:85, 3:86<

 

2:90       Ne kötü pazarladıkları şey, onunla benliklerini inkâr etmeleri ‘uğruna’ Allâh’ın, indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ azgınlaşmaları! Ki, Allâh’ın, lütfuyla indirdiğine kullarından dilediği ‘rızasına uyan’ kişi üzerine. >2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 39:41, 57:20, 64:11< Bu yüzden uğradılar hiddet üstüne hiddete. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlaradır alçaltıcı azap.

 

2:91       Ve denildiği zaman onlara: „ İnanın, Allâh’ın indirdiği şeye ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’! “. Derler ki: „ İnanıyoruz, ‘yalnızca’ bizlere indirilen şeye ‘Tevrât’a’! “. Ve onun ardındaki şeyi ‘diğer mukaddes kitapları’ inkâr ederler. Ve o ‘Kur’ân-ı Kerîm’, gerçektir ve onaylayandır beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’! ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Öyleyse neden öldürüyordunuz Allâh’ın peygamberlerini daha önceden, eğer samimiyetle inananlarsanız? “.

 

2:92       Ve andolsun ki, Mûsâ geldi sizlere ayan beyan ‘delillerle’. Sonra edindiniz buzağıyı ardından ‘ilâh’! Ve sizler zalimlersiniz!

 

2:93       Ve aldığı zaman kesin sözünüzü ve kaldırdık üstünüze Tur’u (:Sînâ’daki Tur dağının düşen parçalarının mağara oluşturup, gölgelik olması) >7:143, 7:171, 16:81< Ki, alın ‘uygulayın’ sizlere verdiğimiz şeyleri ‘Tevrât’ı’ kuvvetle ve ‘uyarılarını’ dinleyin! Dediler ki: „ Dinledik ve isyan ettik! “. Ve sindirildi kalplerine buzağı ‘sevgisi’, nankörlükleri sebebiyle. ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Ne kötü şey emrediyor inancınız eğer samimiyetle inananlarsanız! “.

 

Sînâ’daki Tur dağının mağara olması: ıkra.com

 

2:94       ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Ki, ‘yalnızca’ sizlere olduysa Allâh’ın katındaki âhiret yurdu, insanlara özgü değil de, o hâlde ölümü temenni edin, eğer samimilerseniz! “.

 

2:95       Ve asla onu temenni etmezler ebedîyen, ellerinin sunduğu ‘günahlar’ sebebiyle. Ve Allâh, en iyi bilendir; zalimleri!

 

2:96       Ve mutlaka bulursun onları ki, en hırslısı insanlardan hayat üzerine ve ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran kimselerden bile ‘daha çok’. Dua ederler ‘yaşamaya’ ki onlardan ‘her’ biri eğer ömürlendirilseler bin sene. Ve değildir onu azaptan uzaklaştıracak, onun ömürlendirilmesi. Ve Allâh, her hâliyle görendir; gayret ettikleri şeyleri!

 

2:97       ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Kim olduysa düşman Cebrâîl’e, artık ‘bilsin ki’, muhakkak ki o ‘Cebrâîl aleyhisselâm’, onu ‘Kur’ân-ı Kerîm’i’ indirdi kalbinin üzerine Allâh’ın izniyle! “. >16:102, 17:106, 25:32, 32:2, 41:53< Ki, onaylayandır ellerinin arasındaki şeyi ‘diğer mukaddes kitapları’; ve yönlendirendir ve müjdedir, samimiyetle inananlara.

 

2:98       Kim olduysa düşman, Allâh’a ve meleklerine ve elçilerine ve Cebrâîl’e ve Mîkâîl’e, o hâlde şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara düşmandır!

 

2:99       ‘Yâ Muhammed!’, ve andolsun ki, Biz indirdik sana ayan beyan âyetleri ‘hakikat bilgisini’! >16:102, 17:106, 25:32, 32:2, 41:53< Ve inkâr etmezler bunları yoldan çıkmışlardan başkası.

 

2:100     Ve her defasında taahhüt ettiler de, taahhüdü atmadılar mı aralarından bir kısmı? Doğrusu birçoğu samimiyetle inanmazlar! >2:6, 7:146, 8:55, 10:96, 10:97, 12:103, 26:201, 28:56, 39:3, 39:49, 45:23<

 

2:101     Ve geldiğinde onlara bir elçi Allâh’ın katından ki, onaylayandır beraberlerindeki sebebi ‘Tevrât’ı’, attı kitap verilen kimselerden ‘Yahudilerden’ bir kısmı, Allâh’ın kitabını ‘hakikat bilgisini’ ardına ki, sırtlarını ‘çevirerek’ onun olduğunu bilmezlermiş gibi.

 

2:102     Ve peşine düştüler şeytanların okuduğu şeylerin ki, ‘büyü yaparak kazanıyor’ Süleymân saltanatı, hükümdarlığı üzerine ‘diyerek’. Ve Süleymân ‘büyü yapıp, hakikati’ inkâr etmedi. Ve lâkin şeytanlar nankörlük ettiler, büyüyü insanlara öğretmekle ve indirilen şeyle Babil’deki iki Melek üzerine, Hârût ve Mârût’a. Ve o ikisi de öğretmezlerdi ‘hiç’ bir ‘kimseye’ demedikçe ki: „ Biz ancak bir sınanma ‘vesilesiyiz’, öyleyse ‘hakikati’ inkâr etmeyin! “. Buna rağmen öğreniyorlardı onlardan, onunla ‘büyüyle’ arasını açacak şeyleri, bir adam ve eşinin. Ve zarar verebilecek de değillerdi onunla ki, Allâh’ın izni olmaksızın ‘hiç’ birine. Ve öğreniyorlardı onlara zarar veren şeyleri ve fayda sağlamayan ‘büyüyü’. Ve andolsun ki, bildiler elbet onu ‘büyü’ pazarlayan kimsenin âhirette bir payı olmadığını. >7:16, 7:17, 7:18< Ve elbette ne kötü canlarına ‘karşı’ pazarladıkları şey! Keşke biliyor olsalardı!

 

2:103     Ve eğer olsaydı ki, onlar da samimiyetle inananlar ve ‘günahlardan’ korunsalardı, elbette Allâh’ın katında musibet, ‘ödül, daha’ hayırlı olurdu. Keşke biliyor olsalardı.

 

2:104     Ey samimiyetle inanan kimseler! Demeyin ki: „ ‘Râi-nâ’ gözet bizleri! “ (:İbranicede: ahmak, davar gibi güdülmek). Ve deyin ki: „ ‘Unzur-nâ’ bak bizlere! “. Ve ‘uyarıları’ dinleyin! Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlaradır ‘cehennemde’ elem azap.

 

2:105     Dua etmezler, ne ‘diğer’ kitapların erbaplarından (:Yahudiler ve Hristiyanlar) ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ve ne de ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar, indirilmesini üzerlerinize Rabbinizden hayırdan. Ve Allâh, tahsis eder bahşetmesini, bağışlamasını, merhametle esirgemesini, dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye. >2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 39:41, 57:20, 64:11< Ve Allâh, büyük lütuf sahibidir!

 

2:106     Bir şeyi (:hakikat bilgisiyle vazifelendirme, yaşam ortamı ve şartlarına göre kurallar) feshedersek âyetten veya onu unutturursak, getiririz ondan ‘daha’ hayırlısını veya onun benzerini. >16:101< Bilmez misin ki, şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir!

 

2:107     Bilmez misin ki, Allâh’ın Zât’ının olduğunu saltanatın, hükümranlığın göklerde ve yerde! Ve yoktur sizlere, Allâh’a karşı bir dost ve ne de yardımcı!

 

2:108     Yoksa sorgulamak mı istiyorsunuz elçinizi? Mûsâ’ya sorulduğu gibi daha önceleri. >4:80, 4:153< Ve kim değiştirirse inkârı, inanç ile, o hâlde düzgün yoldan sapmış olur.

 

2:109     İsterler ki ‘diğer’ kitapların erbaplarından (:Yahudiler ve Hristiyanlar) birçoğu, döndürebilseler sizleri inancınızın ardından ‘hakikati’ inkâra. Haset yüzünden ki, benliklerine ayan beyan ‘olmasının’ ardından onlara, hakk ‘İlâhî esaslar’. Artık affedin ve hoş görün Allâh getirinceye kadar emrini ‘kıyâmeti’! Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir!

 

2:110     Ve uygulayın ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’! Ve verin zekâtı! Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ ne sunduysanız hayırdan benlikleriniz için, onu bulursunuz Allâh’ın katında. Şüphesiz Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir!

 

2:111     Ve derler ki: „ Asla giremez cennete, Yahudi veya Hristiyan olan kimse dışında! “. Bunlar, onların hayalleridir. ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Delillerinizi getirin, eğer samimilerseniz! “.

 

2:112     Aksine kim ki, teslim etti yüzünü ‘benliğini’ Allâh’a ve o iyilere, artık onun mükâfatı Rabbi katındadır. Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler.

 

2:113     Ve derler ki Yahudiler: „ Hristiyanlar bir şey ‘tutarlı bir inanç’ üzerinde değiller! “. Ve derler ki Hristiyanlar: „ Yahudiler bir şey ‘tutarlı bir inanç’ üzerinde değiller! “. Ve onlar, okuyorlar ‘ve biliyorlar’ kitabı ‘hakikat bilgisini’. >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< Bunun gibi söylediler, ‘kitap erbabı olmayıp ta’ bilmeyen kimseler de onların sözleri gibi. Artık Allâh hükmeder aralarında kıyâmet günü, ihtilâf ediyor oldukları şeyleri. >3:64, 9:30, 9:31, 42:21, 98:5<

 

2:114     Ve kimdir daha zalim o kimseden ki, mâni oldu Allâh’ın ibadethanelerinde yâd edilmesini Zât’ının ismini ve uğraştı onların yıkımı için? İşte onlar ki, olamaz onlara, oraya girmeleri korkuları olmaksızın. Onlaradır dünyada rezillik ve onlaradır âhirette de büyük azap.

 

2:115     Ve Allâh’ındır doğu ve batı. Öyle ki, her nereye dönerseniz artık oradadır Allâh’ın yüzü ‘Zât’ı, rızası’. Şüphesiz Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!

 

2:116     Ve derler ki: „ Allâh, evlât edindi! “. Noksanlık, kusurluluk, acizlikten ötedir Zât’ı! Zaten ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının dır, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de! Hepsi de Zât’ına âmâdedirler.

 

2:117     ‘Allâhû Teâlâ’ ilk başlatandır, örneksiz yoktan var etmeye; gökleri ve yeri! Ve gerçekleşmesine hükmettiğinde, artık sadece der ki ona: „ Ol! “; ‘O şey’, hemen ‘harekete geçer, vaktiyle de’ olur!

 

2:118     Ve derler ki ‘gerçeği’ bilmeyen kimseler: „ Bizlerle konuşsa ya Allâh, veya bizlere bir âyet ‘alâmet’ gelse! “. Bunun gibi söylemiştiler, onlardan önceki kimseler de onların sözleri gibi. Kalpleri birbirine benzedi. Belli ettik âyetleri ‘alâmetleri’, kanaatkâr ‘inanmış’ bir topluma.

 

Ayna nöronlar: ıkra.com

 

2:119     ‘Yâ Muhammed!’, şüphesiz gönderdik seni hak ile ‘amaç için, hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyici ve ‘kıyâmetle’ uyaran! >2:127, 2:128, 2:129, 28:47< Ve sana mesuliyet yoktur, cehennem sahabelerinden!

 

2:120     Ve asla hoşnut olmazlar senden, ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar ki, sen onların milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uymadıkça! ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Muhakkak ki, Allâh’ın ‘razı olduğu yola’ yönlendirilme, o, ‘tek, gerçek’ yönlendirilmedir! “. Ve elbette eğer uyarsan emellerine onların ki o, sana gelen ‘hakikat bilgisi’ ilminin ardından, yoktur sana Allâh’tan ‘gelecek azaba karşı’ bir dost ve ne de yardımcı! >2:6, 7:146, 8:55, 10:96, 10:97, 12:103, 26:201, 28:56, 39:3, 39:49, 45:23<

 

2:121     O kimseler ki, kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, onu hakkı ‘İlâhî esasları’ okurlar, onu uygularlar. İşte onlar ki, ona samimiyetle inananlardır. Ve kim onu inkâr ederse o hâlde işte onlar ki onlar, hüsrandalardır.

 

2:122     Ey İsrail oğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım! Ve doğrusu sizleri üstün kıldım cümle âlemler üzerine!

 

2:123     Ve korunun o günden ‘kıyâmet sonrası âhiretten’ >1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30< ki, ödenmez bir candan bir cana bir şey! Ve ondan ‘kurtulması için’ denklik kabul edilmez ve ona şefaat fayda sağlamaz. Ve onlara yardım olmaz.

 

2:124     Ve yoklamıştı İbrâhîm’i Rabbi, kelimelerle ‘hükümlerle, o’ nihayet onları tamamladı da. ‘Rabbi de ona’ dedi ki: „ Mutlaka Ben, seni kılacağım insanlara rehber! “. ‘İbrâhîm aleyhisselâm da’ dedi ki: „ Ve benim soyumdan da! “. ‘Rabbi’ dedi ki: „ Eremezler taahhüdüme zalimler! “.

 

2:125     Ve kıldığımızda evi (:Kâbe), insanlar için sevap ‘kazanılan’ ve emniyetli, ve edinin mahallînden İbrâhîm’in, bir ibadet yeri! >2:127, 3:96, 3:97< Ve taahhüt ettik İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ki: „ Temizleyin evimi ‘Kâbe’yi, ibadet için’, etrafını dolaşanlara ve kendini ibadete verenlere, ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ eğilenlere ve ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ yere kapananlara! “.

 

2:126     Ve demişti ki İbrâhîm: „ Rabbim! Bu şehri ‘Mekke’yi’ güvenilir yap! >3:96, 3:97< Ve rızıklandır mahsullerle halkını. Ki, kim inandıysa samimiyetle onlardan, Allâh’a ve âhir ‘son’ güne! “. ‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Ve kim, ‘hakikati’ inkâr ederse, artık onu menfaatlendiririz biraz ‘dünya yaşamı boyunca’ >3:157, 7:48, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20< sonra maruz bırakırım onu, ateş azabına ‘cehenneme’! “. Ve ne kötü ‘bir’ varış yeri!

 

2:127     Ve yükselttikleri zaman İbrâhîm, evin (:Kâbe) >2:127, 3:96, 3:97< temellerini ve İsmâîl: „ Rabbimiz! Bizden kabul eyle! Şüphesiz ki, Sen… Sen’sin işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; en iyi bilen! “.

 

2:128     „ Rabbimiz… Ve eyle bizi, sana iki Müslümanlar (:Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)! Ve soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet! Ve bizlere göster ‘hac, kurban’ usullerimizi ve tövbemizi kabul eyle! Şüphesiz ki, Sen… Sen’sin itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden! “.

 

2:129     „ Rabbimiz! Ve çıkar onların içlerinden bir elçi! Ki, onlara okuyacak âyetlerini ‘alâmetlerini’. Ve öğretecek kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri. Ve onları arındırsın ‘cehaletten, günahlardan’. >4:49, 9:103< Şüphesiz ki, Sen… Sen’sin daima üstün gelen, eşi benzeri olmayan; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden! “.

 

2:130     Ve kimdir ki, yeğlemez İbrâhîm’in milletini ‘İslâm inancı paylaşanların dînini’ nefsaniyetini akıl erdirmekten yoksun ‘kılan’ kimseden başka? Ve andolsun ki, Biz, onu seçkin kıldık dünyada; ve muhakkak ki o, âhirette de erdemlilerdendir.

 

2:131     Demişti ki ona Rabbi: „ Teslimiyeti benimse! “. ‘İbrâhîm aleyhisselâm’ dedi ki: „ Teslimim var olan her şeyin Rabbine! “.

 

2:132     Ve vasiyet etti İbrâhîm onu oğullarına. Ve (:torunu) Yâkub da: „ Ey oğullarım! Şüphesiz Allâh seçti sizlere bu dîni ‘İslâm’ı’! >3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:161, 10:105, 21:25< Öyleyse ölmeyin ve sizler, Müslümanlar (:Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen) kalmaksızın! “.

 

2:133     Yoksa sizler oldunuz mu şahitler? Yâkub ölüm ‘döşeğinde’ olduğu zaman. Demişti ki oğullarına: „ Neye ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceksiniz sonradan? “. Dediler ki: „ Senin İlâhına ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edeceğiz ve ataların İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk’ın ilâhı, Tek İlâha! >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 15:99, 98:5< Ve bizler, ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ına Müslümanlarız (:Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)! “.

 

2:134     Bunlar bir ümmetti gelip geçmiştir. Kazandıkları şeyler ‘kendilerine’ ve sizlerin kazandıklarınız şeyler ‘kendinizedir’. Ve sizlere mesuliyet yoktur, gayret ediyor oldukları şeylerden.

 

2:135     Ve derler ki: „ Yahudi veya Hristiyan olun ki, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenirsiniz! “. ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Zaten İbrâhîm’in milleti ‘aynı inancı paylaşanların dîni’, Hanif’tir (:yegâne İlâh’a inanan) ‘ki, bizde aynı inancı paylaşırız’! “. >3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:161, 10:105, 21:25< Ve olmadı ‘İbrâhîm aleyhisselâm , Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlardan.

 

2:136     ‘Onlara’ deyin ki: „ Bizler samimiyetle inandık Allâh’a ve bizlere indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’ indirilen şeye ‘hakikat bilgisine’, İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ve İshâk’a ve Yâkub’a (:İbrâhîm aleyhisselâm’ın torunu) ve ‘onun’ torunlarına ve verilen şeye Mûsâ’ya ve Îsâ’ya ‘Tevrât ve İncîl’e’ ve verilen şeye ‘sahife, kitap ve vahiylere, diğer’ peygamberlere, Rablerinden. Ayırt etmeyiz ‘hiç’ birini aralarından. Ve bizler, ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ına Müslümanlarız (:Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)! “.

 

2:137     Ancak eğer inanırlarsa sizlerin ona samimiyetle inandığınız kadar ki, o hâlde yönlenmiş olurlar. Ve eğer ‘eskiye’ dönerlerse, artık onlar sadece bir kopukluk içindedirler. ‘Yâ Muhammed!’, o hâlde Allâh, onlara karşı sana kâfidir! Ve O, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:138     ‘Deyin ki’: „ Allâh’ın boyası ‘İlâhî yargısı ile kapsaması’… Ve kimdir, Allâh’tan ‘daha’ iyi boyayan? >30:30< Ve bizler, ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ına ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenleriz! “. >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 15:99, 98:5<

 

2:139     ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Allâh hakkında mı tartışıyorsunuz bizimle? Ve O, Rabbimizdir ve sizlerin de Rabbidir! Ve bizim gayretlerimiz ‘bizleredir’ ve sizlerin gayretleriniz ‘sizleredir’. Ve bizler, ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ına samimileriz! “.

 

2:140     Yoksa diyor musunuz ki: „ Gerçekten de İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve Yâkub (:İbrâhîm aleyhisselâm’ın torunu) ve ‘onun’ torunları Yahudi veya Hristiyan idiler? “. ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Sizler mi bilirsiniz yoksa Allâh mı? “. Ve kimdir daha zalim o kimseden ki, ‘sır olarak’ gizledi şahitliği, ‘gerçeği’ Allâh‘tan, Zât’ının katından? Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

2:141     Bunlar bir ümmetti gelip geçmiştir. Kazandıkları şeyler ‘kendilerine’ ve sizlerin kazandıklarınız şeyler ‘kendinizedir’. Ve sizlere mesuliyet yoktur, gayret ediyor oldukları şeylerden.

 

2:142     Diyecekler ki, insanlardan akıl erdirmekten yoksunlar: „ Onları döndüren nedir kıblelerinden (:Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan, Mescid-i Harâm’a; Kâbe’ye), ki o, üzerinde oldukları? “. ‘Yâ Muhammed!’, de ki: „ Allâh’ındır, doğu ve batı! “. ‘Allâhû Teâlâ’, yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi ‘razı olduğu’ yol doğrultusunda. >2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 39:41, 57:20, 64:11<

 

2:143     Ve işte bunun gibi, yaptık sizleri orta ‘mütevazi, kıymetli olan’ bir ümmet ki, insanlar üzerine ‘İlâhî esasların’ şahitleri olun! Ve olsun elçi de üzerlerinize ‘inancınıza tanıklık eden’ şahit! Ve yapmadık ki, üzerinde olduğun kıbleyi bilmemiz haricinde, kim elçiye uyar kim de geri döner topukları üzerinde. Ve eğer olsa da, elbette büyük ‘zor iştir’ Allâh’ın yönlendirdiği kimseler dışındakilerin üzerine. Ve değildir Allâh, zayi edecek inancınızı ‘Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya kıldığınız namazları’. Şüphesiz Allâh, mutlaka insanlara insaf eden, acıyandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:144     ‘Yâ Muhammed!’, görüyoruz ki, ’sürekli’ çeviriyorsun yüzünü göğe ‘vahiy bekleyerek’! Artık elbette seni döndüreceğiz hoşnut olacağın bir kıbleye. Bundan sonra döndür yüzünü ‘namazda’ Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (:Kâbe) tarafına! >2:127, 3:96, 3:97< Ve nerede olursanız artık döndürün ‘namazda’ yüzlerinizi o tarafa! Ve muhakkak o kimseler ki, kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, elbette bilirler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu. Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettikleri şeylerden!

 

2:145     ‘Yâ Muhammed!’, ve elbette eğer getirsen o kimselere ki, kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazılarına’ âyetlerin ‘alâmetlerin’ hepsini, senin kıblene uymazlar! Ve sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Ve ‘zaten’ birbirlerinin de kıblesine uymazlar. Ve elbette eğer uyarsan emellerine onların, sana gelen şey ‘hakikat bilgisi’ ilminin ardından, doğrusu o zaman ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ elbette zalimlerdensindir!

 

2:146     O kimseler ki, kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, tanırlar onu ‘Muhammed aleyhisselâm’ı, kendi’ oğullarını tanıdıkları gibi. Ve gerçekten de aralarından bir kısmı, elbette ‘sır olarak’ gizliyorlar gerçeği ve bildikleri ‘hâlde’. >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:147     ‘Yâ Muhammed!’, gerçek Rabbindendir! O hâlde, ‘ne yapsan da inanmazlar’ olma kuruntu edenlerden! >2:6, 7:146, 8:55, 10:96, 10:97, 12:103, 26:201, 28:56, 39:3, 39:49, 45:23<

 

2:148     Ve her ‘ümmet’ için vardır bir yön ki, ona yön tutulan. Öyleyse yarışın. ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ hayırlarda! Nerede olursanız da, sizleri getirir Allâh toplayıp. Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir!

 

2:149     Ve nereden çıkarsan da, artık yüzünü ‘namazda’ döndür Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (:Kâbe) tarafına! >2:127, 3:96, 3:97< Ve muhakkak ki o ‘emir’, elbette Rabbinden ‘gelen’ gerçektir! Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

2:150     Ve nereden çıkarsan da, artık yüzünü ‘namazda’ yönelt Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (:Kâbe) tarafına! >2:127, 3:96, 3:97< Ve nerede olursanız da, yüzlerinizi ‘namazda’ yöneltin o tarafa! Ki, olmaması için insanların aleyhinize ‘kullanabilecekleri’ kanıt, aralarından zulmeden kimseler hariç. Artık ürpermeyin onlardan, Benden ürperin! Ve tamamlamam için lütfumu üzerlerinizdeki. Ve belki ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenirsiniz.

 

2:151     Nasıl ki gönderdik içinizde, ‘görevlendirilmek üzere’ aranızdan bir elçi. >2:127, 2:128, 2:129, 28:47< Sizlere okur âyetlerimizi ‘hakikat bilgisini’. Ve sizleri ‘cehaletten, günahlardan’ arındırır. >4:49, 9:103< Ve sizlere öğretir kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri ve sizlere öğretir bilmediğiniz şeyleri.

 

2:152     ‘Ey samimiyetle inanan kimseler’! O hâlde Beni yâd edin! Ben de sizleri ‘lütuflarımla’ yâd edeyim! Ve Bana şükredin! Ve Bana nankörlük etmeyin!

 

2:153     Ey samimiyetle inanan kimseler! Medet umun, sabırla ve ibadetle! >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 15:99, 98:5< Şüphesiz Allâh, sabredenlerle beraberdir!

 

2:154     Ve demeyin ki, Allâh’ın yolunda öldürülen kişiler için „ ölüler! “! Aksine diridirler ve lâkin sizler ‘bunun’ farkında olmazsınız. >2:154, 3:169, 3:195, 9:111, 22:58, 47:4<

 

2:155     Ve elbette sizleri deneriz bir şeylerden, korku ve açlık ve eksilterek mallardan ve canlardan ve mahsullerden. ‘Yâ Muhammed!’, ve ‘cennetle’ müjdele sabredenleri!

 

2:156     O kimseler ki, ‘sabredenler’ onlara bir musibet isabet ettiği zaman derler ki: „ Mutlaka bizler, Allâh için ‘teslim olmuşlarız’! Ve muhakkak Zât’ına döneceğiz! “.

 

2:157     İşte onlar ki, üzerlerinedir Rablerinden, ibadetlere icabet ve bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme. >2:186, 3:195, 8:9, 12:34< Ve işte onlar ki onlar, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilmişlerdir.

 

2:158     Muhakkak Safâ ve Merve (:Mekke’de hac ve umre ibadeti tepeleri), Allâh’ın belirtilerindendir. Artık kim, evi (:Kâbe), hacceder veya ‘umre’ ziyaret ederse, o hâlde vebal olmaz üzerine, ikisini tavaf (:etrafında yürüyerek yerine getirilen ibadet) etmesinde. >2:127, 3:96, 3:97< Ve kim, gönülden bir hayır ‘işleyerek fazlasını yaparsa da’, o hâlde şüphesiz Allâh, şükrün karşılığını cömertçe verendir; en iyi bilendir!

 

2:159     Muhakkak o kimseler ki, ‘sır olarak’ gizlerler indirdiğimiz ayan beyan şeyi ‘delilleri’ ve yönlendirilmeyi ki, beyan ettiğimiz şeyin ardından kitapta ‘hakikat bilgisinde’ insanlara. >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< İşte onlar ki, lânet eder onlara Allâh. Ve lânet eden ‘bilgilendirilme şansı olmadığı için sapan ve neticelerine katlanan herkes de’ lânet ederler onlara.

 

2:160     O kimseler müstesna ki, tövbe ettiler ve gidişatı düzelttiler ve ‘gerçeği’ beyan ettiler. O hâlde işte onlar ki, tövbelerini kabul eylerim üzerlerinden! Ve Ben, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçenim; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedenim!

 

2:161     Muhakkak ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler ve ‘bu günahla’ ölenler ve onlar inkârcılardır ‘öldüklerinde de’. >2:161, 3:90, 9:84, 9:113< İşte onlar ki, üzerlerinedir Allâh’ın lâneti ve meleklerin de ve ‘bilgilendirilme şansı olmadığı için sapan ve neticelerine katlanan’ insanların da topluca.

 

2:162     Süresiz kalıcılardır onun ‘cehennemin’ içinde. Hafifletilmez onlardan azap ve onlara göz açtırılmaz ‘süre verilmez’.

 

2:163     Ve İlâhınız tek İlâhtır! İlâh olamaz O’ndan başka! O, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:164     Muhakkak yaratılışında göklerin ve yerin, ihtilâfı ‘zıtlığı’ gece ve gündüzün ve gemilerde ki o, yüzer denizde insanlara fayda veren ve ‘diğer’ şeylerle. Ve Allâh indirdi gökten suyu ki, böylelikle onunla diriltti yeryüzünü ölümünün ardından. Ve ‘türetip’ yaydı orada her türlü hareket eden mahlûkatlardan. Ve ‘yönden yöne’ savrulması rüzgârın ve riayet ettirilen bulutlar gök ve yeryüzü arasında, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’ akıl eden bir topluma. >7:185, 10:101, 12:105, 27:93, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22<

 

2:165     Ve insanlardan kimileri edinirler Allâh’ın yanı sıra denk ‘ilâhlar’ ki, onları severler Allâh’ı sever gibi. Ve samimiyetle inanan kimselerin daha şiddetlidir Allâh’a ‘olan’ sevgileri. Ve keşke görebilselerdi ‘benliklerine’ zulmeden o kimseler, azabı gördükleri zaman, kuvvetin tamamen Allâh’ın olduğunu. Ve Allâh’ın azabının şiddetli olduğunu!

 

2:166     O zaman alâkasızlaştılar kendilerine uyulanlar, ‘kutsallaştırılan zât, put’ kendilerine uyanlardan. Ve gördüler azabı ‘Allâhû Teâlâ’ya ortak yakıştıranlar’. Kesildi onlarla ‘hatırdan, gönülden çıkarıldı, kutsallaştırılan zât, put ile’ bağlar. >2:166, 4:47, 6:110, 18:52<

 

2:167     Ve derler ki uyan kimseler ‘Allâhû Teâlâ’ya ortak yakıştıranlar’: „ Keşke olsa bizim için ‘dünyaya’ bir kere daha ‘dönüş. Hemen alâkasızlaşırdık onlardan ki, bizlerden alâkasızlaştıkları gibi. “. >3:151, 4:117, 6:100, 7:33, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 10:106, 46:5< Böylelikle gösterecek onlara Allâh, gayretlerinin hüsrana uğradığını. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.

 

2:168     Ey insanlar! ‘O hâlde isterseniz’ yiyin yeryüzündeki şeylerden helâl hoş ‘olarak, izin verilenlerinden’! Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın yasaklamadıklarını yemeyerek’ şeytana ayak uydurmayın! >2:168, 2:172, 2:173, 2:196, 2:200, 2:208, 5:1, 5:3, 5:4, 5:5, 5:87, 5:88, 6:118, 6:119, 6:121, 6:138, 6:142, 6:143, 6:145, 10:59, 16:114, 16:115, 16:116, 22:30, 22:34< Muhakkak ki o ‘şeytan’, sizlere apaçık düşmandır! >2:208, 6:121, 14:22, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21<

 

2:169     Ancak ki, emreder sizlere kötülük ve hayâsızlık ve söylemenizi Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri! >2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

2:170     Ve denildiği zaman onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „ Uyun Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’! “. Derler ki: „ Aksine bizler, uyarız atalarımızın üzerinde ‘onlardan gördüğümüz’ karşımıza çıkan şeye! “. Ve olsa da mı, ataları ‘gerçeklere ait’ bir şey akıl etmiyorlar ve ‘inkâra şartlandıkları için, Allâh’ın razı olduğu yola’ yönlendirilmediyseler? >3:108, 6:104, 7:101, 40:35, 64:11<

 

2:171     Ve emsali ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimselerin, ‘şu’ misal gibidir: Ki o, haykırış sebebini, ‘çobanın bağırmasını algılayıp, anlamını bilmeyen hayvan sürüsü gibi’ bağırıp çağırmadan başka şey işitilmez. ‘Onlar, idrak etmek istemedikleri için’, sağır, dilsiz ve körlerdir. >6:104, 8:23, 13:19, 17:72, 17:97< Bu yüzden, onlar akıl etmezler.

 

2:172     Ey samimiyetle inanan kimseler! ‘O hâlde isterseniz’ yiyin ‘helâl’, hoş ‘olarak, izin verilenlerinden’ sizleri rızıklandırdığımız şeylerden! >2:168, 2:172, 2:173, 2:196, 2:200, 2:208, 5:1, 5:3, 5:4, 5:5, 5:87, 5:88, 6:118, 6:119, 6:121, 6:138, 6:142, 6:143, 6:145, 10:59, 16:114, 16:115, 16:116, 22:30, 22:34< Ve şükredin Allâh’a. Eğer yalnızca Zât’ına ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenlerseniz! >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 15:99, 98:5<

 

2:173     ‘Allâhû Teâlâ’, ancak ‘şunları’ haram ‘caiz olmaz’ kıldı üzerlerinize: Leş ve kan ve domuz eti! Ve helâl ‘caiz’ kılmadı onu ki, Allâh’tan başkası için ‘kesilmiş hayvanı’. Ancak kim darda kalırsa, ‘başkasının hakkına’ saldırmaksızın ve aşırı gitmeksizin ‘yiyebilir’, buna rağmen günah yoktur üzerine. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:174     Muhakkak o kimseler ki, ‘sır olarak’ gizlerler bir şeyleri Allâh’ın indirdiği kitaptan ve pazarladılar onu az bir bedele. >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< İşte onların yedikleri, karınlarında ateşten ‘bir şey’ değildir. Ve onlarla konuşmayacak Allâh, kıyâmet günü ve onları ‘günahlarından’ arındırmayacak. Ve onlaradır ‘cehennemde’ elem azap.

 

2:175     İşte onlar ‘hakikati’ örtenler’, o kimseler ki, alışverişleri sapkınlık ile yönlendirilme ‘karşılığındadır’. Ve ‘âhirette’ azap ile bağışlanma ‘karşılığındadır’. Buna rağmen ne de sabırlılar ‘cesurlar’ ateşe karşı?

 

2:176     İşte bu ‘azap’, Allâh’ın kitabı ‘Kur’ân-ı Kerîm’i’ hak ile ‘amaç için’ indirdiği sebebi ‘onların da bunu inkârındandır’. Ve muhakkak o kimseler ki ihtilâf ettiler, kitapta ‘Kur’ân-ı Kerîm’de, onlar’ elbette uzak bir kopukluk içindedirler.

 

2:177     Değildir hayır işi, yüzlerinizi yöneltmeniz doğu ve batıya doğru. Ve lâkin hayır, kişinin Allâh’a inanmasıdır. Ve âhir ‘son’ güne ve meleklere ve kitaba ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’ ve peygamberlere. >4:136< Ve vermesidir sevdiği maldan, akrabalara ve yetimlere ve yoksullara ve (:yolda mahsur kalana çaresiz, imkânsız veya mekânsız kişi ve çocuklara mecazen) yol oğluna ve gereksinenlere ‘ihtiyacı olana’ ve köleleri ‘azat etmede’. Ve uygulamasıdır ibadeti ‘namazı, titizlikle, gereğince’, vermesidir zekâtı. Ve vefa edenlerdir taahhüt ettikleri zaman taahhütlerine. Ve sabredenlerdir baskı altında ve darlıkta ve baskın esnasında. İşte onlar, o kimseler ki, samimilerdir. İşte onlar ki onlar, ‘günahlardan’ korunanlardır.

 

2:178     Ey samimiyetle inanan kimseler! Üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’ öldürülme hakkında misilleme! Hür ile hür ve köle ile köle ve kadın ile kadın. Fakat kim, affedilir de onun ‘maktulün ebeveyni olmayıp ta, en azından’ kardeşi tarafından bir şeyle ki, o hâlde yaraşan, makul olarak ve ‘diyeti’ ödenmelidir ona iyi davranarak! İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenmedir. Artık kim, bundan sonra haddi aşarsa, o hâlde onadır ‘cehennemde’ elem azap.

 

2:179     Ve sizlere hayat vardır misillemede; ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Ki, belki ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:180     Üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’. Ölüm ‘döşeğinde’ olduğu zaman sizlerden biriniz, eğer bırakırsa bir hayır ‘miras’, vasiyet ‘etmesi’ ebeveynlere ve akrabalara makul olarak! ‘Bu’ hakkaniyettir ‘günahlardan’ korunanlar üzerine!

 

2:181     Artık kim, onu ‘vasiyeti’ değiştirirse işittikten sonra, o hâlde onun günahı sadece onu değiştiren kimselerin üzerlerinedir. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:182     Ne var ki kim, korkar da vasiyet edenin hataya meyletmesinden veya günaha gireceğinden, bu yüzden onların ‘tarafların’ aralarındaki gidişatı düzeltirse, o hâlde günah yoktur üzerine. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:183     Ey samimiyetle inanan kimseler! Oruç, sizlerin de üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’! Sizlerden önceki kimselerin üzerlerine yazıldığı gibi. Ki, belki ‘günahlardan’ korunursunuz.

 

2:184     Sayılı günlerdir ‘oruç’. Fakat aranızdan kim, hasta veya yolculukta olursa, o hâlde müddetini ‘tutamadığı günleri’, diğer günlerde tamamlar! Ve o kimseler üzerine ki, ona ‘güçlükle’ derman yetirenlere ‘sağlığı elvermeyenlere’, fidye ‘vardır’ bir yoksulu yedirecek ‘kadar’! Artık kim, gönülden bir hayır ‘işleyerek fazlasını yaparsa da’, o hâlde o, onadır ‘daha’ hayırlı ‘âhiret mükâfatı’! Ve oruç tutmanız ‘daha’ hayırlıdır, eğer bilirseniz.

 

2:185     Ramazan ayı, ki onda indirildi Kur’ân, yönlendirilmeleri için insanlara. Yönlendirendendir ve ayan beyan ‘delillerle’ ve gerçeği itibarsızdan ayırandır. Artık kim, şahit olursa ‘ulaşırsa’ aranızdan bu aya, o hâlde onu oruçlu geçirsin! Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, O hâlde müddetini ‘tutamadığı günleri’ diğer günlerde tamamlar! Allâh diler ki, sizlere kolaylık ‘olsun’ ve dilemez sizlere zorluk! Ve tamamlamanız için müddeti ve yüceltmeniz için Allâh’ı ki, sizleri yönlendirdiği şey üzerine. Ve belki şükredersiniz.

 

2:186     ‘Yâ Muhammed!’, ve sorduğunda sana, kullarım Benden, öyle ki şüphesiz ‘onlara’ yakınım! İcabet ederim davet edenin davetine ‘duasına’, beni davet ettiği zaman ‘Bana, dua edince’. >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 15:99, 98:5< O hâlde onlar da Bana ‘davetime’, icabet etsinler! Ve Bana samimiyetle inansınlar! Ki, belki ‘razı olduğum yola’ erişirler.

 

2:187     Sizlere helâl ‘caiz’ kılındı, oruç gecesi kadınlarınıza ‘cinsel arzu ile’ yaklaşmak! Onlar sizlerin ‘günahlardan koruyan’ giysinizdir ve sizler de onların ‘günahlardan koruyan’ giysisisiniz. Allâh, bildi mutlaka ihanet ediyor olduğunuzu nefsaniyetlerinize. Bunun üzerine ‘oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanın yasak olduğu zannınızı’ affetti, tövbelerinizi kabul eyledi. Öyleyse şimdi girişin ‘o hâlde isterseniz’ onlarla ‘kadınlarla ilişkiye’! Ve gaye edinin Allâh’ın yazdığı şeyleri sizlere! Ve ‘o hâlde isterseniz’ yiyin ve için ‘izin verilenlerinden’! >2:168, 2:172, 2:173, 2:196, 2:200, 2:208, 5:1, 5:3, 5:4, 5:5, 5:87, 5:88, 6:118, 6:119, 6:121, 6:138, 6:142, 6:143, 6:145, 10:59, 16:114, 16:115, 16:116, 22:30, 22:34< Ki, sizlere belli oluncaya kadar beyaz iplik ‘ışıltı’, siyah iplikten ‘karanlıktan’ şafak vaktinde. Sonra tamamlayın orucu geceye kadar! Girişmeyin onlarla ‘kadınlarla ilişkiye’ ve ibadethanelerde ibadete çekilmişseniz! Bunlar sınırlarıdır Allâh’ın, artık ona yaklaşmayın! İşte böyle beyan eder Allâh, âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara. Ki, belki ‘geç olmadan günahlardan’ korunurlar.

 

2:188     Ve yemeyin mallarınızı aranızda asılsız ‘sebeplerle’! Ve ‘rüşvet olarak’ aktarmayın onu hâkimlere! Ki, yemeniz için bir kısmını insanların mallarından, günahla ve bildiğiniz ‘hâlde’.

 

2:189     ‘Yâ Muhammed!’, soruyorlar sana, hilâllerden (:ay takviminden). De ki: „ O, vakit ölçüsüdür insanlar için ve haccın! “. Ve hayır işi değildir, girmeniz evlere ‘asılsız inançlara uyarak’ arkasından. Ve lâkin hayır, kişinin ‘günahlardan’ korunmasıdır. Ve girin evlere kapılarından! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ki, belki kurtuluşa erersiniz.

 

2:190     Ve savaşın Allâh’ın yolunda sizlerle savaşanlarla ve haddi aşmayın! >2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9< Şüphesiz Allâh, sevmez haddi aşanları!

 

2:191     Ve öldürün onları ‘sizlerle savaşanları’ bulduğunuz yerde ve çıkarın onları, sizleri çıkardıkları yerden (:Mekke’den) sizler de! Ve fitne ‘sapma’, öldürmekten daha şiddetlidir. Ve Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (:Kâbe) yanında, onlar sizlerle savaşmadıkça sizler de onlarla orada savaşmayın! Fakat eğer sizlerle savaşırlarsa, o hâlde öldürün onları! İşte böyledir cezası inkârcıların.

 

2:192     Artık eğer ‘savaşı ve inkârı’ sonlandırırlarsa, o hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:193     Ve savaşın onlarla ta ki, fitne ‘sapkınlık’ olmasın ve olsun dîn ‘dîni algılar’ Allâh için! >2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9< Bundan sonra eğer ‘savaşı ve inkârı’ sonlandırırlarsa, o hâlde düşmanlık yoktur zalimlerden başkası üzerine!

 

2:194     Haram ay (:saldırmanın yasak olduğu aylar; Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem), haram ay ile ve ‘saygı gösterilmesi gereken’ hürmetler misillemeyledir. Ne var ki kim, haddi aşar ‘saldırırsa’ sizlere, o hâlde haddi aşıp ‘saldırın’ ona ki, haddi aşıp ‘saldırdığı’ kadar üzerlerinize! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin Allâh’ın ‘günahlardan’ korunanlarla beraber olduğunu!

 

2:195     Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapın Allâh’ın yolunda! >2:195, 28:77< Ve atmayın kendi ellerinizle ‘kendinizi’ tehlikeye! Ve ‘daima’ iyi davranın! Şüphesiz Allâh, iyilik edenleri sever!

 

2:196     Ve ta­mam­layın hac ve ziyareti ‘um­re­yi’ Allâh için! Fakat eğer alıkonulursanız, o hâlde kolayınıza gelen şeyi kurban edin! Ve tıraş etmeyin başlarınızı ki, kurban, mahalline ulaşıncaya kadar! Fakat aranızdan hasta veya başından rahatsızlığı ‘sebebiyle kurban mahalline ulaşmadan tıraş olan’ o hâlde, fidye ‘vermelidir’ oruçtan, sadakadan veya kurbandan! Nihayet emniyette olduğunuz zaman da artık kim, menfaatlenirse ‘umre’ ziyaret ile hacca kadar, o hâlde kolayına gelen kurbandan ‘kesmelidir’! Fakat kim, ‘bunu’ bulamazsa, öyleyse oruç tutmalıdır üç gün hacda, döndüğünüz zaman da yedi ‘gün’ ki, bunların tamamı on ‘gündür’! Bu, ailesi Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethanede (:Kâbe) hazır ‘yerleşik’ olmayan kimseleredir. >2:127, 3:96, 3:97< Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin Allâh’ın ‘eylemlere’ karşılığı şiddetli olduğunu!

 

2:197     Hac, bilinen aylardır. O hâlde kim, onlarda haccı ‘kendisine’ zorunlu kılarsa, artık ‘kadına’ yanaşmak olmaz! Ve yoldan çıkmak olmaz! Ve kavga etmek olmaz hacda! Ne ifa ederseniz ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ hayırdan, Allâh, onu bilir. Ve azık hazırlayın ‘hayırlarla kendinize’! Fakat azığın en hayırlısı, muhakkak ‘günahlardan’ korunmaktır. Ve korunun Bana ‘karşı gelmekten’ ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri!

 

2:198     Değildir üzerlerinize vebal, ‘hacda ticaret yaparak’ Rabbinizden bir lütfu gaye edinmeniz. Artık akın akın geldiğiniz zaman Arafat’tan, Allâh’ı yâd edin! Ve Meş’ar-i Harâm; hürmetli, şuur, alâmet yeri (:Müzdelife, Arafat ile Mina arası) yanında da! Ve Zât’ını ‘içtenlikle’ yâd edin ki, yönlendirdiği gibi sizleri! Ve sizler, ondan önce elbette sapkınlık içindeydiniz.

 

2:199     Sonra akın akın gelin. İnsanların akın akın geldikleri yerden (:Arafat’tan). Ve istiğfar edin Allâh’a! Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:200     Nihayet tamamladığınızda ‘hac’ ibadetlerinizi, yâd edin Allâh’ı! Artık atalarınızı yâd ettiğiniz gibi, hem de daha şiddetli bir yâd etmeyle. Fakat insanlardan kim, derse ki: „ Rabbimiz! Ver bizlere dünyada! “. Ve yoktur âhirette onun bir payı. >10:7, 10:8, 11:15, 11:16, 17:18, 17:19, 17:20, 42:20<

 

2:201     Ve onlardan kim, derse ki: „ Rabbimiz! Ver bizlere dünyada iyilikler ve âhirette de iyilikler; ve koru bizleri ateşin azabından ‘cehennemden’! “.

 

2:202     İşte onlar ki, onlaradır bir nasip kazandıkları şeyden. Ve Allâh, tez, noksansız hesaplayandır!

 

2:203     Ve yâd edin Allâh’ı ‘tekbirlerle’ sayılı günlerde (:Teşrik günleri)! Fakat kim, acele ederse iki gün içinde (:Mina’dan dönmek için) bu yüzden günah yoktur üzerine. Ve kim ertelerse, o hâlde günah yoktur onun da üzerine; ki, ‘günahlardan’ korunan kimse için. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki, muhakkak Zât’ına toplanacaksınız! >1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

2:204     Ve insanlardan kimilerinin sözü hoşuna gider dünya hayatında. Ve Allâh’ı şahit tutar kalbinde olan şeye ve o, husumette en amansızıdır!

 

2:205     Ve dönüp ‘gittiği’ zaman, çalışır yeryüzünde bozgun çıkarmak için orada. Ve mahvetmeyi ekinleri ve nesli. >2:205, 4:119< Ve Allâh, sevmez fesadı!

 

Klonlama, ürünlerin genlerini değiştirme: ıkra.com

 

2:206     Ve denildiği zaman ona: „ Allâh’a korun ‘karşı gelmekten’! “. Onu alır üstünlük ‘kibir, sürükler’ günaha. Artık yeter ona, cehennem; ve elbette ne kötü ‘bir’ döşek!

 

2:207     Ve insanlardan kimileri pazarlar ‘feda eder’ canını, gaye edinerek Allâh’ın rızasını. Ve Allâh, kullarına insaf eden, acıyandır!

 

2:208     Ey samimiyetle inanan kimseler! Girin esenliğe ‘İslâm’a, Allâh’a teslimiyete’ hepiniz! Ve şeytana ayak uydurmayın! Muhakkak ki o ‘şeytan’, sizlere apaçık düşmandır! >2:208, 6:121, 14:22, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21<

 

2:209     Artık eğer tökezlerseniz, sizlere gelen ayan beyan şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından, o hâlde bilin ki, şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

2:210     ‘Hakikati örtmeye şartlanmışlar, neyi’ gözlerler ki? İllâki gelmesini mi onlara, Allâh ‘azabı’, bulutlardan gölgeler içinde ve melekler (:Azrâîl aleyhisselâm ve yardımcıları) ve bitirilmiş olmasını emrin ‘kıyâmet hükmünün yerine getirilmesini’. >2:210, 6:57, 6:58, 10:11, 10:50, 10:51, 13:6, 15:8, 16:1, 16:33, 16:61, 17:11, 18:58, 25:25, 25:26< Ve Allâh’a döndürülür emirleriyle ‘oluşan her şey’!

 

2:211     ‘Yâ Muhammed! İstersen’ sor İsrail oğullarına ki, onlara verdik, ‘yönlendirilmeye vesile’ nice ayan beyan âyetler ‘ibretler’! Ve kim, değiştirirse Allâh’ın lütfunu ‘hakikat bilgisini’, ona gelen şeyin ‘yönlendirilmenin’ ardından, o hâlde şüphesiz Allâh’ın ‘eylemlere’ karşılığı şiddetlidir! >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:212     Süslendi ‘cazip gösterildi hakikati’ örtmeye şartlanmış kimselere dünya hayatı. Ve eğleniyorlar samimiyetle inanan kimselerle. Ve o kimseler ki, ‘onlar, günahlardan’ korunanlardır; kıyâmet günü onlardan üstünlerdir. Ve Allâh, rızıklandırır dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi hesapsızca.

 

2:213     İnsanlar, ‘ayrılana kadar, aynı inancı paylaşan’ bir ümmettiler. Nihayet Allâh, çıkardı peygamberleri, ‘hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyiciler ve ‘kıyâmetle’ uyaranlar ‘olarak’. Ve indirdi beraberlerinde kitap ‘hakikat bilgisi’ hak ile ‘amaç için’ ki, hükmetmek için insanların aralarında ve ihtilâf ettikleri şeyde. Ve onda ‘Kur’ân-ı Kerîm’de’ ihtilâf eden kimseler, onlara, belli olan şeyin ardından ‘hakikat bilgisi’ verilen, aralarında azgınlaşan ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ başkası değildir. >3:64, 9:30, 9:31, 42:21, 98:5< Bu yüzden Allâh, yönlendirdi samimiyetle inanan kimseleri ki, Hak’tan ‘inen İlâhî esaslardan yana’ ihtilâf ettikleri şeyde ‘doğruya yönelsinler’, Zât’ının izniyle. Ve Allâh, yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi ‘razı olduğu’ yol doğrultusunda. >2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 39:41, 57:20, 64:11<

 

2:214     Yoksa hesapladınız mı ki, cennete dâhil edileceğinizi ve olmadıkça sizlere de emsali, sizlerden önceki geçmiş kimselerin ‘başlarına gelenin’? Onlara dokundu ‘öyle’ baskı ve darlık ve sarsıldılar, elçi ve beraberindeki samimiyetle inanan kimseler ki, diyecek kadar: „ Ne zaman Allâh’ın yardımı? “. Değil mi ki, gerçekte Allâh’ın yardımı yakın!?

 

2:215     ‘Yâ Muhammed!’, soruyorlar sana, ne bağış yapacaklarını. De ki: „ ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ hayırdan ne bağış yaparsanız işte o, ebeveynleredir ve akrabalar ve yetimler ve yoksullar ve (:yolda mahsur kalana çaresiz, imkânsız veya mekânsız kişi ve çocuklara mecazen) yol oğlunadır! “. >2:219, 17:26, 17:27, 17:28, 17:29, 30:38, 51:19, 68:17, 70:24, 70:25< Ve ifa ettiğiniz şeyi ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ hayırdan, o hâlde şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir!

 

2:216     Yazıldı ‘zorunlu kılındı’ üzerlerinize savaş; ve o, sizlerce hoşlanılmasa da. >2:216, 4:77, 8:5< Ve hoşlanmadığınız bir şey olur ve o, sizlere hayırdır! Ve sevdiğiniz bir şey olur ve o, sizlere şerdir! Ve Allâh bilir, ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’! >2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

2:217     ‘Yâ Muhammed!’, soruyorlar sana, haram aydan (:saldırmanın yasak olduğu aylar; Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem) ve onda savaşmayı. De ki: „ Onda savaş büyük ‘vebal’! Ve alıkoymak Allâh’ın yolundan ve inkâr etmek Zât’ını ve Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (:Kâbe) ‘ziyaretini engellemek’ ve çıkarmak halkını oradan Allâh’ın katında daha büyük ‘günahtır’. Ve fitne ‘ara bozuculuk’, öldürmekten daha büyük ‘günahtır’! “. Ve ‘İslâm’ı inkâr edenler’ zail olmazlar savaşmaya sizlerle ki, döndürünceye kadar sizleri dîninizden, eğer mecal edebilseler. Ve kim döndü de aranızdan dîninden ‘İslâm’dan’ >3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:161, 10:105, 21:25< ve o, inkârcıdır artık öldüğünde de! >5:51, 5:52, 5:53< O hâlde işte onların boşa çıktı gayretleri dünyada ve âhirette de. Ve işte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, orada süresiz kalıcılardır.

 

2:218     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inananlardır ve hicret ‘göç’ eden kimseler ve cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edenler mallarıyla ve canlarıyla, Allâh’ın yolunda; işte onlar, Allâh’ın bahşetmesini, bağışlamasını, merhametle esirgemesini umarlar. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:219     ‘Yâ Muhammed!’, soruyorlar sana, şaraptan ve kumardan. De ki: „ İkisinde de vardır, büyük günah ve insanlar için faydalar. Onların günahları, menfaatlerinden daha büyüktür! “. Ve soruyorlar sana, ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yapacaklarını. De ki: „ Affedileni ‘gönüllü vazgeçileni’! “. >2:219, 17:26, 17:27, 17:28, 17:29, 30:38, 51:19, 68:17, 70:24, 70:25< İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Ki, belki inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:220     ‘Ki, düşünmeden soruyorlar’ dünya ve âhiret hakkında. >1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30< ‘Yâ Muhammed!’, ve soruyorlar sana, yetimlerden. De ki: „ Onların gidişatını düzeltmek ‘daha’ hayırlıdır ve eğer onları ‘aranıza’ katarsanız, artık onlar kardeşlerinizdir ‘yandaşlarınızdır’! “. Ve Allâh bilir, bozgun çıkaranları da gidişatı düzeltenleri de! >2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14< Ve eğer dileseydi Allâh, elbette üzerdi sizleri. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayan; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

2:221     Ve nikâhlamayın ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran kadınları ki, samimiyetle inanıncaya kadar! Ve elbette savaş esiri samimiyetle inanmış kadın, ‘daha’ hayırlıdır ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran ‘hür’ bir kadından ve imrenseniz bile. Ve nikâhlamayın kadınlarınızı ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran erkeklerle ki, samimiyetle inanıncaya kadar! Ve elbette bir köle samimiyetle inanmış erkek, ‘daha’ hayırlıdır ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran ‘hür’ bir erkekten ve sizleri imrendirse bile. İşte onlar, davet ederler ‘sizleri’ ateşe. Ve Allâh, davet ediyor ‘sizleri’ cennete ve bağışlanmaya, Zât’ının izniyle. Ve beyan eder âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara. Ki, belki hatırda tutarlar.

 

2:222     ‘Yâ Muhammed!’, ve soruyorlar sana, ‘kadınların’ hayz hâlinden. De ki: „ O bir rahatsızlıktır. Bu yüzden ‘cinsel ilişkiden’ uzak durun hayzlıyken kadınlardan. Ve onlara yaklaşmayın temizleninceye kadar! Artık temizlendikleri zaman nihayet, ‘o hâlde isterseniz’ varın onlara Allâh’ın emrettiği yerden! “. Şüphesiz Allâh, tövbe edenleri sever ve temizlenenleri sever!

 

2:223     Kadınlarınız, ‘döllenen-döl veren’ tarladır sizlere. O hâlde yaklaşın ‘ilişkiye girin, isterseniz’ tarlanıza nasıl dilerseniz! Ve sunun benlikleriniz için ‘ahlâklı davranışlar’! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki, muhakkak Zât’ına kavuşacaksınız! ‘Yâ Muhammed!’, ve ‘cennetle’ müjdele samimiyetle inananları!

 

2:224     Ve edinmeyin ‘yemin bahanesiyle’ Allâh’ı yeminlerinize siper! Hayırlı olmanız ve ‘günahlardan’ korunmanız ve insanların arasını düzeltmenizde. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:225     Sorumlu tutmaz sizleri Allâh, ‘gayesiz’ yeminlerinizdeki boş sözlerle. Ve lâkin sorumlu tutar kalplerinizin kazandığı şeylerden ‘bilinçli yeminlerinizden’. >5:89, 66:2< Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır!

 

2:226     Yemin eden kimseler, kadınlarından ‘boşanma amaçlı ilişkiden uzaklaşmaya’, dört ay ‘bekler’ dururlar! Ancak eğer ‘süre dolmadan’ vazgeçerlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:227    Ve eğer boşamaya karar verirlerse, o hâlde şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:228     Ve boşanmış kadınlar, kendi başına ‘bekler’ dururlar, üç dönem ‘hayz hâlini’ (:ki, olası bir gebelik belli olsun)! Ve helâl ‘caiz’ olmaz onlara, Allâh’ın rahimlerindeki yarattığı şeyi ‘sır olarak’ gizlemek! Eğer onlar, samimiyetle inanıyorlarsa Allâh’a ve âhir ‘son’ güne. Ve kocaları daha çok hak sahibidirler bunda ‘süre’ içinde, onlara geri dönmeye ki, eğer isterlerse uzlaşmayı. Ve onların ‘kadınların hakkı’, onların ‘kocalarının’ üzerinde, onun meşru ‘hakkı’ kadardır. Erkekler ki, ‘kadınların’ üzerinde bir mertebe ‘daha önceliklidir’! Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

2:229     ‘Dönüşü mümkün’ boşanma iki defadır! Bundan sonra ‘kadını ya’ makul olarak tutmak veya iyi davranarak serbest bırakmalıdır. Ve helâl ‘caiz’ olmaz sizlere, onlara verdiğiniz şeyden bir şey almanız! ‘Karı-kocanın’ Allâh’ın sınırlarını ‘titizlikle, gereğince’ uygulamaktan korkmaları müstesna. Fakat eğer korkarsanız, ‘karı-kocanın’ Allâh’ın bu sınırlarını ‘titizlikle, gereğince’ uygulamayacaklarından, o hâlde vebal olmaz üzerlerine, ‘kadının aldığı evlilik bağışını, boşanmak isteğiyle iade ederek’ ona ‘kocaya’ verdiği bedelde. Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır, artık onu aşmayın! Ve kim, aşarsa Allâh’ın sınırlarını, o hâlde işte onlar ki onlar, zalimlerdir.

 

2:230     Buna rağmen ‘kocanın ikinci boşamasının’ ardından eğer onu ‘karısını, üçüncü kez de’ boşarsa, artık helâl ‘caiz’ olmaz ona! Nikâhlanmadıkça ondan başka bir eşle. Ne var ki eğer ‘ikinci eş de’ onu boşarsa, o hâlde vebal olmaz üzerlerine ‘ilk karı-kocanın birbirine’ dönmelerinde. Eğer fark ederlerse ki, Allâh’ın sınırlarını ‘titizlikle, gereğince’ uygulayabilmeyi. Ve bunlar Allâh’ın sınırlarıdır! Allâh onu, beyan eder ‘anlaya’ bilen bir topluma.

 

2:231     Ve boşadığınız zaman kadınları nihayet vadelerine ulaştıklarında, artık onları makul olarak tutun veya onları meşru olarak serbest bırakın. Ve onları tutmayın, zarar verip haklarını çiğneyerek! Ve kim bununla faaliyet ederse, ancak benliğine zulmetmiş olur. Ve edinmeyin Allâh’ın âyetlerini alay konusu! Ve hatırlayın üzerlerinizdeki Allâh’ın lütuflarını! Ve indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’ sizlere kitaptan ‘Levh-i Mahfûz’dan’ (:Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)! >6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22< Ve verdiği hükümleri ki, onunla sizlere, nasihat olması için. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, her bir şeyi en iyi bilendir!

 

2:232     Ve boşadığınız zaman kadınları nihayet vadelerine ulaştıklarında, artık onları sıkıştırmayın ‘engel olmayın, ilk’ eşleriyle nikâhlarına; ki razı oldukları zaman meşru olarak aralarında! Bununla nasihat veriliyor ona, aranızdan, Allâh’a samimiyetle inanan kim olduysa ve âhir ‘son’ güne de. İşte bu, ‘günahlardan’ daha çok arındırıcıdır sizlere ve ‘şartlanmalardan’ daha temizdir. Ve Allâh bilir, ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’! >2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

2:233     Ve ‘boşandıklarında, bebek sahibi’ anneler, emzirirler evlâtlarını tam olarak iki yıl! Süt emzirtmeyi tamamlatmak isteyen kimse ‘baba’ için. Ve üzerinedir ‘temin etmek’ kendisi için doğurulmuş olan ‘babanın’, onların ‘annelerin’ rızıkları ve giyimleri makul olarak! Yükümlü tutulmasın ‘hiçbir’ can, yetisinin dışında ne bir anne evlâdıyla ve ne de kendisi için doğurulmuş olan ‘baba’ evlâdıyla! Ve vâris üzerindeki ‘sorumluluk, görev de’ bunun benzeridir. Artık eğer ‘boşanmış anne ve baba’ isterlerse rızalarıyla ve danışarak sütten kesmeyi, o hâlde vebal olmaz üzerlerine! Ve eğer isterseniz evlâtlarınızı ‘sütanne tutup’ emzirtmek, artık vebal olmaz üzerlerinize, makul olarak verdiğiniz şeyi ‘kararlaştırdığınız ücreti’ teslim ettiğiniz zaman! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bilin Allâh’ın gayret ettiğiniz şeyleri, her hâliyle göre olduğunu!

 

2:234     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri kendi başına ‘bekler’ dururlar, dört ay ve on gün (:ki, olası bir gebelik belli olsun)! Nihayet vadelerine ulaştıkları zaman, artık vebal olmaz üzerlerinize, ifa ettikleri şeylerden kendilerince meşru olarak! Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

2:235     Ve vebal olmaz üzerlerinize ‘kocaları ölen’ kadınlara, evlenme teklifinizi ima etmenizde veya benliğinizde saklamanızda! Allâh, bildi ki, onları mutlaka hatırda tutacaksınız. Ve lâkin onlarla sözleşmeyin sırlarda! Sözü meşru söylemeniz müstesna. Ve azmetmeyin nikâh akdine ki, ulaşıncaya kadar kitapta ‘Kur’ân-ı Kerîm de yazılı’ vadesine! >2:234< Ve bilin ki, şüphesiz Allâh bilir, benliklerinizdeki şeyi! O hâlde sakının Zât’ından! >2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14< Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır!

 

2:236     Vebal olmaz üzerlerinize, eğer boşarsanız kadınları. Henüz onlara dokunmadan veya onlar için zorunlu kılınan evlilik bağışı belirlemeden! Ve onların bir geçimlikle ‘imkânları’ geniş olanın kendi gücü yettiğince ve dar olanın da kendi gücü yettiğince, makul olarak menfaatlendirilmesi hakkaniyettir üzerine iyilik edenlerin!

 

2:237     Ve eğer onları boşarsanız, onlara dokunmadan önce ve zorunluluk olur sizlere artık onlara zorunlu kılınan taahhüt edilen evlilik bağışının yarısını vermek, evlilik bağışı taahhüdünüzün! ‘Kadınların’ affetmeleri ‘vazgeçmeleri’ veya nikâh bağı elindeki kimsenin ‘erkeğin’ affetmesi ‘tümünü kadına bırakması’ müstesna. Ve affetmeniz ‘diğer yarısını da bırakmanız’ daha yakın ‘davranıştır günahlardan’ korunmak için! Ve unutmayın aranızda lütufkârlığı! Şüphesiz Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir!

 

2:238     Muhafaza edin ibadetleri ve ara ibadeti ‘namazı’! >2:238, 23:9, 70:34< Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ dikilin. Allâh’a âmâde olun!

 

2:239     Fakat eğer ‘bir tehlikeden’ korkarsanız, o hâlde ‘namazı’ yaya olarak veya binmişken ‘binekte kılın’! Nihayet emniyette olduğunuz zaman da, artık Allâh’ı ‘namazla’ yâd edin! Sizlere öğrettiği gibi bilmiyor olduğunuz şeyi ‘nasıl kılacağınızı’.

 

2:240     Ve o kimseler ki, aranızdan vefat ettirilirler. Ve ‘onlar, geriye’ bıraktığı eşlere vasiyet etmelidir! Ki, eşleri için geçimlik ‘evinden’ çıkarılmaksızın bir yıla kadardır. Fakat eğer ‘eş, kendiliğinden’ çıkarsa, artık vebal olmaz üzerlerinize, ifa ettikleri şeylerden kendilerince makul olarak! Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

2:241     Ve boşanmış kadınların makul olarak ‘bir geçimlikle’ menfaatlendirilmesi hakkaniyettir ‘günahlardan’ korunanlar üzerine!

 

2:242     İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Ki, belki akıl edersiniz.

 

2:243     Baksana, o kimselere ki, çıktılar yurtlarından ve onların binlercesi ölüm, (:salgın) korkusuyla! Bu yüzden dedi ki onlara Allâh: „ Ölün! “. Sonra da onları ‘yeniden türeterek’ diriltti. Şüphesiz Allâh, elbette insanlar üzerine lütuf sahibidir! Ve lâkin insanların birçoğu şükretmezler.

 

2:244     Ve savaşın Allâh’ın yolunda! Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:245     Kimdir o kimse ki, borç veren Allâh’a bir borç ki, iyilikledir. O hâlde O ‘Allâhû Teâlâ’, katlar ona çoğaltarak kat kat. Ve Allâh, ‘adaleti gereği rızkı’ daraltır ve yayar, uzatır ‘genişletir’! Ve Zât’ına döndürüleceksiniz!

 

2:246     Baksana, İsrail oğullarından seçkinlerine, Mûsâ’nın ardından! Peygamberlerine demişlerdi ki: „ Çıkar ki bizlere bir hükümdar ki, Allâh’ın yolunda savaşalım! “. ‘Peygamberleri’ dedi ki: „ Olur ki eğer üzerlerinize yazılır da ‘zorunlu kılınır’ savaş, ya savaşmazsanız? “. Dediler ki: „ Ve neden savaşmayalım ki, Allâh’ın yolunda? Ve çıkarılmışken yurdumuzdan ve oğullarımızdan ‘uzaklaştırılmışken’! “. Nihayet yazılınca da ‘zorunlu kılınınca’ savaş üzerlerine, dönüp ‘gittiler’, aralarından azı müstesna. Ve Allâh, en iyi bilendir zalimleri!

 

2:247     Ve dedi ki onlara peygamberleri: „ Muhakkak ki Allâh, çıkardı sizlere Tâlut’u hükümdar olarak! “. Dediler ki: „ Nasıl olur onun hükümdarlığı üzerimize? Ve bizler daha çok hak sahibiyken ‘lâyıkken’ hükümdarlığa ondan. Ve ‘ona’ verilmemişken maldan ‘servetten’ bolca. “. ‘Peygamberleri’ dedi ki: „ Muhakkak ki Allâh, onu seçti üzerlerinize ve ona arttırdı bilgide yeğlik ve heybet! “. Ve Allâh, verir saltanatını, hükümdarlığını dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!

 

2:248     Ve dedi ki peygamberleri onlara: „ Mutlaka onun hükümdarlığının âyeti ‘alâmeti’, bir tabutun (:ahit sandığı) sizlere gelmesidir! İçindekiler, Rabbinizden sükûnet ve arta kalanlardır Mûsâ ailesinin ve Hârûn ailesinin bıraktığı şeylerden ki, onu taşır melekler. “. Muhakkak ki, işte bunda ‘vardır’ elbette âyet ‘alâmet’ sizler için, eğer samimiyetle inananlarsanız!

 

2:249     Böylelikle Tâlut, ‘mücâdele için’ orduyla ayrıldığı zaman dedi ki: „ Mutlaka Allâh, yoklayacak sizleri bir ırmak ile. Öyle ki kim, ondan içerse artık benden değildir. Ve ona doymadan eliyle bir avuç avuçlayıp ‘içen’ kişi müstesna, o hâlde muhakkak ki o, bendendir! “. Fakat aralarından azı müstesna, ondan ‘sudan doya doya’ içtiler. Derken ‘ırmağı’ geçtiler o ‘Tâlut’, ve onunla beraber samimiyetle inanan kimseler. (:Sudan rahatsızlanıp geride kalanlar) Dediler ki: „ Tâkatımız yok bugün, Câlut’a ve onun ordusuna! “. Dediler ki, kendilerinin mutlaka Allâh’a kavuşacak olduklarını uman kimseler: „ Nice az birlikler galip oldu ‘sayıca’ çok birliğe ‘karşı’, Allâh’ın izniyle! “. Ve Allâh, sabredenlerle beraberdir!

 

2:250     Ve karşısına çıktıklarında Câlut’a ve onun ordusunun, dediler ki: „ Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve sabitle ‘sağlamlaştır’ ayaklarımızı ‘yolunda’! Ve bizlere yardım et, inkârcı topluma karşı! “.

 

2:251     Nihayet onları yenilgiye uğrattılar, Allâh’ın izniyle; ve öldürdü Dâvûd, Câlut’u. Ve verdi ona Allâh, hükümdarlık ve idrak ‘yetisi’ ve öğretti ona, dilediği şeylerden. Ve olmasaydı Allâh’ın defetmesi insanlardan birilerinin birileriyle, elbette yeryüzünde bozgun çıkardı. Ve lâkin Allâh, var olan her şeyin üzerine lütuf sahibidir!

 

2:252     ‘Yâ Muhammed!’, bunlar Allâh’ın âyetleridir ‘alâmetleridir’ ki, onu okuyoruz sana, gerçekleriyle! Ve muhakkak sen, elbette gönderilmiş ‘elçilerdensin’!

 

2:253     Bunlar elçiler ki, onların bazılarını üstün kıldık bazılarının üzerine. Onlardan kimileriyle Allâh konuştu ve yükseltti onların bazılarını da mertebelerle. Ve verdik Meryem’in oğlu Îsâ’ya ayan beyan ‘deliller’. Ve destekledik onu, Ruh’ûl Kudüs (:Cebrâîl aleyhisselâm) ile. Ve eğer dileseydi Allâh, ‘insanı tercihsiz kılmayı’, birbirlerini öldürmezlerdi onların ardından gelen kimseler, onlara ayan beyan ‘deliller’ gelmesinin ardından. Ve lâkin ihtilâf ettiler, bu yüzden ki, onlardan kimileri samimiyetle inandı ve onlardan kimileri de ‘hakikati’ inkâr etti. Ve eğer dileseydi Allâh, ‘insanı tercihsiz kılmayı’, birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin Allâh, dilediği şeyi ifa eder.

 

2:254     Ey samimiyetle inanan kimseler! ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapın rızıklandırdığımız şeylerden sizleri! ‘Öyle bir’ gün gelmeden önce ki, onda pazarlık olmaz ve dostluk ve şefaat. Ve ‘hakikati’ örtenler, onlar zalimlerdir.

 

2:255     Allâh ki, ilâh olamaz O’ndan başka! Ebedî ve evveli diridir! Var olan her şeyin kaynağı, dayanağıdır! Zât’ına olmaz dalgınlık ve ne de uyku! ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının dır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de! Kimdir şefaat eden ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının huzurunda ki, Zât’ının izni olmaksızın? Bilir, ‘yarattıklarının’ ellerinin arasındakileri ‘yaşanmışları’ ve arkalarındakileri ‘yaşanmamışları’! >2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14< Ve kavrayamazlar bir şeyi ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının ilminden, Zât’ının dilediği haricinde. Kapsamıştır ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının kürsüsü gökleri ve yeri! Ve ağır gelmez Zât’ına, muhafaza etmek onları. O, yüce, kudretli, ulvidir; ihtişamlı, ölçüsüz büyüktür!

 

2:256     Dînde baskı yoktur! ‘Ayrılıp’ belli olmuştur ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ erişmek, sapkınlıktan. Artık kim, tâğut’u (:Allâhû Teâlâ’yı hiddetlendirenler), inkâr eder ve samimiyetle inanırsa Allâh’a, o hâlde o, kopmaz sağlam bir kulpa tutunmuş olur. >2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 39:41, 57:20, 64:11< Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:257     Allâh, dostudur samimiyetle inanan kimselerin. Onları çıkarır karanlıklardan ‘İlâhî esaslar bilgisizliğinden’ aydınlığa ‘İlâhî esasları görmeye’. Ve o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır, onların dostları tâğut’tur (:Allâhû Teâlâ’yı hiddetlendirenler), onları çıkarırlar aydınlıktan karanlıklara. İşte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, orada süresiz kalıcılardır.

 

2:258     Baksana, o kimseye ki, tartıştı İbrâhîm’le Rabbi hakkında Allâh’ın ona verdiği saltanat, hükümdarlıkla ‘büyüklenerek’! Demişti ki İbrâhîm: „ Benim Rabbim O ki, diriltir ve öldürür! “. ‘Hükümdar’ dedi ki: „ Ben de diriltirim ve öldürürüm! “. Dedi ki İbrâhîm: „ O hâlde şüphesiz Allâh, getirir Güneşi doğudan, haydi sen de onu batıdan getir! “. Fakat şaşakaldı inkâr eden kişi. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez zalimler toplumunu. >3:108, 6:104, 7:101, 40:35, 64:11<

 

2:259     Veya o kimse ki, uğradı bir şehre, çatıları üzerine çökmüş; dedi ki: „ Nasıl diriltebilir ki Allâh bu ‘şehri’ onun ölümünden sonra? “. Bunun üzerine Allâh, öldürdü onu yüz yıl sonra da diriltti onu. ‘Allâhû Teâlâ, ona vahiyle’ dedi ki: „ Ne kadar kaldın? “. >42:51< Dedi ki: „ Bir gün veya günün bir kısmı kadar! “. „ Aksine! “ dedi.: „ Yüz yıl kaldın! Haydi bak yiyecek ve içeceğine, bozulmadı. Ve bak merkebine. Ve ‘bu’ seni kılmamız içindir insanlara bir âyet ‘alâmet’. Ve bak kemiklere, nasıl inşa ediyoruz onu, sonra giydiriyoruz ona et! “. Artık ona belli olunca dedi ki: „ Biliyorum ki, şüphesiz Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir! “.

 

2:260     Ve demişti ki İbrâhîm: „ Rabbim! Göster bana, ölüleri nasıl diriltiyorsun! “. ‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Ve inanmıyor musun? “. ‘İbrâhîm aleyhisselâm’: „ Aksine ‘inanıyorum’! “ dedi.: „ Ve lâkin ‘fiilen görüp’ kanaat getirmesi için kalbimin. “. ‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ O hâlde al kuşlardan dört ‘cins’, böylelikle alıştır kendine, sonra koy, üzerine her dağın ‘tepenin’ onlardan birer parça, sonra da onları çağır. Sana süratle gelirler (:çağırdığımda işte bunun gibi gelirsiniz e istinaden)! Ve bil ki, şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir! “.

 

2:261     Emsali o kimselerin ki, mallarını Allâh’ın yolunda bağış yaparlar, ‘şu’ misal gibidir: Bir dâne ki, bitirir yedi başaklar, her bir başakta da yüz dâne. Ve Allâh, katlar dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye ‘bereketini’. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!

 

2:262     O kimseler ki, mallarını Allâh’ın yolunda bağış yaparlar; sonra peşinden bağış yaptıkları şeyi ‘ne’ minnete ‘borçlu bırakıp’ ve ne de eziyetle ‘gönül inciterek verirler’ onlara ‘ihtiyaç sahiplerine’ ki, mükâfatları Rablerinin katındadır. Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler.

 

2:263     Makul bir söz ve bağışlamak, ‘daha’ hayırlıdır bir sadakadan ki, peşinden ‘gelen, ihtiyaç sahibinin gönlünü inciten’ eziyetten. >17:28< Ve Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayan, müstağnidir; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır!

 

2:264     Ey samimiyetle inanan kimseler! Geçersizleştirmeyin sadakalarınızı, minnete ‘borçlu bırakıp’ ve eziyetle ‘gönül inciterek’, o kimseler gibi ki, bağış yapar malını insanlara gösteriş ‘için’! Ve samimiyetle inanmaz Allâh’a ve âhir ‘son’ güne. Artık onun emsali ‘şu’ misal gibidir: Sert bir kaya ki, üzerinde toprak, öyle ki ona isabet etti de bolca bir yağmur, böylelikle ‘toprak gider de, tekrar’ onu bırakır cavlak kaya ‘hâlinde’. Değerlendiremezler bir şeye karşı kazandıkları şeyleri. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez nankörler toplumunu. >3:108, 6:104, 7:101, 40:35, 64:11<

 

2:265     Ve emsali o kimselerin ki, ‘gönülden’ mallarını bağış yapan, gaye edinerek Allâh’ın rızasını ve benliklerinde sabitleyerek, şu’ misal gibidir: Bir tepede bahçe ki, ona bolca bir yağmur isabet etti de, böylelikle verdi yemişlerini iki kat. Öyle ki, bolca bir yağmur isabet etmese de ona, öyle ki çiselese bile. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir!

 

2:266     Dua eder mi ki sizlerden biriniz, onun bir bahçesi olsun, hurmalıktan ve üzümlerle ‘dolu’ ki, akar tabanından ırmaklar, her türlü mahsullerden orada olan ve ona ihtiyarlık isabet etti ve onun zayıf soyu ‘aciz evlâtları varken’. Bu yüzden ona ‘bahçeye’, ateşli ‘şimşekli’ bir kasırga isabet etti de, öylece onu yaktı. İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Ki, belki inceden inceye düşünürsünüz.

 

2:267     Ey samimiyetle inanan kimseler! ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapın kazandığınız şeylerin temizinden ve çıkardığımız şeylerden ‘mahsullerden’ sizlere, yerden! Ve niyetlenmeyin onun kötüsünden bağış yapmaya! Ve kendinizin gözü kapalı onu alıcısı olmayacağınızdan başkasını ‘vermeye’. Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayan, müstağnidir; yüceltilmeye, övgüye lâyıktır!

 

2:268     Şeytan, fakirlik vadeder sizlere (:bu yüzden bağışa engel olur, sevabı önler) ve emreder sizlere hayâsızlığı (:kolay kazanca, kötü arzuların esiri olmaya ve günaha teşvik eder)! >2:208, 6:121, 14:22, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21< Ve Allâh, sizlere vadediyor Zât’ından, bağışlanma ve lütuf! Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!

 

2:269     ‘Allâhû Teâlâ’, verir idrak ‘yetisini’ dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye. Ve kime verilirse idrak ‘yetisi’, o hâlde ‘ona’ verilmiş olur çok hayır. Ve hatırda tutmaz aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinden başkası.

 

2:270     Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yaptıysanız nafakadan, veya ne adaysanız bir adaktan, o hâlde şüphesiz Allâh onu bilir! Ve yoktur zalimlere yardımcıları.

 

2:271     Eğer açıklasanız sadakaları, işte o ne iyi. Ve eğer onu ‘sadakaları’ saklı tutar da ve onu ‘böyle’ verirseniz fakirlere, o hâlde o ‘daha’ hayırlıdır sizler için. Ve ‘Allâhû Teâlâ’ örter sizlerden kötülüklerinizden ‘günahlarınızdan bir kısmını’. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

2:272     ‘Yâ Muhammed!’, değildir senin üzerine, onların ‘insanların’ yönlendirilmeleri! Ve lâkin Allâh, yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi. >2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 39:41, 57:20, 64:11< Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaptığınız şey, hayırdan, ancak kendi benliğiniz içindir. Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaptığınız şey, Allâh’ın yüzünü ‘Zât’ını, rızasını’ gaye edinmekten başka ‘bir şey’ değildir. Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaptığınız şey hayırdan, ‘olanca’ vefa edilir sizlere! Ve sizler ‘âhirette’ zulmedilmezsiniz!

 

2:273     ‘Sadakalarınız’, fakirler içindir! Ki, kendilerini adadılar Allâh’ın yolunda; mecal edemezler yeryüzünde ‘dilenerek kapıları’ vurmaya. Sanır onları cahil ‘idrak edemeyen’ zengin ki, ‘bu onların’ edeplerindendir. ‘Yâ Muhammed!’, onları tanırsın ‘mizaçlarının oluşturduğu’ görünümlerinden, sual etmezler insanlardan ısrarla! Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaptığınız şeyi hayırdan, o hâlde şüphesiz Allâh, onu en iyi bilendir!

 

2:274     O kimseler ki, ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaparlar mallarını gece ve gündüz, sırlarda ve aşikâr. Artık mükâfatları Rablerinin katındadır. Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler.

 

2:275     O kimseler ki, kâr payı yerler. Kalkmazlar o, şeytan ‘cin’, onu bir dokunuşla ‘hırpalamışta delirmiş’ bir kimsenin kalkışı gibi çarpılmışlıktan başka. İşte bu, onların: „ Alışveriş de sadece kâr payına benzer! “ dediklerindendir. ‘Oysaki’ Allâh, alışverişi ve helâl ‘caiz’ ve kâr payını haram ‘caiz olmaz’ kıldı! Bundan sonra, Rabbinden ona nasihat gelen kimse, artık ‘kâr payı almayı’ sonlandırırlarsa, o hâlde geçmişte olan şey onundur ve onun işi ‘hükmü’ Allâh’a aittir ‘kalmıştır’! Ve kim de geri dönerse, o hâlde işte onlar, ateş sahabeleridir; onlar, orada süresiz kalıcılardır.

 

2:276     Allâh, mahveder kâr payını ‘bereketsiz kılar’ ve çoğaltır sadakaları ‘bereketlendirir’. Ve Allâh, sevmez günahkâr ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları tümüyle!

 

2:277     Muhakkak o kimseler ki, samimiyetle inananlardır ve erdemli gayretler edenler; ve uyguladılar ibadeti ‘namazı, titizlikle, gereğince’ ve verdiler zekâtı ki, mükâfatları Rablerinin katındadır. Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler.

 

2:278     Ey samimiyetle inanan kimseler! Korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bırakın ‘henüz alınmayan’ kâr payından arta kalan şeyi eğer samimiyetle inananlarsanız!

 

2:279     Buna rağmen eğer uygulamazsanız, öyleyse bilin ki, savaş ‘ilan olunduğunu’ Allâh’tan ve elçisinden! >4:14, 8:13, 9:80, 9:84, 33:36, 58:5< Ve eğer tövbe ederseniz, o hâlde mallarınızın esasları ‘sermayeniz’ sizlerindir! ‘Dünyada’ zulmetmezsiniz ve ‘âhirette de’ zulmedilmezsiniz!

 

2:280     Ve eğer ‘borçlu’ zorluk sahibi de ‘ödeyemiyorsa’, o hâlde kolaylaşıncaya kadar gözleyin ‘süre verin’! Ve ‘borcunu’ sadaka etmeniz ‘daha’ hayırlıdır sizlere, eğer bilirseniz.

 

2:281     Ve korunun o günden ‘kıyâmet sonrası âhiretten’ >1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30< ki, onda döndürüleceksiniz Allâh’a! Sonra ‘olanca’ vefa edilir her benliğe, kazandığı şeyler. Ve onlar ‘âhirette’ zulmedilmezler.

 

2:282     Ey samimiyetle inanan kimseler! Birbirinize borçlandığınız zaman bir borcu, adlandırılmış ‘bir’ vadeye kadar, hemen onu yazın! Ve yazsın aranızdan bir yazıcı adaletle. Ve kaçınmasın yazıcı, Allâh’ın ona öğrettiği gibi yazmaktan, öylece yazsın. Ve kurallara göre yazdırsın, üzerinde hak ‘olan borçlu da’. Ve korunsun Rabbi, Allâh’a ‘karşı gelmekten’ ve eksiltmesin ondan ‘borçtan’ bir şey! Ancak eğer o, üzerinde hak olan kimse ‘borçlu’, akıl erdirmekten yoksun veya zayıf ‘aciz’ veya yazdırmaya mecal edemiyorsa, o, öyleyse yazdırtsın velisine adaletle. Ve şahitler tutun erkeklerinizden, iki şahidi! Fakat eğer bulunamıyorsa iki erkek, o hâlde hoşnut olacağınız bir erkek ve iki kadını şahitler tutun. Ki, onlardan biri şaşırırsa, o hâlde diğeri onlardan birine hatırlatır. Ve kaçınmasın şahitler davet edildikleri zaman. Ve usanmayın onu yazmaktan ‘borç olsa da’ küçük veya büyük, vadesine kadar! İşte bu, Allâh’ın katında daha hakkaniyetli ve şahitlik için daha sağlamdır ve daha yakın ‘bir çaredir’ şüphe etmemeniz için. Kendi aranızda devretmeye hazır bir ticaret olması müstesna ki, o zaman olmaz üzerlerinize vebal, onu yazmamanızda! Ve şahit tutun alım-satım yaptığınız zaman! Ve mağduriyet verilmesin yazıcıya ve şahitlere! Ve eğer bunu ifa ederseniz, o hâlde mutlaka o, yoldan çıkmanızdır. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve Allâh, sizlere öğretiyor. Ve Allâh, her bir şeyi en iyi bilendir!

 

2:283     Ve eğer yolculuktaysanız ve bulamazsanız bir yazıcı, o hâlde teslim alınmış rehinler ‘yeter’! Artık emin olduğunuzda ‘rehinsiz itimata’ birbirinizden, o hâlde güvenilir kişi onun emanetini ödesin! Ve korunsun Rabbi, Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve ‘sır olarak’ gizlemeyin şahitliği! Ve kim onu ‘sır olarak’ gizlerse, o hâlde mutlaka o, günahkâr kalplidir. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri en iyi bilendir!

 

2:284     Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de! Ve eğer açıklasanız da nefsaniyetinizdekini veya onu saklı tutarsanız da, sizleri hesaba çeker Allâh onunla. Artık bağışlar dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi; >2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 39:41, 57:20, 64:11< ve azap eder dilediği ‘müstahik’ kişiye de. >4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28< Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir!

 

2:285     Samimiyetle inandı elçi, ona Rabbinden indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’ ve inananlar da. Hepsi Allâh’a samimiyetle inandılar ve meleklerine ve kitaplarına ‘diğer mukaddes kitaplara’ ve elçilerine. ‘Samimiyetle inananlar dualarında derler ki:’ „ Ayırt etmeyiz ‘hiç’ birini, elçilerinden! “. Ve ‘yine’ derler ki: „ Biz, İşittik ve itaat ettik! Rabbimiz! Senin bağışlamanı ‘dileriz’! Ve Sana’dır varış! “.

 

2:286     Yükümlü tutmaz Allâh, ‘hiçbir’ canı, yetisinin dışında. Onundur kazandığı şeyler ve aleyhinedir kazandığı şeyler ‘cezalar da; derler ki:’ „ Rabbimiz! Sorumlu tutma bizleri, eğer unuttuysak veya hata yaptıysak! Rabbimiz! Ve yükleme üzerimize ağır yük, bizlerden önceki kimselere onu yüklediğin gibi! Rabbimiz! Ve yükleme bizlere, ona tâkat yetiremeyeceğimiz şeyi! Ve affet bizleri ve bağışla bizleri; ve bahşet, merhametle esirge bizleri! Sen sahibimiz, koruyucumuzsun! Artık yardım et, bizlere inkârcı topluma karşı! “.