9. TEVBE:

 

‘Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm!..’

 

„ Sığınırım Allâh’a, taşlanmış ‘rahmetinden kovulmuş’ şeytanın ‘şerrinden’! “. >15:34, 16:98<

 

 

9:1          ‘Bu son çağrı’ Kurtuluştur.… Allâh’tan ve elçisinden taahhütleştiğiniz, ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran o kimselere!

 

9:2          ‘Ey Allâh’a ortak yakıştıranlar’! Böylelikle ‘taahhütlerinizin bozulduğu şu andan başlayarak’ yeryüzünde dört ay dolaşın. >9:36< Ve bilin ki, ‘hükmün yerine getirilmesinde’ Allâh’ı aciz bırakır olmadığınız! Ve şüphesiz Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları perişan eder!

 

9:3          Ve ‘bu bir’ duyurudur… Allâh’tan ve elçisinden insanlara, büyük hac günü ki şüphesiz Allâh, ‘Kendisine’ ortak yakıştıranlardan ‘ilişiğini kesmiş’ uzaktır ve elçisi de! ‘Ey Allâh’a ortak yakıştıranlar’! Buna rağmen eğer tövbe ederseniz, o hâlde o, ‘daha’ hayırlıdır sizlere! Ve eğer ‘tövbeden sonra da eskiye’ dönerseniz, o hâlde bilin ki, ‘hükmün yerine getirilmesinde’ Allâh’ı aciz bırakır olmadığınızı! ‘Yâ Muhammed’! Ve müjdele ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseleri, ‘cehennemde’ elem azap ile!

 

9:4          Müstesnadır taahhütleştiğiniz kimseler ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlardan ki, sonradan sizlerden ‘taahhütlerinden’ bir şey eksiltmeyenler ve ‘iş birliği içinde olup’ sırt çevirmeyenler sizlerden biri aleyhine. Öyle ki tamamlayın onlara, taahhütlerini müddetlerine kadar! Şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanları sever!

 

9:5          Nihayet haram aylar (:saldırmanın yasak olduğu aylar; Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem) çıktığı zaman, artık öldürün ‘taahhütlerini bozan, Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranları! Ve bulduğunuz yerde alın ‘yakalayın’ onları ve ablukaya alın onları! Ve oturun onları ‘bulundukları yerden çıkartmamak için’ geçitlerin hepsine! >2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9< Ne var ki, eğer tövbe ederler ve uygularlar ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’ ve verirlerse zekâtı, o hâlde serbest bırakın yollarına ‘gitsinler’! Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

9:6          Ve eğer ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlardan biri senden sığınma isterse, o hâlde sığındır onu ki, işitinceye kadar Allâh’ın kelâmını ‘hakikat bilgisini’! Sonra ulaştır onu emniyette olduğu yere! İşte bu, onların bilmeyen toplum olduklarındandır. >6:109, 6:110, 6:111, 7:16, 7:17, 7:18, 7:146, 10:33, 10:96, 10:97<

 

9:7          Nasıl bir ‘saldırmazlık’ taahhüdü olur ki, ‘sözlerinde durmayan, Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar için, Allâh’ın katında ve elçisinin yanında? Müstesnadır (Hudeybiye Barış antlaşması günü) taahhütleştiğiniz kimseler, Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (:Kâbe) yanında. Ancak ki, istikametteyseler ‘dürüstseler’ sizlere, öyleyse istikamette ‘dürüst olun’ onlara! Şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanları sever!

 

9:8          Nasıl ‘bir saldırmazlık taahhüdü ki?’. Ve eğer ilerlerlerse aleyhinize, riayet etmezler içinizde ‘verilen’ söze ve ne de zimmete ‘taahhütten doğan alışverişe’. Razı ederler sizleri ağızlarıyla ve dayatır kalpleri. >3:75< Ve onların birçoğu yoldan çıkmışlardır.

 

9:9          Pazarladılar Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ az bir bedele. Öyle ki ‘insanları’ Zât’ının yolundan alıkoydular. >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< Muhakkak onların, gayret ediyor oldukları kötü bir şeydir.

 

9:10       Riayet etmezler inançlılar içinde ‘verilen’ söze ve ne de zimmete ‘taahhütten doğan alışverişe’. >3:75< Ve işte onlar ki… Onlar, haddi aşanlardır.

 

9:11       Ne var ki, eğer tövbe ederler ve uygularlar ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’ ve verirlerse zekâtı, o hâlde ‘onlar’, dîn kardeşlerinizdir! Ve ‘anlaya’ bilen bir topluma âyetleri ‘hakikat bilgisini’ ayrı ayrı açıklıyoruz.

 

9:12       ‘Ey samimiyetle inanan kimseler’! Ve eğer bozarlarsa yeminlerini, taahhütlerinin ardından ve dil uzatırlarsa dîninize ‘dîni algılarınıza’, o hâlde öldürün inkârcıların elebaşlarını! >2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9< Doğrusu onların yeminlerine ‘bağlılıkları’ yoktur. Ki, belki sonlandırırlar.

 

9:13       ‘Ey samimiyetle inanan kimseler’! Savaşmayacak mısınız yeminlerini bozan bir toplumla? Ve yeltendikleri ‘hâlde’ elçiyi ‘Mekke’den’ çıkarmaya; ve onlar başlattılar sizlere ‘saldırıyı’ ilk defasında. Onlardan ürperiyor musunuz? Ne var ki Allâh, Zât’ından ürperilmeye daha çok hak sahibidir; eğer samimiyetle inananlarsanız!

 

9:14       Savaşın onlarla! >2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9< Ki Allâh, azaplandırsın onları sizlerin ellerinizle ve rezil etsin onları. Ve ‘Allâhû Teâlâ’ yardım eder sizlere, onlara karşı. Ve inançlı toplumun göğüslerine ‘gönüllerine’ şifa verir.

 

9:15       Ve giderir öfkeyi onların kalplerinden. Ve Allâh, tövbeyi kabul eyler, dilediği ‘rızasına uyan’ kişiden. >5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 39:41, 57:20, 64:11< Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

9:16       Yoksa hesapladınız mı ki, terk edileceğinizi ‘rahat bırakılacağınızı’ ve olmadıkça Allâh’ın bilip ‘belli etmesi’, aranızdan cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) eden kimseleri ve edinmeyenleri, Allâh’tan başkasını sırdaş ve ne de elçisinden ve ne de inançlılardan ‘başkasını’? >3:142, 3:166, 3:167, 47:31, 57:25< Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

9:17       Olamaz ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar için Allâh’ın ibadethanelerini ziyaret, benlikleri üzerine inkâra ‘şahsen kendileri’ şahitlerken. >8:34, 9:17, 9:18, 9:19, 48:25< İşte onların boşa çıktı gayretleri. Ve ‘cehennemde’ ateş içinde kalıcılardır onlar.

 

9:18       Ancak ki, Allâh’ın ibadethanelerini ziyaret, Allâh’a samimiyetle inanan kişiyedir ve âhir ‘son’ güne. Ve uyguladı ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’ ve verdi zekâtı. Ve ‘o’ ürpermez Allâh’tan başkasından. O hâlde ola ki, işte onlar, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilmiş olurlar.

 

9:19       ‘Ey Allâh’a ortak yakıştıranlar’! Kıldınız mı, hacılara su dağıtmak, Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (:Kâbe) ziyareti kişinin Allâh’a samimiyetle inanması gibidir ve âhir ‘son’ güne? Ve Allâh’ın yolunda cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) eden ‘gibidir’? Ki, eşit olmazlar Allâh’ın katında. >8:34, 9:17, 9:18, 9:19, 48:25< Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez zalimler toplumunu. >3:108, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

9:20       Samimiyetle inanan kimseler ve hicret ‘göç’ edenler ve cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edenler Allâh’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla, en büyük mertebeler ‘onlaradır’ Allâh’ın katında. Ve işte onlar ki… Onlar, kurtuluşa erenlerdir.

 

9:21       Onları müjdeliyor Rableri, bahşedilme, merhametle esirgenme ile Zât’ından ve razı olunuşla ve cennetlerle. Onlaradır, onun ‘cennetlerin’ içinde sürekli lütuflar.

 

9:22       Kalıcılardır onun ‘cennetlerin’ içinde ebedîyen. Şüphesiz Allâh’ın, Zât’ının katındadır büyük mükâfat.

 

9:23       Ey samimiyetle inanan kimseler! Edinmeyin, atalarınızı ve kardeşlerinizi ‘dahi’ dostlar ki, eğer ‘tercih edip’ severlerse ‘hakikati’ inkârı inançtan üstün ‘tutup’. >3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9< Ve kim de sizlerden dönerse onlara, o hâlde işte onlar ki… Onlar, zalimlerdir.

 

9:24       ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Eğer olur da, atalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve eşleriniz ve aşiretiniz ve elde ettiğiniz mallar ve durgun gitmesinden ürperdiğiniz ticaret ve hoşlandığınız meskenler, daha sevecen ise sizlere, Allâh’tan ve elçisinden ve Zât’ının yolunda cihâddan, (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) o hâlde bekleyin Allâh, getirinceye kadar emrini! “. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez yoldan çıkmışlar toplumunu. >3:108, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

9:25       Andolsun ki, Allâh yardım etti sizlere birçok yerde ve Huneyn ‘savaşı’ günü. İmrenseniz de, çokluğunuz çıkar sağlamadı sizden ‘hiç’ bir şeye. Ve dar geldi üzerlerinize yeryüzü, genişliğine rağmen. Sonra ‘düşmana’ arkanızı dönüp ‘kaçtınız’! >3:173, 8:65<

 

9:26       Sonra indirdi Allâh, sükûnetini elçisinin üzerine ve inançlıların üzerlerine. Ve indirdi onu göremediğiniz ‘meleklerden’ ordular. >3:151, 8:10, 8:11, 8:12, 8:44, 8:48, 8:66, 36:28< Ve azaplandırdı ‘hakikati’ inkâr eden kimseleri. Ve işte bu, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışların cezasıdır.

 

9:27       Sonra tövbesini kabul eyler Allâh, bunun ardından dilediği ‘rızasına uyan’ kişinin. >5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 39:41, 57:20, 64:11< Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

9:28       ‘Ey samimiyetle inanan kimseler! Allâh’a’ Ortak yakıştıranlar, ancak bir murdardır! Artık yaklaşmasınlar Mescid-i Harâm; hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneye (:Kâbe) >2:127, 3:96, 3:97< bu yıllarından sonra! Ve eğer korkarsanız artık ‘ilerde olabilecek’ yoksulluktan, geçindirir Allâh sizleri eğer dilerse lütfundan. Şüphesiz Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

9:29       Savaşın inanmayan kimselerle Allâh’a! >9:36, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9< Ve âhir ‘son’ güne ve haram saymayanlarla Allâh’ın haram ‘caiz olmaz’ kıldığı şeyi, ve elçisinin de; ve dîn edinmeyenlerle, gerçek dîni ‘İslâm’ı’. >3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:161, 10:105, 21:25< Kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen o kimselerden ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazılarıyla’. Ve onlar küçük düşürülüp, elleriyle verinceye kadar haraç.

 

9:30       Ve dediler ki Yahudiler: „ Üzeyir, Allâh’ın oğludur. “. Ve dediler ki Nasranîler ‘Hristiyanlar’: „ Mesih ‘Îsâ aleyhisselâm’, Allâh’ın oğludur. “. Bu ağızları ile ‘geveledikleri’ sözleridir ki, daha önceleri ‘hakikati’ inkâr eden kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allâh, onları öldürsün ‘kahretsin’! Nasıl da çevriliyorlar?

 

9:31       Edindiler ‘Yahudiler’, ahbârlarını (:Yahudi hahamları, dîn hocalarını) ve ‘Hristiyanlar da’, ruhbânlarını (:Hristiyan rahiplerini) ve Mesih, Meryem oğlu ‘Îsâ aleyhisselâm’ı’, Allâh’ın yanı sıra ‘dîni kurallar koyan’ rabler. >3:64, 9:30, 9:31, 42:21, 98:5< Ki, ‘onlar da’ emrolunmadılar, tek İlâha ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmelerinden başka ‘bir şeyle’. İlâh yoktur Zât’ından gayrı! O ‘Allâhû Teâlâ’, noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır, ortak yakıştırdıkları şeylerden!

 

9:32       ‘Yahudiler ve Hristiyanlar, üfleyerek’ Söndürmek istiyorlar Allâh’ın aydınlığını ‘İlâhi esaslarını’ ağızlarıyla. Ve caymaz Allâh, illâki tamamlamaktan aydınlığını ‘İlâhi esaslarını’. >8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 40:14, 61:8, 61:9< Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ‘bundan’ hoşlanmasalar da.

 

9:33       O ‘Allâhû Teâlâ’, O ki… Gönderendir elçisini yönlendirme ile ve gerçek dînini ‘İslâm’ı’ açığa çıkarması için tüm dînlerin üzerine! >3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:161, 10:105, 21:25< Ve ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar ‘bundan’ hoşlanmasalar da.

 

9:34       Ey samimiyetle inanan kimseler! Doğrusu ahbârlardan (:Yahudi hahamlar, dîn hocaları) ve ruhbânlardan (:Hristiyan rahipler) birçoğu, yerler insanların mallarını gerekçesiz ve alıkoyarlar Allâh’ın yolundan. Ve o kimseler ki, biriktirirler altın ve gümüş ve onu bağışlamazlar Allâh’ın yolunda ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için. Yâ Muhammed’! Bu yüzden müjdele onları ‘cehennemde’ elem azap ile!

 

9:35       ‘O’ Gün, kızdırılır ‘altın ve gümüşün’ üzerleri cehennem ateşinde, öylece dağlanır onunla alınları ve yanları ve sırtları. ‘Denir ki’: „ Bu şey, nefsaniyetiniz için biriktirdiklerinizdir. Haydi tadın biriktirmiş olduğunuz şeyleri! “.

 

9:36       Muhakkak ki ayların adedi, Allâh’ın katında on iki aydır. Allâh’ın kitabında ‘Levh-i Mahfûz’da’; (:Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası) >6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22< ‘o’ günkü ‘yazısında’, yaratıldığı göklerin ve yerin. Onlardan dördü haramdır (:saldırmanın yasak olduğu aylar; Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem). İşte bu, kaynak ve dayanak ‘İslâm’ dînidir. Artık zulmetmeyin onlarda ‘o aylar hakkında’ benliklerinize. Ve savaşın ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlarla hepiniz! Ki, nasıl savaşıyorlarsa sizlerle hepsi. >9:29, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9< Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanlarla beraberdir!

 

9:37       ‘Haram ayları, hileyle’ Geciktirmek ancak inkârda ziyadedir ki, şaşırtılır onunla inkâr eden kimseler. Helâl ‘caiz’ sayarlar onu bir yıl ve haram ‘caiz olmaz’ sayarlar onu bir yıl ki, uyması için adedi Allâh’ın haram ettiği şey ‘saldırmanın yasak olduğu aylar’. Böylelikle helâl ‘caiz’ sayıyorlar Allâh’ın haram ettiği şeyi. ‘İşte böyle’ Süslendi ‘cazip gösterildi’ onlara kötü gayretleri. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez nankörler toplumunu. >3:108, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

9:38       Ey samimiyetle inanan kimseler! Ne oldu sizlere ki, denildiği zaman sizlere: „ Seferber olun Allâh’ın yolunda! “. ‘Olduğunuz’ Yere ağırlaştınız. Razı mı oldunuz dünya hayatına, âhiretten ‘vazgeçip’? Ne var ki, dünya hayatının menfaati, âhirette ‘menfaatlendirilmekten’ illâki ‘daha’ azdır. >3:157, 7:48, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

9:39       Ki, seferber olmanız müstesna, azap edilir sizlere elem azap ile. Ve değiştirir ‘sizleri’, sizlerden başka bir toplumla. >44:28, 44:29< Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ına ‘hiç’ bir şeyle zarar veremezsiniz! Ve Allâh, her şey üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir!

 

9:40       Ki, ona ‘Muhammed aleyhisselâm’a, Tebük’te’ yardım etmeniz müstesna, öyle ki Allâh, ona yardım etmişti. Onu ‘Mekke’den’ çıkardığında ‘hakikati’ örtmeye şartlanmış kimseler, iki ‘kişinin’ ikincisiydi. İkisi mağaradayken arkadaşına (:Ebû Bekir’e) demişti ki: „ Üzülme, mutlaka Allâh, bizimle beraberdir! “. Böylelikle indirdi Allâh, üzerine sükûnetini ve destekledi onu, göremediğiniz bir orduyla. Ve kıldı ‘hakikati’ örten kimselerin ‘vadettiği’ kelimesini sefil. Ve Allâh’ın kelimesi ‘vadettiği hükmü’ … Ki o, kudretli, yücedir! Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

9:41       ‘Ey samimiyetle inanan kimseler’! Seferber olun, hafif ve ağır ‘da olsa’. Ve cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edin mallarınızla ve canlarınızla, Allâh’ın yolunda! İşte bu ‘daha’ hayırlıdır sizlere, eğer bilirseniz.

 

9:42       ‘Yâ Muhammed’! Ki, olsaydı yakın ‘dünyevî bir’ menfaat ve rahat sefer, elbette uyarlardı sana ve lâkin uzak geldi üzerlerine meşakkatli ‘bu Tebük seferi’. Ve ‘yalandan’ yemin edecekler Allâh’a: „ Eğer gücümüz yetseydi elbette çıkardık sizlerle beraber! “. ‘Bu ikiyüzlülükle’ Benliklerini mahvediyorlar. Ve Allâh biliyor ki, doğrusu onlar, elbette yalancılardır.

 

9:43       ‘Yâ Muhammed! Andolsun ki’, Affetti Allâh seni! >9:43, 47:19, 48:2, 80:9, 80:10, 93:3, 93:10, 110:3< Neden izin verdin ki onlara, belli oluncaya kadar sana, sözünde samimi kimseleri ve yalancıları bilmeden?

 

9:44       Ki, izin istemezler senden, samimiyetle inanan kimseler, Allâh’a ve âhir ‘son’ güne cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) etmekten malları ve canlarıyla. Ve Allâh, ‘günahlardan’ korunanları en iyi bilendir!

 

9:45       Ancak ‘sefer için’ izin isteyenler senden, samimiyetle inanmayan kimselerdir Allâh’a ve âhir ‘son’ güne. Ve kuşkuyla doludur kalpleri ki, bu yüzden onlar, şüphe içinde tereddüt ederler.

 

9:46       Ve eğer isteselerdi ‘sefere’ çıkmayı, elbette hazırlarlardı ona ‘sefere’ bir hazırlık. Ve lâkin Allâh hoşlanmadı yaklaşımlarından, bu yüzden onların ‘isteksizliklerini’ sabitledi. Ve denildi ki: „ ‘Özür sahibi olup’ Oturanlarla ‘seferden geri kalanlarla beraber’ oturun! “.

 

9:47       Eğer ‘sefere’ çıksalardı aranızda, arttırmazlardı sizlere kargaşadan başka ‘bir şey’. Ve mutlaka sokulurlardı aranıza, içinizde fitne ‘isyan’ çıkarmak amaçlı. Ve aranızdan onları can kulağıyla dinleyenler de ‘var’. Ve Allâh, en iyi bilendir zalimleri!

 

9:48       ‘Yâ Muhammed’! Andolsun ki, fitne ‘isyan’ gaye edinenler ‘oldu’ daha önceleri de ve çevirdiler sana ‘birtakım’ işler ki, hak ‘İslâm’ (:Allâh’a teslimiyet) gelinceye kadar. Ve açığa çıktı Allâh’ın emri ‘hükmü’. Ve onlar ‘bundan’ hoşlanmasalar da.

 

9:49       Ve onlardan kimileri der ki: „ Bana ‘seferden kalmam için’ izin ver ve beni fitneye ‘isyana’ itme! “. Değiller mi de ‘zaten, bu istekte’ fitneye ‘isyana’ düşmüşler? Ve muhakkak cehennem, elbette kuşatıcıdır inkârcıları.

 

9:50       ‘Yâ Muhammed’! Eğer isabet ederse sana bir iyilik ‘bu’, onları hüzünlendirir. Ve eğer isabet ederse sana bir musibet, derler ki: „ Bizler almıştık işimizi ‘sağlama’, daha önceden. “. Ve döner ‘giderler’ ve keyiflenirler.

 

9:51       ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Asla isabet etmez bizlere, Allâh’ın yazdığı şey dışında. O, sahibimiz, koruyucumuzdur! “. Ve Allâh’a artık itimat etsinler samimiyetle inananlar!

 

9:52       ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Bekler misiniz ki, bizlere iki güzellikten birisinden ‘şehadet veya zaferden’ başkasını? >2:154, 3:169, 3:195, 9:111, 22:58, 47:4< Ve bizler de bekliyoruz ki, isabet ettirmesini Allâh’ın sizlere bir azabı, Zât’ının katından veya bizim ellerimizle. Artık bekleyin, doğrusu bizler de sizlerle beraber bekleyenleriz! “.

 

9:53       ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Bağış yapsanız da isteyerek veya isteksiz, sizlerden asla kabul edilmez. Doğrusu sizler, yoldan çıkmış bir toplum oldunuz! “.

 

9:54       Ve mâni olan şey kabul edilmesine onlardan bağış yapmalarının, illâki inkâr ediyor olmalarıdır Allâh’ı ve elçisini. >4:14, 8:13, 9:80, 9:84, 33:36, 58:5< Ve ne de katılırlar ibadete ‘namaza’ ve üşeniyor olmaksızın. Ve ne de bağış yaparlar ve isteksiz olmaksızın.

 

9:55       ‘Yâ Muhammed’! Artık imrendirmesin seni, onların malları ve evlâtları! Ancak, Allâh diler ki, azaplandırsın onları onunla ‘malları ve evlâtlarıyla’ dünya hayatında. >9:24, 9:85, 18:46, 23:55, 23:56, 57:20, 63:9, 64:15< Ve ‘öyle de’ çıkar canları; ve onlar inkârcılardır ‘öldüklerinde’.

 

9:56       Ve ‘ikiyüzlülük yapanlar, yalandan’ yemin ederler Allâh’a ki, mutlaka sizlerden olduklarına ve değildir onlar sizlerden! Ve lâkin onlar, korkuyor ‘olduklarından, sizlerden görünen’ bir toplumdur.

 

9:57       Eğer bulsalardı bir sığınak veya mağaralar veya girilecek bir yer, mutlaka dönerlerdi ona ve onlar alelacele koşarlardı.

 

9:58       ‘Yâ Muhammed’! Ve onlardan kimileri, ayıplarlar seni sadakalar ‘paylaşımı’ hakkında. Öyle ki, eğer ondan verilirse razı olurlar ve eğer ondan verilmezse, o zaman hışımlanırlar.

 

9:59       Ve keşke gerçekten onlar da razı olsalardı, onlara verdiği şeye ‘ganimete’ Allâh’ın, ve elçisinin ‘dağıttığı paya’; ve deselerdi ki: „ Yeterlidir bizlere Allâh, lütfundan bizlere ‘yine’ verecektir Allâh ve elçisi de ‘dağıtacaktır’! Doğrusu bizler, Allâh’a ‘ümit bağlayan, O’nun rızasına’ rağbet edenleriz! “.

 

9:60       Ancak ki sadakalar, fakirlere ve yoksullara ve ‘bağış payı toplama’ üzerine gayret edenlere ve kalpleri ‘Allâhû Teâlâ’ya teslimiyete’ kaynaştırıcılara ve köleleri ‘azat etmede’ ve borçlulara ve Allâh’ın yolundakilere ve yolculara, Allâh’tan zorunlu kılındı! >2:219, 17:26, 17:27, 17:28, 17:29, 30:38, 51:19, 68:17, 70:24, 70:25< Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

9:61       Ve onlardan ‘ikiyüzlülük yapanlardan, sözleriyle’ peygamberi rahatsız ‘eden’ kimseler ve derler ki: „ O ‘her söyleneni dinleyen’ bir kulaktır. “. ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ O, sizlere hayrın kulağıdır. İnanır Allâh’a ve ‘güvenip’ inanır samimiyetle inananlara. Ve ‘Allâhû Teâlâ’dan’ bahşedilme, esirgenme ‘vesilesidir’ aranızdan samimiyetle inanan kimselere. “. Ve ‘yakışıksız sözleriyle, ayıplamalarıyla’ rahatsız ‘eden’ kimselere ki Allâh’ın elçisini… Onlaradır ‘cehennemde’ elem azap.

 

9:62       ‘İkiyüzlülük yapanlar, yalandan’ Yemin ederler Allâh’a ki, sizleri hoşnut etmek için. Ve Allâh ve elçisi daha çok hak sahibidir hoşnut edilmeye, eğer samimiyetle inananlarsa.

 

9:63       Bilmiyorlar mı ki, kim olursa o muhalefet edenin Allâh’a ve elçisine, artık onun orada cehennem ateşinde kalıcı olduğunu. >4:14, 8:13, 9:80, 9:84, 33:36, 58:5< İşte bu, büyük rezilliktir.

 

9:64       Sakınırlar ikiyüzlülük yapanlar, indirilmesinden aleyhlerine bir sûrenin ki, kalplerindeki şeyi onlara haber veren. >58:8, 58:9< ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Alay edin; muhakkak ki Allâh, ‘ortaya’ çıkarandır sakındığınız şeyi! “.

 

9:65       Ve elbette eğer sorarsan onlara, mutlaka derler ki: „ Bizler, sadece ‘lâfa’ dalıyor ve eğleniyorduk. “. ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Allâh ile mi? Ve Zât’ının âyetleri ‘hakikat bilgisi’ ve elçisiyle alay ediyordunuz! “.

 

9:66       ‘Ey ikiyüzlülük yapanlar! Boşuna’ Özür beyan etmeyin! ‘Hakikati’ Örtmeye şartlananlar oldunuz ki, inanmanızdan sonra. Eğer affedersek te sizlerden ‘tövbe eden’ bir grubu, azaplandıracağız ‘diğer’ bir grubu ki, suçlu ‘ve suçu savunan günahkârlar’ olmaları sebebiyle.

 

9:67       İkiyüzlülük yapan erkekler ve ikiyüzlülük yapan kadınlar, onlar ‘sizlerden değil’, birbirlerindendir. Emrederler aykırılıkla ve men ederler makul olandan ve elleri dardır ‘sıkıdır’. Allâh’ı ‘önemsemeyip’ unuttular, bu yüzden Zât’ı da onları ‘önemsemeyip’ unuttu. >7:51, 20:52, 20:126< Doğrusu ikiyüzlülük yapanlar… Onlar yoldan çıkmışlardır.

 

9:68       Allâh vadetti, ikiyüzlülük yapan erkeklere ve ikiyüzlülük yapan kadınlara ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara cehennem ateşini ki, kalıcılardır onun ‘cehennemin’ içinde; o, onlara yeter. Ve lânetledi Allâh onları. Ve onlaradır ‘cehennemde’ sürekli azap.

 

9:69       ‘Ey ikiyüzlülük yapanlar’! Sizlerden önceki kimseler gibisiniz. Ki, daha şiddetliydiler sizlerden, kuvvet ve çokça mal ve evlâtlarla. Ne var ki ‘sadece’ paylarıyla istifade etmeye ‘baktılar’. Sizler de payınızla istifade etmeye ‘baktınız’, sizlerden önceki kimselerin paylarından istifade etmeye ‘baktıkları’ gibi ve daldınız ‘dünya kazancına’ dalan kimseler gibi! >17:18, 17:19, 17:20< İşte onların boşa çıktı gayretleri dünyada ve âhirette de. Ve işte onlar ki… Onlar, hüsrana uğrayanlardır.

 

9:70       Onlara gelmedi mi haberi onlardan önceki kimselerin? Nûh’un halkı ve Âd (:Hûd aleyhisselâm’ın halkı) ve Semûd (:Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) ve İbrâhîm’in halkı ve Medyen sahabelerinin (:Şuayb aleyhisselâm’ın halkı) ve altüst olan şehirlerin (Sodom ve Gomorra). Getirdi onlara elçileri ayan beyan ‘deliller’. Oysaki değildir Allâh, zulmeden onlara. Ve lâkin ‘iftirayla, günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ kendi benliklerine zulmedenler oldular.

 

9:71       Ve inançlı erkekler ve inançlı kadınlar, onlar birbirlerinin dostlarıdır. Emrederler makul olanla ve men ederler aykırılıktan. Ve uygularlar ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’ ve verirler zekâtı. Ve Allâh’a itaat ederler ve elçisine. İşte onlar ki… Allâh, onlara ‘âhirette’ bahşedip, merhametle esirgeyecektir. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

9:72       Vadetti Allâh, inançlı erkekler ve inançlı kadınlara cennetler ki, akar tabanından ırmaklar. Kalıcılardır onun ‘cennetlerin’ içinde. Ve meskenler ki, hoş Adn cennetleri içinde. Ve ‘bunların’ en büyüğü de Allâh’tan razı oluş dur. İşte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

9:73       Yâ Peygamber! Cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) et ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlarla ve ikiyüzlülük yapanlarla! Ve kaba davran onlara! Ve onların varacakları yer cehennemdir. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’!

 

9:74       ‘İkiyüzlülük yapanlar, yalandan’ Yemin ederler Allâh’a ki, söylemediklerine ve andolsun ki, „ inkâr “ kelimesini söylediler ve ‘hakikati’ inkâr ettiler İslâmiyetlerinden (:Allâh’a teslimiyet) sonra. Ve yeltendiler erişemeyecekleri şeye (Peygambere suikasta). Ve intikam almak istedikleri şey, illâki Allâh’ın onları ‘ihtiyaç sahiplerini’ lütfundan zenginleştirmesi ve elçisinin de ‘payları dağıtmasıdır’. >9:58, 9:59, 9:60< Buna rağmen tövbe ederlerse ‘daha’ hayırlı olur onlara. Ve eğer ‘eskiye’ dönerlerse, azaplandırır onları Allâh, elem azap ile dünyada ve âhirette de. Ve yoktur onların yeryüzünde ‘Allâh’a karşı’ bir dostu ve ne de yardımcısı.

 

9:75       Ve aralarından taahhüt eden kişiler Allâh’a, ‘derler ki’: „ Eğer verirse bizlere ‘Allâhû Teâlâ’ lütfundan, mutlaka sadaka verenler oluruz ve mutlaka erdemliler oluruz! “.

 

9:76       Ne var ki ‘Allâhû Teâlâ’ verince onlara lütfundan, bununla cimrilik ettiler ve ‘eskiye’ döndüler ve onlar yadsıyanlardır.

 

9:77       Bu yüzden âkıbetleri, kalplerinde nifaktır ‘ikiyüzlülüktür’ Zât’ı ile karşılaşacakları güne kadar ki, caydıkları sebebiyle Allâh’ın Zât’ına vadettikleri şeyden ve yalanlıyor olmaları sebebiyle.

 

9:78       Bilmiyorlar mı ki, şüphesiz Allâh bilir sırlarını ve fısıldaşmalarını! Ve şüphesiz Allâh, algılanamayanı en iyi bilendir! >6:59, 11:123, 13:9, 16:77, 18:26<

 

9:79       O kimseler ki ‘ikiyüzlülük yapanlar’, ayıplıyorlar inançlılardan, gönüllü fazla bağış yapanları sadakalarda ve o kimseleri ki, ‘el’ emeklerinden başka ‘bir şey’ bulamıyorlar. Bu yüzden alay ediyorlar onlarla. ‘Asıl’ Allâh onlarla alay etti (yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturur)! >14:46, 16:26, 35:43, 52:42< Ve onlaradır ‘cehennemde’ elem azap.

 

9:80       ‘Yâ Muhammed’! bağışlanma iste onlara veya bağışlanma isteme onlara. Eğer bağışlanma istesen de onlara yetmiş defa, asla bağışlamaz Allâh onları. İşte bu, onların inkâr ediyor olmaları sebebiyledir Allâh’ı ve elçisini. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez yoldan çıkmışlar toplumunu. >3:108, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

9:81       Ferahladılar ‘özür sahibi olmayıp, Tebük seferinden’ geri kalanlar, kalıp oturmaları ile Allâh’ın elçisine karşı. Ve hoşlanmadılar cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) etmekten, malları ve canlarıyla Allâh’ın yolunda. Ve dediler ki: „ Bu hararette sefere çıkmayın! “. ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Cehennem ateşi daha şiddetli hararetlidir! “. Keşke idrak etmiş olsalardı.

 

9:82       Artık gülsünler biraz ‘dünya yaşamı boyunca’ ki, ve ağlasınlar ‘âhirette’ çokça, kazanıyor oldukları ceza sebebiyle. >9:82, 23:110, 53:59, 53:60, 53:61, 83:29<

 

9:83       ‘Yâ Muhammed’! Nihayet eğer ‘seferden’ döndürür de seni Allâh onlardan bir grubun yanına, o zaman da izin isterlerse senden ‘bir başka sefere’ çıkmak için, artık onlara de ki: „ Asla çıkamazsınız benimle, ebedîyen ve asla savaşamazsınız benimle ‘olup’ düşmanla. Doğrusu sizler, razı oldunuz oturmaya ‘Tebük seferinden kalmaya’, ilk defasında. Artık ‘özür sahibi olup, seferden’ geri kalanlarla beraber oturun! “.

 

9:84       ‘Yâ Muhammed’! Ve ibadetinde ‘namazında dua’ etme onlardan ölen birinin üzerine ebedîyen ve durma kabrinin başında (cenaze namazı kılma). Muhakkak ki, onlar, inkâr ettiler Allâh’ı ve elçisini ve ‘bu günahla’ öldüler; ve onlar yoldan çıkmışlardır ‘öldüklerinde’. >3:90, 9:84, 9:113<

 

9:85       ‘Yâ Muhammed’! Artık imrendirmesin seni, onların malları ve ne de evlâtları. Ancak Allâh diler ki, azaplandırsın onları onunla ‘malları ve evlâtlarıyla’ dünyada. >9:24, 9:85, 18:46, 23:55, 23:56, 57:20, 63:9, 64:15< Ve ‘öyle de’ çıkar canları; ve onlar inkârcılardır ‘öldüklerinde’.

 

9:86       Ve indirildiğinde bir sûre: „ Allâh’a samimiyetle inanın ve cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edin, elçisi ile beraber! “. Senden izin istediler, onlardan servet sahipleri. Ve dediler ki: „ Bırak bizleri, ‘özür sahibi olup’ oturanlarla ‘seferden geri kalanlarla’ beraber olalım! “. >4:14, 8:13, 9:80, 9:84, 33:36, 58:5<

 

9:87       Razı oldular, ‘özür sahibi olup’ geri kalanlarla beraber olmaya. Ve mühürlendi kalplerinin üzeri. Artık onlar idrak edemezler. (Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir). >3:108, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

9:88       Lâkin elçi ve onunla beraber samimiyetle inanan kimseler ki, cihâd (:kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) ettiler malları ve canlarıyla. Ve işte onlar ki… Onlaradır hayırlar ‘âhiret mükâfatı’. Ve işte onlar ki… Onlar, kurtuluşa erenlerdir.

 

9:89       Hazırladı Allâh onlara cennetler ki, akar tabanından ırmaklar. Orada kalıcıdırlar. İşte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

9:90       Ve geldiler göçebe Araplardan mazeret beyan edenler, onlara izin verilmesi için. ‘Diğerleri de’ kalıp oturdular ki, Allâh’a ‘bağlılık sözleriyle’ yalan söyleyen kimselerdir ve elçisine ‘mazeret bile belirtmeden’. ‘Cehennemde’ İsabet edecek, onlardan inkârcı kimselere elem azap.

 

9:91       Olmaz zayıflar ‘acizler’ üzerine ve ne de hastalar üzerine ‘sefere katılamadıkları sebebiyle bir vebal’! Ve ne de ‘sefer için’ bağış yapacak ‘bir’ şey bulamayan kimseler üzerine zorluk. Nasihat ettikleri sürece Allâh için ve elçisi ‘için insanlara’, yoktur ahlâklılar üzerine de bir yol ‘vebal’. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

9:92       ‘Yâ Muhammed’! Ve olmaz o kimselerin üzerine de ‘vebal’. Ki, geldikleri zaman sana, ‘sefere’ taşıman için onları, dediğin de: „ Bulamıyorum sizleri üzerine ‘bindirip’ taşıyacak ‘bir’ şey. “. Dönüp ‘gittiler’ ve gözleri yaşla dolup taşarak, hüzünlenerek ki, bulamadıklarından bağış yapacak bir şey.

 

9:93       ‘Yâ Muhammed’! Fakat yol ‘vebal’, senden izin isteyen kimselerin üzerinedir ve onlar zengin oldukları ‘hâlde sefer için bağış ta yapmayanlardır’. Razı oldular ‘özür sahibi olup’ geri kalanlarla beraber olmaya. Ve Allâh, mühürledi onların kalplerinin üzerini. (Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir). >3:108, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Artık onlar bilmezler.

 

9:94       Mazeret beyan ederler sizlere, ‘seferden’ geri döndüğünüzde onlara. ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Mazeret beyan etmeyin, sizlere asla inanmayacağız. Haberlerinizi bana bildirmişti Allâh! “.Ve görecek ‘değerlendirecektir’ Allâh gayretlerinizi ve elçisi. Sonra ‘âhirette’ geri döndürüleceksiniz algılanamayanı bilene ve şahit olunana ‘görünene’! >6:59, 11:123, 13:9, 16:77, 18:26< Artık ‘âhirette’ haber verecek sizlere, gayret ediyor olduğunuz şeyleri!

 

9:95       ‘İkiyüzlülük yapanlar, yalandan’ Yemin edecekler ki Allâh’a, sizleri ‘razı etmek için’ onlara geriye döneceğiniz zaman onları yadsırsınız ‘diye’. Artık yadsıyın onları! Muhakkak ki onlar, murdardır ve varacakları yer cehennemdir, kazanıyor oldukları ceza sebebiyle.

 

9:96       ‘İkiyüzlülük yapanlar, yalandan’ Yemin ederler sizlere ki, hoşnut olmanız için onlardan. Öyle ki eğer, hoşnut olursanız onlardan o hâlde şüphesiz Allâh, hoşnut olmaz yoldan çıkmışlar toplumundan.

 

9:97       Göçebe Araplar, daha şiddetlidir inkârda ve nifakta ‘ikiyüzlülükte’. Ve daha yatkındırlar bilmemeye ‘tanımamaya’ sınırlarını, Allâh’ın elçisine indirdiği şeyin ‘hakikat bilgisinin’. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

9:98       Ve göçebe Araplardan kimileri, bağış yaptığı şeyi ziyan kabul eder. Ve beklerler ki, ‘bundan kurtulmak için’, sizlere kötü devirlerin gelmesini. ‘Allâhû Teâlâ, samimiyetle inananlara zafer vermez diye bekledikleri’ Kötü devran aleyhlerinedir. >5:52, 9:98, 48:6< Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

9:99      Ve göçebe Araplardan kimileri, samimiyetle inanır Allâh’a ve âhir ‘son’ güne. Ve kabul eder ki, bağış yaptığı şey, Allâh’ın katında yakınlığa ‘rızasına vesiledir’ >2:157, 8:62< ve elçinin dualarına, desteğine. >9:103, 33:43, 33:56< Değil midir muhakkak ki o ‘yaptığı bağış’, onlara ‘Allâhû Teâlâ’nın rızasına’ bir yakınlık vesilesi? Allâh, ‘âhirette’ dâhil edecek onları bahşedilme, merhametle esirgenmenin içine. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

9:100     Ve ‘Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimsemede’ öne geçenlerin ilklerinden, ‘Mekke’den Medine’ye’ hicret ‘göç’ edenlerden ve ‘Medine yerlilerinin’ yardımcılarından ve onlara uyan kimselerden ahlâklı davrananlara ki, Allâh razıdır onlardan ve onlar da Zât’ından razılardır. Ve hazırladı ‘Allâhû Teâlâ’ onlara cennetler ki, akar tabanları tarafından ırmaklar. Kalıcılardır onun ‘cennetlerin’ içinde ebedîyen. İşte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

9:101     Ve kimileri ki, etrafınızdaki ve göçebe Araplardan ikiyüzlülükte ve Medine halkından da nifak ‘ikiyüzlülük’ üzerine dirayetlilerdir . Onları bilmezsin, Biz biliriz onları. Azaplandıracağız onları iki defa ‘kıyâmet günü ve âhirette’, sonra döndürülecekler ‘cehennemde’ büyük azaba.

 

İki defa ölüm, iki defa diriltilme: ıkra.com

 

9:102     Ve ‘Tebük seferine katılmayan’ diğerleri, itiraf ettiler suçlarını. Ki, karıştırdılar ‘önceden yaptıkları’ erdemli gayretleri ve ‘sonradan’ diğer kötülükle. Ola ki Allâh, onlardan tövbeyi kabul eyler. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

9:103     ‘Yâ Muhammed’! Al mallarından sadaka ve onları ‘cehaletten, günahlarından’ arındırmaya ‘vesile ol’ onunla. Ve dua et, destek ol onlara! >2:129, 4:49, 9:99, 9:103< Mutlaka senin duan, desteğin sükûnettir onlara. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

9:104     Bilmiyorlar mı ki, şüphesiz Allâh… Ki, O’dur, kabul eyleyen tövbeyi kullarından ve alır sadakaları. >39:53, 57:18, 64:17< Ve şüphesiz Allâh… O ki, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

9:105     ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Ve ‘dilediğinize’ gayret edin. Nihayet görecek ‘değerlendirecektir’ Allâh gayretlerinizi ve elçisi ve inançlılar! “.Ve ‘âhirette’ geri döndürüleceksiniz algılanamayanı bilene ve şahit olunana ‘görünene’! >6:59, 11:123, 13:9, 16:77, 18:26< Artık ‘âhirette’ haber verecek sizlere, gayret ediyor olduğunuz şeyleri!

 

9:106     Ve ‘Tebük seferine katılmayan’ diğerleri, Allâh’ın emri için ertelenmişlerdir. Ya azaplandırır onları, ya da tövbelerini kabul eyler onların. >9:106, 9:117, 9:118< Ve Allâh en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

9:107     Ve ‘ikiyüzlülük yapanlardan bazı’ kimseler, Mâbed edindiler ‘İslâm’a’ zarar vermeye ve inkârı ‘pekiştirmeye’ ve inançlıların arasında ayrılığa ve gözetleyip ‘yataklık yapmaya’ savaşmış kişiye ki, daha önceden Allâh ve elçisiyle. Ve mutlaka ‘yalandan’ yemin ederler ki: „ Bizler, ancak güzellikler isteriz. “. Ve Allâh şahittir ki, doğrusu onlar, gerçekten yalancılardır.

 

9:108     ‘Yâ Muhammed! Namaza’ Durma orada ebedîyen! Elbette ki, ‘daha’ ilk günden ‘günahlardan’ korunmak üzere kurulan ibadethane (:Kubâ Mescidi), daha lâyıktır orada ‘namaza’ durmana. Orada ‘şartlanmalardan’ arınmayı seven adamlar vardır. Ve Allâh, arınmışları sever!

 

9:109     O hâlde, Allâh’a ‘karşı gelmekten’ korunmak ‘gibi, tutarlı bir inanç temeli’ üzerine binasını kuran kimse mi ve razı olunuşa ‘daha’ hayırlıdır yoksa sel sularının oyduğu kayan toprak, çamur çıkıntısı üzerine ‘gibi, bir inanç temeline’ binasını kuran kimse mi? Ki, bu yüzden onunla cehennem ateşine göçer. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez zalimler toplumunu. >3:108, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11<

 

9:110     Zail olmaz kurdukları ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksun’ binaları ki, onunla kalplerinde bir şüphe olarak kalplerinden kesilmedikçe ‘hatırdan, gönülden çıkarılmadıkça’. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

9:111     Şüphesiz Allâh, satın almıştır samimiyetle inananlardan canlarını ve mallarını ki, cennetin onların olması için. ‘Onlar’ Allâh’ın yolunda savaşırlar da ‘bazen’ bu yüzden öldürürler ve ‘bazen de’ öldürülürler. ‘Bu’ Vaad, ‘Zât’ının’ üstlendiği gerçektir Tevrât’ta ve İncîl’de ve Kur’ân’da! >2:154, 3:169, 3:195, 9:111, 22:58, 47:4< Ve kimdir ki, Allâh’tan daha çok taahhüdünü yerine getiren? O hâlde ‘sevinip’ müjdeleşin pazarlığınıza ki, o Zât’ı ile yaptığınız alışverişe! Ve işte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

9:112     ‘Yâ Muhammed! Allâhû Teâlâ’ya’ Tövbe eden, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk eden, yücelterek öven, ‘yolunda mücâdele ve hizmet için’ seyahat eden ‘veya’ oruç tutan, ‘huzurunda’ eğilen ve yere kapanan, makul olarak emreden ve aykırılıktan men eden ve Allâh’ın sınırlarını koruyan ve ‘bu’ samimiyetle inananları ‘cennetle’ müjdele!

 

9:113     Olamaz peygamberin ve samimiyetle inanan kimselerin, ‘Allâhû Teâlâ’dan’ bağışlanma istemeleri ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar için! Ve olsalar da yakınları ki, onlara belli olduktan sonra cehennem sahabeleri oldukları. >3:90, 9:84, 9:113<

 

9:114     Ve olamaz bağışlanma istemesi İbrâhîm’in babası için ki, ona vadettiği vadedilen müstesna. >19:47, 26:86, 60:4< Fakat onun Allâh’a düşman olduğu, ona belli olduğunda, ondan alâkasızlaştı. Doğrusu İbrâhîm, mutlaka yüreği sızlayan, ılımlıdır.

 

9:115     Ve değildir Allâh, bir toplumu saptıracak, yönlendirildikten sonra ki, ‘günahlardan’ korunmaları onlara belli oluncaya kadar. Şüphesiz Allâh her bir şeyi en iyi bilendir!

 

9:116     Şüphesiz ‘ancak’ Allâh’ın Zât’ının dır, saltanatı, hükümranlığı göklerin ve yerin! ‘O’, Diriltir ve öldürür! Ve yoktur sizlere, Allâh’a karşı bir dost ve ne de yardımcı!

 

9:117     Andolsun ki, Allâh, tövbeye muvaffak kıldı ‘Tebük seferine katılmayanlara izin vermesiyle’ peygambere ve ‘Mekke’den Medine’ye’ hicret ‘göç’ edenlere ve o zor saatte ona ‘peygambere’ uyan ‘Medine yerlilerinden’ yardımcılarına ki, onlardan bir kısmının kalpleri neredeyse kayıyor olmasının ardından. Sonra da ‘Allâhû Teâlâ’ tövbelerini kabul eyledi. Şüphesiz O, onlara insaf eden, acıyandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

9:118     Ve üçünün de üzerlerine ‘tövbe nasip oldu’ ki, onlar geri bırakılmışlardı. >9:106, 9:117, 9:118< Hatta yeryüzü genişliğine rağmen dar gelmişti onlara ve içleri daraldı. Ve fark ettiler ki, sığınak olmadığını Allâh’tan başka kendilerine. Sonra da ‘Allâhû Teâlâ’ tövbelerini kabul eyledi ki, ‘tekrar O’na yönelmeleri’ tövbelerinin kabulü için. Şüphesiz Allâh… Ki, O’dur, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!

 

9:119     Ey samimiyetle inanan kimseler! Korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve sözünde samimilerle beraber olun!

 

9:120     Olamaz Medine halkı için ve o kimselere ki, etraflarındaki göçebe Araplardan, Allâh’ın elçisinden geride kalmaları ve ne de üstün tutmaları, kendi canlarını onun canından! Bunun sebebi de, onlara isabet etmesi olmaz ki, bir susuzluk ve ne bir yorgunluk ve ne açlık Allâh’ın yolunda ve ne de ‘hakikati’ örtenleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve bir zafere erişmeleri düşmana karşı ki, onunla onlara, erdemli gayretler ‘sevabı’ yazılmış olmasın. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Şüphesiz Allâh, zayi etmez mükâfatını ahlâklıların!

 

9:121     Ve bağış yapmazlar ‘bir’ nafaka, küçük ve ne de büyük ve kesmezler bir vadi ‘yolu’ ki, >8:42, 9:5, 9:120< yazılmış olmasın onlara. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< ‘Bunlar’ Allâh’ın, hak ettiklerini daha iyiyle ‘vermesi’ içindir, gayret ediyor oldukları şeylerin.

 

9:122     Ve lüzumsuzdur, inançlıların hepsinin seferberliği. Öyleyse olmaz mıydı sefere   çıkmayıp da, onlardan her bir toplumdan bir grup, dîni ‘İlâhi esasları’ külfetli derin       anlayış edinseler ve ‘kıyâmetle’ uyarmaları için halkını, onlara geri döndükleri         zaman? >3:104< Ki, belki onlar ‘seferden dönenler’ sakınırlar.

 

9:123     Ey samimiyetle inanan kimseler! Savaşın ‘öncelikle de, hakikati’ örtmeye şartlanmışlardan, sizlere en yakın kimselerle! >9:29, 9:36, 60:7, 60:8, 60:9< Ve bulsunlar sizlerde ‘bir’ kabalık. Ve bilin ki, şüphesiz Allâh, ‘günahlardan’ korunanlarla beraberdir!

 

9:124     Ve ne zaman bir sûre indirilse, hemen onlardan ‘ikiyüzlülük yapanlardan’ kimileri der ki: „ Hanginizin inancını arttırdı bu? “. Oysaki samimiyetle inanan kimselerin böylelikle inancını arttırır ve onlar, ‘sevinip’ müjdeleşirler.

 

9:125     Ve kalplerinde ‘şüphe, inkâr’ hastalıklı kimselerin ise, ancak murdarlıklarına murdarlık artırır. Ve onlar inkârcılardır ve öldüklerinde de.

 

9:126     Ve görmüyorlar mı ki, sınandıklarını her yıl bir defa veya iki defa? >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Sonra ‘buna rağmen’ tövbe etmezler ve hatırda tutmazlar.

 

9:127     Ve sûre olarak bir şey indirildiğinde ‘dinlemeye katılan ikiyüzlülük yapanlar’, birbirlerine ‘kaşla gözle sorar gibi’ bakarlar: „ Sizleri gören biri var mı? “. Sonra da sıvışıp giderler. Uzak tuttu Allâh kalplerini. ‘Bu’ Onların idrak edemeyen toplum olduklarındandır. >6:109, 6:110, 6:111, 7:16, 7:17, 7:18, 7:146, 10:33, 10:96, 10:97<

 

9:128     Andolsun ki, geldi sizlere cinsinizden bir elçi ki, >9:128, 18:110, 41:6< ‘pek’ muhteremdir! >2:127, 2:128, 2:129< ‘Onun’ Üzerine de ‘ağır gelir’ sizleri meşakkate düşürecek şeyler. Sizlere çok düşkün, samimiyetle inananlara insaf eden, acıyandır; ve esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

9:129     ‘Yâ Muhammed! Gerçekler ortadayken’, Buna rağmen eğer ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar eskiye’ dönerlerse, artık de ki: „ Yeterlidir bana Allâh… Ki, İlâh yoktur Zât’ından gayrı! Ben ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ına itimat ettim! “. Ve O, yüce Arş’ın (:cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evren) Rabbidir! >17:44, 59:22, 59:24<