4. NİSÂ:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, taşlanmış ‘rahmetinden kovulmuş’ şeytanın ‘şerrinden’! “. >15:34, 16:98<

„ Allâh’ın adıyla… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

4:1          Ey insanlar! Korunun Rabbinize ‘karşı gelmekten’! O ki… Yaratandır sizleri bir tek candan ‘hücreden’! Ve yarattı ondan ‘aynısından’ eşini de. Ve ‘türetip’ yaydı onlardan birçok erkekler ve kadınlar. Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! O ki, Zât’ını ‘anarak’ birbirinize ‘haklarınızı’ sorarsınız ve akrabaların ‘haklarını’ da. Şüphesiz Allâh, üzerlerinizde gözleyen, tespit edendir!

 

İnsanın tek hücrelilerden meydana geldiği: ıkra.com

 

4:2          Ve verin yetimlere mallarını! Ve değiştirmeyin ‘sizlere ait’ kötüyü ‘onlara ait’ temiziyle! Ve yemeyin onların mallarını kendi mallarınıza ‘katıp’! Muhakkak ki o, büyük cürüm olur.

 

4:3          Ve eğer korkarsanız hakkaniyetli olamayacağınızdan yetimlere ‘ki, onlarla evlenip haklarına düşeni vermekten’, o hâlde ‘isterseniz’ nikâhlayın sizlere uygun kadınlardan ikişer ve üçer ve dörder! Fakat eğer korkarsanız ‘onlara da’ adaletle davranamayacağınızdan, o hâlde bir tekiyle veya sahip olduğunuz güvenceniz altındakiyle ‘yetinin’! İşte bu, daha yakın ‘bir çaredir’ hakkaniyetten şaşmamanıza.

 

4:4          Ve verin kadınlara, evlilik bağışlarını nezaketle! Fakat eğer gönülden koparak ondan bir şeyi sizlere ‘verirlerse, o hâlde isterseniz’ onu yiyin gönül rahatlığıyla afiyetle!

 

4:5          Ve vermeyin akıl erdirmekten yoksunlara ‘geçim kaynağı’ mallarınızı! Ki onu, yaptı Allâh sizlere ayakta kalma ‘aracı, geçim kaynağı’. Ve rızıklandırın onları ondan ve giydirin onları! Ve söyleyin onlara sözün makulünü!

 

4:6          Ve sınayın yetimleri nikâh ‘çağına’ kadar! Artık eğer fark ederseniz onlarda bir olgunluk, o hâlde iade edin mallarını onlara! Ve yemeyin onu ‘mallarını savurganlıkla’ israf ederek çabucak, büyüyünce ‘geri alırlar diye’! Ve ‘yetimin malını idare eden’ kim ki zengin, o hâlde edepli olsun! Ve kim ki fakir, o hâlde ‘isterse’ yesin makul olarak! Nihayet iade edeceğiniz zaman kendilerine mallarını, öyle ki şahit bulundurun üzerlerine! Ve yeterlidir; Allâh, noksansız hesaplayandır!

 

4:7          Erkeklere ‘bir’ hisse ‘miras vardır, geriye’ bıraktıkları şeyden ebeveynlerin ve akrabaların! Ve kadınlara da ‘bir’ hisse ‘miras vardır, geriye’ bıraktıkları şeyden ebeveynlerin ve akrabaların! ‘Bırakılan’ şeyden ‘mirastan’ ki, ondan az veya çok belirli ‘bir’ hisse ‘düşer, erkeğe ve kadına da’!

 

4:8          Ve olduğu zaman, paylaşımda ‘miras düşmeyen’ akrabalar ve yetimler ve yoksullar, o hâlde rızıklandırın onları da ondan ‘mirastan’! Ve söyleyin onlara sözün makulünü!

 

4:9          Ve ürpersinler ‘yetimin malını idare eden’ kimseler! ‘Nasıl ki, zulmedilmesinden ürperirlerdi’, Eğer bıraksalardı arkalarında onların zayıf ‘aciz olmalarından’ korktukları soy. Artık korunsunlar Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve söylesinler sözün doğrusunu!

 

4:10       Muhakkak o kimseler ki, yerler yetimlerin mallarını ‘haksız yere’ zulümle. Ki, sadece yerler karınlarına ateş. Ve ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’ maruz bırakılacaklar harlı bir ateşe. >7:16, 7:17, 7:18<

 

4:11       Allâh, öğütler sizlere, evlâtlarınızın ‘mirası’ hakkında ki: Erkeğe, kadının payının iki misli! Fakat eğer kadınlar ikiden çok olursalar, o hâlde bırakılan şeyin ‘mirasın’ üçte ikisi onlarındır! Ve eğer o ‘kadın’ bir tek ise, o hâlde yarısı onundur! Eğer ‘ölenin’ evlâdı varsa, onun ebeveyninin her biri için, bıraktığı şeyden ‘mirasın’ altıda biri hissedir! Fakat onun evlâdı yoksa ve ‘sadece’ ebeveyni mirasçı oluyorsa, o hâlde üçte biri annesinindir ‘kalan babasınındır’! Fakat eğer ölenin kardeşi de varsa, o hâlde altıda biri annesinindir! ‘Bunlar’ Borcu ödenip ve vasiyeti yerine getirilmesinin ardındandır! Atalarınızdan ve oğullarınızdan hangisi faydada sizlere daha yakın olduğunu bilemezsiniz. ‘Bu hisseler’ Allâh’tan bir zorunluluktur! Şüphesiz Allâh, en iyi biliyor olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:12       Ve sizlerindir yarısı bırakılan şeylerin ‘mirasın’ eşlerinizin ki, eğer evlâtları yoksa onların! Fakat eğer onların evlâtları varsa, o hâlde sizlerindir bıraktıkları şeylerden ‘mirastan’ dörtte biri! ‘Bunlar’ Yapılan vasiyet veya ‘üzerindeki’ borç ödendikten sonradır! Ve eğer sizin evlâdınız yoksa bıraktığınız şeylerden dörtte biri onlarındır ‘kadınlarındır’, fakat eğer evlâdınız varsa o hâlde bıraktığınız şeylerden sekizde biri onlarındır ‘kadınlarındır’! Bu da yaptığınız vasiyet veya borç ‘ödendikten’ sonradır! Ve eğer miras bırakan erkek veya hatunun, ana-baba ve evlâdı olmayıp, erkek veya kız kardeşi varsa, bu hâlde onların her birine altıda birdir! Fakat eğer bundan daha çoksalar, o hâlde onlar üçte bire ortaktırlar! ‘Bunlar, kimseyi’ darlığa düşürmeksizin borcu ödenip ve vasiyeti yerine getirilmesinin ardındandır! ‘Bu hisseler’ Allâh’tan bir vasiyettir! Ve Allâh, en iyi bilendir; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır!

 

4:13       Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır! Ve kim, itaat ederse Allâh’a ve elçisine, ‘Allâhû Teâlâ’ onu dâhil eder cennetlere ki, akar tabanından ırmaklar. Kalıcılardır onun ‘cennetlerin’ içinde. Ve işte budur büyük başarı, kurtuluş.

 

4:14       Ve kim de isyan eder Allâh’a ve elçisine, ve aşarsa ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının sınırlarını, onu, dâhil eder ateşe ki kalıcıdır onun içinde. Ve onadır alçaltıcı azap.

 

4:15       Ve onlar ‘eşcinsel’ hayâsızlık yaparlarsa kadınlarınızdan, öyleyse şahitler tutun aleyhlerine aranızdan dört ‘tane’! Ancak eğer ‘dördü de’ şahitlik ederlerse, artık tutun onları ‘kadınları’ evlerde! Ki, ölümle onlar vefat ettirilinceye kadar veya Allâh, oluşturur onlara bir yol.

 

4:16       Ve o hayâsızlığı ‘erkek erkeğe’ yaparlarsa aranızdan, öyleyse eziyet edin onlara! Fakat eğer tövbe ederler ve gidişatı düzeltirlerse, artık vazgeçin onlardan ‘kaygılanmaktan’! Şüphesiz Allâh, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçiyor olandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

4:17       Ancak Allâh’ın üstlendiği, ‘makbul’ tövbe o kimseleredir ki, gayretlenirler bir kötülüğe cahillikle ‘bilgisizce’, sonra da tövbe ederler yakınken. O hâlde işte onlar ki, Allâh onlara tövbelerini kabul eyler. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:18       Ve değildir ‘makbul’ tövbe o kimselere, gayretlenirler kötülüğe ta ki, ölüm ‘döşeğinde’ olduğu zaman onlardan biri, derse ki: „ Gerçekten ben, şimdi tövbe ettim! “. Ve o kimselerden de ‘tövbe kabul’ olmaz ve onlar ölürler ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ‘olarak’. İşte onlar ki, hazırladık onlara, ‘cehennemde’ elem azap.

 

4:19       Ey samimiyetle inanan kimseler! Sizlere helâl ‘caiz’ değildir vâris olmanız kadınlara (ölen yakının karısına ve onun malına) baskıyla! Ve sıkıştırmayın onları ‘hanımlarınızı’ bir kısmını almak için onlara verdiğiniz şeylerin ‘evlilik bağışının’ ayan beyan yüz kızartıcı işler yapmaları olmaksızın! Ve onlarla makul olarak geçinin! Ne var ki eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, o hâlde ola ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allâh, çokça hayır var eder onda.

 

4:20       Ve eğer isterseniz ki, değiştirmeyi bir eşin yerine ‘başka’ bir eşi ve verdinizse onlardan birine kantarlarca ‘evlilik bağışı, boşadığınızda’ artık almayın ondan bir şeyi! >2:229< Onu, alacak mısınız? İftira ederek ve apaçık günahla.

 

4:21       Ve nasıl alırsınız ki onu? Ve birbirinizle kaynaşmıştınız ve onlar almışken sizlerden kati söz.

 

4:22       Ve nikâhlanmayın, babalarınızın nikâhladığı kadınlardan! Geçmişte olan şeyler müstesna. Muhakkak ki o, hayâsızlık olur ve kızdıran ve kötü bir yoldur!

 

4:23       Haram ‘caiz olmaz’ kılındı üzerlerinize ‘şu kadınlarla evlenmeniz’: Anneleriniz ve kızlarınız ve kız kardeşleriniz ve halalarınız ve teyzeleriniz ve erkek kardeşin kızları ve kız kardeşin kızları ve anneleriniz ki, onlar emzirdi sizleri ‘sütanneleriniz’ ve sütanneden kız kardeşleriniz ve kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup, himayenizdeki üvey kızlarınız! Ancak, eğer onlarla ‘anneleriyle’ henüz birleşmemişseniz, o hâlde ‘üvey kızlarınızla evlenmenizde’ vebal olmaz üzerlerinize. Ve oğullarınızın hanımları ki, onlar sizin soyunuzdan ‘öz’ ve iki kız kardeşi bir arada toplamanız ‘nikâhlamanız’! Geçmişte olan şeyler müstesna. Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

4:24       Ve ahlâklı ‘nikâhlı’ kadınlar! Sahip olduğunuz güvenceniz altındaki kadınlar müstesna. ‘Bunlar’ Allâh’ın üzerlerinize yazdıklarıdır ‘zorunlu kıldıklarıdır’! Ve helâl ‘caiz’ kılındı sizlere bunların ardındakiler, mallarınızla ‘evlilik bağışı ile evliliğe’ gaye edinmeniz ki, zina yapmaksızın ahlâklı ‘olmak şartıyla’! Artık onlardan istifade ettiyseniz, o hâlde onların zorunlu kılınan evlilik bağışını verin onlara! Ve vebal olmaz üzerlerinize, bu zorunlu ‘evlilik bağışının’ ardından razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda. Şüphesiz Allâh, en iyi biliyor olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:25       Ve sizlerden kim, ‘mali’ tâkat edemezse nikâhlamayı, ahlâklı samimiyetle inanan kadınları, o hâlde sahip olunan güvenceniz altındaki samimiyetle inanan savaş tutsaklarından ‘isterse nikâhlasın’. Ve Allâh en iyi bilendir inancınızı! Sizler ‘aynı soylardan’ birbirinizdensiniz. O hâlde ‘isterseniz’ nikâhlayın onları, sahiplerinin izniyle ve evlilik bağışını makul olarak verin; ahlâklı yaşayan, zina yapmaksızın ve gizli dost edinmeyenlere! Ne var ki evlendirildiği zaman buna rağmen hayâsızca gelirlerse ‘zina yaparlarsa’, o hâlde ahlâklı ‘nikâhlı’ kadınlara uygulanan azabın yarısı kendilerine uygulanır! >24:2< İşte bu ‘esirle evlenme izni’, aranızdan ‘ahlâki’ meşakkatten korkan kimseleredir. Ve sabretmeniz ‘daha’ hayırlıdır sizlere. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

4:26       Diler ki Allâh, ‘izin verilen-yasaklananı’ beyan etmeyi sizlere. Ve ‘razı olduğu yola’ yönlendirmeyi sizleri ki, sizlerden önceki kimselere ‘uygulanan’ sünnetleriyle ‘İlâhî hükümleriyle’. Ve sizlerden tövbeyi kabul eylemeyi. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:27       Ve Allâh diler ki, sizlerden tövbeyi kabul eylemeyi. Ve isterler şehvetlerine uyan ‘kötü arzuların esiri olan’ o kimseler ki, sizlerin büyük bir meyille ‘tutkularınıza’ gönül vermenizi.

 

4:28       Diler ki Allâh, ‘tövbelerinizin kabulüyle, vicdanınızı’ hafifletmeyi sizlerden. Ve yaratıldı insan ‘tutkularına’ zayıf!

 

4:29       Ey samimiyetle inanan kimseler! Yemeyin mallarınızı kendi aranızda asılsız ‘sebeplerle’. Aranızda rızanızla yaptığınız ticaret olmaksızın! Ve öldürmeyin canlarınıza ‘kıyıp birbirinizi’! >6:151, 17:33< Şüphesiz Allâh, sizler, inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşediyor olandır!

 

4:30       Ve kim, ifa ederse bunu ‘yasaklanan şeyleri’ husumetle ve ‘haksız yere’ zulümle, o hâlde onu ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle cehennemde’ ateşe maruz bırakacağız. >7:16, 7:17, 7:18< Ve işte bu, Allâh için kolaydır.

 

4:31       Eğer kaçınırsanız büyüklerinden, ondan men edildiğiniz şeylerin; örteriz sizlerden kötülüklerinizi ‘günahlarınızı’ ve dâhil ederiz sizleri kıymetli bir yere.

 

4:32       Ve dilemeyin Allâh’ın onunla bazılarınızı, bazılarınıza üstün kıldığı şeyleri! Erkeklere kazandıkları şeylerden ‘bir’ hisse ‘vardır’ ve kadınlara da kazandıkları şeylerden ‘bir’ hisse ‘vardır’. Ve ‘ancak’ Allâh’tan isteyin, Zât’ının lütfundan! >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 17:110, 98:5< Şüphesiz Allâh, her bir şeyi en iyi biliyor olandır!

 

4:33       Ve her biri için ‘erkek ve kadını’ mirasçılar kıldık bıraktıkları şeylerden ebeveynlerin ve akrabaların. Ve o kimselere ki güvencenizle sözleştiniz, artık verin onlara hisselerini! Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde her daim hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahit olandır!

 

4:34       Erkekler, kadınlar üzerinde kollayıcılardır; Allâh’ın, onların ‘insanların’ bazılarını bazılarından üstün kılması sebebiyle ve mallarından ‘aile geçimi için’ harcamaları sebebiyle. Bu yüzden erdemli kadınlar âmâdedirler, ‘kocalarının’ gıyabında ‘mahremiyetini’ koruyucudurlar ki, Allâh’ın ve onların ‘haklarını’, koruduğu sebebiyle. Onların ‘kadınların’ geçimsizliklerinden korkarsanız o zaman nasihat edin onlara! Ve ‘ısrar ederlerse’ yalnız bırakın yataklarında! Ve ‘yine de itaat etmezlerse, o hâlde isterseniz’ vurun onlara! Fakat eğer sizlere itaat ederlerse, artık onlara karşı bir yol ‘ileri sürerek bahane’ aramayın! Şüphesiz Allâh, yüce, kudretli, ulvi olandır; sınırsız büyüktür!

 

4:35       Ve eğer korkarsanız ikisinin ‘erkek ve kadının’ aralarında bir kopukluktan, o hâlde gönderin bir hakem onun ‘erkeğin’ ailesinden ve bir hakem onun ‘kadının’ ailesinden! Eğer ikisi de ‘taraflar’ isterlerse uzlaşmayı, Allâh başarılı kılar ikisini de. Şüphesiz Allâh, en iyi biliyor olandır; haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

4:36       Ve ‘yalnızca’ Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin! >1:4, 2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 17:110, 98:5< Ve ortak yakıştırmayın Zât’ına bir şeyi. Ve ebeveynlere iyi davranın. Ve akrabaya ve yetimlere ve yoksullara ve yakın komşuya ve uzak komşuya ve yanınızdaki arkadaşa ve (yolda mahsur kalana çaresiz, imkânsız veya mekânsız kişi ve çocuklara mecazen) yol oğluna ve sahip olduklarınız güvenceniz altındakilere de! Şüphesiz Allâh, böbürlü, övünen kimseleri sevmez!

 

4:37       O kimseler ki, cimridirler ve emrederler cimriliği insanlara. Ve gizlerler onlara verdiği şeyleri Allâh’ın, Zât’ının lütfundan. Ve hazırladık ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara ‘cehennemde’ alçaltıcı azap.

 

4:38       Ve o kimseler ki, bağış yaparlar mallarını insanlara gösteriş ‘için’. Ve samimiyetle inanmazlar Allâh’a ve ne de âhir ‘son’ güne. Ve kim ki olur şeytan ona arkadaş, o hâlde kötü arkadaş ‘sahibidir’.

 

4:39       Ve ne olurdu, onlar da samimiyetle inansalardı Allâh’a ve âhir ‘son’ güne. Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapsalardı onları rızıklandırdığından Allâh’ın. Ve Allâh, onları en iyi biliyor olandır!

 

4:40       Şüphesiz Allâh, zerre kadar zulmetmez. Ve eğer ‘zerre kadar da’ bir iyilik olursa, onu katlar. Ve verir katından büyük mükâfat.

 

4:41       ‘Yâ Muhammed’! Artık ‘hâlleri’ nasıl olacak getirdiğimiz zaman, >1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30< her bir milletlerden bir şahit ‘inancına tanıklık edecek öncü’? >17:71< Ve getirdiğimizde seni de bunların aleyhlerine şahit olarak.

 

4:42       İzin günü ‘Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü’, arzularlar o kimseler ki, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar ve isyan edenler elçiye, kendilerinin dümdüz yerle ‘bir’ olmalarını. Ve gizleyemezler Allâh’tan ‘inkâr ettikleri hiçbir’ sözü.

 

4:43       Ey samimiyetle inanan kimseler! Yaklaşmayın ibadete ‘namaza’, ve sizler sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar! Ve ne de cenabet iken ki, yolcu olmanız müstesna, boy abdesti alıncaya kadar! Ve eğer hasta olduysanız veya yolculuk üzere veya sizlerden biriniz, tuvaletten geldi veya kadınlara dokundunuz ‘ilişkiye girdiniz’ fakat su bulamadıysanız, o hâlde niyetlenin temiz toprakla, böylelikle onu hafifçe sürün yüzlerinize ve ellerinize. Şüphesiz Allâh, affediyor olandır; fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır!

 

4:44       Baksana, o kimselere ki, ‘Yahudiler ve Hristiyanlar, kendilerine’ kitaptan ‘hakikat bilgisinden’ nasip verildi. Sapkınlığı pazarlıyorlar ve istiyorlar sapmanızı yoldan.

 

4:45       Ve Allâh en iyi bilendir düşmanlarınızı! Ve yeterlidir Allâh, bir dost ‘olarak’! Ve yeterlidir Allâh, yardımcı ‘olarak’!

 

4:46       Kimi Yahudiler, tahrif ederler ‘manalarını bozarlar, Tevrât’taki’ kelimeleri yerlerinden ‘değiştirip’ ve derlerdi ki: „ İşittik ve isyan ettik! “. Ve işit, işitmez olası dillerini eğip bükerek ve dîni ‘dîni algıları’ yererek ‘yine derlerdi ki’: „ ‘Ve Râi-nâ’ Gözet bizleri! “. (İbranicede: ahmak, davar gibi güdülmek) Ve keşke deselerdi ki: „ İşittik ve itaat ettik! Ve ‘Rabbimiz,’ işit ve ‘Unzur-nâ’ bak bizlere! “, elbette olurdu ‘daha’ hayırlı onlara ve daha sağlam. >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< Ve lâkin lânetledi onları Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmaları sebebiyle. Artık samimiyetle inanmazlar, azı müstesna. >6:109, 6:110, 6:111, 7:16, 7:17, 7:18, 7:146, 10:33, 10:96, 10:97<

 

4:47       Ey o kimseler ki, kendilerine kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlar’! İnanın, indirdiğimiz şeye ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’! Ki, onaylayandır beraberinizdeki sebebi ‘Tevrât ve İncîl’i’, yüzleri silmemizden, böylelikle onları arkalarına döndürmemizden önce. (Âhirette yaşananların gösterilip, tekrar bilinçlerin silinip eski hâllerine döndürülmesi) >2:166, 4:47, 6:110, 18:52< Veya lânetlemeden önce onları da ki, Cumartesi’ni ‘kutsal şabat tatilinin hürmetini ihlâl eden, Yahudi’ sahabelerini lânetlediğimiz gibi. >2:65, 4:154, 16:124< Ve Allâh’ın emri ‘daima’ yapılmış olur.

 

4:48       Şüphesiz Allâh, bağışlamaz ortak yakıştırılmasını Zât’ına. >4:48, 6:88, 7:146, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28< Ve bağışlar bunun dışındaki şeyleri, dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye. >5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 39:41, 57:20, 64:11< Ve kim ki, Allâh’a ortak yakıştırır, o hâlde büyük günah işleyerek iftira etmiş olur. >3:151, 4:117, 6:71, 6:100, 7:33, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 10:106, 46:5<

 

4:49       Baksana, o kimselere ki, nefsaniyetlerini arındırırlar. Aksine ‘ancak’ Allâh, arındırır dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi ‘günahlardan’. >5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 39:41, 57:20, 64:11< Ve ‘âhirette’ zulmedilmezler hurma çekirdeğinin ince lifi kadar ‘bile’.

 

4:50       Bak nasıl da, Allâh üzerine ‘Allâhû Teâlâ’nın emridir’ yalanı atfediyorlar. >2:168, 2:169, 7:33, 16:116< Ve yeter ‘bu onlara’ apaçık günaha ‘vesile’.

 

4:51       Baksana, o kimselere ki, ‘Yahudiler ve Hristiyanlar, kendilerine’ kitaptan ‘hakikat bilgisinden’ nasip verildi. Cibte (:kâhinler, mabutlar, ilâhlar ve uydurma her şey) ve tâğut’a (:Allâhû Teâlâ’yı hiddetlendirenler), inanıyorlar ve derler ki ‘hakikati’ inkâra şartlanmışlar için: „ Bunlar, inanan kimselerden daha doğru bir yola yönlenmiştir! “.

 

4:52       İşte onlar… O kimseler ki, lânetledi Allâh onları. Ve kimi lânetlerse Allâh, artık asla bulamazsın onun için yardımcı.

 

4:53       Yoksa onların bir nasibi mi var saltanat, hükümranlıktan? Oysaki o zaman, vermezlerdi insanlara hurma çekirdeğinin üzerindeki oyuğu dolduracak ‘kadar bile bir rızık’.

 

4:54       Yoksa çekememezlik mi ediyorlar? İnsanlar üzerine, onlara verdiği şeyleri Allâh’ın, Zât’ının lütfundan. Çünkü verdik, İbrâhîm ailesine kitap ‘hakikat bilgisi’ ve idrak ‘yetisi’. Ve onlara büyük saltanat, hükümdarlık verdik.

 

4:55       Artık onlardan kimi ona ‘hakikat bilgisine’ samimiyetle inandı ve onlardan kimi de ondan alıkoymaktadır. Ve yeter ‘hakikat inkârcılarına’ alevli ateş, cehennem.

 

4:56       Muhakkak o kimseler ki örtmeye şartlanmışlardır Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’. Onları ‘şeytana uyup inkârları sebebiyle’ ateşe maruz bırakacağız. >4:56, 7:16, 7:17, 7:18, 7:40< Her defasında kavruldukça derileri, onları değiştiririz başka derilerle ki, azabı tatmaları için. Şüphesiz Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:57       Ve samimiyetle inanan kimseler ki, erdemli gayretler edenleri. Onları dâhil edeceğiz cennetlere ki, akar tabanından ırmaklar. Kalıcılardır onun ‘cennetlerin’ içinde ebedîyen. Onlaradır orada temiz eşler. Ve dâhil edeceğiz onları, gölgelendirecek bir gölgeye.

 

4:58       Şüphesiz Allâh, emreder teslim etmenizi emanetleri ‘görevleri yeterlilik’ sahibine! Ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi. Şüphesiz Allâh, ne iyi nasihat ediyor sizlere bununla. Şüphesiz Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet ediyor olandır; her hâliyle görendir!

 

4:59       Ey samimiyetle inanan kimseler! İtaat edin Allâh’a! İtaat edin elçiye! Ve sizlerden ‘hüküm veren’ emir sahiplerine de! Artık eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, o hâlde havale edin onu Allâh’a ve elçiye. Eğer samimiyetle inanıyorsanız Allâh’a ve âhir ‘son’ güne. İşte bu ‘daha’ hayırlıdır ve neticede ‘daha’ ahlâkidir.

 

4:60       ‘Yâ Muhammed’! Baksana, o kimselere ki, zannederler inanmış olduklarını sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’ ve senden önceki indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’. Ve isterler ki muhakeme olunmayı tâğut’un (:Allâhû Teâlâ’yı hiddetlendirenler) önünde ve inkâr etmekle emrolundukları ‘hâlde’. Ve ister ki şeytan, onları saptırmayı, uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlıkla.

 

4:61       Ve denildiği zaman onlara: „ Gelin Allâh’ın indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ ve elçiye! “ Görürsün ki, ikiyüzlülük yapanlar ayrılırlar senden saparak.

 

4:62       ‘Yâ Muhammed’! Öyleyse, nasıl olur da bir musibet isabet ettiği zaman onlara, elleriyle sundukları şeylerden ‘günahlardan’ sonra (Ömer aleyhisselâm’ın öldürdüğü iki yüzlünün diyetini istemek için), sana gelirler de ‘yalandan’ yemin ederek Allâh’a ‘derler ki’: „ İsteğimiz, iyilik etmek ve ‘iki hasmın’ aralarını düzeltmekten başka ‘bir şey’ değildir! “.

 

4:63       ‘Yâ Muhammed’! İşte onlar… O kimseler ki, Allâh biliyor onların kalplerindeki şeyi. Artık yadsı onları! Nasihat et onlara ve söyle onlara benlikleri hakkında etkileyici söz!

 

4:64       ‘Yâ Muhammed’! Ve göndermedik ‘hiç’ bir elçiyi ki, Allâh’ın izniyle ‘kendilerine’ itaat edilmesi haricinde. Ve keşke onlar da ‘günaha sebebiyet verecek bir iş yapmakla’ benliklerine zulmediyor olduklarında, sana gelselerdi, bu yüzden Allâh’tan bağışlanma isteselerdi ve elçi de onlara bağışlanma isteseydi, elbette bulurlardı Allâh’ı, itaate dönenin tövbelerini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden ‘olarak’!

 

4:65       ‘Yâ Muhammed’! Fakat hayır. Ve Rabbin için ki, samimiyetle inanmış olmazlar, ta ki seni hakem yapıp aralarında tartıştıkları şeyden sonra, verdiğin hükmün ‘yerine getirilmesine’ içlerinde ‘itirazsız’ daraltı bulmadan ve teslim olmadıkça tam bir teslimiyetle.

 

4:66       Ve üzerlerine yazsaydık ki ‘zorunlu kılsaydık’: „ Canlarınızı ‘feda edin’ öldürün! “ veya: „ Yurdunuzdan ‘terk edip’ çıkın! “ Bunu uygulamazlardı, aralarından azı müstesna. Ve eğer onlar, uygulasalardı onunla ‘kendilerine’ nasihat edilen şeyi, elbette ‘daha’ hayırlı olurdu onlara ve ‘inançlarının’ sabitliği de ‘sağlamlığı da’ daha şiddetli ‘olurdu’.

 

4:67       Ve o zaman elbette verirdik onlara, katımızdan büyük mükâfat.

 

4:68       Ve elbette yönlendirirdik onları, ‘razı olunan’ yol doğrultusunda. >3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:161, 10:105, 21:25<

 

4:69       Ve kim, itaat ederse Allâh’a ve elçiye, o hâlde işte onlar, beraberlerdir Allâh’ın, üzerlerine iyi hâl verdiği peygamberlerle ve sözünde samimi, hakikati kabul edenlerle ve şehitlerle ve erdemlilerle. Ve ne güzel arkadaştır işte onlar!

 

4:70       İşte bu lütuf Allâh’tandır! Ve yeterlidir Allâh, en iyi bilen ‘olarak’!

 

4:71       Ey samimiyetle inanan kimseler! Alın silahlarınızı artık savaşa çıkın bölükler hâlinde veya topluca savaşa çıkın!

 

4:72       Ve mutlaka aranızdan bazıları, elbette o kimseler mutlaka ‘savaşa katılmakta’ yavaş davranır. Sonra da eğer isabet ederse sizlere bir musibet, der ki: „ Allâh ‘canımı’ bağışladı ki, o zaman onlarla beraber şehit olmadım. “.

 

4:73       Ve elbet isabet etse sizlere bir lütuf ‘zafer’ Allâh’tan, mutlaka der ki, sizlerle ve onun arasında bir sevecenlik olmamış gibi: „ Ah keşke ben de onlarla beraber olsaydım da, böylelikle büyük başarı, kurtuluş kazansaydım. “.

 

4:74       Artık savaşsınlar Allâh’ın yolunda, o kimseler ki, alışverişleri dünya hayatının ‘geçici menfaati’ ile âhiret ‘karşılığındadır’. >3:157, 7:48, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20< Ve kim, savaşır da Allâh’ın yolunda, bu yüzden öldürülür veya galip gelirse, o hâlde ‘âhirette’ vereceğiz ona büyük mükâfat. >2:154, 3:169, 3:195, 9:111, 22:58, 47:4<

 

4:75       Ve ne oluyor ki sizlere savaşmıyorsunuz Allâh’ın yolunda? Ve acizlere erkeklerden ve kadınlar ve çocuklar ‘için’; ki, dediklerinde: „ Rabbimiz, çıkar bizleri bundan ki, ahalisi zalim şehir ve ver bizlere katından bir dost ve ver bizlere katından bir yardımcı! “.

 

4:76       Samimiyetle inanan kimseler, savaşırlar Allâh’ın yolunda. Ve inkârcı kimseler ise savaşırlar tâğut’un (:Allâhû Teâlâ’yı hiddetlendirenler) yolunda. O hâlde savaşın şeytanın dostlarıyla! Doğrusu şeytan hilesi zayıf ‘aciz’ olandır.

 

4:77       Baksana, o kimselere ki, ‘Mekke’de savaş istediklerinde’ denildi ki onlara: „ Ellerinizi ‘savaştan’ çekin. Ve uygulayın ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’. Ve verin zekâtı! “. Oysaki ‘Medîne’de’ savaş üzerlerine yazıldığı zaman ‘zorunlu kılındığında’, aralarından bir kısmı, ‘İslâm düşmanı’ insanlardan, ürperirler Allâh’tan ürperir gibi veya daha şiddetli bir ürpertiyle ve derler ki: „ Rabbimiz, neden üzerimize yazdın ‘zorunlu kıldın’ savaşı, bizleri erteleseydin olmaz mıydı yakın ‘bir’ vadeye? “. >2:216, 4:77, 8:5< ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Dünyada menfaat azdır ve âhiret ve ‘oradaki menfaatlendirilme daha’ hayırlıdır ‘günahlardan’ korunan kimselere! “. >3:157, 7:48, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20< Ve ‘âhirette’ zulmedilmezsiniz hurma çekirdeğinin ince lifi kadar ‘bile’.

 

4:78       Nerede olursanız ‘olun’, ölüm yetişir sizlere! Ve yükseklerde yıldız kümelerinde olsanız bile. >15:16, 25:61, 85:1< Ve eğer isabet ederse onlara bir iyilik, derler ki: „ Bu Allâh’ın katındandır. “. Ve eğer isabet ederse onlara bir kötülük, derler ki: „ Bu senin yüzünden. “. ‘Yâ Muhammed’! De ki: „ Hepsi Allâh’ın katındandır! “. Fakat ne oluyor bu topluma ki, neredeyse ‘hiçbir’ sözü idrak etmiyorlar?

 

Kader: ıkra.com

 

4:79       Ne isabet ederse sana iyilikten, ancak Allâh’tandır. Ve ne isabet ederse sana kötülükten, o hâlde o, nefsaniyetindendir (Allâh İlâhi adalet gereği iyiliği de kötülüğü de yaratandır, seçimi insanın kendisi yapar). ‘Yâ Muhammed’! Ve Biz gönderdik seni insanlara elçi. >2:127, 2:128, 2:129< Ve yeterlidir Allâh, her daim hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahittir!

 

Allâh’ın İlâhî adaleti: ıkra.com

 

4:80       Kim, itaat ederse elçiye, ancak Allâh’a itaat etmiş olur. Ve kim ‘eskiye’ dönerse, o hâlde ‘Yâ Muhammed’! Seni göndermedik üzerlerine muhafız!

 

4:81       Ve derler ki: „ İtaat ettik ‘Baş üstüne’! “. ‘Yâ Muhammed’! Ne var ki, senin yanından çıktıkları zaman, geceleyin sinsice kurarlar aralarından bir grup, ki o, senin söylediğinden başkasıyla. >4:108< Ve Allâh, yazıyor geceleyin kurdukları şeyi. >22:76, 41:20, 50:16, 82:10, 82:11, 82:12< Artık yadsı onları! Ve Allâh’a itimat et! Ve yeterlidir Allâh, her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir!

 

4:82       Hâlâ Kur’ân’ı ‘derinliğine’ düşünmezler mi? Ve olsaydı Allâh’ın katından gayrı, elbette bulurlardı içinde birçok ihtilâflar.

 

4:83       Ve geldiği zaman onlara ‘bir duyu’ ki, emniyet veya korkuya ‘dair bir karar’ emri, onu yayarlar. Ve döndürselerdi onu elçiye ve aralarından emir verenlere, onlardan onun ‘o haberin’ iç yüzünü araştıran kimseler elbette ‘gerçeği’ bilirlerdi. Ve olmasaydı Allâh’ın lütfu üzerlerinize, ve bahşetmesi, merhametle esirgemesi elbette şeytana uyardınız, azınız müstesna.

 

4:84       ‘Yâ Muhammed’! Öyleyse savaş Allâh’ın yolunda! Sen, yükümlü tutulmazsın canından başka ‘bir şeyden’. Ve teşvik et samimiyetle inananları da! Ola ki Allâh, çeker o ‘hakikati’ örten kimselerin baskılarını ‘üzerlerinizden’. Ve ‘ancak’ Allâh, baskısı ‘daha’ şiddetlidir ve yaptırımı ‘daha’ şiddetlidir!

 

4:85       Kim, bir iyiliğe şefaatle şefaat ederse ‘iyi bir davaya aracı olursa, sevaptan’, ona hisse olur ondan. Ve kim, bir kötülüğe ‘günah işlenmesine’ bir şefaatle şefaat ederse, ‘günahtan’ ona hisse olur ondan. Ve Allâh, her şey üzerinde karşılığını veren, koruyup kollayan, yarattıklarına rızıklarını ulaştırıyor olandır!

 

4:86       Ve dirlik, esenlik ile ‘dilekte bulunulduğunuz, selâmlandığınız’ zaman o hâlde, ondan daha iyisiyle dirlik dileyin ‘selâm verin’ veya onu ‘aynen’ iade edin! Şüphesiz Allâh, her şey üzerinde noksansız hesaplıyor olandır!

 

4:87       Allâh ki, ilâh yoktur Zât’ından gayrı! O, elbette bir araya toplayacaktır sizleri, kıyâmet günü ki, şüphe olmaz onda! >1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30< Ve kimdir ki, Allâh’tan daha doğru sözlü?

 

4:88       O hâlde ne oluyor ki sizlere, ikiyüzlülük yapanlar için ikiye bölündünüz. Ve Allâh, tepetaklak etti ‘inkâra çevirdi’ onları kazandıkları ‘günahlar’ sebebiyle. Allâh’ın şaşırttığı kişiyi yönlendirmek mi istiyorsunuz? Ve ‘müstahik’ kimi Allâh, sapkınlıkta bırakırsa, artık asla bulamazsın onun için bir yol. >4:48, 6:88, 7:146, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

4:89       Arzuladılar ki, inkâr etseniz ‘kendilerinin’ inkâr ettikleri gibi ve böylelikle ‘onlarla’ eşit olun. Artık edinmeyin onlardan dostlar ‘sırdaş’, hicret ‘göç’ edecekleri ‘zamana’ kadar Allâh’ın yolunda! Buna rağmen eğer ‘eskiye’ dönerlerse, artık alın ‘yakalayın’ onları ve öldürün onları bulduğunuz yerde! >2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9< Ve edinmeyin onlardan dost ‘sırdaş’ ve ne de yardımcı! >3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9<

 

4:90       O kimseler müstesna ‘dokunulmazdır’ ki, ulaştırırlar ‘canlarını’ bir topluma, sizlerle ve aralarında kesin söz ‘anlaşmalı olan’ veya gelirler sizlere, göğüsleri daralmış savaşmaktan sizlerle, veya savaşmaktan kendi toplumlarıyla. Ve dileseydi Allâh, elbette salardı onları üzerlerinize de, o zaman elbette savaşırlardı sizlerle. Fakat eğer uzak durur da sizlerden, artık savaşmazlar sizlerle ve teslimiyetçi tutum ‘gösterirlerse’ sizlere, o hâlde Allâh vermemiştir sizler için, onlara ‘saldırmaya’ bir yol!

 

4:91       Bulacaksınız başkalarını da, isterler sizlerden de emin olmayı ve kendi toplumlarından da emin olmayı. Her defasında ‘sapkınlığa’ döndürülseler fitne ‘kargaşa’ içine dalarlar. Eğer bundan sonra uzak durmazlar da sizlerden ve teslimiyetçi tutum ‘göstermezlerse’ sizlere ve çekmezlerse ellerini, artık alın ‘yakalayın’ onları ve öldürün onları bulduğunuz yerde! Ve işte verdik sizler için, onlara ‘saldırmaya’ apaçık salahiyet. >2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9<

 

4:92       Ve olamaz bir inançlı için, bir inançlıyı öldürmesi, hatayla ‘olması’ haricinde! Ve kim, öldürürse bir inançlıyı hatayla, o hâlde inançlı bir köle azat edilmelidir ve diyet muaf edilmelidir! Ki, ‘ölenin’ ailesine de ‘onların, o diyeti’, sadaka ‘olarak’ bağış yapmaları müstesna. Fakat, eğer sizlere düşman bir toplumdan olup ve o ‘hatayla öldüren’, inançlılardan ise, o hâlde inançlı bir köle azat edilmelidir! Ve eğer sizlerle ve aralarında kesin söz ‘anlaşma’ olan bir toplumdan ise, o hâlde diyet teslim edilmelidir ‘ölenin’ ailesine ve inançlı bir köle azat edilmelidir! Fakat kim, ‘bunu’ bulamazsa, öyleyse oruç tutmalıdır iki ay artarda tövbe olarak Allâh’a! Ve Allâh, en iyi biliyor olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:93       Ve kim, öldürürse bir inançlıyı kasıtlı, o hâlde onun cezası, içinde kalacağı cehennemdir. Ve hiddetlenmiştir Allâh, üzerine ve lânetlemiştir onu. Ve hazırlamıştır ona ‘cehennemde’ büyük azap.

 

4:94       Ey samimiyetle inanan kimseler! Vuruşmaya ‘sefere’ çıktığınız zaman Allâh’ın yolunda, artık belli edin ‘inançlıyı inançsızdan’! Ve demeyin. Sizlere selâm bırakan ‘veren’ kimseye: „ Samimiyetle inanmış değilsin! “. Ki, gaye edinerek dünya hayatının geçici menfaatini. >3:157, 7:48, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20< Çünkü Allâh’ın katında ganimetler çoktur. İşte bunun gibiydiniz sizler de daha önce, ne var ki Allâh minnettar ‘etti’ sizleri de, ‘hakikate yönlendiren yolu idrak ettiniz’. O hâlde ‘iyice araştırıp’ belli edin! Şüphesiz Allâh, gayret ediyor olduğunuz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

4:95       Eşit olmazlar inançlılardan özür sahibi olmaksızın oturanlarla ‘seferden geri kalanlarla’ ve savaşanlar, Allâh’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla. Üstün kıldı ‘yüceltti’ Allâh, savaşanları mallarıyla ve canlarıyla, oturanlar ‘geri kalanlar’ üzerine mertebece. Ve hepsine vadetti Allâh, en güzelini. Ve üstün kıldı ‘yüceltti’ Allâh, savaşanları oturanlar ‘geri kalanlar’ üzerine büyük mükâfatla.

 

4:96       Mertebeler ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ından dır ve bağışlanma; ve bahşedilme, merhametle esirgenme. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

4:97       Muhakkak o kimseler ki, vefat ettirirken onları melekler, ‘İslâm’ı yaşamaya elverişsiz ortamda yaşayıp’ benliklerine zulmedenleri, derler ki: „ Ne yapıyor, ne ediyordunuz? “. ‘Onlar da’ Derler ki: „ Bizler, yeryüzünde aciz kimselerdik! “. ‘Melekler’ Derler ki: „ Allâh’ın yeryüzü geniş değil miydi? O hâlde orada ‘bir yerden bir yere’ hicret ‘göç’ etseydiniz. “. O hâlde işte onlar ki… Onların varacakları yer cehennemdir. Ve ne kötü varış yeridir ‘o’!

 

4:98       Müstesnadır ki ‘göç için’ acizler erkeklerden ve kadınlar ve çocuklar; ki, ‘onlar, hiçbir’ çareye tâkat edemezler ve bir yola yönlenemezler.

 

4:99       O hâlde işte onlar… Ola ki Allâh affeder onları. Ve Allâh, affedici olandır; fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır!

 

4:100     Ve kim, hicret ‘göç’ ederse Allâh’ın yolunda, bulur yeryüzünde göç edilecek yerler, birçok geniş ‘imkânlar’. Ve kim, çıkar da evinden, hicret ‘göç’ etmek için Allâh ve elçisi ‘uğruna’, sonra da yetişirse ona ölüm, artık kesinleşmiş oldu onun mükâfatı Allâh üzerine. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

4:101     Ve vuruşmaya ‘sefere’ çıktığınız zaman yeryüzünde, o hâlde olmaz üzerlerinize vebal, ibadeti ‘namazı’ kısaltmanızda. Ki, eğer korkarsanız ‘hakikati’ örten kimselerin sizlere fitnelik ‘zarar’ edeceklerinden. Muhakkak ki ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlar, sizlere apaçık düşman oldular.

 

4:102     ‘Yâ Muhammed’! Ve olduğunda aralarında onların, uygulattığında onlara ibadeti, öyleyse ‘namaza’ dursun aralarından bir grup seninle beraber ve alsınlar silahlarını da ‘yanlarına’! Böylelikle ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ yere kapandıkları zaman, ‘diğerleri’ hemen arkanızda olurlar. Ve gelsin diğer ibadet etmemiş ‘namaz kılmamış’ grup da, öylece ibadetlerini etsinler seninle beraber. Ve alsınlar koruma tedbirlerini ve silahlarını! Arzularlar ki ‘hakikati’ örten kimseler, habersiz olsanız da silahlarınızdan ve mühimmatınızdan, nihayet hücuma gayretlenseler üzerlerinize bir hamleyle. Ve vebal olmaz üzerlerinize eğer sizlere rahatsızlık olurda yağmurdan veya hastalanırsanız, bırakmanızda silahlarınızı. Ve ‘yine de’ alın tedbirlerinizi! Şüphesiz Allâh, hazırlamıştır ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara ‘cehennemde’ alçaltıcı azap.

 

4:103     Nihayet bitirdiğiniz zaman ibadeti ‘namazı’, artık yâd edin Allâh’ı ayaktayken ve otururken ve yan üstü uzanmışken! Nihayet güvenliğe kavuştuğunuzda, artık uygulayın ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’! Muhakkak ki ibadet ‘namaz’, samimiyetle inananlar üzerine vakitleri belirlenmiş olarak, yazıldı ‘zorunlu kılındı’!

 

4:104     Ve yılmayın toplumca amaçtan. Eğer sizler acı çekecek olursanız, o zaman mutlaka onlar da ‘inkârcı düşmanınız da’ acı çekiyorlar sizlerin acı çektiğiniz gibi. Ve ‘en azından, alacağınıza’ umuyorsunuz Allâh’tan ki, onların ummadıkları şey. Ve Allâh, en iyi biliyor olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:105     ‘Yâ Muhammed’! Şüphesiz Biz indirdik sana kitabı ‘Kur’ân-ı Kerîm’i’ hak ile ‘amaç için’ ki, hükmetmen için insanlar arasında Allâh’ın sana gösterdiği şeylerle! >16:102, 17:106, 25:32, 32:2, 41:53< Ve olma ‘güveni kötüye kullanan, zaafına veya şeytana uyup’ ihanet edenlere taraf!

 

4:106     ‘Yâ Muhammed’! Ve bağışlanma iste Allâh’tan! Şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

4:107     ‘Yâ Muhammed’! Ve müdâfaa etme ‘güveni kötüye kullanan, zaafına veya şeytana uyup’ benliklerine ihanet eden kimseleri! Şüphesiz Allâh, hainlikte ısrarcı olan günahkâr kimseleri sevmez!

 

4:108     ‘Onlar’ Gizlerler insanlardan ve gizleyemezler Allâh’tan. Ve O ‘Allâhû Teâlâ’, onlarla beraberdir, ‘geceleyin’ sinsice kurdukları şeylerden ki, hoşnut olmayacağı sözlerden. >4:81< Ve Allâh, kuşatan, kavrayandır gayret ettikleri şeyleri!

 

4:109     İşte sizler busunuz! ‘Haydi’ Müdâfaa ettiniz onları dünya hayatında. Öyleyse kim mücâdele eder Allâh ile kıyâmet günü onlardan yana, veya kim olur üzerlerine himayeci?

 

4:110     Ve kim, gayretlenir kötülüğe veya ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla’ benliğine zulmeder, sonra da Allâh’tan bağışlanma isterse, bulur Allâh’ı, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayan; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!

 

4:111     Ve kim, bir günah kazanırsa, o hâlde ancak benliğine kazanır onu. Ve Allâh, en iyi biliyor olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:112     Ve kim, bir hatayla ‘suç işler’ veya günah kazanırsa, sonra da atar onu uzak olan ‘bir suçsuza’ o hâlde yüklenmiş olur iftira ve apaçık günahını.

 

4:113     ‘Yâ Muhammed’! Ve eğer olmasaydı Allâh’ın lütfu üzerine ve bahşetmesi, merhametle esirgemesi, elbette yeltenecekti aralarından bir grup seni şaşırtmaya. Ve saptıramazlar ‘onlar’ nefsaniyetlerinden başkasını ve sana bir şeyle zarar veremezler. Ve indirendir Allâh, sana kitabı ‘Kur’ân-ı Kerîm’i’ ve hükümlerini! Ve sana öğretti biliyor olmadığın şeyleri! Ve Allâh, lütfu büyük olandır üzerinde!

 

4:114     Hayır yoktur çoğunda, ‘hainlerin’ gizli konuşmalarında ki, sadakayı emreden kimsenin konuşması müstesna veya makul ‘olanı’ veya uzlaştırmayı insanların arasında. Ve kim ifa ederse bunu, Allâh’ın hoşnutluğunu gaye edinerek o hâlde, ‘âhirette’ vereceğiz ona büyük mükâfat.

 

4:115     Ve kim, karşı gelirse elçiye ki, ona belli olmasının ardından yönlendirilme; ve uyarsa samimiyetle inananların yolundan başkasına, onu döndürürüz döndüğü şeye ‘inkâra’. >4:14, 8:13, 9:80, 9:84, 33:36, 58:5< Ve onu maruz bırakırız cehenneme ‘şeytana uyup inkârı sebebiyle’. >4:56, 7:16, 7:17, 7:18, 7:40< Ve ne kötü varış yeridir ‘o’!

 

4:116     Şüphesiz Allâh, bağışlamaz ortak yakıştırılmasını Zât’ına. >4:48, 6:88, 7:146, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28< Ve bağışlar bunun dışındaki şeyleri, dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye. >5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 39:41, 57:20, 64:11< Ve kim ki, Allâh’a ortak yakıştırır, o hâlde sapmış olur uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlıkla. >3:151, 4:117, 6:71, 6:100, 7:33, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 10:106, 46:5<

 

4:117     ‘Onlar’, İllâki, ancak ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının yanı sıra dişilere (:dişi olarak tanımladıkları tanrıça putlar: Lât, Menât, Uzza vs.) davet ‘dua’ etmekle ve ancak inatçı, dönek şeytandan başkasına davet ‘dua’ etmemiş ‘olurlar’. >3:151, 4:117, 6:71, 6:100, 7:33, 7:197, 10:18, 10:28, 10:29, 10:106, 46:5<

 

4:118     Lânetledi Allâh onu ‘şeytanı’. Ve ‘şeytan’ dedi ki: „ Elbette edineceğim, Senin kullarından belirli ‘bir’ hisse! “.

 

4:119     „ Ve mutlaka saptıracağım onları. Ve mutlaka hayallere ‘kapılmalarını hoş göstereceğim’ onlara. Ve mutlaka emredeceğim onlara ki, bu yüzden onlar mutlaka ‘sağmal’ hayvanların kulaklarını yaracaklar. Ve emredeceğim onlara ki, böylelikle mutlaka değiştirecekler Allâh’ın yarattığını. “. Ve kim edinirse şeytanı dost, Allâh’ı bırakıp, artık olmuştur hüsrana uğrayan apaçık ‘bir’ hüsranla.

 

Klonlama, ürünlerin genlerini değiştirme: ıkra.com

 

4:120     ‘Şeytan’ Onlara vadeder ve onları hayallere ‘kapılmalarını hoş gösterir’. Ve şeytanın vadettiği şeyler onlara, aldanıştan başka ‘bir şey’ değildir. >2:268, 6:112, 14:22<

 

4:121     İşte onlar ki… Onların varacakları yer cehennemdir. Ve bulamazlar ondan kurtuluş.

 

4:122     Ve samimiyetle inanan kimseler ve erdemli gayretler edenler. Onları dâhil edeceğiz cennetlere ki, akar tabanından ırmaklar. Kalıcılardır onun ‘cennetlerin’ içinde ebedîyen. Allâh’ın vaadi gerçektir! Ve kimdir ki, Allâh’tan daha doğru diyen?

 

4:123     Değildir sizlerin hayallerinizle ve ne de ‘diğer’ kitapların erbaplarının (:Yahudiler ve Hristiyanlar) hayalleriyledir. Kim ki, gayretlendi bir kötülüğe onunla cezalandırılır. >16:119< Ve bulamaz kendisi için, Allâh’a karşı bir dost ve ne de yardımcı.

 

4:124     Ve kim, erdemli gayretler eder ki, erkek veya dişi ve o samimiyetle inandı, o hâlde işte onlar, dâhil edilirler cennete. Ve ‘âhirette’ zulmedilmezler hurma çekirdeğinin üzerindeki oyuğu dolduracak kadar ‘bile’.

 

4:125     Ve kimdir ki, dînen ‘dîni algılarında daha’ iyi, yüzünü ‘benliğini’ teslim eden kimseden Allâh’a ve o, ahlâklıdır. Ve uydu, İbrâhîm’in milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’, Hanif (:yegâne İlâh’a inanan) olarak. >3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:161, 10:105, 21:25< Ve edindi Allâh, İbrâhîm’i dost.

 

4:126     Ve Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de! Ve Allâh, her bir şeyi kuşatan, kavrıyor olandır!

 

4:127     ‘Yâ Muhammed’! Ve senden fetva ‘açıklama’ istiyorlar kadınlar ‘ve onların mirasları’ hakkında; de ki: „ Allâh, haklarında fetvayı veriyor sizlere! Ve okunan şeyler ‘var’ kitapta ‘Kur’ân-ı Kerîm’de’ sizlere, yetim kızlar hakkında ki, onlara yazılmış şeyleri ‘zorunlu kılınan mirası’ vermeyip ve kendilerini nikâhlamak istediğinizde. Ve acizlere çocuklardan; ve hakkaniyetle ‘titizlikle, gereğince’ tutumunuza yetimler için. “. Ve neyi ifa ederseniz hayırdan, o hâlde şüphesiz Allâh, onu en iyi biliyor olandır!

 

4:128     Ve eğer bir hatun, korkarsa kocasının geçimsizliğinden veya yadsımasından, artık vebal olmaz üzerlerine onların ‘kendi’ aralarında gidişatı düzeltip uzlaşmalarında; ve uzlaşma ‘daha’ hayırlıdır. (Kadının ailesine bir Mesaj niteliğindedir. Ve ilk aşamada karışılmaması öngörülüyor.) >4:35< Ve hazır kılınmıştır ‘elverişli yaratılmıştır’ nefsaniyetler bencilliğe. Ve eğer iyi davranır ve ‘günahlardan’ korunursanız, o hâlde şüphesiz Allâh, gayret ediyor olduğunuz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

4:129     Ve asla güç yetiremezsiniz kadınlar arasında adil olmaya, hırslanasıya isteseniz de! >4:3< Öyleyse ‘biriyle’ tüm ilgiyle ilgilenmeyin, ‘eğer ki’ hemen bırakacaksanız onu ‘bir diğerini’ muallakta gibi! Ve eğer uzlaşırsanız ve ‘günahlardan’ korunursanız, o hâlde şüphesiz Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

4:130     Ve eğer ‘karı-koca’ ayrılırlarsa, Allâh, geniş ‘imkânlarından’ herkesi geçindirir. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsıyor olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:131     Ve Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de! Ve andolsun ki, vasiyet ettik o kimselere ki, sizlerden önceki kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlara’ ve sizlere de, korunmalarını Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve eğer inkâr ederseniz ne var ki ‘ziyanı kendinizedir ki’; şüphesiz Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de! Ve Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayandır; yüceltilmeye, övgüye lâyık olandır!

 

4:132     Ve Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de! Ve yeterlidir Allâh, her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir!

 

4:133     Eğer O ‘Allâhû Teâlâ’, dilerse sizleri giderir ‘yok eder’… Ey insanlar! Ve getirir başkalarını. Ve Allâh, bunun üzerinde dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretli olandır!

 

4:134     Kim isteyecek olur da ‘sadece’ dünya sevabını ‘kazancını’, o hâlde ‘bilsin ki’, Allâh’ın katındadır dünya ve âhiret sevabı da ‘mükâfatı da’. >17:18, 17:19, 17:20< Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet ediyor olandır; her hâliyle görendir!

 

4:135     Ey samimiyetle inanan kimseler! Allâh için, adaleti kollayıcı şahitler olun! Ve olsa da benliklerinize karşı veya ebeveynlere ve akrabalara zengin veya fakir de olsalar. Çünkü Allâh, ikisinden de daha münasiptir ‘ileridir’. Öyleyse uymayın emellerinize, hakkaniyetli olun! Ve eğer dilinizi eğip bükerseniz ‘sözü değiştirirseniz’ veya vazgeçerseniz, o hâlde şüphesiz Allâh, gayret ediyor olduğunuz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

4:136     Ey ‘diğer kitapların erbaplarından (:Yahudiler ve Hristiyanlar)’ inançlı kimseler! >4:162, 5:43, 7:157, 28:52< ‘Samimiyetle’ İnanın, Allâh’a ve elçisine ve kitaba ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’! Ki O ‘Allâhû Teâlâ, onu’, indirdi elçisine! >16:102, 17:106, 25:32, 32:2, 41:53< Ve ‘diğer mukaddes’ kitaba ki o, daha önce indirdiği! Ve kim, inkâr ederse Allâh’ı ve meleklerini ve kitaplarını ‘hakikat bilgisini’ ve elçilerini ve âhir ‘son’ günü o hâlde, sapmış olur uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlıkla.

 

4:137     Mutlaka ‘Yahudilerden’ samimiyetle inanan kimseler, sonra ‘buzağıya ibadet edip’ nankörlük ettiler. Sonra ‘tövbe edip Tevrât’a’ inandılar sonra ‘Îsâ aleyhisselâm’ı’ inkâr ettiler. Daha sonra da nankörlüklerini arttırdılar. Allâh, ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’ bağışlayacak değildir onları ve ne de ‘razı olduğu’ yola yönlendirir onları. >7:16, 7:17, 7:18<

 

4:138     ‘Yâ Muhammed’! Müjdele ikiyüzlülük yapanları ki, onlara ‘cehennemde’ elem azap olduğunu!

 

4:139     O kimseler ki ‘ikiyüzlülük yapanlar’, kabul ederler ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları dostlar ‘sırdaş’, samimiyetle inananları bırakıp. >3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9< Onların yanında itibar mı gaye ediniyorlar? Ancak şüphesiz, üstünlük, itibar tamamen Allâh’ındır!

 

4:140     Ve indirilmişti ki, sizlere, kitapta ‘Kur’ân-ı Kerîm’de’: „ İşittiğiniz zaman Allâh’ın âyetlerini, onun inkâr edildiği ve alay edildiğinde onunla, artık oturmayın onlarla beraber, ondan başka bir hadiseye dalıncaya kadar! O zaman, mutlaka sizler de onlara benzersiniz. “. Şüphesiz Allâh, ‘âhirette’ bir araya toplayacaktır ikiyüzlülük yapanları ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları topluca cehennemde.

 

4:141     O kimseler ki ‘ikiyüzlülük yapanlar’ bekliyorlar sizleri ki, nihayet Allâh’tan bir zafer ‘nasip’ olunca dediler ki: „ Bizler, olmadık mı sizlerle beraber? “. Ve ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara ‘onlar zafer elde ederler de bir’ hisse olduğunda ise ‘onlara’ dediler ki: „ Bizler, ‘siper olup’ kaplamadık mı üzerlerinize? Ve sizlere inançlılardan ‘gelecek tehlikeye’ mâni olduk ya! “. Artık Allâh, hükmedecektir aranızda, kıyâmet günü. Ve asla oluşturmamıştır Allâh, ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara, samimiyetle inananlar aleyhine bir yol.

 

4:142     Doğrusu ikiyüzlülük yapanlar, ‘güya’ Allâh’ı kandırırlar. Ve O ‘Allâhû Teâlâ’, onları kandırandır (yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturur)! >14:46, 16:26, 35:43, 52:42< Ve onlar, ibadete ‘namaza’ kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allâh’ı yâd etmezler azı müstesna.

 

4:143     Bocalayıp dururlar ‘ikiyüzlülük yapanlar’, bunların ‘inançlıların ve inkârcıların’ arasında. Ne bunlarla olurlar ve ne de onlarla olurlar. Ve ‘müstahik’ kimi Allâh, sapkınlıkta bırakırsa, artık asla bulamazsın onun için bir yol. >4:48, 6:88, 7:146, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

4:144     Ey samimiyetle inanan kimseler! Edinmeyin ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışları dostlar ‘sırdaş’, inançlıları bırakıp! >3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9< İster misiniz ki, vermeyi Allâh’a aleyhinize apaçık bir delil?

 

4:145     Muhakkak ikiyüzlülük yapanlar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Ve asla bulamazsın onlara yardımcı.

 

4:146     O kimseler müstesna ki, tövbe ettiler ve gidişatı düzelttiler ve sımsıkı tutundular Allâh’a ‘teslimiyete’ ve has kıldılar dînlerini ‘ibadeti, hamdı’ Allâh’a. O hâlde işte onlar, samimiyetle inananlarla beraberlerdir. Ve Allâh, ‘âhirette’ verecek, samimiyetle inananlara büyük mükâfat.

 

4:147     İfa etmez Allâh, sizlere azaplandırmasını ki, eğer ‘verilen imkânlara’ şükrederseniz ve samimiyetle inanırsanız! Ve Allâh, şükrün karşılığını cömertçe veriyor olandır; en iyi bilendir!

 

4:148     Allâh sevmez, kötü sözün açıklanmasını ki, zulmedilen kişinin ‘söylemesi’ müstesna! Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet ediyor olandır; en iyi bilendir!

 

4:149     Eğer açıklarsanız bir hayrı veya saklı tutarsanız onu veya affederseniz bir kötülüğü, o hâlde şüphesiz Allâh da, affediyor olandır; dilediğini, irade ettiği gibi icra eden ve yapmaya kudretlidir!

 

4:150     Mutlaka o kimseler ki, Allâh’ı inkâr ederler ve elçilerini de ve isterler ki, ayırım yapmayı Allâh ve elçileri arasında. Ve derler ki: „ İnanırız bir kısmına ve inkâr ederiz bir kısmını. “. Ve isterler ki, edinsinler bunların ‘inanmakla inkârın’ arasında bir yol.

 

4:151     İşte onlar ki… Onlar, hakkı ‘İlâhi esasları’ inkâr ettiler. Ve hazırladık inkârcılara, ‘cehennemde’ alçaltıcı azap.

 

4:152     Ve o kimseler ki, samimiyetle inanırlar Allâh’a ve elçilerine ve onların aralarından ‘hiç’ birini ‘diğerinden’ ayırmazlar. İşte onlar ki… Onlara verilecektir ‘âhirette’ mükâfatları. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

4:153     Sual ederler ki, senden ‘diğer’ kitabın erbabı ‘Yahudiler’, indirmeni onlara gökten bir kitap. Oysaki Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü sual etmişlerdi de, dediler ki: „ O hâlde göster bizlere Allâh’ı açıkça! “. >13:38, 14:11< Bu yüzden onları aldı bir çarpılma ki ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulümleri sebebiyle. Sonra edindiler buzağıyı ‘ilâh’ ki, onlara ayan beyan ‘deliller’ gelmesinin ardından. >2:60, 4:154, 4:164, 7:117, 7:133, 7:160, 20:18, 20:19, 20:20, 20:21, 20:22, 20:77, 26:32, 26:33, 26:63, 27:10, 27:12, 28:31< Buna rağmen affettik onları bundan. Ve verdik Mûsâ’ya apaçık delil ‘Tevrât’.

 

4:154     Ve kaldırdık, üstlerine Tur’u (:Sînâ’daki Tur dağının düşen parçalarının mağara oluşturup, gölgelik olması) >7:143, 7:171, 16:81< kesin sözleri sebebiyle. Ve dedik ki onlara (Tîh sahrasından çıktıktan sonra): „ Girin kapıdan ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ yere kapanarak! “. Ve dedik ki onlara: „ Sınırları aşmayın, Cumartesi’leri ‘kutsal şabat tatilinin hürmetini ihlâl ederek’! “. Ve aldık onlardan kati, kesin söz.

 

Sînâ’daki Tur dağının mağara olması: ıkra.com

 

4:155     Ancak ‘başlarına gelenin’ sebebi, kesin sözlerini bozmaları ve örtüyor olmaları Allâh’ın âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ >2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40< ve öldürmeleri peygamberleri hak dışı ve ‘şu’ sözleri: „ Kalplerimiz katmanlı ‘lâzım değil’! “. Ki zaten Allâh, onların ‘kalplerinin’ üzerini mühürledi ‘hakikati’ örtmeye şartlanmaları sebebiyle. (Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir). >3:108, 6:104, 7:101, 10:74, 40:35, 64:11< Artık samimiyetle inanmazlar, azı müstesna. >6:109, 6:110, 6:111, 7:16, 7:17, 7:18, 7:146, 10:33, 10:96, 10:97<

 

4:156     Ve örtüyor olmaları ‘İlâhi esasları’ ve ‘gayrimeşru evlât doğurdu’ sözleri Meryem üzerine, büyük iftiradır.

 

4:157     Ve ‘iftiradır’ sözleri: „ Doğrusu, bizler öldürdük Allâh’ın elçisi Meryem’in oğlu Îsâ Mesih’i! “. Ve öldürmediler onu ve asmadılar onu! Lâkin ‘Îsâ aleyhisselâm’a’ benzetildi ‘asılan kişi’ onlara. Ve muhakkak ki onda ihtilâf eden kimseler, ondan ‘bu konuda’ elbette kuşkudalar. Onların, onunla ‘ilgili’ bilgileri değildir ki, zanna uymaktan başka ‘bir’ şey. Ve öldürmediler onu kesinlikle!

 

4:158     Aksine Allâh, yükseltti onu Zât’ına. Ve Allâh daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:159     Ve illâki ‘diğer’ kitapların erbaplarının (:Yahudiler ve Hristiyanlar) ‘hiçbiri’ kalmaksızın mutlaka inanacaklar ona ‘Îsâ aleyhisselâm’a’, ölmeden önce. Ve kıyâmet günü de aleyhlerine şahit olur ‘Îsâ aleyhisselâm’. >16:89<

 

4:160     Böylelikle ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulümlerinden, Yahudi kimselere haram ‘caiz olmaz’ kıldık üzerlerine, helâl ‘caiz’ temiz ‘rızkı’ onlara ve alıkoymalarından, onların ‘halkının’ birçoğunu Allâh’ın yolundan. >3:93, 4:160, 6:146<

 

4:161     Ve almaları kâr payı ve ondan men edilmiş oldukları ‘hâlde’ ve yemeleri insanların mallarını gerekçesiz. Ve hazırladık aralarından ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlara ‘cehennemde’ elem azap.

 

4:162     ‘Yâ Muhammed’! Lâkin aralarından ‘ilham verdiklerimizden’, ilimde derinliğe vukuflar ve samimiyetle inananlar ki, inanırlar >4:162, 12:76< sana indirilen şeye ‘Kur’ân-ı Kerîm’e’ ve senden önceki indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’. Ve uygulayanlar ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’ ve verenler zekâtı ve samimiyetle inananlar Allâh’a ve âhir ‘son’ güne… İşte onlara vereceğiz ‘âhirette’ büyük mükâfat.

 

4:163     ‘Yâ Muhammed’! Şüphesiz Biz, vahyettik ki, sana da vahyettiğimiz gibi, Nûh’a ve onun ardındaki peygamberlere. Ve Biz, vahyettik İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ve İshâk’a ve Yâkub’a (:İbrâhîm aleyhisselâm’ın torunu) ve ‘onun’ torunlarına ve Îsâ’ya ve Eyyûb’a ve Yûnus’a ve Hârûn’a ve Süleymân’a. Ve verdik Dâvûd’a Zebur.

 

4:164     ‘Yâ Muhammed’! Ve ‘vahyettiğimiz nice’ elçiler oldu, daha önce sana kıssa ettik ‘bahsettik’. Ve ‘nice’ elçileri de sana kıssa etmedik ‘bahsetmedik’. Ve konuştu Allâh, Mûsâ’ya kelâmla.

 

4:165     Elçiler, ‘hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyiciler ve ‘kıyâmetle’ uyarıcılardır. Ki, olmaması için insanların Allâh’a karşı ‘kullanabilecekleri’ kanıt elçilerden sonra. Ve Allâh, daima üstün gelen, eşi benzeri olmayandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:166     ‘Yâ Muhammed’! Lâkin Allâh, şahitlik eder sana indirdiği şeye ‘hakikat bilgisine’ ki, sana onu, indirdiğine Kendi ilmiyle. Ve melekler de şahitlik ederler. Ve yeterlidir Allâh, her daim hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahittir!

 

4:167     Muhakkak o kimseler ki ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır; ve alıkoyarlar Allâh’ın yolundan. ‘Onlar, iyice’ Sapmış oldular, uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlıkla.

 

4:168     Muhakkak o kimseler ki ‘hakikati’ örtmeye şartlanmışlardır; ve ‘günaha sebebiyet verecek işleri yapmakla, benliklerine’ zulmederler. Allâh, ‘şeytana uyup inkârları sebebiyle’ bağışlayacak değildir onları ve ne de ‘razı olunan’ gidişata yönlendirir onları. >4:56, 7:16, 7:17, 7:18, 7:40<

 

4:169     Ki, cehenneme gidişat müstesna. Kalıcılardır onun ‘cehennemin’ içinde ebedîyen. Ve bu, Allâh için kolaydır.

 

4:170     Ey insanlar! Gelmiştir sizlere elçi ki, hak ile ‘amaç için’ Rabbinizden! O hâlde samimiyetle inanın ‘bu, daha’ hayırlıdır sizlere! Ve eğer inkâr ederseniz, ‘ziyanı kendinizedir ki’; şüphesiz Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdekiler de! Ve Allâh, en iyi biliyor olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

4:171     Ey ‘diğer’ kitabın erbabı ‘Hristiyanlar’! Haddi aşmayın dîninizde ‘dîni algılarınızda’! Ve söylemeyin Allâh üzerine gerçeklerden başka ‘bir şey’. Mesih, sadece Îsâ, Meryem’in oğludur. Allâh’ın elçisi ve kelimesidir ‘hükmüdür, Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının. ‘Ki, Cebrâîl aleyhisselâm’ Ona, Meryem’e bıraktı ve bir ruhtur ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ından. Öyleyse inanın Allâh’a ve elçilerine! Ve söylemeyin: „ Üçtür! “. (Teslis; uknum: Baba Allâh, oğul Allâh ve kutsal ruh Allâh), sonlandırın! ‘Bu daha’ Hayırlıdır sizlere. Allâh… Ancak tek İlâhtır O! Zât’ının, evlâdı olması ‘gibi’ noksan sıfatlardan, kusurdan ve eksiklikten uzaktır! ‘Allâhû Teâlâ’nın’ Zât’ının dır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler de! Ve yeterlidir Allâh, her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir!

 

4:172     Asla çekinmez Mesih ‘Îsâ aleyhisselâm’, Allâh’a kul olmaktan ve ne de ‘Allâhû Teâlâ’ya’ yakınlaştırılan melekler de. >3:45, 4:72, 56:10, 56:11, 56:12, 56:13, 56:14, 56:88, 56:89, 83:21, 83:28< Ve kim, çekinir de Zât’ına ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmekten ve büyüklenirse, nihayet toplayacaktır onları, Zât’ında topluca. >1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

4:173     Oysaki samimiyetle inanan kimselere ise ve erdemli gayretler edenlere… Öyle ki, tastamam ödenir onlara mükâfatları ve daha da arttırır onlara, Zât’ının lütfundan. Ve ‘Allâhû Teâlâ’ya ibadet etmekten’ çekinen kimselere ve büyüklenenlere ise, bu yüzden azap edilir onlara, ‘cehennemde’ elem azap ile. Ve bulamazlar kendilerine, Allâh’a karşı bir dost ve ne de yardımcı.

 

4:174     Ey insanlar! Gelmiştir sizlere delil, Rabbinizden! Ve indirdik sizlere, apaçık bir aydınlık ‘İlâhi esasları’! >16:102, 17:106, 25:32, 32:2, 41:53<

 

4:175     Oysaki samimiyetle inanan kimselere ise Allâh’a ve sımsıkı tutunanlara Zât’ına ‘teslimiyete’… Öyle ki, dâhil edecek ‘cennete’ onları, Zât’ından bir bahşedilme, merhametle esirgenme içine ve lütfa. Ve yönlendirir onları, Zât’ına ‘razı olduğu’ yol doğrultusunda.

 

4:176     ‘Yâ Muhammed’! Senden fetva ‘açıklama’ istiyorlar. De ki: Allâh, fetva veriyor ki, ana-baba ve evlâtsız ‘kişi’ hakkında: Eğer ‘bir’ adam öldüğünde, onun evlâdı yoksa ve kız kardeşi varsa, o hâlde bıraktığı şeyin ‘mirasın’ yarısı onundur! Ve eğer onun ‘ölen kız kardeşin’ oğlu yoksa o ‘erkek kardeş’, ona ‘kız kardeşe’ vâris olur! Fakat eğer iki kız kardeşi varsa, o hâlde bıraktığının üçte ikisi onlarındır! Ve eğer erkek ve kadın birçok kardeşlerse, o hâlde erkeğe, kadının payının iki mislidir! Beyan eder Allâh, sizlere ki, şaşırırsanız. Ve Allâh, her bir şeyi en iyi bilendir!